banner209

banner191

banner148

banner179

banner176

19.11.2007, 00:55

Aklın Yolu (Denizcilikte de) Bir

Geçtiğimiz hafta iki toplantıya katıldım.

Bu toplantılarda denizciliğimiz adına yaptığım bazı gözlemlerimi değerli denizcilik okurlarıyla paylaşmak istiyorum.

*****
Katıldığım toplantılardan birincisi,  Kasımpaşa Deniz Hastanesi Baştabipliği tarafından düzenlenmiş olan “Boğaz Kazaları ve Toksikolojik Etkileri Sempozyumu” idi.

Sempozyum, Harbiye Askeri Müze ve Kültür Sitesinde 15-16 Kasım 2007 tarihlerinde yapıldı.

Sempozyum sunumları arasında Boğaz Kazaları ve çevreye olan etkileri, tanker kazaları sonunda ortaya çıkan kirlenmenin boyutu, kazalardan alınan dersler gibi önemli konular vardı.

Sempozyumda boğazlarla ilgili sunum yapan herkesin, geçmişte Boğazlarla ilgili yapmış olduğum çalışmalardan bir şekilde yararlanmış olduğunu görmek bana büyük mutluluk verdi.

Ama hepsinden önemlisi fikirsel anlamda 1990’lı yılların ikinci yarısında benim de içerisinde bulunduğum ekip tarafından temeli atılmış olan bazı ilkelerin hala Türk Boğazları için büyük bir özenle savunulduğunu görmekten ayrı bir mutluluk duyduğumu söylemeliyim. Ama bu ilkelerden bir tanesinde-birazdan değineceğim şekilde-artık düzeltme yapılması gerekiyor.

*****

Bu sempozyumda özellikle kimyasal madde taşıyan gemilere dikkat çekildi. Kimyasal zehirlenmelerde besin zincirinin nasıl etkileneceğini, akut etkiler yanında kronik etkilerin de önemli olduğunu, bir kaza sonrasında meydana gelecek bir petrol veya kimyasal madde kirliliği durumunda bunun akut ölümlere yol açacağı gibi besin zincirine girerek etkisi yıllar sonra ortaya çıkacak kronik zehirlenmelere de yol açacağı Prof. Dr. Ali Esat Karakaya tarafından anlatıldı.

Prof. Karakaya ayrıca risk yönetimi konusunda-denizcilikte de kullanılabilecek-güzel bilgiler verdi.

Sempozyumda bütün uzmanların ortak görüşü şu idi: "Türk Boğazlarında kaza riski azalmakla beraber sıfırlanmamıştır. Risk minimize edilebilir ancak sıfırlanamaz. Bu nedenle risk yönetimi uygulanmaktadır ve uygulanmalıdır".

Bu görüş, risk değerlendirmesinin de temel felsefesini oluşturur.

Risk, daha önceki yazılarımda da belirttiğim gibi, bir kazanın meydana gelme olasılığıdır. Riskin iki bileşeni bulunur: bunlar sıklık (frekans) ve sonuçtur.

Bu bileşenlerin değerlendirilmesine göre riskler ihmal edilebilir, tolere edilebilir ve tolere edilemez olmak üzere 3 sınıfa ayrılmaktadır.

İhmal edilebilir riskte risk azaltıcı önlemler uygulanmaya gerek bulunmazken, tolere edilebilir riskte zaman zaman, tolere edilemez riskte ise mutlaka risk kontrol seçeneklerinin devreye sokulması gerekmektedir.

Türk Boğazları ise, çok iyi biliniyor ki, tolere edilemez risk kategorisinde bulunmakta.

Bu bölgede risk kontrol seçenekleri uygulamaya sokularak riskin yönetilmesi ve mutlaka tolere edilebilir veya ihmal edilebilir düzeye getirilmesi gerekmekte.

Gerçekten de,  özellikle geçtiğimiz on yıl içerisinde, Türk Boğazları ile ilgili pek çok risk kontrol yöntemleri uygulamaya konulmuştur.

Özellikle 1994 yılında uygulamaya konulan Trafik Ayırım Şeması ve ekli IMO Kurallar Ve Tavsiyeleri ile birlikte Türk Boğazları Deniz Trafik Düzeni Tüzüğü, ayrıca 2003 sonunda devreye giren Gemi Trafik Hizmetleri sistemi Türk Boğazlarında riskin kontrol altına alınması adına atılmış önemli adımlardır.

Hazar Bölgesindeki zengin petrol yataklarından 1990’lı yılların ikinci yarısında büyük bir hızla artan üretim bir yandan Türk Boğazlarındaki riski arttırırken petrol taşımacılığına alternatif boru hattı seçeneği de , ironik bir şekilde Türk Boğazlarındaki riskin bertaraf edilmesi adına yardımcı unsur olarak yararlı olmuştur.

Bugün geldiğimiz noktada artık “Türk Boğazlarında risk minimize edilmiştir, risk tamamen ortadan kaldırılamaz” söylemini terk etmek zorunluluğu ile karşı karşıya olduğumuzu söylemek zorundayım.

Nedenine gelince;

Risk minimize edilmiştir ne demektir? Bunun anlamı kaza olasılığı 5 yılda bir ise bu  -diyelim ki-15 yılda bire çıkarılmıştır ise, ki başka bir anlamı yok, Boğazlarda felaket boyutundaki bir kazayı-15 yılda bir de olsa-tolere edebilir miyiz?

Kaldı ki bu 15 yılın bitiminde de değil, başında da olabilir bu kaza.

Demek ki Türk Boğazlarından geçiş yapan bazı tip gemilerde kaza riskini minimize etmek artık bizim için yeterli değildir.

Sahile metreler ötede yaşayan 10 milyon insanın yaşamı minimize edilen risklere bağlı olamaz. Bu riskin mutlaka tamamen bertaraf edilmesi gerekir.

Riskin tamamen ortadan kaldırılmasının zorluğunu -hatta imkansızlığını- ben de biliyorum. Ancak hedefimiz bu olmalıdır.

Özellikle petrol tankeri ve kimyasal tanker geçişlerinde risk yönetim seçenekleri yeniden gözden geçirilmeli ve bu konuda ilgili kurumlar bir komisyon oluşturarak acilen çalışmalara başlamalıdır. Bu geçişlerde “riskin minimizasyonu değil bertaraf edilmesi” tek hedef olmalıdır.
Bu kez kaza olmasını beklemeyelim. Çünkü bedeli çok ağır olabilir.

******

Sözünü etmek istediğim ikinci konu, Gemi Makineleri İşletme Mühendisleri Odasınca düzenlenen “Denizciliğimizin Sorunları” sempozyumu.

Bu sempozyum 17 Kasım Cumartesi günü Bostancı’daki Gren Park Otelinde gerçekleştirildi.

Bu sempozyumla ilgili başarılı çalışmalarından dolayı Oda başkanı Feramuz Aşkın’ı ve organize eden Süleyman Savaş’ı kutlamak istiyorum. Gerek sempozyum, gerekse sempozyum bildiriler kitabı denizciliğimize yararlı bir çalışma olmuş.

Kaptan Ali Cömert’in bildiriler kitabında yer alan “Türk Boğazlarında Elektromanyetik Kirlilik” başlıklı bildirisi oldukça ilginç ve mutlaka dikkate alınması gerekli bir çalışma. Gerek gemi personelinin gerekse geçiş esnasında görev yapan kılavuz kaptanların maruz kaldıkları radyasyon riski konusunda çalışmaların devam etmesi gerekiyor. İnsan sağlığı her şeyden önemli.

Burada denizciliğimizin özellikle yetişmiş eleman konusundaki sıkıntıları dile getirildi.

Üniversite ve yüksek okullarda yetiştireceğimiz nitelikli denizcilerimizi önümüzdeki yıllarda tonajı ikiye katlanacak olan Dünya denizcilik filosuna ihraç etme fikri ve fırsatı çeşitli konuşmacılar tarafından ortaya kondu.

Ancak bu sempozyumda beni asıl mutlu eden gelişme; Deniz Ticaret Odası yönetiminin de artık üst düzey zabitan yetiştirilmesinin lisans düzeyinde okullarda yapılması yönünde fikir oluşturduğunu görmek oldu.

Yıllardır benim de ortaya koyduğum tez hep bu idi.

Kurslar ile lisans düzeyinde eğitim veren kurumları  aynı yeterliği vererek birbirine düşürmek yerine, üst düzey zabitan yetiştirilmesini lisans düzeyinde, diğer sınıfları ise kurslar veya lise düzeyinde eğitim kurumlarından yetiştirerek ülkemizin genç nüfusunu denize yönlendirmek gereğini yazdığım yazılarda ve yaptığım konuşmalarda hep vurguladım.

Sempozyumda  Deniz Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Metin Kalkavan’ın da aynı görüşte olduğunu görmek beni mutlu etti.
Ne mutlu ki,  ki gerek Piri Reis üniversitesi, gerek Galatasaray Üniversitesi bünyesinde kurulan Yüksek Denizcilik Okulu ülkemize ve dünya denizciliğine nitelikli denizciler yetiştirecekler.

Öğrencileri yetiştirecek olan öğretmenler konusunda önemli eksiklikler var.

Sayın Metin Kalkavan’ın da belirttiği gibi, ülkemizin denizciliğinde her alanda yetişmiş eleman var. Ama az sayıda var.
Öğretmenler de bu sınıfta.

Ancak o gün Cengiz Deniz, Doç Dr. Ender Asyalı, Selçuk Nas gibi değerli öğretim elemanlarının yaptıkları güzel çalışmaları gördükçe bu alanda da imkanlar iyileştirildiğinde çok iyi bir altyapıya kavuşabileceğimize olan inancım arttı. (Prof. Dr. Güldem Cerit’i de bu noktada kutlamak isterim).

Ancak bu konularda gelişmeyi  rastlantısal olmaktan ve kişilerin kendi bireysel çalışmalarından beklemekten çok gelişmeyi organize ederek sistemsel hale getirmek zorundayız.

*****

Denizde çalışmanın zor olduğunu ve sosyal bir varlık olan insanın ömür boyu denizde çalışmasının beklenmemesi gerektiğini geçmişte çeşitli yazılarımda gündeme getirmiştim.

Sempozyumda Deniz Ticaret Odası yönetiminin de bu noktada aynı görüşte olduğunu görmek beni mutlu etti.

Demek ki ülkemizde de artık bazı şeyler değişiyor.

Şimdi kabotaj taşımacılığı ve yatırımların doğru yönlendirilerek ülkemiz sahillerinde yolcu ve yük taşımacılığının özendirilmesi konusunda yakın geçmişte yazdıklarımla ilgili de önümüzdeki dönemde mutlaka adımlar atılacağına inanıyorum.

Çünkü aklın yolu (denizcilikte de) bir.

*****

Bugün Uluslar arası Denizcilik Örgütü’nün iki hafta sürecek olan 25. Genel Kurulu’nun ilk günü.

IMPA adına davetli olduğum bu Genel Kurul’a yoğun çalışmalar dolayısıyla katılamadım.

Ülkemiz C grubundan Konsey üyeliğine devam etmek istiyor. Yapılacak seçimlerde Delegasyonumuza gönülden başarılar diliyorum.

Yorumlar (3)
hacı uğurlu 12 yıl önce




başlıktanda anlaşılacağı gibi nitelikli zabitan yetiştirmek günümüzün en büyük sorunlarından bir tanesi...fakat gördüğüm kadarıyla bu zihniyetle gidilirse sonuç gene hüsran olur.yüksek okuldan mezun olan genç arkadaşların bugun kaç tanesi denizde çalışıyor ona bakmak gerek,hepsi hemen kısa yoldan kendini karaya atmaya bakmakta,buda günümüz tekelleşmesinde cok kolay.



Sanırım denizciliğin özveri isteğen bir meslek olduğunda hepimiz hemfikiriz bu nedenle yüksekokul şartını koyacağımıza denizde çalışan tüm arkadaşların şunu bilemesini sağlamalıyız; denizde çalıştığım sürece kendimi yetiştirmediğim takdirde ayni yerde sayar dururum.Ama kendimi yetiştirirsemde istediğim yere gelebilirim düşüncesini aşılamak gerekmektedir,bu her imtaha girip yükselsin manasında demiyorum,imtahanları daha da sıkılaştırıp hak edenin hak ettiğini almasını sağlamalı,hizmet sürelerinide gözden geçirmek gerekmektedir.



Şevki Marmara 12 yıl önce
"gerçeğin ışığı fikirlerin çarpışmasından çıkar"

"akılları pazara çıkarmışlar, herkes gene kendisininkini seçmiş."

"bırakın yüz çiçek açsın yüz düşünce akımı bir birleriyle yarışsın"

bir(1)'e esit oldugu soylenen ve kimilerince sabit kabul edilen degisken."aklın yolu birdir" cilerin göremediği (veya gözlerini kaçırdıkları) bir husus ise pozitif aklın bazı hususlarda sıçtığıdır. bu hususların bilimi dahi doğru biçimde yapılmaz, yapılamaz. nedir o hususlar; sosyoloji, siyaset, ekonomi vs. sosyal bilimlerle doğrudan veya dolaylı ilişkisi olan hususlar yani. en çok gürültü de bunlar üzerinden kopar zaten. şimdi aklın yolu birdir güzel ama bu akıl kimin aklı olacaktır? işçinin mi? patronun mu? siyasi erk sahibinin mi? basının mı? işbu çıkar gruplarının arasında ortak akıl diye bir mevhumdan söz edilemez. birinin gücü eline geçirip, diğerlerinin sesini kesmesi zaten totaliterizm oluyor. demek ki çoğulculuk, "aklın yolu birdir" i döver. ben bu kakafoniden bir şey çıkaramam, bari postmodern olayım diyeni ise odunla kovalamak gerekir.

aklın yolunun her zaman aynı olmadığı, akıl yoluyla düşünen kimselerin görüş ve benimseyişleri arasında farklılıklar bulunduğu gerçeğini ıskalayan atalar sözü.



çünkü akıl yolu ile varılan sonuçların farklılığı ya birtakım önyargılardan sakınamamış olmaktan, ya öncelikle bir takım farklı dogmalar benimsemiş olup aklın yoluna ancak bundan sonra baş vurmaktan, ya düşüncelerin özellikle değişik yönlere yöneltilmesinden ya da aklın kullanımı sırasında değerlendirilen verilerin aynı olmayışından ileri gelir.





fikr i sabit

ne bileyim ben

kimdi amerikayı keşfeden

ne eder beş kere beş

güneyden mi kuzeyden mi doğardı güneş

kaçıncı padişahtı yavuz

aylardan nisan mı yoksa temmuz

ne bileyim nereye gider turnalar

şeftali ne zaman çıkar

bahçemde gül açmış ya karanfil

umurumda değil

sabahlaradek kadeh elde

aklım fikrim o güzelde



--- cahit sıtkı tarancı ---
arif inandı 12 yıl önce
Eğitimde çeşitlilik olması rekabeti getirir.

Hacı uğurlunun yorumuna tümüyle katılıyorum.

VHF kanallarından bir iki gün yabancı gemileri dinlerseniz çoğunlukla filipinli gemi adamlarının tüm dünya gemilerinde çalıştıklarına şahit olursunuz.

Adı geçen ülkede bu insanları örnek alırsak bizlerde denizden eşit şekilde yararlanacağız.Bu yolla ülkemize döviz getireceğiz.

Unutulmamalıdırki gemiler sadece zabit kaptanlarla gitmiyor.

29°
açık
Günün Anketi Tümü
DenizHaber.Com Tema güncellemesi yaptık. Yeni site dizaynımızı nasıl buldunuz?
DenizHaber.Com Tema güncellemesi yaptık. Yeni site dizaynımızı nasıl buldunuz?