Bir denizcinin mektubu...

Ali Aydın  

Alıcı:[email protected] 

5 Şubat Cum tarihinde 19:20 saatinde 

Merhaba (ilk süvarim) Ünal amca, size büyük bir içtenlikle amca diye hitap ediyorum bu yetkiyi bize VİYA BÖYLE’de vermiştiniz zaten:) ilk kitabınızla okulumda tanışmıştım seyir dersi öğretmenim önermişti...iyiki de okumuşum viya böyleyi. bana o kadar çok şey kattı ki size anlatmaya kalksam buna parmaklarım dayanmaz.Sadece mesleki anlamada değil gündelik yaşantımda da sizi örnek alacağım çok güzel davranışlara ve nasihatlere yer vermişsiniz. Şuan size bu satırları yazarken masamın üzerinde VİYA BÖYLE 2 duruyor daha açmaya kıyamadım eminin okurken kendimi sizin süvarim olduğunuz bir gemide stajyer olurken hala daha sizden halkalar alıyorken bulacağım. Bir denizci olarak kendimi çoook şanslı hissediyorum çünkü sizin gibi mesleğine değer veren ve sahip olduğu halkaları daha görmediği evlatlarına aktaran bir Kaptanı olduğu için. Eminin ilerde bir gemiye staja gittiğim zaman sizden öğrendiğim halkaları attığım her adımda hatırlayacağım ve uygulayacağım. Allah’ın işidir bilinmez belki ama viya böyleyi yazmaya başladığınız gün ay ve yıl benim doğum günüm ayım ve yılım... kaderim o gece yazılmaya başlamış belliki.:) iyi ki de öyle olmuş. siz benim için bir mum oldunuz ömür boyu sönmeyecek ve emin olun ki yüzlerce mumu da yakacak sizin sayenizde. Size olan saygımı sevgimi ve minnetimi okyanuslara benzetebiliriz sonsuz bir sevgi saygı ve minnet. Sizden temennim sahip olduğunuz halkaları daha nice viya böylelere aktarmanız ve kendinize çok dikkat etmenizdir. 

Sağlıcakla ve esenlikle kalmanız dileğiyle...Umarım bu mail imi okursunuz. 

Ali Aydın 05/02/2021   06.02.2021 

İstanbul 

Sevgili evladım Ali, 

Keşke hepimiz atasözlerimizin bize gösterdiği yollardan yürüyebilsek. Bu sözlerden birinin canlı örneğini şimdi görüyoruz. Nedir o? “Ne ekersen onu biçersin” Yani, doğa hiçbir zaman emeğini karşılıksız bırakmaz. Yoksa “Viya böyle” kitaplarını yazmasam Ali nerden tanır Ünal amcasını, ben nereden tanırım Ali’yi? Kendimle en çok övündüğüm şey, yazma hobimi beyaz yıllarıma (77) taşımam olmuştur. Yoksa bir emekli ne yapar ki hele de bu pandemi sürecinde? Yaşı icabı pek fazla bilgisayarla da haşır neşir olmadığından gazetelerini okur, televizyon dizilerine takılır, akşam yemeğini bekler.. Halbuki zaman, bize verilen en büyük hazinedir hangi yaşta olursak olalım. Benim onlarca yavrum var mail’leştiğim. Onların sanal kaptanıyım. Çalıştıkları gemide karşılarına doğru dürüst bir kaptan çıkmayacağını ben biliyorum, kendileri de görüyorlar zaten. Ali evladım da benimle çalışmış olsa yorumları Cana ablasından farklı olmazdı.  

“28” kitabımızdan alıntı: 

İlk “Viya böyle” denizcilik kitabımın sihrine kapılan 20’li yaşların baharında olan yavrularım kendi kendilerine bir grup oluşturmuşlar. Facebook’ta kitabın reklamını yapıp duruyorlar. Onlardan öyle bir şey isteyen olmamasına rağmen içlerinden fışkıran sevgilerini ifade etmekte birbirleriyle yarışıyorlar. Bir kulak verelim mi? 

“Merhabalar... Madem çalıştınız Ünal amcayla, yok mu şöyle bizimle paylaşacağınız güzel anılarınız mutlaka vardır :) Ben bir kez telsizde konuştum Dora kanalında da hemen burada yazdım. Üstüne üstlük Dora kanalı için Ünal amcanın söylediklerini de orada canlı canlı yaşadım konuşmanın hemen sonrası. Neyse ki kötü bir şey olmadı. Kendinizin çok şanslı olduğunuzu biliyorsunuz değil mi? İnşallah bir gün biz de yakalarız o şansı. Sevgiler, selamlar.. Arif” 

Bu yazıyı okuyan benimle çalışmış stajyer Cana kızımız hemen siteye aşağıdaki mail’i atıyor. 

 "Viya Böyleyi okuyarak Ünal Amcamın dünyasına adım atmış ve ‘Vay be gerçekten böyle bir KAPTAN var mı?’ şaşkınlığına düşenler için söylüyorum; O hayal edebileceğinizden çok daha fazlası... Anlatılmaz yaşanır derler ya öyle bir insan Ünal Amca. Onunla birlikte geçirilen her an eşsiz bir anıdır, cümlelerle de ifade edilemez bence. Gemiye katıldığım gün köprüüstünde karşılaştığımızda ilk tepkim "Sizi klonlayıp tüm gemilere gidebilmenizi sağlamak lazım" şeklinde olmuştu. Gülümsedi, "Canım yavrum" diyerek sarıldı ve pencereler ardı ardına açılmaya başladı. Mesleki halkalarla açılan tüm pencereler, mutluluk hikâyeleriyle kapandı. Mesleğinizi öğreniyorsunuz, hayatı öğreniyorsunuz, denizi yeniden sevmeyi öğreniyorsunuz. Umarım onunla çalışma şansınız olur. Bu, gerçekten büyük bir şans. Aynı zamanda henüz bu yolun başında olan ben ve benim gibi denizci arkadaşlarım için şanssızlık. Çünkü EN İYİSİNİ tanıdıktan sonra kötülere alışmak zorunda olmak daha zor geliyor. Ama beybabam bunu da iyi biliyor ve "Kötü insanlar denize bağlılığımızı erteleyemez, ancak iyi olanların kıymetini anlamımızı sağlar" diyerek karamsarlığa düştüğünüz anlarda da bu sözüyle yardımcı oluyor. Sorular sorar, düşündürür, ilk defa bir şey öğretiyormuş heyecanıyla ve sabrıyla anlatır, öğretir, bu kadar ders yeter der araya güzel bir hikâye sıkıştırır, köprüüstünden çıkar başka âlemlere dalarsınız. Personelini her koşulda korur, savunur. Kendinden çok düşünür. Torunlarına hediye alırken personelinin çocuklarına da hediyeler alır, ailelerine sürprizler yapar. Ya o kadar çok şey var ki buraya sığmaz. 

Bir gün kamaramda istirahat ederken telefon çaldı ve salona çağrıldım. Salona bir girdim Ünal amcam karşımda orada oturuyor, aynı rıhtıma yanaşmışız, benim o gemide olduğumu bildiği için ziyaret etmeye gelmiş. Düşünebiliyor musunuz gemimizin kaptanı, herkes salonda ve Ünal amca kalkıp küçük büyük demeden o geminin stajyerini görmeye geliyor. Ya tarifsiz duygular bunlar, üstelik bana hediye getirmiş. Mutluluğum iki kat artıyor. Bunu ömrüm boyunca unutamam. O yüzden paylaştım sizlerle de. 

 Aylar sonra tekrar Ambarlı’da karşılaşıyoruz. Üstünden 1 ay geçmiş olmasına rağmen doğum günü hediyelerimle karşılanıyorum bu kez. Hediyelerimden bir tanesi de "can suyu", kitabı okuyanlar bilir.  

Ünal amcamın olduğu gemide sıkıntı olmaz. Her şeyi tatlı dili, güler yüzüyle çözer. Zor durumlarda da yılların tecrübesiyle.. Güvende hissedersiniz. Yanlış yapmaktan korkmazsınız, çünkü bilirsiniz bir yanlış mutlaka en az iki doğru getirir. Özetin özetiyle böyle. Umarım bir gün çalışır, yakından tanır yaşarsınız bu güzellikleri.  

Pruvanız neta olsun. Tüm mısır kardeşlerime sevgiler.  

Cana 

Bu kasetler beni doyurmaya yeter de artar bile.  Ama sırada daha çook kaset var. Herkesin takdir alacağı birileri vardır muhakkak. Söz uçar gider, ama yazılar her okunduğunda tazeliğini ve güzelliğini hiç kaybetmez, size moral verir. İster misiniz bu kitabı okuduktan sonra kalem kâğıdı elinize alıp sevdiklerinize mektup yazmaya başlayın. İşte mutluluğun “M” sini yakaladınız demektir. Mektup yazmak benim hobilerimin başında gelir. Öyle bir yarışma yapılsa birinciliği kimseye kaptırmam gibime geliyor. Muhakkak benden kapacağınız bir şeyler olacak, işte o zaman mutluluk kasetlerim daha da artacaktır. 

 Sevgili Ali, ilk “Viya böyle” kitabımı yazdığımda arkasından devamının geleceğini bilsem kitaba 1 numara koyardım. Neyse, yazılmasa da 2 çıktıktan sonra onun da ismi “Viya böyle-1” oldu. Her iki kitap da sana hayırlı uğurlu olsun, ufkunu açsın, seni kazalardan korusun.  

Bahsetmediğine göre araya sıkıştırdığım, Oya teyzene ithafen yazdığım 221 sayfalık küçük bir kitaptan haberin yok. 

 

Şimdi haberin oldu. Tabii ki Ali internetten sipariş edip alır. Ama fark yaratmak mutluluğun anahtarlarından biri ya,  o zaman o farkı Ali’de yaratalım. Nasıl? Ali mektup adresini ve telefon numarasını yazacak ben de Oya teyzeyle birlikte imzalayıp pazartesi günü postaya vereceğim. Bu şekilde Ali’nin mutlulukları tavan yapacak. 

Özcan Deniz’in filmlerini severim. “Seni çok bekledim” isminde yeni bir dizinin yayınlanmış ilk bölümünü dün akşam izledim. Dizide “Tevâfuk” isminde bir ifade geçiyor. Kısaca hayatta hiçbirşeyin tesadüf olmayacağını Özcan Deniz 15 yaşındayken babasından dinliyor. Parmağındaki yüzüğü bir parkta kaybettiğini daha sonra eşi olacak bir kadın tarafından bulunup tekrar kendisine dönmesinin “Tevâfuk” olduğunu söyleyen babası parmağındaki yüzüğü çıkarıp oğlunun parmağına takıyor “Umarım bu yüzük senin de kendi eşini bulmanda yardımcı olur” diyor. 

Yıllar geçiyor, oğlumuz büyük bir firmanın yöneticisi olarak Qatar’a gidiyor. Bir toplantıya katılacağı otelin x-ray cihazından geçerken yüzük dahil üzerindekileri çıkarıp o cihazın yanına koyuyor. Sonra onları alırken yüzük kayıp yere düşüyor. Adam farkında değil ama yüzük aynı toplantıya katılacak bir kadının ayağına takılıyor. Eğilip yüzüğü alarak parmağına geçirip etrafa bakarak sahibini arıyor. 

 

Sonrasını filmi seyrettiğinde görürsün. 

“Tevâfuk” un bizim mektupla ne alakası var? Ali doğduğunda denizci olacağı ve “Viya böyle” kitabının ilk satırlarının yazılmaya başlanacağı AMEL defterine yazılmış bir kere. 

Ünal amcan mektuplarında hiç konu sıkıntısı çekmez. Barış Manço’nun söylediği gibi “yaz dostum” Sana bu hobimi aşılayabilirsem ilerde bana çok dua edersin.  Ne kadar yazarsan o kadar uzunlukta cevap alırsın. İlk mektup biraz uzun oldu hoş geldin hediyesi olarak kabul edersin. 

Ben uzun yazıştığım yavrularımın mektuplarına numara veririm. O yüzden sol üste (1) koydum. Sen yazmaya devam edersen müteakip mektubuna (2) koyarsın.  

Ata’mızın parmağını kaldırıp “İlk hedefiniz Akdeniz’dir” demesi gibi mesleğine değer veren hocanızın Ali yavrusuna parmağıyla “Viya böyle” yi göstermesi aynı işarettir.  Hocamız bu işareti sadece Ali’ye değil, sınıfınızdaki tüm arkadaşlarına göstermiştir. Acaba kaç kişi o hedefe kilitlenmiştir? Maalesef toplumumuz çok tembel. Türkiye’de 20 kişiye 1 kitap düşerken Japonya’da 1 kişiye 20 kitap düşmekte. O zaman ben bu kitapları bir tek hocamızın işaretini takip eden Ali’lere ve 100-200 sene sonra olgunlaşacak kitabın farkına varacak denizcilere yazıyorum. Olsun, Tevâfuk Ali’cim Tevâfuk.. 

Yanaklarından öper, başarılar dilerim.  

Ünal amcan