Galler Prensi Albert Edward ve Eşi Prenses Alexandra Christina İstanbul’da
Osman Öndeş
The Times yazarlarından William Howard Russell İngiltere tahtına VII. Edward unvanıyla kral olacak Galler Prensi Albert Edward ve seyahat sırasında nişanlısı olan Alexandra Christina’nın 1869’da İstanbul’a yaptıkları geziyi kitap hâline getirmiş, denizcilik üzerine yaptığı tablolarıyla tanınan deniz ressamı Oswald Walters Brierly de İstanbul yaşamını resmetmiştir.* Bu yazıda Russell’ın gezi notlarından derlenmiş kitabın ve Brierly’nin çizimiyle prens ve prensesin İstanbul seyahatinin detayları anlatılmaktadır.
Büyük Britanya İmparatorluğu tahtına VII. Edward unvanıyla kral olacak Galler Prensi Albert Edward ve seyahat sırasında nişanlısı olan Alexandra Christina’nın 1869’da İstanbul’a yaptıkları geziyi The Times yazarlarından William Howard Russell kitap hâline getirmiş, denizcilik üzerine yaptığı tablolarıyla tanınan denizclik ressamı Oswald Walters Brierly de İstanbul yaşamını resmetmiştir.
Bu yazımda Russell’ın gezi notlarından derlenmiş kitabın ve Brierly’nin çizimiyle prens ve prensesin İstanbul seyahatinin özeti anlatılmaktadır; Öykü şöyle başlar; Prens Albert Edward ve nişanlısı Prenses Alexandra Christina Mısır Piramitleri’ne olan hudutsuz merakları nedeniyle bir kraliyet gezisi düzenlenmesini istediler. Prens ve prenses Mısır’daki arkeolojik gezilerini 1869 yılında tamamladılar. Bu gezi sırasında inşaatı bitmek üzere olan Süveyş Kanalı’nı da gezdiler. Kraliyet davetlileri arasında Afrika’nın gizemli uygarlıklarını ve zenginliklerini araştıran Sir Samuel Baker, doğal yaşamcı Richard Owen, denizcilik ressamı Oswald Walters Brierly ve The Times yazarlarından William Howard Russell ile Mühendis M. de Lesseps de yer alıyordu. William Howard Russell’ın dikkatli bir araştırmacı yazar olarak yayınladığı gezi notlarından oluşan eserde bu seyahatin ayrıntıları anlatılır. Galler Prensi Albert Edward ve Prenses Alexandra Christina “Birinci Cataract” olarak tanımlanan Mısır’daki Assuan’a yakın olan bölgeyi ilk kez 1865’te gezmiştir. 1869 gezisinde ise “İkinci Cataract” olarak tanımlanan ve günümüzde Nâsır Gölü olarak bi linen Nubiya’da yapılan kazıları incelemek gibi arkeolojik ilgileri ağır basmıştır. Bu gezinin son notları da İstanbul’da geçirdikleri günlere aittir ve tarihi belge değerindedir.

Oswald Walters Brierly’nin Ariadne’yi Dolmabahçe yakınlarında resmettiği tablosu.
Paskalya yortusuna rastlayan 20 Mart (1869) Pazartesi, esintili güzel bir gündür ve kraliyet yatı Ariadne saat 20.00 sularında Rodos’tan ayrılır. Saatte 10 deniz mili süratle refakat gemisi Psyche eşliğinde düzenli dalgaların üzerinden sekerek yol almaya başlar. Ariadne’nin iyi bir rüzgâr yakalamasına sevinirken rüzgâr şiddetlenir ve yelkenler direğe vurmaya başlar. Bütün yelkenleri küçültürlerse de dalgalar pruvadan bindirir. Prenses kendisini kötü hissetmemekle beraber kamarasına çekilir. Ariadne’yle 31 Mart günü Çanakkale Boğazı’ndan geçerek 1 Nisan sabahı İstanbul’a varacaktır.
Ariadne Çanakkale Boğazı’na yaklaşıyor
Ariadne Çanakkale Boğazı’na yaklaşırken olanları William Howard Russell şöyle anlatır: “30 Mart-Ege Adaları arasında seyrediyoruz. Günün ışımasıyla birlikte mavi denizde beyaz köpüklerle sarılı kara bir leke olarak Patnos gözüktü. Onu Levitha takip etti. Gün doğmadan Çanakkale’ye girmek istemediğimizden süratimizi düşürdük. Psyche bizi geçti. Fakat sonra yavaş yavaş yakaladık. Akşamüzeri görüntüyü iyice kısıtlayan puslu bir havada iki gemi birlikte seyrederken, Truva Ovası sancağımızdaydı.
31 Mart ve işte Çanakkale Boğazı! Saat sabahın 10’unda pruvamızın iskele tarafında Kilitbahir ve Çanakkale Kalesi sağ tarafımızda idi. Demirlerken her iki hisarın surlarından da selamlanıdılar. Ariadne demir attıktan sonra İngiliz Sefiri Majesteleri Hon. H. Elliot, Mr. Lionel Moore, Mr. Kennedy ve yardımcı Konsolos Mr. Wrench güverteye çıktılar. Rauf Paşa da kraliyet misafirlerini padişah namına karşılamak ve saygılarını sunmak üzere padişahın stimli yatı Pertev Piyale ile gelmişti. Prens ve maiyeti hisarlardan ve gemilerden yapılan top atışı selamları ile birlikte kendilerini Çanakkale’ye götürecek olan deniz aracına bindiler. Prens burada Çanakkale Valisi Eyüp Paşa tarafından karşılandı ve birbirleriyle selamlaştıktan
sonra prens kalenin içine girdi…Dev bir top selamlık atışı için hazırlanmıştı. Topun atışını seyretmek için prens ve maiyeti surlarda yerlerini aldılar. Psyche, Caradoc ve Pertev Piyale gemilerinin takip ettiği Ariadne, Çanakkale’den sonra ikindi üzeri Gelibolu’da mola verildi. Ariadne, eski iskeleye doğru yaklaşmaya başlayınca bunu gören halk sahile koşmaya başladı. Prens ve maiyetini karaya götürecek olan filikalar indirildiğinde rıhtımda kalabalık bir kitle onları beklemekte idi. Kendilerini paşanın yolladığı bir zabit ve İngiliz Konsolosu karşıladı. Birlikte hemen dar sokaklardan geçerek çoğu Kırım Harbi’nde can vermiş İngiliz askerlerinin mezarlarını ziyaret ettiler.
Prens ve Prenses İstanbul’da
1 Nisan Perşembe sabah saatlerinde Ariadne artık İstanbul önlerine uaşmıştı. Prens ve Prenses misafirleriyle İstanbul’un göğe yükselen camilerinin ve minarelerinin efsunlu tablosunu seyretmeye başadılar.. Sarayburnu’na yaklaştıklarında ise İngiliz sakinleriy le dolu tekneler bayraklarla süslenmiş olarak yaklaştılar ve -Allah Kraliçeyi korusun-sesleri göklere yükseldi. Prens ve Prensesi görünce stimli muşlar, sandallardan gelen alkış ve tezahüratlar iyice arttı. Güvertede başlarında Yüzbaşı Poere olan deniz piyadeleri, şeref kıtası tam teçhizatlı olarak hazır bulunmaktaydılar.
William Howard Russell şöyle anlatır; “Filikalar indirildi ve prens maiyetiyle padişahın tahsis ettiği ihtişamlı saltanat kayığıyla gemiden ayrıldı. Majesteleri düdükler/silistre çalınarak saltanay kayığına geçerken, sahil boyunca toplanmış insanların alkışları arasında Boğazdaki flamalarla donatılmış Türk harp gemilerinden ve Sarayburnu’ndan majestelerine selam salvosu atıldı..Dans eden dalgaların üzeri kayık ve stimbotlarla doluydu.

Adını bulunduğu semtten alan Tophane Nusretiye Kasrı 1849-1852 yılları arasında Sultan Abdülmecid tarafından William James Smith’e inşa ettirildi. Padişahların Tophane’yi ziyaretinde veya İstanbul’a deniz yolu ile gelen yabancı devlet adamlarının ikametlerine tahsis edilirdi.
Ariadne ve Psyche eşliğinde kraliyet sancağını taşıyan Pertev Piyale, Tophane rıhtımlarına ulaştı. Yüzen teknelerin en muhteşemi olan padişahın saltanat kayığı on dört çifte kürekle donatılmış ipek mintanlı kürekçilerle diğer üç saltanat kayığı takip ederken teşrifat nazırı Başvezir Ali Paşa ve Kâmil Bey onlara eşlik ettiler.”
Sultan Abdülaziz Tophane Nusretiye Kasrı rıhtımında kendilerini karşıladı ve iki ülke arasındaki dostluğu anlatan konuşmalardan sonra tahsis edilen Nusretiye Kasrı’na kadar eşlik ettiler. Yerleştikten sonra prens ve protokol padişahın saltanat arabaları ile Boğaz’ın daha yukarısında olan Dolmabahçe Sarayı’na götürüldüler.
Dolmabahçe Sarayı’nda kendilerini muhafız alayı ve bandosu karşıladı. Arabadan iner inmez padişah tarafından karşılanan prens, girişin her iki tarafına dizilmiş bekleyen saray görevlilerinin arasından çok görkemli bir salona alındı. Prens, Yüzbaşı Campbell ve Sir F. Blackwood ile maiyetindekileri padişaha tanıttı. Prens kısa bir konuşmadan sonra ayrılırken padişah tarafından kapı eşiğine kadar geçirildi. Prens e Prenses yanındakilerleNusretiye Kasrı’na döndü. Öğle yemeğinden sonra majesteleri, prenses ve Bayan Grey protokolle İngiliz Büyükelçiliği’ne gittiler. Burada büyükelçi ve eşi Elliot ve elçilik mensupları tarafından karşılandılar.
Prens ve prensesin ziyaretleri saat altıya kadar sürdü. Padişahın tahsis ettiği saltanat arabalarıyla geri dönerken yol kenarına dizilmiş büyük bir kalabalık tarafından saygıyla selamlandılar.
William Howard Russell olanları şöyle anlatır: “İstanbul’un halkında ve yapısında büyük bir değişiklik seziliyordu. 1864’teki büyük yangından sonra hiçbir ahşap yapıya izin verilmediğinden İstanbul’da diğer binalar arasında çok miktarda boş arsa görülüyordu. Haliç’in iki tarafındaki anayollarda gaz lambaları mevcuttu ve pek çok çeşme dikkati çekmekte idi. Fakat halkta izlenen değişim gözlemlenmekteydi. Erkeklerde bildiğimiz eski hayli alımlı giysilere çok seyrek rastlanıyordu. Kadınlar da sarı pabuç veya terlikleri bırakmışlar ve en son Frenk modeli rugan deri botlar giyiyorlardı.
Nusretiye Kasrı’nda hazırlanan, altın ve gümüş tabaklarda sunulan akşam yemeği takdire şayandı. Davet salonunun bitişiğindeki odada Guatelli Paşa şefliğindeki padişah orkestrası mükemmel bir şekilde opera müziği çalarak hepimizi şaşırttı. Orkestra ayağa kalkıp -Allah Kraliçeyi Korusun- bestesini terennüm edip ayrılırken, herkes o kadar yorgun olsa da onları takip etmek için umumi bir arzu vardı.
2 Nisan Cuma-Nusretiye Kasrı’nda kahve altımız çok güzeldi ve itina ile sunulmuştu. Masa çok nadide tabaklarla ve sofra takımları ile kaplıydı. Hizmetkârlar Fransızca veya İtalyanca biliyorlardı. Bay Moore ve padişahın erkânı davetliler arasındaydı. Padişahın prens ve prenses şerefine verdiği yemek düşünce, zevk ve zenginlik olarak son derece mükemmel olduğu gibi, kıyaslanamaz güzellikteydi. Şeref kıtası nöbetçileri, atlı arabalar, binek atları, kayıkçılar ve büyük bir hizmetkâr grubu devamlı görev başındaydılar. Her gece İtalyan hocalar tarafından eğitilmiş 84 kişilik takdire şayan müzisyenlerden oluşan orkestra akşam yemeğinde herkesi büyülemiştir. Orkestra şefi Senyor Guatelli Paşa olup orkestrada muhtelif rütbelerde olan en az yirmi müzisyen yer alıyordu.
Padişah her sabah en bulunmaz çiçek ve meyvalarla dolu tepsiler yolluyordu. Beyaz yakalı ve manşetli yeşil ve altın rengi üniformalı hizmetkarlar geçitlerde bekliyorlardı. Siyah üniformalı çubukçular da elinizi çırptığınızda kehribar ağızlıklı ve üzerinde yine mücevherlerle işlenmiş minik kahve fincanlarını oturtmak için oyma yerleri olan nargileler getirmek üzere hazırdılar. Mutfaklarının daha iyisi bulunamazdı ve şarapları çok güzeldi. Sarayla ilgililer İngilizce veya Fransızca konuşabiliyordu.
Sarayda Türk hamamları bulunup istediğinde hemen hazırlanıyordu. Muhafız alayı subayları, görevliler, süvariler, yaverler altın sırma ve al kıyafetleriyle ışıl ışıl salon ve koridorlarda boy gösteriyorlardı.
İnsan karakteri kendisine gösterilen bu ihtimamın altında kalmakta zorluk çeker. Prens ve prensese tahsis edilen saltanat kayığı görününce bütün surlar muhafızlarla doluyor, surlardan her esintiyle müzik sesleri yayılmaya başlıyordu. Rıhtımlarda tayfa alesta bekliyor ve en ufak bir hareketinizde koşuyorlardı, en ufak bir arzunuz emir sayılıyordu. Anlaşılan padişah Londra ziyaretinde nasıl karşılandığını hatırlıyor ve bunu gösteriyordu. Padişahın bütün görevlileri de padişahlarının nasıl ağırlandığını ve İngiltere’nin kötü zamanlarında nasıl dostça davrandığını unutmadıklarını prensin maiyetine hissettirmeye çalışıyorlardı.”
Türk kadınları
Russell seyahat sırasında karşılaştıkları Türk kadınları da şöyle anlatır: “Majesteleri ve Bayan Grey’e şerbet, portakal suyu ve menekşeden rayihalı tatlılar sunuldu. Yolun öbür tarafındaki alçak duvarlarla ayrılmış çimenlikte sadece Doğulu kadınların becerebileceği renk karmaşası kıyafetleriyle Türk kadınları, adeta hareket eden bir çiçek tarlasını andırıyorlardı.
Kırım Savaşı’ında Müttefik kuvvetlerinin Türkiye’nin başşehrine uğramalarından beri gözle görülür yenilikler göze çarpıyordu. Kadınların taktığı peçe veya yaşmak artık en iyi müslinden- örgüsü Dakka’nın rüzgârı gibi- olup hatları düzgün ve renkler göz alıcı olduğu zaman genellikle görüntüyü kapamaktan ziyade kadınları daha da çekici kılıyordu. Bu süt beyazı yüzlerden düz kaşlar altındaki siyah boncuk gibi gözler tereddütsüzce parlak bir ifade ile size bakıyorlardı. Acaba modacılar bu kibar çekiciliği hiç Avrupa’ya getirmeyecekler miydi?
Bazan Paris modacılarının bile çaresiz kaldıkları durumlarda Doğulu kadınların modalarından esinlenecekleri kıyafetlerle çok etkili olacakları inkâr edilemezdi. Yaşmağın bütün güzelliğine rağmen bir kadının tüm sosyal hayatını uygarlıktan kısıtlayan dini etkenler ve gelenekler mevcuttu.”
Padişah Naum tiyatrosu’na davet ediyor
Prens ve Prenses İstanbul’da kaldıkları sürede iki ayrı akşam padişah tarafından bir İtalyan sanat topluluğunca sergilenen operayı izlemek üzere Naum Tiyatrosu’na davet edildiler. Tiyatroya padişah da maiyetiyle katıldı.
3 Nisan (1869) günü sabah saatlerinde prens ve maiyeti üç saltanat kayığıyla Sarayburnu’ndaki rıhtıma doğru yola çıktılar ve Topkapı Sarayı’nı ve Sultanahmet’teki tarihi yerleri gezdiler.
İngiliz Büyükelçiliği’ndeki devlet balosu ise son derece görkemli idi. Altı yüz davetiye gönderilmiş olan baloya prens ve prenses geldiklerinde büyükelçi ve eşi tarafından karşılandılar. Bahçe kapısının içindeki avluda da Ariadne mürettebatı hazır beklemekteydi. William Howard Russell notlarında şöyle anlatır: “Bayraklarla bezenmiş avluda kraliyet deniz piyadeleri şeref kıtası vardı. Kırım Savaşı’ndan beri Pera ilk kez İngiliz piyadelerinin ayak sesleriyle yankılandı. Koridorlar, merdivenler ve salonlar çiçekler ve yabancı bitkilerle donatılmıştı.
Padişah geç teşrif etti. Arkasında kalabalık bir nazırlar ve subaylar grubu vardı. İngiliz prenses protokol ve büyükelçi tarafından karşılandılar. Galler Prensesi ve Mrs. Elliot kendisini ilk girişte karşıladılar.”
Prens ve Prenses ile platformdaki yerini aldıktan sonra padişahın ilk defa bir baloda bulunmasını izlemek için tüm davetliler o tarafa akın etmişlerdi. İlk dansa kalkan Prens ve Prenses, Mr. ve Mrs. Elliot, Rus Sefiri Kont Nikolay Pavlovic Ignatyev ve Bayan Ignatyav ve M. Bourre oldu. Sultan Abdülaziz gece yarısından biraz sonra davetten ayrıldı. Kraliyet grubu günün ışıdığı saatlere kadar eğlenmesine devam etti.
Kraliyet grubu 4 Nisan (1869) pazar günü İngiliz Büyükelçiliği’ndeki kilisede dini törene katıldı. Oraya herbirini dört atın çektiği etrafı muhafızlarla çevrili, üzeri açık üç araba ile protokol sırasına göre konvoy halinde gittiler.
4 Nisan (1869) Pazar günü kraliyet grubu İngiliz Büyükelçiliği’ndeki kilisede dini törene katıldı. Oraya her birini dört atın çektiği etrafı muhafızlarla çevrili, üzeri açık üç araba ile protokol sırasına göre konvoy halinde gittiler.
Büyükelçilikteki kilise
Onları muhafız birliği ve hizmetkârları takip ediyordu. Sokaklar ve pencereler kendilerini seyreden halk ile doluydu. Prens ve prensesi, büyükelçi ve Mrs. Elliot karşıladı ve kalabalık bir heyet de onları izleyerek kiliseye götürüldüler. Rahip Bay Gribble tarafından okunan duadan sonra büyükelçilikte öğle yemeği yendi, müteakiben saraya dönüldü.
Saat 15.30’da prens, prenses ve protokol diğer üç kayık eşliğinde padişahın kayığıyla Boğaz’ı geçip Üsküdar’daki Sivastopol’da can veren İngiliz askerlerinin gömüldüğü kabristana gittiler.
O saatlerde Karadeniz’den gelen bulutlar yağmur yağacağını gösteriyordu; ziyaretçiler kabristana girdikten biraz sonra yağmur başladı. Onları çoğunluğu Avrupalı olan bir kalabalık karşıladı; duvarların iç kısmında birçok grup hanım ve beyler kendilerini bekliyordu. Kabristan görevlisi Çavuş Lyne zeki ve çalışkan görünümlü olup, sadece iki yardımcısı vardı. Bazı kabirlerin şiddetle temizliğe ihtiyacı olduğu görülüyordu ve görevlilerin yeteri kadar iyi çalışmadıkları anlaşılıyordu. Şayet görevlilere verilen maaş doğru söylendiyse hiç de az değildi.
Kabristanda en dikkat çeken obje ‘Burada 1854,1855 ve 1856 senelerinde memleketleri için Rusya’ya karşı savaşırken şehit olanlar yatmaktadır’ yazısı olan dörtgen sütun olup, her yüzünde yazılar yer almaktadır. Ancak bu yazılar o kadar kötü bir şekilde oyulmuştu ki, batıya bakan taraftaki Fransızca yazılar hariç, diğerleri zorlukla okunabiliyordu. Gittikçe artan yağmura rağmen prens ve prenses kabristanı dikkatle gezdiler, denize bakan yeşil yamaçta Üsküdar’ın kemik ve ceset dolu hastanesi yakınında mermer lahitlerin altında yatan bu insanların başuçlarındaki taşlarda yazılı kısa hayat ve görev bilgilerini okudular.
Batıya bakan taraftaki Sokaklarda gaz lambaları görülmekteydi ve yol boyunca çeşmeler vardı.”
8 Nisan 1869 günü . İngiliz tahtının veliahtı Galler Prensi Albert Edward’ın müstakbel eşi Prenses Alexandra Christina, Bayan Grey ile elçilik tercümanı Sandeson’un rehberliğinde Kapalı Çarşı’ya gittiler. Daha sonra Kaptan Ellis’le Pera’da Abdullah Biraderler Fotoğraf Stüdyosu’nu ve Hamalbaşı Sokaktaki İngiliz ressam Maltalı Amadeo Preziosi’nin son derece renkli stüdyosunu ziyaret ettiler ve sanatçıdan birkaç eserini satın almışlardır.
Prensin gezisine davet edilen The Times yazarlarından William Howard Russell bu geziyi İngiltere’ye avdetinden çok kısa bir süre sonra George Routledge and Sons tarafından neşredilen “Diary in the East During the tourof the Prince and Princess of Wales” adını verdiği eserinde belg lendirmiştir. İngiliz kraliyet ailesi koleksiyonunda bu geziyle bağlantılı muhtelif tablolar bulunmaktadır.
Galler Prensi Albert Edward ve Prenses Alexandra Christina, Ariadne yatı ve onları takip eden gemilerle Karadeniz Boğazı’nın dışına kadar seyir yapmışlar ve daha sonra Yunan adalarına ve oradan da Pie’ye gitmek üzere yelken açmışlardır.

Prenses Christina, Bayan Grey ile elçilik tercümanı Sandeson’un rehberliğinde Kapalı Çarşı’ya gider. Daha sonra Kaptan Ellis’le Pera’da Abdullah Biraderler Fotoğraf Stüdyosu’na ve Hamalbaşı Sokak’taki Maltalı İngiliz ressam Amadeo Preziosi’nin son derece renkli stüdyosunu ziyaret ederler.
William Howard Russell ‘in yaşamı
William Howard Russell devrinin tanınmış bir gezgin yazarı idi.1841’de Wanderer isimli gemiyle dünya seyahatine çıktı. Avustralya’ya vardıklarında Yeni Güney Galler’e yerleşmeye karar verdi. Bu ülkede bir taraftan madencilik alanında çalışırken, diğer taraftan da çoğunlukla suluboya, çini ve renkli kalem çalışmalarıyla birçok resim yaptı. 1851’de yeniden İngiltere’ye döndü ve Baltık Filosu’ndaki St. Jean Acre isimli gemiye gözlemci ressam olarak katıldı. 1855’te ise Rodney isimli savaş gemisiyle Kırım Harbi olaylarını resimlemek üzere İstanbul’a, oradan Kırım’a gitti. 1864’te Brierly Kont Glichen’in komutasındaki HMS Racoon isimli savaş gemisiyle Norveç’e seyahat etti ve ardından Prens Alfred’in komutasındaki HMS Galatea’ya katıldı. 1867’de Edinburgh Dükü’nün daveti üzerine dünya seyahatine çıksa da, düke karşı girişilen bir suikast teşebbüsü bu programın iptaline neden oldu. Brierly bir süre sonra Galler Prensi Alfred Edward ve eşi Prenses Alexandra Christina’nın daveti üzerine 1869’da Mısır, İstanbul ve Karadeniz uğraklarını içeren uzun bir geziye yine gözlemci sanatçı olarak katıldı. Ömrünün son yıllarında maddi açıdan güç yaşam koşulları içerisinde kaldığı bir sırada kendine asalet unvanı tevcih edildi ve Sir Oswald Walters Brierly olarak onurlandırıldı.
1894’te vefatından sonra 5 Nisan 1895’te eserlerinden oluşan Talbotype Galerisi’nde açılan sergi Galler Prensi tarafından ziyaret edildi. Eserlerinde çoğunlukla renkli kalem kullanmış ve suluboya ile zenginleştirmiştir. Bazı eserlerini bütünüyle suluboya tekniğiyle çizmişse de, çini mürekkebi ve kalem kullandığı hayli eseri de vardır. ABD’deki Hunter Museum of American Art’da sulubo ya tablolarından oluşan bir gösteri 1982’de sergilenmiştir.
------------------------------
Dipnotlar
William Howard Russell-Diary in the East During the tour of the Prince and Princess of Wales, 1869 George Routledge And Sons.(Osman Öndeş Kitaplığı).
1 Sir Oswald Walters Brierly-1817’de Chester’de fizikçi ve amatör bir ressam ailenin oğlu olarak dünyaya geldi. Sass Academy’de okudu ve ardından gemi inşa ve denizcilik öğrenimi için Plymouth’a gitti.
2 William Howard Russell, a.g.e.
3 Dalia Millar- The Victorian Watercolours and Drawings in the collection of HM Queen, London Philip Wilson,1995. Ayrıca Robert Searight Koleksiyonu -Victoria & Albert Museum.
Yorumlar
Kalan Karakter: