İSTANBUL –
Selçuk Esenyel, Karadeniz’de ticari gemilere drone saldırılarının Türkiye kıyılarına yaklaşmasının tesadüf olmadığını, sigorta-navlun ve çevre riskinin büyüdüğünü söyledi.
Karadeniz’de ticari gemilere yönelik insansız hava aracı (İHA) ve insansız deniz aracı (İDA) saldırılarındaki artış, deniz ticareti ve güvenliği açısından yeni bir kırılganlık alanı oluşturuyor. EKOTÜRK TV’de Ahu Tanrıkulu’nun programına konuk olan deniz hukuku uzmanı Av. Selçuk Esenyel, son haftalarda saldırıların Türkiye karasularına yakın bölgelerde yoğunlaşmasına dikkat çekerek “Türkiye’yi savaşın içine çekmeye dönük bir zemin oluşturuluyor olabilir” değerlendirmesinde bulundu.
Esenyel, Türkiye’nin savaşın başladığı ilk günden bu yana tarafsızlığını korumaya ve dengeli bir politika izlemeye çalıştığını, ancak sahadaki gelişmelerin Ankara üzerinde baskı yaratacak şekilde seyrettiğini söyledi. Son bir aylık dönemi işaret eden Esenyel’e göre Ukrayna kaynaklı olduğu belirtilen saldırılarda ciddi bir yoğunluk yaşanıyor; özellikle sivil ticari gemilerin hedef alınması ise krizin ekonomik ve insani boyutunu büyütüyor.
Konuşmasında saldırıların coğrafi dağılımını “kritik” olarak niteleyen Esenyel, bazı olayların Türkiye kıyılarına 40–50 deniz mili gibi mesafelerde gerçekleştiğini; hatta Boğaz girişine yakın bir bölgede ticari bir geminin vurulduğunu anlattı. Bu tabloyu “büyük bir göl gibi kapalı bir havza” benzetmesiyle tarif eden Esenyel, Karadeniz’deki her güvenlik kırılmasının Türkiye’yi doğrudan etkilediğini vurguladı.
Esenyel, saldırıların gerekçesi olarak kamuoyuna “Rus petrolü taşıyan gemiler” iddiasının sunulduğunu, ancak bunun tek başına açıklayıcı olmadığını savundu. “Belirli sınırlamalara uyulması halinde Rus petrolünün taşınması her durumda ulusal ya da uluslararası yaptırıma konu değil” diyen Esenyel, bu nedenle asıl sorunun “Neden Türkiye’ye bu kadar yakın?” olduğunu söyledi. Esenyel, “Bu gemiler Boğazlardan geçtikten sonra da vurulabilir; örneğin Çanakkale Boğazı geçildikten sonra Yunan karasularında. Buna rağmen neden Karadeniz’in Türkiye’ye yakın kısmında bu saldırılar gerçekleşiyor?” ifadeleriyle yakınlığa dayalı kuşkusunu dile getirdi.
Programda Boğazlar rejimi de gündeme geldi. Esenyel, Montreux/Boğazlar Sözleşmesi çerçevesinde ticari gemilerin serbest geçiş hakkının savaş halinde dahi devam ettiğini hatırlattı. Türkiye’nin hem Rusya hem Ukrayna açısından ticari geçişi hukuki zeminde sürdürdüğünü belirten Esenyel, bu durumun Türkiye’ye manevra alanı sağladığını; fakat aynı zamanda tarafsızlığı zorlayacak dış baskıların artmasına yol açabileceğini savundu.
Artan riskin deniz ticaretine maliyet olarak yansıdığına işaret eden Esenyel, sigorta piyasasında Karadeniz’e dönük çekingenliğin belirginleştiğini söyledi. Bazı sigortacıların bölgeye ilişkin poliçe düzenlemekten kaçındığını, poliçe düzenlendiği durumlarda ise “war risk” türü ek teminatların devreye girdiğini ifade eden Esenyel, bunun maliyeti normal poliçelere kıyasla yaklaşık bir ila iki katına yaklaştırabildiğini aktardı. Buna liman girişlerinde güvenlik kontrolleri ve bekleme sürelerinin eklendiğini söyleyen Esenyel, geçmişte 10–15 gün sürebilen seferlerin yaklaşık bir aya uzayabildiğini; bunun da navlunları yükselterek bölgeden Türkiye’ye ya da bölgeden dünyaya giden ürünlerin maliyetini artırdığını belirtti.
Esenyel, saldırıların çevresel ve insani risk boyutunu da vurguladı. Yakıt taşıyan tankerlerin hedef alınmasının Karadeniz’de kirlilik riskini artırdığını söyleyen Esenyel, gemilerde çalışanların asker değil sivil denizciler olduğuna dikkat çekti. Bölgenin “tekinsizleşmesi” nedeniyle gemiadamı temininde de zorluklar yaşanabileceğini belirten Esenyel, geçmişte korsanlık nedeniyle Aden Körfezi rotalarında görülen sigorta, navlun ve personel krizine benzer bir döngünün Karadeniz’e taşınabileceğini ifade etti.
Programın ilerleyen bölümünde Esenyel, 2019 yılında Batı Afrika hattında korsanlar tarafından kaçırılan Türk denizcilerin kurtarılmasına ilişkin süreçte sahada görev aldığını, haftalarca süren müzakerelerin psikoloji ve taktik boyutu bulunduğunu anlattı. Bugün korsanlığın küresel gündemde geri planda kalmış görünse de denizcilikte güvenlik tehdidinin farklı biçimlerde sürdüğünü belirten Esenyel, Kızıldeniz/Süveyş hattındaki saldırıların da deniz taşımacılığı üzerinde ağır baskı yarattığını söyledi.
Esenyel ayrıca Türk denizciliğine ilişkin bazı verileri de paylaştı. Türk sahipli filonun tonaj bakımından dünyada 10’uncu sıraya yükseldiğini söyleyen Esenyel, filonun yaş ortalamasının yaklaşık 22–23 olduğunu, dünya ortalamasının ise 16–17 yaş bandında seyrettiğini aktardı. Denizciliğin “saf döviz kazandırıcı” bir sektör olduğunu vurgulayan Esenyel, finansmana erişim ve mevzuat uyumu gibi başlıklarda daha güçlü destek ihtiyacına işaret etti.
Yorumlar
Kalan Karakter: