Türk Kılavuz Kaptanlar Derneği’nin 14 Mart 2026 tarihli duyurusuna göre, Gemiadamları ve Kılavuz Kaptanlar Yönetmeliğinin bazı hükümlerinin iptali istemiyle Danıştay 10. Dairesi’nde süren davada dosyaya giren savcılık görüşü, bazı maddeler bakımından iptal yönünde değerlendirme içeriyor. Duyuruda; gemiadamlarına uygulanacak disiplin yaptırımları, liman veya bayrak devleti denetimleri kapsamında disiplin cezası verilmesine ilişkin hükümler ile kılavuz kaptan yeterliliklerinin askıya alınması veya iptali ve yaş sınırına ilişkin düzenlemeler bakımından hukuki sakınca bulunduğu belirtiliyor. Dernek, bu görüşün nihai karar olmadığını, son sözü Danıştay 10. Dairesi’nin söyleyeceğini de özellikle vurguluyor.
Dosyanın geçmişi de epey hareketli. Resmî kayıtlara göre yönetmelik bazı açıklamalarda geçtiği gibi 29 Eylül 2024’te değil, 29 Ağustos 2024 tarihli ve 32647 sayılı Resmî Gazete’de yayımlandı ve 2018 tarihli önceki yönetmeliği yürürlükten kaldırdı. Denizcilik Dergisi, daha Kasım 2024’te TKKD’nin davasında özellikle 70/6’daki yaş sınırının 65’ten 60’a indirilebilmesine ilişkin yetki ile 70/7’deki ihtar ve altı aya kadar askı yaptırımlarının hedef alındığını yazmıştı. Kısacası mesele yeni değil; başından beri dümenin başında bir hukuk kavgası var. 7deniz, Temmuz 2025’te İTÜ DEFAMED’in aynı yönetmeliğe karşı açtığı davada Danıştay 10. Dairesi’nin yürütmeyi durdurma istemini reddettiğini; ancak 60 yaş düzenlemesi ve “gemiadamı” ibaresi yönünden karşı oylar bulunduğunu aktarmıştı. Denizhaber ise Ocak 2026’da Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun, idareye kılavuz kaptan yaş sınırını 60’a indirme yetkisi veren düzenlemenin yürütmesini durdurduğunu duyurdu. Bu tablo, davanın artık yalnızca meslek örgütlerinin itirazı olmaktan çıkıp yüksek yargının önünde katı bir hukuk testine dönüştüğünü gösteriyor. İdare cephesi ise yönetmeliği bambaşka bir çerçevede savunmuştu. 7deniz’in Haziran 2025’te aktardığı açıklamada Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, metni sektörün dinamiklerini uluslararası normlarla uyumlu hâle getiren “reform niteliğinde bir adım” olarak tanımlamıştı. Şimdi aynı metin için savcılık görüşünde hukuka aykırılık vurgusu yapılması, dosyayı daha da kritik hâle getiriyor. Bir tarafta reform söylemi, öbür tarafta hukuki belirlilik ve kanunilik tartışması var.
Şirketler bakımından hukuki sonuç irdelendiğinde, daha net bir sonuç ortaya çıkıyor: Yönetmelik veya ona dayanılarak tesis edilen bireysel işlemler iptal edilir ve somut zarar ile illiyet bağı ispatlanırsa, tam yargı davası gündeme gelebilir. İYUK 12, hak ihlali doğuran idari işlem nedeniyle doğrudan tam yargı davasına ya da önce iptal davası açılıp karar sonrasında tam yargı davasına imkân tanıyor. Ancak bu davanın muhatabı kural olarak doğrudan memur ya da bürokrat değil, idaredir. Anayasa Mahkemesi’nin çizgisi açık: kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları ancak idare aleyhine açılır; idarenin sorumlu personele rücu hakkı saklıdır.
Sektör içindeki sert eleştirilerin dozu da düşük değil. Denizhaber’de Kapt. Şükrü Özcan, daha Eylül 2024’te disiplin komisyonunun vereceği yaptırımların yargıda usulsüz ya da kanunsuz bulunması hâlinde komisyonu ve üyelerini bireysel sorumluluk tartışmasının içine çekebileceğini yazmıştı. Bu, camiadaki tepkinin seviyesini gösteriyor. Ama pozitif hukuk açısından çizgi yine aynı yere çıkıyor: doğrudan tam yargı muhatabı, kural olarak kişi değil idare.
Yorumlar
Kalan Karakter: