TYD BALIK ÇİFTLİKLERİ RAPORU
Turizm Yatırımcıları Derneği'nin (TYD) TBMM'ye sunduğu turizm ve çevre araştırmalarını kapsayan raporu değerlendiren turizmhaberleri.com yazarı Işık İlkörücü, raporda belirtilmeyen konulara da dikkat çekiyor..
TYD BALIK ÇİFTLİKLERİ RAPORU
Sektöre yatırım yapan kişileri ve şirketleri temsil eden bir sivil toplum kuruluşu olan Turizm Yatırımcıları Derneği'nin (TYD); 2 Temmuz tarihli, TBMM'nin ilgili komisyonuna sunulmuş, sürdürülebilir çevre politikaları oluşturmak amacı ile hazırlanmış bir raporu var.
Çeşitli başlıklar altında ülkemizdeki mevcut çevre sorunları rakamlarla, önerilerle, örnek olaylarla anlatılmış. İkincil konutlar ile başlayan rapor; atık sular, katı atıklar, temiz su, mavi bayrak ve balık çiftlikleri konularını içeriyor ve çevre sorunlarına karşı çözüm olabilecek bir örgütlenme yapısı özeti ile de bitiyor. Çevreciliğin populizme, politikaya karıştırılması, raporun hazırlanış nedenleri arasında yer almıyor ise, rapor ayrıca bir önem de kazanmakta. Bu nedenle derleyen, başlıklarında ve satır aralarında geçen tüm konuları ele alanlara teşekkür etmek, bireylerin, kurumların çevre katliamlarına karşı tepkilerini dile getirmiş olmalarını takdir etmek, her türlü zorluklara rağmen bu sektöre çeşitli riskler alarak yatırım yapanları da tebrik etmek lazım.
Üstelik, raporda verilen örnek uygulamalar dikkat çekmeyecek gibi de değil. Buna bağlı olarak rapor elbette ki güzel bir çalışma örneği, ancak Türkiye'de turizmin deniz, kum, güneş üçgeninin içine hapsolmasına bağlı olarak, kanımca rapor da bu dar çerçeve içerisinde kalan, daha da dar bir alana sıkışıp kalmış.
TYD Genel Sekreteri Sn Yetik'in de belirttiği gibi, turizmin ekonomi içindeki payının yüzde 5 düzeyinde olması, bizi bu gelirden edebilecek aksaklıkların giderilmesi ve ilişkili sektörlerin de rehabilite edilmesi anlamına geliyor. Doğru, katılıyorum. Raporda ağırlıkla belirtilen balık çiftliklerinin durumu da yabana atılmayacak kadar gerçek, yaşananlar ve öngörüler de kabus gibi. Hemfikirim.
Zaten raporda uzun uzun belirtilen bu plansız balık çiftlikleri konusu, yakın zamanda sektör ve ülke gündemimizi oldukça meşgul eden, yetkililerin çevreciler ve vatandaş tarafından göreve çağırıldığı güncel bir konuydu. TYD'yi konuyu gündeme tekrar taşıdığı, unutturmadığı ve resmi bir elden olaya eğildiği için tekrar tebrik etmeli.
Ancak denizlerimizdeki kirliliğin birincil nedeni TYD'nin bu denli üzerinde durduğu balık çiftlikleri midir? Ya da çözümde ilk basamak balık çiftliklerinin rehabilitasyonu mudur?
TYD Çevre Raporu'na da kaynak olan; 'Birleşmis Milletler Çevre Programı UNEP'in, 2004 yılında yayınladıgı raporda yer alan Akdeniz Aksiyon Planı'nda, 2000 yılı itibariyle Türkiye'deki balıkçılık türleri oranları ile verilmiştir. Rapora göre çiftlik balıkçılığı pastanın sadece yüzde 13.6 'lık kısmını kapsamaktadır, payın büyüğünü deniz balıkçılığı yüzde 79.1 ile almaktadır ve tatlı su balıkçılığının oranı da sadece yüzde 7.3'tür. Ayrıca yine ilgili raporda Türkiye'deki deniz kirliliği nedenleri de derecelerine göre sıralanmıştır.
Kıyı yerleşimlerinin ve endüstri kuruluşlarının arıtılmamış atıkları, nehir ve akarsular vasıtası ile taşınan kirlilik, kıyılardaki tarımsal faaliyetler, turizm, ikincil konutlar, liman ve marina işletmeleri ve son olarak da balıkçılık vb faaliyetlerden söz edilmiştir. Raporda ayrı konular olarak tanker taşımacılığı, deniz trafiği ve kazalarının yanı sıra, kıyılardaki metropollerin etkilerinden de bahsedilmiştir.
Bu durumda denizlerimizi kirleten, mavi bayrak hedeflerimiz ve sürdürülebilir çevre politikalarımız ile ile örtüşmeyen çiftlik balıkçılığı dışında başka uygulamalar da mevcuttur. Raporda balık çiftliklerinin diğer faktörlerle karşılaştırmalı olarak toplamdaki payı da keşke verilseydi.
Balık çiftliklerimizin yüzde 90'ında levrek ve çipura yetiştirilmektedir (Bu nedenle rapordaki somon örneği de bana göre yanlış bir seçimdir.) ve çiftliklerde üretilen balıkların yüzde 60'ı da AB ülkelerine gönderilmektedir. Hatta balık, çeşitli istatisiklerde tek hayvansal ürün ihracatımız olarak kabul edilmektedir. Üstelik toplum olarak pek balık sever de sayılmayız. Çünkü kişi başına, yıllık balık tüketimi Dünya ortalaması 18 kg iken, Türkiye'de 8 kg dolaylarındadır. Peki bu balıkların ülkede kalan yüzde 40'lık kısmının alıcısı kimdir?
Ülkemizdeki balık çiftlikleri sıklıkla yoğun turizm bölgelerine konumlandırılmış durumdadır. Bana göre bu sadece balıkların yaşaması için elverişli suların, güzel ve turizm için cazip coğrafyalar olmasından kaynaklanmamaktadır. İki sektörü aynı bölgelerde buluşturan bir diğer etken de, bence gelen turistin balık tüketmesi, daha doğrusu balığın en çok bu bölgelerde hızlı alıcı bulması ve bölgede üretilen balıkların dışarıya taşınması için ulaşım imkanlarının kolaylığıdır.
Balık çiftliklerimiz çevreye uygun değildir diye şikayet edilmektedir. Bu yerinde bir yakınmadır. Ancak balık çiftliklerimizde, üretimde maaliyetler az tutulduğu için balık da ucuz bir gıda olmaktadır. Bu yöntemler uzun vadede sürdürülebilir midir – tabii ki hayır, ancak balık ucuz olduğu için herşey dahil açık büfelerimizdeki mihenk taşlarından biridir. Ya da şöyle mi demeliyim - balık ucuz olunca alıcı bulmaktadır. Çünkü balığı alan otelin kendisi ucuzdur. Üstelik balık ucuza alınırken yetiştirilme şartları sorgulanmamaktadır. 40 YTL'ye herşey dahil hizmet vermenin acaba doğurduğu sonuçlardan biri de bu mudur?
Elbette ki turizmden beslenen bu sektörler bir planlama dahilinde tekrar düzenlenebilir. Hatta uluslararası standartlarda üretim yapmaları sadece uzun vadede çevre konusunda değil, turizmde sunulan hizmetin içinde de kalite oluşturmak adına faydalı olabilir. Peki tek başına yan sektörlerin yeniden düzenlenmesi yeterli midir? Bu sektörlerin öncelikli gelir kaynakları da, onları yönlendirecek en önemli unsur da turizmdir. Bu durumda önce turizm için bir planlamaya ihtiyaç vardır.
Ayrıca plansız balık çiftlikleri nasıl ki doğayı mahvediyorsa, plansız turizm yatırımları da doğayı mahvetmektedir. Hem de çok daha büyük boyutlarda…
Sürdürülebilirlik üzerine hazırlanmış raporda; bölgelerin taşıma kapasitelerini dikkate almayan, ormanları traşlayan, kıyıları dolduran, altyapısı olmayan, mantığa sığmayan üst üste otel yatırımlarının uzun vadede ülkeye, toplamın yüzde 5'i oranında gelir getirmeye devam edip, edemeyeceği yani bu plansız turizm yatırımlarımız ile turizmin ne derece sürdürülebilir olup olmadığı, sürdürülebilir çevre anlayışına uyup uymadığı da sorgulanmamıştır.
Örneğin MNG Holding'in Pina Yarımadası'ndaki 'emsalsiz' uygulamasının, Ege ve Akdeniz kıyı şeridimiz boyunca otel yatırımları için ormanların traşlanmasının, kıyıların sonu düşünülmeden peşkeş çekilmesinin, kuş cennetlerinin yok edilmesininin çevre üzerindeki etkileri nelerdir?
Ya da sadece Antalya'da, İspanya'nın tamamından daha fazla sayıdaki beş yıldızlı otelin varlığı neyin habercisidir? İspanya tercihini neden böyle kullanmıştır, İspanya'nın sayıca bizi ikiye katlayarak sahip olduğu mavi bayrak birinciliği bu planlı turizm yatırımlarının bir sonucu mudur? Bizdeki sayıca üstün otel yatırımı övünüldüğü kadar iyi bir şey midir? Dünya'da çevreye uyumlu balık çiftlikleri örneklerinin yanı sıra, atıl çöplük alanların üzerine golf alanları kurularak değerlendirilmesi gibi örnekler de mevcuttur, TYD bunları sonraki raporlarında mı dile getirecektir?
Evet, ülkemizdeki 311 balık çiftliğinin büyük bir kısmı uluslarası çevre standartlarında üretim yapmamaktadır. Peki ülkemizdeki binlerce otelden kaçı uluslararası çevre standartlarına uygun faaliyet göstermektedir? Kaçı doğayı katletmeden, çevreye zarar vermeden inşaa edilmiştir? Raporda balık çiftliklerimizin Akdeniz'e zararı rakamlar ile sorgulanmıştır, 16 sayfalık raporun; 8 sayfasında anlatılmıştır, peki turizm anlayışımızın, turizm yatırımlarımızın çevreye zararlarının, Akdeniz'in toplam çevre sorunlarındaki payı nedir?
Yazımın başında raporun; Türkiye'de turizmin deniz, kum, güneş üçgeninin içine hapsolmasına bağlı olarak, bu dar çerçeve içerisinde kalan, daha da dar bir alana sıkışıp kalmış olduğunu belirtmiştim. Şimdi görüyorum ki büyük çevre katliamımızın içinde çok daha büyük paylara sahip, çok daha büyük sorunlar yaratan hatalarımız es geçilmiştir. Dilerim TYD ilerideki raporlarında, bu konularda da tespitlerde bulunacak, öncelikle nedenlerine dönük çözüm önerileri sunacak ve özeleştiri yapacaktır.
TYD'ye; çevre sorunlarının yanı sıra, balık çiftliklerinin rehabilitasyonunun önemine, çevreye zararlarına dikkat çektikleri ve yetkilileri uyardıkları için tekrar teşekkür ederiz.
TYD'nin çevre konusundaki çalışmaların devamını bekliyoruz.
Turizmhaberleri.com
Yorumlar
Kalan Karakter: