banner209

banner191

banner148

banner179

banner176

03.12.2010, 11:25

Galata Rıhtımı ve Galataport Projesi

Tarih boyunca büyük bir deniz ticaret merkezi olagelen İstanbul, dünyanın en güvenli doğal limanları arasında yer almıştır. Özellikle Haliç, tarihin her döneminde, sert havalarda teknelerin sığınıp barındığı emin bir liman olma özelliğini hep sürdürmüştür. Galata’nın tarihi süreci Bizans imparatoru Manuel Kommenos (1143 -1180) döneminde başlar İmparator Cenevizlilerin buraya yerleşmesine izin vermesi ile başlar.  Cenevizliler 1160 tarihinde buraya yerleşmeye başladılar 1267'de verilen ikinci bir hak ile Galata resmen Cenevizlilerin yerleşim merkezi oldu.1303 tarihinde Galata’nın resmi hudutlarını belirleyen bir sözleşme yapıldı. Hudut boyunca, terasları olan, yüksek evler inşa ettiler. Daha sonra bu evleri, duvarlar ile bağlayarak Galata'yı şehir içinde şehir yaptılar.1349'da Galata Kulesi'ni inşa ettiler. Daha sonra sırasıyla Karaköy, Şişhane ve Azapkapı surlarının inşasını tamamladılar. (1397)Cenevizliler ilk gümrüğü Galata'da kurdular ve önemli miktar de gelir elde ettiler.1453'te İstanbul'un fethi sırasında Cenevizliler tamamen tarafsız kaldılar ve fetihten sonra FATİH SULTAN MEHMET ile imzalanan anlaşma sonucu tayin edilen bir kadının idari yönetimi altında bağımsız bir yaşam sürdürdüler. Galata 1160 tarihinden itibaren Bizans ve onlardan sonra gelen Osmanlı İmparatorluğunun da ticaret merkezi olmuştur. Gelen ve giden malları taşıyan gemiler doğal liman olması nedeniyle hep buraya yanaştılar. Dahası, başta İstanbul olmak üzere limanlarımız gemilerin kolayca yanaşabilecekleri rıhtımlardan mahrumdu. Tesisler yetersiz kaldığından mallar zamanında yükletilemiyor, gemilerden boşaltılanların bir kısmı açıkta kalıyordu. Bu sıkıntıyı gidermek için İstanbul Limanına gemilerin bağlanması için şamandıralar konulmasına karar verildi. İstanbul limanına ilk şamandıra 1870 yılında yerleştirildi. O zamanlar Liman Nazırı olan Huert Paşa, 1869'da İngiltere'ye bir şamandıra ısmarlamış, bir yıl sonra gelen bu şamandıra limanın uygun bir yerine yerleştirilmişti. Limanda, her acentenin gelen gemisini bağlamak için bir ya da birkaç şamandırası, bir de kayıkçı takımı vardı. Gemiyle gelenler bu kayıklarla karaya çıkar; keza, ticaret eşyaları da bu kayıklarla kıyıya nakledilirdi. Bu arada yaşanan düzensizlik, yolcuları da, tüccarı da canından bezdirirdi. Limana gelen gemilerin acentesini belirleme işlemleri acentelerin salacak açıklarında bulunan limana gelen bir gemi görüldüğünde amansız bir yarış başlar hangi ekip gemiye ilk elini değdirirse geminin acenteliğini alırdı.

1853 yılının Ekim ayında Rusya ile aramızda Kırım Savaşı patlak verdiği zaman, müttefiklerimiz İngiltere ile Fransa, donanmalarını göndererek İstanbul'a asker ve savaş malzemesi yollamışlardı. Ama bunların tahliyesi sırasında büyük zorluklarla karşılaşılmıştı. Asker de, savaş malzemesi de karaya inanılmaz güçlüklerle çıkartılırken mürettebat zorlanmış, kazalar, kayıplar önlenememişti. İstanbul'da ilk rıhtımlarının inşa edilmesi ve kıyılarımızda o günlere göre modern deniz fenerlerinin çalışmaya başlaması, ancak Kırım Savaşı'nı, izleyen yıllarda mümkün olabildi. Kırım Savaşı sona erip de 1856 Paris Kongresi toplandığı zaman, Osmanlı Devleti'nde liman hizmetlerinin ve kıyı güvenliğinin yetersizliği de ele alınan konular arasındaydı.

İstanbul limanında ticaret gemilerinin yanaşabileceği rıhtımların inşası ve liman hizmetlerinin düzene konması ancak 23 yıl sonra, 1879’da ele alınabildi. Uzun görüşmelerden sonra, limanda rıhtım inşa etme ve bu rıhtımları 75 yıl boyunca işletmek imtiyazı, Fenerler İdaresi Umum Müdürü, ilerde Mişel Paşa diye tanılanacak olan Marius Michel'e verildi.

Karşılaşılan mali ve teknik güçlükler nedeniyle rıhtım inşası 1879'dan 1890'a kadar 11 yıl sürüncemede kaldı. Kurucular, rıhtım çalışmalarını kendisiyle birlikte yapabilecek çapta bir müteahhidi ancak 11 yıl aradıktan sonra, yani 1890 yılında bulabildi. Bu zaman içinde fenni durum uzun uzun incelenmiş, işin zorluğu karşısında mukavelenamenin yenilenmesi gerektiği ortaya çıkmıştı. 1890'da hazırlanan bu mukavelenameye göre imtiyaz süresi 85 yıla çıkartılmıştı ki, süre böylece 1975 yılına kadar uzatılmış oluyordu.

Şirketin ilk İdare Meclisi Reisi, imtiyazı alan Marius Michel'di ki, o tarihten itibaren kendisi Mişel Paşa unvanını almış bulunuyordu. Murahhas aza da eski nazırlardan M. Granet idi. Rıhtımların inşasına 1892 yılının Nisan ayında Tophane önlerinde başlandı. Çalışmaların başında, daha önceleri keşifler yapan M. Duparchy ile M. Dirick adlı kişiler bulunuyordu. Çalışmaların yapılacağı yerde kıyının önündeki derinlik yer yer 35 metreyi geçiyordu ve zemin yoğun bir yumuşak çamur tabakasıyla örtülüydü. Hele bazı yerlerde kıyı dimdik uçurum halinde derinleşiveriyordu. Teknik olsun, bilimsel olsun, inşaat boyunca birçok ciddi zorluklarla karşılaşılacağı daha ilk günlerden anlaşılmıştı.1895 yılının başında, Galata tarafında rıhtımın 285 metresi tamamlanmış, 670 metrelik bir alan Üzerinde blok taşları yerleştirilmiş, 500 metrelik bir alan da doldurulmuş bulunuyordu. İlk gemi, o yılın Eylül ayında Galata rıhtımına yanaştırıldı; bu, Messageri es Maritime kumpanyasının Memphis adlı gemisiydi. Böylece, Üç yıl süren çalışmaların ilk meyvesi alınmış oluyordu. Ancak geminin gelmesi İstanbul’da bir takım olayların çıkmasına da sebebiyet verdi. Mavnacılar geminin yanaşmasına şiddetli karşı gelmişler deniz işçileri ile mavnacılar arasında kavga çıkmak üzereyken Askeriyenin müdahalesi sonucunda gemi boşaltılmıştır. Galata rıhtımının birinci kısmının inşaatı 1895 tarihinde bitirmişlerdi. Tophaneden başlayarak Galat Köprüsü başına kadar 758 metre olan rıhtım 15.272.497 franga mal olmuştu.370 metre olan İstanbul Rıhtımı (Galata Köprüsü ile Sirkeci arasında) 26 Haziran 1899 tarihinde sona ermiş ve maliyeti 5 milyon frang civarında olmuştur. Rıhtımların blokları Hayırsızada ‘nın arka tarafı, Kavaklar ile Karadeniz’den temin edilmiştir.  

1900 yılların başlarında hükümetin Bağdat ve Anadolu Demiryollarını inşa etmesi için Almanya'ya imtiyaz vermiş olması, şirketin keyfini kaçırmaya başlamıştı. Çünkü Haydarpaşa'da yapılacak yeni liman tesislerinin çalıştırılmasıyla, Fransız Rıhtım Şirketi'nin geliri önemli ölçüde baltalanmış olacaktı. Ama hükümetin bazı vaatlerde bulunması, Fransız yöneticileri biraz olsun rahatlattı. O günlerde Mişel Paşa'nın ortadan kaybolması, Osmanlı Bankası'nın devreye girmesine zemin hazırladı. Banka, Londra'dan ünlü iş adamı Rothschild'in de yardımıyla, Rıhtım Şirketi'nin denetimini üstlendi.



Şirketin 1910–14 yılları arasında Karaköy'de, Rıhtım üzerinde iki büyük bina birden inşa ettiğini görüyoruz. Bunlardan büyük olanı, bugünkü Yolcu Salonu'nun yanı başındaki "Merkez Rıhtım Han" diye anılan, bugün Türkiye Denizcilik İşletmeleri A.Ş.'nin Genel Müdürlük binası 1912-1914 yılları arasında inşa edilmiş olup, 834.000 Frank’a mal olmuştur. öteki de yine Yolcu Salonu'nun sağ yanındaki Gümrük Başmüdürlüğü’nün bulunduğu Çinili Rıhtım Han'dır. Çinili Rıhtım Han 1910-1911 yılarında inşa edilmiş olup inşa bedeli 733.000 frank’tır. Bu günlerde Türkiye Denizcilik İşletmeleri Hastanesinin bulunduğu binanın inşaatı 1911 tarihinde bitmiş olup maliyeti ile ilgili olarak bir bilgi bulunmamaktadır. Bu bina ilk yolcu salonudur. 1940 yılında yeni Yolcu salonunun inşasını müteakip PTT tarafından Posta Merkezi olarak kullanılmış Posta Merkezi’nin taşınmasıyla boş bir halde bulunmaktadı.

1918 Yılında Savaşın sona ermesiyle İstanbul limanı birden o kadar çok erzak ve eşya ile doldu ki, şirket bunları muhafaza altına almakta gerçekten zor duruma düştü. 1914 yılından önce piyasanın verimli ve düzenli olması nedeniyle antrepolara konacak eşya stoku asgari hadde inmiş olduğundan, liman büyük stokları alacak şekilde düzenlenmiş değildi. Dahası uygun bir yer gösterilmediği için de antrepoların inşasına başlanamamıştı Daha başlangıçta kapitülasyon benzeri imtiyazların devamına artık müsaade etmeyeceğini açıklayan Cumhuriyet hükümeti, şirkete kabul etmesi için hayli ağır şartlar ileri sürdü. Bu şartların kabul edilmediği takdirde kısa zamanda iflasa sürükleneceklerini gören şirket yöneticileri, sonunda tesisleri 18 Aralık 1934 tarihinde akdedilen mukavele esasları dâhilinde kamulaştırılması TBMM 23 Aralık 1934 tarihinde 2665 sayılı kanununun kabulü ile gerçekleşmiştir. Zaten Cumhuriyetin ilanı ile birlikte 29 Temmuz 1925 gün ve 2256 sayılı kararnameyle İstanbul Liman İnhisarı TAŞ. Adında bir anonim şirket kuruldu. Bu kuruluşta Sanayi ve Maadin Bankası (sonraki günlerin Etibank'ı), Türkiye İş Bankası, Türkiye Seyr-i Sefain İdaresi, Bahri Muamelat TAŞ., İstanbul Mavna ve Salapuryacılar Tahrnil ve Tahliye Cemiyeti (yükleme ve boşaltma) yer alıyordu. Bu yeni Şirket, İstanbul limanına giren gemilere tatlı su verilmesi, yakıtının sağlanması, ticaret eşyasının yükletilmesi ve boşaltılması, kılavuzluk, dalgıçlık ve tahlisiye (kurtarma) işlerini yapmakla da görevlendirilmişti. Müdüriyet, Bahçekapı'da dönemin ünlü mimarlarından Vedat Bey (Tek) tarafından 1912'de inşa edilmiş olan Liman Han'daydı (Mesadet Han). Fransızlara ait rıhtım şirketinin satın alınması ile Devlet 1935 yılında Maliye Vekâleti’ne bağlı, tüzel kişiliğe sahip, İstanbul Liman İşleri Umum Müdürlüğü haline getirdi. İstanbul Liman Şirketi çalışmalarında büyük sıkıntı çekti en büyük sıkıntıları ise yeterli miktarda ambar ve antrepolarının bulunmaması idi Liman Şirketi 1928 bilançosunda bu şikâyetlerini dile getirir “ Liman İnhisarı gibi umumi bir isme melik olduğu için birçok kimseler bütün liman hizmetlerinden şirketimizi mesul zannetmektedir. Hâlbuki şikâyet edilen işlerin bir çoğunda şirket amil değil, bilakis fazla mutazarrır mevkiindedir.”  Tophane ambarlarının 1929 senesi başında Ford Kumpanyasına verilmesi dolayısı ile de antrepo buhranı baş göstermiştir. Ve şirket antrepo sorununu çözmek amacıyla çalışmaya başlamıştır.  

Bu arada 1935 yılında Tophane Rıhtımı yeniden ele geçirildi eksiklikleri giderildi. Hizmete açıldı. Nispi olarak antrepo sonunu çözülmüştü. Ancak gelişmeler karşısında antrepolara olan ihtiyaç hızla artıyordu. İstanbul Limanı faaliyete geçtiği yıldan itibaren limana gelen gemiler sayıları ile yüklenen yükler tonaj acısından aynı tarihlerdeki Avrupa limanlarından geri değildir. Bu alanda İngiltere’de Liverpool limanı ile başa baş gitmekteydi. İstanbul Limanı kurulduğu yıllarda gemiler Galata ve Sirkeci rıhtımına yanaşırlardı. Galata rıhtımına kıyıya pareler Sirkeci Rıhtımında ise kıçtankara yanaşırlardı.  İstanbul Limanı Cumhuriyet döneminde de önemini korumuştur. O kadar ki rıhtımlar yetersiz kalmakta gemilerden yükler kıyı paralar olarak duran gemilerden önceleri Alaplı kayığı denilen mavnalarla daha sonra da saçtan inşa edilen saç mavnalarla Haliç içerisindeki antrepolara taşınıyordu bu yoğunluğu gidermek için 1935 Tophane Rıhtımı yeniden ele geçirildi eksiklikleri giderildi. Rıhtım inşa edildi. Buradan Ayvalık, Tekirdağ, Çanakkale gibi yerlere sefer yapan gemiler yanaştı. Tophane limanının devreye girmesi ile rıhtım biraz olsun rahatlamıştı ancak artan yolcu ve yük trafiği rıhtımı işlemez hale getiriyordu bu nedenle gelen gemiler zamanında rıhtıma yanaşamadığı için büyük cezalar ödeniyordu.  1950 yılları başlarında Denizcilik Bankası T.A.O kurulunca bu konu üzerine giderek bir çalışma başlatır.



1954 yılında çıkan Denizcilik Bankasını tanıtan bir dergide İstanbul Limanına verilecek yeni şekil başlığı altında ki yazıda söyle söyleniyordu; Bu gün Türkiye’nin istihsali her sahada artmaktadır. Buna muvazi olarak ithalat ve ihracatımız her yıl çoğalmaktadır. Bu ihracat ve ithalat en büyük kısmı İstanbul Limanından yapılmaktadır. Hâlbuki alınan bütün tedbirlere rağmen İstanbul Limanında gemiler şamandıraya bağlanır ve milyonlarca ton eşyanın yükleme ve boşaltma açıkta mavnalarla yapılır.  Türkiye’nin modern usullere göre inşa ve tertip edilmiş limanlara ihtiyacı vardır. Bunların başında İstanbul Limanı gelir. Başvurulan her çareye rağmen İstanbul Limanının bu günkü uzunluğu mahduttur. Ambar ve antrepoları daima artmakta olan ihtiyacı karşılamaktan hale uzaktır. Rıhtımlar eşya ile tıklım tıklım doludur. İstanbul Limanında günde ortalama 16-20 gemi bulunmaktadır. Bu vaziyete göz önünde tutan Denizcilik Bankası İstanbul Limanına sür’atle yeni bir şekil vermeye karar vermiştir. Bu maksatla yabanca mütahassız firmalarla da işbirliği yapıp bir plan hazırlamış ve çalışmalara başlanmıştır. İstanbul Limanın bu şeklinin bütün hususiyet ve hedefi Türkiye’nin büyük bir hızla artan inkişafına bir an önce cevap verecek kifayette inşası kolay ve pratik oluşundandır. İstanbul Limanına verilecek yeni şekle ait planımızın tatbikinden sonra Sarayburnu, Galata, Tophane mıntıkalarında açık ve kapalı süratte % 118 nispetinde bir saha artışı olacaktır. Bu plan sayesinde işçi randımanları artacak işçiyi kalifiye ve müreffeh bir hale getirmek mümkün olacak ve gemiler doğrudan doğruya rıhtım ve puntolara yanaşarak yüklerini sür’atle boşaltma imkânı bulacaklardır. Bu gün 600’ü aşan liman vasıtalarının adetleri azalacak ve limanın bu yüzden olan tıkanıklığı da önlenecektir.

İş sahiplerinin işlerini takip etmeleri kalaylaşacak antrepo rejimi ve umum mağazalar sistemi kurulabilecektir.

Yükleme ve boşaltmaların tevhit ve organize edilecektir. Kısaca İstanbul Limanı uzun yıllar için ihtiyaçlara gerçekten cevap verecek modern bir şekle girecektir. Bu Limanın avan projelerine göre maliyeti 18.408.300 TL.dır. Denilmektedir. Bu proje rıhtımın derin olması ve şiddetli dip akıntıları nedeniyle uygulama fırsatı bulamaz İstanbul Limanı’nın işlem hacmi hızla artmakta yeni rıhtımlar yeni depo ve antrepolara ihtiyaç şiddetle artmaktadır. Bu durum karşısında mevcut projenin Tophane rıhtımı 1954 yılında denize kazık çakılarak üzerine tabyalar konulması ile elde edilen alana rıhtım ve antrepolar inşa edilerek Salıpazarı Rıhtımı inşa edildi. Çağın en son teknolojisi vinçler ile donatılan ve boyu 600 metreyi bulan bu rıhtım İstanbul Limanı’nı oldukça rahatlattı 1965 yılında tamamlanan Salıpazarı Liman Kompleksi İstanbul’un artan şehir içi trafiği nedeniyle kamyon trafiğini kaldıramaz duruma gelince 30 Nisan 1986 yılında önce Yük Gemilerine, daha sonra 19 Eylül 1998 yılında da Tır trafiğine kapatıldı.

Salıpazarı Rıhtımı 19 Eylül 1988 yılından itibaren yalnız Yolcu ve Turist gemilerine hizmet vermeye devam etti. 1988 yılından sonra Türkiye Denizcilik İşletmeleri bir çalışma yaptı.

Önce Salıpazarı Rıhtımı 1960 yılında yapılmış imar planına Antrepolar fonksiyonu içinde yer almış 1985 yılına kadar bu fonksiyonu ile Büyük İstanbul Liman Kompleksinin orta liman bölgesinde yük limanı olarak işletilmiştir. Bu tarihten sonra da Liman rıhtım geri sahalarında bu amaca uygun olarak yeniden çalışmalarına başlanmıştır. Bu çerçevede yerel belediye ile yapılan çalışmalar sonucu 1/5000 ölçekli nazım planı içinde yer alan Salıpazarı Antrepolar sahasının Salıpazarı yolcu limanı tesislerine dönüştürülmeleri kararı verilerek 1/5000 plan tadil edilmiş bu tadilat yerel belediyeden geçtiği gibi 15 Mart 1988 tarihinde İstanbul Büyük Şehir Belediye Meclisinde onaylanmıştır. Ancak bu onay kapsamında hazırlanacak 1/1000 imar planı ile başvurması istenmiştir. TDİ bu sonuç üzerine Salıpazarı Yolcu Liman Sahasının, İstanbul Yolcu Limanı Terminali ile alışveriş, daimi ve geçici sergileme ve ticari büro fonksiyonlarını içine alan Liman Ticaret Kompleksi projesi hazırlattı. Bu projenin uygulanması için Bakanlar Kurulunun 17 Şubat 1995 tarihli Resmi Gazetede Salıpazarı Turizm Merkezi olarak ilan etmesinden sonra projenin uygulanması konusunda bir engel kalmamıştı. Hayata geçirilmesi için dönem dönem gündeme gelen bu proje Muzaffer Akkaya’nın Genel Müdürlüğü döneminde tekrar gündeme geldi. Muzaffer Akkaya Türkiye Gazetesi’nde 2 Şubat 1998 tarihinde Nuri Yılmaz 17 Şubat 1998 Abdurrahman Pala’ya verdiği bir röportajda ; “ Karaköy’deki Genel Müdürlük binamızdan başlayan ve Deniz ticaret odası binası yanına kadar kıyı boyuncu devam eden 100 dönümü aşkın mülkümüz var. Buraları tahmil tahliye için kullanılıyor ama kruvaziyer gemilere hitap lüks imkânları yok. Burası için üniversiteye bir proje yaptırdık ve bu bölgeyi lüks kruvaziyer gemilerine hizmet götüren bir site haline getireceğiz. Binaları yıkmadan restore ederek yapacağımız bu operasyonda yaklaşık 100 milyon dolar civarında olacak ve yap işlet devret sistemi ile yapacağız.” Muzaffer Akkaya’nın Bu konuda röportaj 17 Şubat 1998 Radikal ve Posta,  21 Şubat Cumhuriyet ve 23 Şubat 1998 Sabah Gazetesi’nde yayınlandı. Bu proje sadece Salıpazarı rıhtımı ile ilgiliydi 2000’li yıllarda Galata Port projesi adı altında yeni bir proje uygulamaya konuldu bu proje ise Karaköy’deki TDİ Genel Müdürlük Binasından başlayarak Deniz Ticaret Odası binasına kadar ki kısmı kapsamaktadır. Bu kısımlarda TDİ Genel Müdürlüğü ile Gümrük Müdürlüğü’nün bulunduğu binalar otel yolcu salonu da bu otellerin ön büroların bulunduğu kısım olarak düzenlenmiştir. 20 No’lu ambar ile TDİ Hastanesinin bulunduğu binalar ise Fuar, Sergi ve Seminer salonları olarak düzenlenmiştir. Salıpazarı Rıhtımının bulunduğu kısımda ise Turistik Alanlar, Akvaryum, yemek yeme yerleri, Sanat ve Kültür Merkezi, Terminal, Otel ve Kongre Merkezi Satış alanları ve Marina yapılacaktı.  

Çok güzel bir proje idi.

Denizden görünüşü ile dünyanın en güzel şehirlerinden biri olan İstanbul’u güzelliğine güzellik katacağı gibi atıl durumda bulunan bu yerlerin ekonomiye kazandırılması ile de ülkemizin en büyük sorunlarından biri olan issizliğe bir nebzede olsa çare olaacaktı. Yıllarca Türk Ekonomisinin Merkezi olan Galata önce Banka Genel Müdürlüklerinin sonra Sigorta şirketlerinin en son olarak ta denizcilik firmalarının buradan taşınması ile eski gücünden çok şey kaybetmişti. 

Bu projenin uygulanması ile inanıyorum ki Galata eski şaşalı günlerine geri dönecektir.

Yorumlar (1)
ali can 9 yıl önce
Sevgili Ali Bey,

Yazınızı büyük bir zevkle okudum.Galata ve salıpazarırıhtımlarının tarihi binaların hikayeleri çok güzel anlatılmış.Özellikle "Galata Port"projesi ile ilgili böümü okurken 1970'li 80'li yıllarda Genel Müdürlük binasında çalışıken kurduğum hayalleri tekrar yaşadım.

O yıllarda artan turistik gemi trafiği yüzünden eski yolcu salonunun kifayetsiliği,acil ihtiyaç nedeni ile alel acele yapılan antropo ve perde binalarının İstanbula yakışmayan görüntüleri,Rıhtım caddesi ile Necatibey caddesi arasındaki yapılaşmanın peşmürdeliği beni çok üzer,burayı nasıl İstanbula yakışır hale getirebiliriz diye hayaller kurardım.

Hayalimde rıhtım boyunca yapılmış binaları restore edp güzelleştirir,diğer derm çatma antropoları Deniz Ticaret Odası binasına kadar yıkar,sadece Nusretiye camisi ile yanındaki tarihi binayı bırakır ortaya kocaman bir meydan çıkarırdım.İsterdim ki rıhtıma yanaşan gmilerden inen turistler muhteşem bir meydana ayak bassınlar.

O muhteşem meydanda sıra,sıra dizilmiş lüx otobüslertüistleri alıp İstanbulumuzu gezdirsinler.

Bu hayalmi ne yazık ki pojelendiremedim.O tarihlerde Türkiyenin imkanları çok kıttı, eldeki imkanlarla zar zor ancak Pendik Tersanesi ile Motor Fabrikasını yapabildik.

Benim hayalimi 90'lı yıllarda göreve gelen değerli arkadaşlarımız da gördüler güzel projeler hazırladılar ama onlar da çeşitli sebeplerle gerçekleştiremedilr.

Şimdi bu proje tekrar gündemde, bu defa temenni ederimki,bu proje Anıtlar Kuruunun,Mimarlar Odasının vs. ilgililerin mutabatı önceden alınır,hiç bir şaibeye meydan verimeden ihalesi yapılır da bu sefer hayal kırıklığı yaşamayız.İstanbulumuz da güzelliğine güzellik katan bir kruvaziyer liman kompleksine kavuşmuş olur.

Değerli dostum Ali Bey,bu güzel yazıyı hazırlayarak konuyu gündeme getirdiğniz için tebriklerimi, teşekkürlerimi sunuyorum. Ellerine sağlık.







15°
kapalı
Günün Anketi Tümü
DenizHaber.Com Tema güncellemesi yaptık. Yeni site dizaynımızı nasıl buldunuz?
DenizHaber.Com Tema güncellemesi yaptık. Yeni site dizaynımızı nasıl buldunuz?