Prof. Dr. Erdoğan’dan Sektöre Uyarı: “Gemi Kaçıyor, Birlik Şart”
“Türkiye ekonomisinde ve Denizcilikte birlik sorunu olmamalı.”
Türk Loydu Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Oral Erdoğan, KOSDER tarafından düzenlenen “KOSDER Üyeleri Kahvaltıda Buluşuyor” etkinliği kapsamında gerçekleştirilen panelde yaptığı konuşmada, Türkiye denizcilik sektörünün yapısal sorunlarına, koster filosunun yaşadığı rekabet kaybına ve Türkiye ekonomisinde reel sektörü zorlayan maliyet baskılarına ilişkin kapsamlı değerlendirmelerde bulundu.
Dünyada rekabetçi olmamız için tek yol birlik olmaktır. Buna yönelik yapısal sorunlara odaklanmak lazım. Denizcilik sektöründe örgütlenme ve ortak hareket etme kültürünün gelişmesinin gerekliliğine dikkat çeken Prof. Dr. Erdoğan, özellikle koster filosu özelinde yaşanan sorunların uzun yıllardır çözülemediğini söyledi. KOSDER’in kuruluş sürecinde Ulaştırma Bakanlığı’nın konuya önem verdiğini, ancak o dönemde büyük tonajlı gemi sahiplerinin bu sürece yeterli desteği vermekte kayıtsız kaldığını hatırlatan Erdoğan, sektör büyürken ortak akıl ve kolektif yapıların geride kaldığını vurguladı.
Koster filosunun bağlamında Türk armatörlerin yaşadığı duraksamaya karşın Çin ve Vietnam merkezli firmaların hızla güç kazandığını ifade etti. “Biz yol aldığımızı sanırken, Karadeniz’den İstanbul’a Çinli gemiler gelmeye başladı.” sözleriyle tabloyu özetleyen Erdoğan, yaşananların yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda kültürel bir mesele olduğunu söyledi. Türkiye’de birlikte iş yapma, ortak kazanç yaratma, sermaye ortaklıkları ve risk paylaşma refleksinin yeterince gelişmediğini dile getirdi.
Yüksek maliyetler rekabeti zayıflatıyor:
Konuşmasının önemli bir bölümünde Türkiye’deki genel anlamda işletmecilik ortamını eleştiren Erdoğan, Türk girişimcisinin iki temel maliyet kalemi olan sermaye ve iş gücü maliyetleri nedeniyle rakip ülkelerin gerisinde kaldığını belirtti. Döviz cinsinden uzun vadeli kredi maliyetlerinin Türkiye’de yüzde 9–10 seviyelerinde olduğunu, buna karşın Güney Koreli firmaların yaklaşık 2 katı maliyet oranında iken, Alman firmalarının ise yüzde 2’lerle finansmana erişebildiğini aktardı.
İş gücü maliyetlerinin de döviz bazlı bakıldığında başta hizmet ağırlıklı olanlar olmak üzere birçok sektörde toplam maliyetin yüzde 55–60’ına ulaştığını söyleyen Erdoğan, rakip ülkelerde bu oranın çok daha düşük olduğunu ifade etti. Bu koşullarda Türk müteşebbisin yatırım yapmasının rasyonel olamadığını belirten Erdoğan, “Yapıyormuş gibi yapmak yerine gerçekten uygulanabilir ve kalıcı politikalar üretmek gerekiyor” dedi.
Sermaye piyasaları ve güven sorunu
Sermaye piyasalarında yaşanan manipülasyon tartışmalarına da değinen Erdoğan, bireysel emeklilik ve yatırım fon yatırımcılarının yeterince korunamadığını söyledi. Sermaye piyasalarındaki güven sorununun reel sektörle doğrudan bağlantılı olduğunu vurgulayan Erdoğan, bu alandaki zafiyetlerin üretim ve yatırım iştahını azaltabildiğini ifade etti.
Makro ekonomik hedeflerle reel sektör gerçekleri arasındaki uyumsuzluğun giderilmemesi halinde, sanayi ve denizcilik başta olmak üzere üretim odaklı sektörlerin önümüzdeki dönemde daha ciddi sorunlarla karşılaşabileceği uyarısında bulundu.
Altındaki yükselişin arkasındaki nedenler
Küresel ölçekte yaşanan belirsizliklerin altın fiyatlarını yukarı taşıdığına dikkat çeken Erdoğan, dünya genelinde çıkarılmış ve çıkarılabilir toplam altın rezervinin yaklaşık 256 bin ton ile sınırlı olduğunu hatırlattı. ABD’nin 8133 tonla en büyük altın rezervine sahip ülke olduğunu, Almanya ve diğer ülkelerin ise daha düşük seviyelerde bulunduğunu ifade etti.
Altının son yıllardaki yükselişinin yalnızca arz kısıtıyla açıklanamayacağını belirten Erdoğan, talep tarafında da önemli bir dönüşüm yaşandığına dikkat çekti. ABD’de Trump döneminden itibaren küresel belirsizlik algısının güçlendiğini ifade eden Erdoğan, Çin, Hindistan ve birçok ülkenin rezervlerini çeşitlendirme yoluna gittiğini vurguladı. Merkez bankalarının artık yalnızca dolara değil, altına da rezerv varlığı olarak yöneldiğini belirtti.
Bunun yanı sıra, altının sanayideki kullanım oranının son iki–üç yılda belirgin şekilde arttığını dile getiren Erdoğan; özellikle yüksek teknoloji, elektronik ve ileri üretim alanlarında altının daha yoğun kullanıldığını söyledi. Bu gelişmelerin, altın ve diğer değerli metallerin yalnızca finansal değil, aynı zamanda stratejik bir varlık olarak önemini artırdığını ifade etti.
Enflasyon beklentileri ve reel sektör baskısı
Türkiye ekonomisine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Erdoğan, 2025 yılı için enflasyonun yüzde 31,9 seviyesinde gerçekleştiğini, 2026’ya ilişkin beklentilerin ise ciddi biçimde ayrıştığını söyledi. Halkın beklentisinin yüzde 50, bankacılık sektörünün yüzde 25, Merkez Bankası’nın ise yüzde 16 seviyesinde olduğunu hatırlattı.
Mevcut veriler ışığında 2026 sonunda enflasyonun yüzde 20-28 bandında kapanmasının sürpriz olmayacağını ifade eden Erdoğan, bu tablonun özellikle denizcilik ve ihracat odaklı sektörler üzerinde ciddi baskı yarattığını dile getirdi. Döviz bazlı maliyetlerin ve ithalata dayalı girdilerin arttığı bir ortamda Türk girişimcisinin rekabet gücünün zayıfladığını vurguladı.
Reel faiz ortamı reel yatırımı değil, parayı teşvik ediyor
Faiz ve reel getiri kavramının doğru anlaşılması gerektiğini belirten Erdoğan, son dönemde uygulanan politikalar sayesinde tahvil ve bono yatırımı yapanların enflasyonun üzerinde getiri elde ettiğini söyledi. Bu durumun yatırımcı davranışlarını doğrudan etkilediğini ifade eden Erdoğan, yüksek reel faiz ortamının üretimi değil, finansal yatırımları teşvik ettiğini dile getirdi. Ancak finansal getiriler reel yatırımlara dönüşemez ise makro ekonomik açıdan tartışılan durum ortaya çıkıyor.
Türkiye’nin 2026 yılı için hem devlet tahvilleri hem de mevduat tarafında yüksek reel getiri sunan nadir ülkelerden biri haline geldiğini belirten Erdoğan, bu durumun yabancı sermaye girişini artırdığını ve birkaç ay boyunca artırmaya devam edebileceğini söyledi.
İkiz açıklar, rezervler ve 2026 öngörüleri
Bütçe açığı ile cari açığın birlikte “ikiz açık” olarak değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Erdoğan, son iki yılda rezervlerin yaklaşık 190 milyar dolar seviyesine çıkarılmasının Türkiye’yi olası şoklara karşı daha dirençli hale getirdiğini ifade etti.
2026 yılına ilişkin öngörülerini de paylaşan Erdoğan, enflasyonun yüzde 20–22, dolar/TL kurunun ortalama 48–50 bandında dengelenebileceğini, politika faizinin ise belki 6 ay içinde yüzde 30–32 seviyelerine gerileyebileceğini söyledi. Bu gelişmelerin finansal piyasalarda sınırlı bir canlanma yaratabileceğini, ancak yapısal sorunlar çözülmeden kalıcı iyileşmenin zor olduğunu belirtti.
Türk Loydu’nun, 20’nin üzerinde çok değerli kurum delegelerinden oluşan bir vakıf olarak Türkiye’nin milli bir kuruluşu olduğunu vurguladı. 1 Kasım 2023 tarihinde Uluslararası Klaslama Kuruluşları Birliği’nin (IACS) 12. Üyesi olan Türk Loydu’nun son 2 yılda 125 adet gemiyi klasa alarak 1.84 milyon GT’luk filoya ulaştığını belirtti. Kosder üyelerinin Türk Loydu ile yakın iş birliği ve ilişkide olduğunu, sinerjiyi daha da fazla artırmaya hazır olduklarını ifade etti.
Prof. Dr. Erdoğan, konuşmasını davet için teşekkür ederek tamamladı.
Yorumlar
Kalan Karakter: