İstanbul Barosu'ndan Tarihi Cebrî İcra Kanunu Taslağı İncelemesi
Türkiye'de doksan yılı aşkın süredir uygulanmakta olan 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun yerini alması planlanan ve 2025 yılında tamamlanarak kamuoyunun tartışmasına açılan "Cebrî İcra Kanunu" taslağı, hukuk ve denizcilik dünyasında büyük bir yankı uyandırdı. Yürürlükteki mevcut kanunun kırk bir ayrı kanun ve kanun hükmünde kararname değişikliği sonucunda sistem bütünlüğünü kaybettiği, karmaşık ve zor uygulanır bir hâle geldiği ve üst ilke ile denge anlayışından yoksun kaldığı gerekçesiyle hazırlanan bu yeni taslak, İstanbul Barosu tarafından mercek altına alındı. İstanbul Barosu Yönetim Kurulu Üyesi Av. Mehmedali Barış Beşli ve İstanbul Barosu Yönetim Kurulu Üyesi Av. Fırat Epözdemir ile birlikte Av. Muktedir İlhan, Av. Sevim Çelikcan, Av. Tevrat Duran, Av. Özden Özdemir, Av. Emrah Çevik, Av. Selahattin Bektaş, Av. Berçem Karataş ve Av. Cemil Aygün'den oluşan "Cebri İcra Kanun Taslağı Komisyonu", taslağın deniz ticareti ve genel alacaklı hakları üzerindeki etkilerini de inceleyen kapsamlı bir rapor hazırladı. Komisyon, akademisyenlerin, hakimlerin, avukatların, icra memurlarının ve Bilim Komisyonu üyelerinin katılımıyla 2025 yılının Kasım ve Aralık aylarında düzenlediği geniş katılımlı sempozyumlar ve konferanslar dizisinden elde ettiği verilerle, taslağın denizcilik sektörüne ve ticari hayata getireceği yenilikleri ve olası krizleri detaylandırdı.
Dağınık Deniz İcrası Hükümleri Tek Bir Kitapta Toplanıyor
Mevcut yasal düzende deniz icrasına ilişkin hükümler, Türk Ticaret Kanunu ile İcra ve İflas Kanunu arasında son derece dağınık, tutarsız ve sorunlu bir yapıda bulunmaktaydı. İstanbul Barosu komisyonunun raporuna göre, yeni Cebrî İcra Kanunu Taslağı'nın denizcilik sektörü açısından en önemli ve olumlu adımı, bu dağınık yapıyı terk ederek deniz cebrî icra hükümlerini tek bir kitap altında toplamasıdır. Bu yapısal reform ile birlikte, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerle, özellikle de 1999 Gemi İhtiyati Haczi Sözleşmesi ile tam bir uyum sağlanması hedeflenmektedir. Taslak metin, gemilerin ihtiyati haczi, satışı ve bu satıştan elde edilecek alacakların paylaştırılması süreçlerini geçmişe kıyasla çok daha ayrıntılı ve net bir şekilde düzenlemektedir. Bununla birlikte, deniz ticaretinin belkemiğini oluşturan ve sektörde büyük bir öneme sahip olan eşya üzerinde hapis hakkı kavramı da özel bir bölüm altında yeniden ve daha modern bir yaklaşımla ele alınmıştır. Baro komisyonu, deniz icrası alanında yapılan bu derleme ve toparlama çalışmalarının, labirente dönüşen eski hükümlerin sadeleştirilmesi ve kanun içi atıfların azaltılması prensipleri doğrultusunda sektöre fayda sağlayacağını belirtmektedir
Gemilerin Tahliye ve Tesliminde İstisnai İcra Kolaylığı
Taslağın yargılama süreçleri ve ilamlı icra mekanizmaları konusunda getirdiği en büyük yeniliklerden biri, ilk derece mahkemesi kararlarının hemen icra edilebilir olmasının kural olarak kaldırılması ve kararın icra kabiliyetinin istinaf incelemesi sonrasına bırakılmasıdır. İstanbul Barosu, genel davalar için getirilen bu kuralın haklı çıkan tarafı korumasız bırakacağını ve kötü niyetli kişilere mallarını kaçırma fırsatı vereceğini savunarak bu duruma şiddetle karşı çıkmaktadır. Ancak, denizcilik sektörü özelinde kanun koyucu önemli bir istisna tanımıştır. Taslağa göre, bayrağına ve sicile kayıtlı olup olmadığına bakılmaksızın bir geminin tahliye ve teslimi hakkındaki ilk derece mahkemesi ilamları, kanun yolu açık olsa dahi derhal icraya konulabilecektir. Bu istisnai düzenleme, gemi gibi yüksek işletme maliyetine sahip ve her geçen gün değer kaybedebilecek ya da zarara uğrayabilecek devasa ticari varlıkların, uzun süren istinaf süreçleri boyunca atıl kalmasını veya haksız zilyetlerin elinde yıpranmasını önlemek adına atılmış hayati bir adım olarak öne çıkmaktadır.
Alacaklı Aleyhine Yaratılan Tehlikeli Dengesizlik
Deniz icrasının tek bir kitapta toplanması gibi olumlu sistem bütünlüğü adımlarına rağmen, İstanbul Barosu komisyonu taslağın genel felsefesine yönelik çok ağır eleştiriler getirmektedir. Raporda yer alan tespitlere göre, ilamsız icra başta olmak üzere birçok alanda geçmişte alacaklı lehine oluştuğu ileri sürülen dengesiz yapı, bu yeni taslakta tamamen tersine çevrilmiştir. Komisyon, yeni sistemin adeta borcun ödenmemesini teşvik edercesine borçlu lehine aşırı dengesiz bir yapı oluşturduğunu ve haklı taraf olan alacaklının mağduriyetini daha da artıracak şekilde alacağın tahsilini güçleştirdiğini vurgulamaktadır. Denizcilik ve lojistik gibi yüksek hacimli, vadeli ve hızlı finansal dönüş gerektiren sektörlerde alacaklıların tahsilat imkanlarının bu derece kısıtlanması, piyasalardaki ticari güveni sarsma potansiyeline sahiptir.
Gider Avansları Sistemi Sektörü Çıkmaza Sürükleyebilir
Taslaktaki en tartışmalı konulardan biri de takip masrafları ve gider avanslarına ilişkindir. Taslak, mevcut sistemdeki dosya yığılmalarını azaltmak için alacağın tahsilini kolaylaştıracak önlemler almak yerine, takip giderlerini aşırı şekilde artırarak küçük veya orta ölçekli alacakların takibe konulmasını fayda-yarar dengesi açısından imkansız hale getiren hatalı bir yola girmiştir. Taslağa göre alacaklı, yapılmasını talep ettiği işlemle ilgili giderleri talepte bulunurken peşin olarak ödemek zorundadır. İstanbul Barosu, henüz yapılıp yapılmayacağı belli olmayan afaki giderler için takibin en başında avans alınmasının, özellikle çok sayıda icra takibi yapmak zorunda kalan ticari işletmelere büyük bir maddi külfet getireceğini ve hak arama özgürlüğünü fiilen kısıtlayacağını belirtmektedir. Komisyon raporunda verilen çarpıcı bir örneğe göre, mevcut tarifeler üzerinden binlerce araca kaydi haciz koyduran bir alacaklının, sırf muhafaza ve satış avansı olarak yüz milyonlarca lira peşin ödeme yapması gerekecektir. Denizcilik sektöründe gemi, yük veya konteyner hacizlerinin ve muhafaza işlemlerinin çok daha yüksek meblağlara ulaştığı düşünüldüğünde, bu tür peşin ve afaki gider avansı zorunluluklarının deniz ticareti alacaklılarını finansal olarak kilitleyeceği, hatta alacağını tahsil edemeyen alacaklıların üstlenmek zorunda kaldığı finansal maliyetler nedeniyle doğan krizlerin piyasalar üzerinde zincirleme olumsuz etkiler yaratabileceği uyarısı yapılmaktadır.
Kambiyo Senetleri Düzenlemesinin Yaratacağı Deprem Etkisi
Deniz ticareti de dahil olmak üzere genel ticari hayattaki vadeli işlemlerde en yaygın ödeme ve kredilendirme araçlarından biri olan kambiyo senetleri (çek, poliçe, bono), yeni taslakta büyük bir darbe almaktadır. Taslak, kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla takip usulünü tamamen kaldırmakta ve bu senetlerin icra takibindeki hukuki statüsünü "kıymetli evrak" konumundan "adi senede" indirmektedir. İstanbul Barosu komisyonu, bu ayrıcalıklı takip yolunun kaldırılmasının ticari piyasalar üzerinde yaratacağı deprem etkisinin ve ekonomiye vereceği zararın kanun koyucu tarafından hiç dikkate alınmadığını sert bir dille eleştirmektedir. Kamu güvenine sahip olan kambiyo senetleri sayesinde alacaklıların alacaklarına daha çabuk kavuşabildiği ve bu senetlerin güvenli, hızlı bir şekilde tedavül edebildiği gerçeği ortadayken, taslağın bu imkanı ortadan kaldırması ekonomik alanda ciddi sorunlar doğurma potansiyeline sahiptir. Vadeli navlun sözleşmeleri, gemi yakıtı (bunker) tedarikleri ve tersane ödemeleri gibi denizcilik operasyonlarında sıklıkla kullanılan kambiyo senetlerinin sıradan bir sözleşme kağıdı statüsüne indirgenmesi, sektördeki kredilendirme ve güven zincirini derinden sarsabilecektir. Bu nedenle baro, kambiyo senetlerine mahsus takip yolunun korunmasını veya bu senetlere itiraz hususunda menfi tespit davası kurallarının uygulanmasını önermektedir.
İtirazın Kaldırılması Kurumunun Yok Edilmesi ve Mahkemelerin Yükü
Taslağın ticari alacaklıları zorlayacak bir diğer radikal değişikliği ise ilamsız icra takiplerinde "itirazın kaldırılması" usulünün taslaktan tamamen çıkarılmasıdır. Mevcut sistemde, borçlunun icra takibine itiraz etmesi halinde alacaklı, elindeki resmi veya imzası ikrar edilmiş belgelere dayanarak icra hukuk mahkemelerinde hızlıca "itirazın kaldırılması" yoluna gidebilmekteydi. Ancak yeni taslak, itiraz sonrası takibin devam edebilmesi için genel mahkemelerde "itirazın iptali" davasının açılmasını zorunlu kılmaktadır. İstanbul Barosu, zaten iş yoğunluğu nedeniyle çok ağır işleyen genel mahkemelerin iş yükünün bu düzenlemeyle daha da içinden çıkılmaz bir hale geleceğini ve hak sahiplerinin alacaklarına kavuşmasının yıllarca gecikeceğini öngörememenin büyük bir hata olduğunu belirtmektedir. Denizcilik sektöründe, hızlı tahsilatın gemi operasyonlarının devamlılığı için hayati olduğu durumlarda, alacaklıların genel mahkemelerin uzun süren yargılama süreçlerine mahkum edilmesi, sektördeki ticari akışı durma noktasına getirebilecektir.
Yazılı Belge Zorunluluğu ve Sözleşme Serbestisine Müdahale
Taslağın ilamsız takiplerde takibin başlatılabilmesi için belgeye dayanma zorunluluğu getirmesi de baro komisyonu tarafından şiddetle eleştirilmiştir. Taslağa göre, elinde resmî dairelerin düzenlediği belge, sözleşmeler dahil alacağın doğum sebebini ispata elverişli senet ya da iki tarafı tacir olan takiplerde itiraz edilmemiş fatura bulunmayan alacaklı, ilamsız icra yoluna hiç başvuramayacaktır. Baro, bu düzenlemenin Borçlar Kanunu'nda yer alan "sözleşme serbestisi" ilkesiyle açıkça çeliştiğini, yazılı olmayan sözleşmelere ilişkin hızlı hak arama özgürlüğünü ortadan kaldırdığını belirtmektedir. Ayrıca, tarafların ıslak imzasını taşımamakla birlikte alacağın kanıtlanmasında delil kabul edilen e-posta, faks, elektronik iletiler veya banka havale dekontları ile dahi ilamsız takip yapılamayacak olmasının, ekonomik hayatın dinamiklerine büyük bir kısıtlama getireceği ifade edilmektedir. Uluslararası deniz ticaretinde ve acente ilişkilerinde e-posta teyitleri ve swift dekontlarının günlük ticaretin temel dayanağı olduğu düşünüldüğünde, belgesiz ilamsız takip yasağının denizcilik firmaları için pratik hiçbir yararı olmadığı gibi, hak arama hürriyetini de baltalayacağı vurgulanmaktadır.
Sürelerin Gerekçesiz Uzatılması ve Mal Kaçırma Riski
İstanbul Barosu komisyonunun dikkat çektiği bir diğer husus, mevcut kanunda doksan yılı aşkın süredir uygulanmakta olan ve oturmuş alışılmış sürelerin, hiçbir somut ve makul neden olmaksızın borçlu lehine uzatılmasıdır. Örneğin, ödeme emrine itiraz veya ödeme sürelerinin 7 günden iki haftaya çıkarılması gibi değişiklikler raporda eleştirilmiştir. Baro, günümüz teknolojik şartlarında borçlunun adliyeye ulaşmasının ve şikayetini yapmasının 1930'lu yıllara nazaran çok daha kolaylaşmış olmasına rağmen sürelerin uzatılmasının, haksız çıkan taraf olan borçluya mallarını kaçırmak için geniş bir zaman fırsatı vereceğini savunmaktadır. Denizcilik sektöründe, bir geminin veya kargonun yedi gün yerine on dört gün boyunca herhangi bir icra kısıtlamasına girmeden hareket edebilmesi, varlıkların uluslararası sulara veya başka yetki alanlarına kaçırılması için fazlasıyla yeterli bir süredir. Baro, haklar dengesinin haksız çıkan taraf lehine bozulmasını önlemek için mevcut kanundaki yedi gün, on beş gün gibi sürelerin aynen korunmasını talep etmektedir.
Avukatlık Emeğinin Değersizleştirilmesi ve Angarya Yasağı
Taslağın mesleki boyutta en çok tepki çeken kısımlarından biri de avukatlık ücretleri ve yargılama giderlerine ilişkin yapılan düzenlemeler olmuştur. Taslak, ilamlı icra giderlerinin alacaklı üzerinde bırakılmasını, şikayet üzerine dosya üzerinden incelenen hallerde vekalet ücretine hükmedilmemesini ve borçlunun süresi içinde ödeme yapması durumunda maktu vekalet ücreti uygulanmasını öngörmektedir. İstanbul Barosu komisyonu, şikayetin dosya üzerinden incelendiği hallerde yargılama giderlerinin haklı çıkan tarafın üzerinde bırakılmasının genel hukuk kurallarına ve hakkaniyete aykırı olduğunu belirtmektedir. Avukatın emeğinin karşılığını alamamasının Anayasa'da düzenlenen "angarya yasağına" ve Avukatlık Kanunu'na açıkça aykırılık teşkil ettiğini vurgulayan komisyon, bu durumun "emek sömürüsüne" neden olacağının altını çizmiştir. Avukatın takip sürecindeki hukuki katkısının basit bir formaliteye indirgenemeyeceğini savunan baro, bu tür düzenlemelerin hem avukatın emeğini hem de alacaklının hakkını değersizleştireceğini ve savunma hakkının ekonomik temelini zayıflatacağını ifade etmektedir.
Çözüm Yerine Yeni Krizler Kapıda....
İstanbul Barosu Cebrî İcra Kanun Taslağı Komisyonu, hazırladığı raporun genel değerlendirme kısmında, yeni taslağın alacaklı ile borçlu arasındaki hassas teraziyi tamamen borçlu tarafına yıktığını açıkça ortaya koymaktadır. Mevcut icra ve iflas sistemindeki tıkanıklıkları, dosyaları düşürerek veya borçlu mallarının haczedilmezlik alanını genişleterek tasfiye etmeye çalışmanın hatalı bir yol olduğu vurgulanmaktadır. Alacaklının alacağını ucuz ve hızlı bir şekilde tahsil edememesinin, işletmeler üzerinde oluşturacağı finansal yük ile ekonomideki dengeleri bozacağı ve kamu maliyesini de harç ve vergi gelirlerinden mahrum bırakacağı belirtilmiştir. İstanbul Barosu, hukukun üstünlüğünü ve toplumsal barışı sağlamak, toplumun hukuk yoluyla hakkını elde edebileceğine olan inancını yeniden tesis etmek amacıyla, en az masraflı, hızlı ve alacaklı-borçlu dengesini adil bir biçimde gözeten çözüm önerilerini taslak metne madde madde işleyerek Adalet Bakanlığına sunmuştur. Denizcilik ve ticaret dünyası şimdi, sektörün dinamiklerini derinden etkileyecek olan bu kanun taslağının, baronun ve hukukçuların uyarıları doğrultusunda nasıl bir nihai şekil alacağını endişe ve merakla beklemektedir.
BARONUN TASLAK DEĞERLENDİRMESİNE AŞAĞIDAKİ LİNKTEN ULAŞILABİLİR:
Yorumlar
Kalan Karakter: