İzmit Körfezi’nde “staj ve görev başı eğitim” baskısı tartışması
İzmit Körfezi’nde kılavuzluk hizmeti veren yetkili teşkilata kısa süre içinde 28 yeni aday kılavuz kaptanın gönderildiği bildirildi. Sektör temsilcileri, bu denli yüksek sayıda adayın aynı anda sahaya indirilmesinin deniz emniyeti açısından risk doğurabileceğini; eğitim sürecinin “kâğıt üstünde” değil, fiilen ve usta nezaretinde yürütülmesi gerektiğini vurguluyor.
Tartışmanın odağında iki nokta bulunuyor: Birincisi, eğitimin planlanması ve fiilen başlatılmasının hangi usule tabi olduğu; ikincisi ise bazı gemi hareketlerine ilişkin düzenlenen ordinolara düşülen notlarla adayların fiilen gemiye yönlendirildiği iddiası.
“Staj” ve “görev başı eğitimi” ayrımı: tartışmanın teknik ama kritik noktası
Son günlerde idari yazışmalarda “staj” yerine “görev başı eğitimi” ifadesinin öne çıktığı görülüyor. Bu ayrım, hukuken önemli; çünkü 60 gün içinde başlatma kuralının metin olarak “staj eğitimine başlatma” üzerinden kurulduğu, “görev başı eğitim” için aynı ibarenin açıkça tekrar edilmediği belirtiliyor. Bununla birlikte mevzuat, “görev başı eğitimi”ni de bir fiilî kılavuzluk eğitimi olarak tanımlıyor; “ilk defa yetkilendirilecekleri kılavuzluk hizmet sahalarında göreve başlamadan önce alınması gereken fiilî eğitim” olarak tarif ediyor.
Bu nedenle sektör çevreleri, tartışmayı “60 gün var/yok” daraltmasına değil, eğitimin fiilen nasıl yürütüleceğine bağlıyor: Eğitim, ister “staj” ister “görev başı eğitim” olarak adlandırılsın, planlama-nezaret-kayıt-emniyet unsurları olmadan yürütüldüğünde hem belgelendirme hem de deniz emniyeti açısından sorun doğurabileceği ifade ediliyor.
Mevzuatın çizdiği çerçeve: eğitim yükümlülüğü var, fakat yöntemi de var
Kılavuzluk hizmeti verenler açısından eğitim yükümlülüğü, 11 Şubat 2025 tarihli düzenlemede açıkça yer alıyor: Yetkili oldukları bölgesel hizmet sahalarında, idarenin uygun gördüğü sayıdaki adaylara, Gemiadamları ve Kılavuz Kaptanlar Yönetmeliği’nde belirtilen sürelerde görev başı eğitimi yaptırmak zorundalar.
Bu hüküm, “eğitim yaptırma zorunluluğu”nu kabul ederken, eğitimin belirli süreler ve usuller içinde yürütüleceğini de peşinen bağlıyor. Teşkilat tarafı, “uygun gördüğü sayı” ve “belirtilen sürelerde” ifadelerinin, eğitim kapasitesinin tek taraflı bir yazıyla sınırsız biçimde genişletilemeyeceği anlamına geldiğini savunuyor.
Usta-çırak mantığı ve fiilî eğitim: “gemiyi seyretmek” değil
Mevzuat, aday kılavuz kaptan eğitimini “usta-çırak” ilişkisinin gerektirdiği somut kriterlere bağlamış durumda. Adayların, idarenin belirlediği teşkilatta, yetkilendirilmiş kılavuz kaptan nezaretinde, gece-gündüz dengeli, farklı gemi tiplerinde, kesintisiz şekilde belirli asgari şartlarla eğitilmesi esas. Bu yaklaşım, kılavuz kaptanlığın “kısa sürede kalabalık gruplarla seri eğitim” mantığına dirençli bir meslek olduğunu hatırlatıyor.
“Ordino ile sevk” iddiası: eğitim organizasyonu kimin elinde?
Sektör kaynakları, bazı gemi hareketlerine ilişkin düzenlenen ordinolara düşülen notlar üzerinden adayların fiilen gemiye yönlendirildiğini; bunun da eğitimin teşkilatın planlaması ve onayı dışında yürütülmesi sonucunu doğurduğunu ileri sürüyor. Bu iddianın dikkat çektiği hukuki nokta şu: Ordino, Limanlar Yönetmeliği’nde gemilerin kıyı tesisleri ve demirleme sahalarına kabulü amacıyla düzenlenen bir yanaşma/demirleme izin belgesi olarak tanımlanıyor.
Eğitim defteri, nezaret görevlendirmesi ve kayıt mekanizmasının yerine geçmesi beklenmiyor.Liman başkanlığının, liman idari sahasında seyir ve emniyet için talimat verme ve tedbir aldırma yetkisi bulunduğu da yine Limanlar Yönetmeliği’nde düzenlenmiş durumda.
Ancak teşkilat ve meslek çevreleri, bu yetkinin “operasyonel emniyet” alanında geniş olmakla birlikte, eğitim rejiminin (nezaretçi görevlendirme, kayıt-belgelendirme ve iş-SGK düzeni) yerine geçecek biçimde kullanılmasının tartışmalı olduğunu dile getiriyor.SGK ve çalışma ilişkisi: sorumluluk kimin üzerinde?
Tartışmanın en somut hukuki başlıklarından biri de sosyal güvenlik ve çalışma rejimi. Gemiadamları ve Kılavuz Kaptanlar Yönetmeliği, staj ve görev başı eğitimi süresince adayların çalışma ve sosyal güvenlik mevzuatından kaynaklanan haklarının yetkili kılavuzluk teşkilatının sorumluluğunda olduğunu söylüyor.
Bu hüküm, “eğitim fiilen başlatıldı” denilen her durumda, teşkilatın sadece eğitim kalitesinden değil, adayın statüsünden doğan iş-SGK sonuçlarından da etkileneceği anlamına geliyor. Bu nedenle teşkilat cephesinde, organizasyon ve kayıt süreçleri tamamlanmadan fiili sevkin, hem sorumluluk zincirini hem de denetim izlerini tartışmalı hale getireceği kaygısı öne çıkıyor.
“%20” eşiği ve insan kaynağı dengesi
Staj/görev başı eğitim yükünün artmasında, ihale ve devir süreçleriyle insan kaynağı planlamasının etkili olabileceği ifade ediliyor. İhale başvurularında, sözleşme öncesinde istihdam edilmesi gereken asgari sayının en az %20’si kadar kılavuz kaptanın belirli belgelerle tevsiki şartı da düzenlenmiş durumda.
Bu eşiğin uygulamada kalan kadronun hızla yetiştirilmesi baskısı yaratması halinde, eğitim sürecinin “niceliğe sıkışması” riskine dikkat çekiliyor.Dernek “deniz emniyeti” vurgusu yapıyor; başvuru yolları değerlendiriliyor
Türk Kılavuz Kaptanlar Derneği’nin süreci deniz emniyeti ve eğitim standardı açısından yakından izlediği; mevzuata aykırılık iddiaları bakımından idari başvuru ve yargısal seçeneklerin değerlendirilebileceği ifade ediliyor. Bu çerçevede, tartışma “eğitim olsun mu olmasın mı” noktasına değil; eğitimin hangi usulle, hangi kapasiteyle ve hangi emniyet tedbirleriyle yürütüleceği noktasına oturuyor.
Özetle, mesele “eğitim zorunluluğu”nun varlığından çok, eğitimin emniyet ve hukuk tekniğine uygun biçimdeyürütülmesi. Kılavuz kaptanlıkta tecrübe, denizdeki en pahalı şeyi—kazayı—önlemeye yarar.
.
Yorumlar 7
Kalan Karakter: