Yanmış toprak stratejisi; Rus askeri geleneğinin bir numaralı taktiğidir. Aslında yalın tabiriyle belli prensipler üzerinden yürütülen bir çeşit stratejik geri çekilme harekatıdır. Bu stratejik davranışın temelini kavrayabilmemiz için Napoleon Bonaparte’nin ünlü "ordular mideleri üzerinde yürür" sözünü anlamamız gerekir. Zira yeterli ölçüde beslenmeden, donatımdan ve destekten yoksun kalan ordular en basit haliyle düzenini/dengesini kaybedecek ve savaşma kapasitesi açısından sakatlanacaktır. 

-1x-1

Modern zaman öncesinde özellikle işgal orduları askerlerinin ikmal ihtiyaçlarını harekât bölgelerinden, yerel halkın ihtiyacı için tuttuğu stoklardan, karşılama eğilimindeydiler. Ordu asker sayısı açısından ne kadar büyükse bu eğilim de o derecede fazlaydı. Yanmış toprak stratejisi savunma pozisyonunda bulunan ve özellikle kendilerinden daha güçlü kuvvet unsurlarıyla karşı karşıya kalmış ordular için yer yer tercih edilmiş bir askeri manevradır. Düşmanın karşısında ilk çarpışmalarda tutunamayan ve kısa süre içinde birliklerinin dağılabileceği şüphesine kapılan liderler tarafından bazı durumlarda uygulanmıştır.  

Yakın dönemde en iyi icra edicileri Ruslar olmuştur. Burada küçük bir not düşmek gerekirse; Tolstoy, Savaş ve Barış’ta bunu bir askeri strateji olarak değil de bir "Rus halk tepkisi" olarak ele alır ve nefret ateşi olarak adlandırır. Ona göre o köylülere kimsenin emir vermesine gerek yoktur, onlar köylerini ve erzaklarını kendileri yakmıştır. Fransız egemenliği altında yaşamaktansa, bunu tercih etmektedirler. 

Napoleon ve Hitler'in Rusya harekatlarında derin Rus toprakları, yanmış toprak stratejisinin pratiğe dökülmesi için güçlü bir potansiyel barındırmış ve uygulanmıştır. Bizim de kendi tarihimizde, Kurtuluş savaşında ulu önderimiz Atatürk tarafından uygulanmıştı. Sakarya Meydan Muharebesi Türk milleti için bir ölüm kalım savaşı olmuştu. Bu muharebe ile Türk ordularının taktik geri çekilme manevrası (yanmış toprak stratejisi) sona ermiş; stratejik savunma konsepti kabul edilmişti. “Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır.” prensibi ile şekillenen askerî harekât, stratejik alanda üstün ve daha büyük bir ordunun, muharebe bölgesinin bütün genişlik ve derinliği içinde nasıl yenilgiye uğratılıp, felakete sürüklenebileceğini gözler önüne sermişti. Geceli gündüzlü olmak üzere 22 gün süren Sakarya Meydan Muharebesi sonunda Yunan kuvvetleri geri püskürtülmüş, Eskişehir Afyon hattına çekilmek zorunda bırakılmıştı.

Yanmış toprak stratejisinin konsept özelliklerine gelecek olursak yanmış toprak stratejisi bir dolaylı tutum örneğidir. Dolaylı tutum örneklerinin genelinde var olduğu gibi düşmanla doğrudan çarpışmak yerine ilk etapta düşman kabiliyetini zayıflatma ve dengesini sarsma amacı üzerine yoğunlaşır. 

Progress-made-in-Russia-Ukraine-talks-on-grain-export-corridors

Klasik yaklaşım için amaç esasında yalın ve nettir. Yakıp yıkma esasına dayanan geri çekilme harekâtı ile; düşman coğrafyasının içlerine doğru çekilen düşmanı kendi ikmal merkezlerinden uzaklaştırarak aynı zamanda düşmanın ikmal amaçlı faydalanabileceği tüm yapı, tesis, ambar, depo ve hatta su kaynaklarını devre dışı bırakarak düşmanın savaşma kabiliyetini ve devamlılığını sekteye uğratmak ve düşmanın yeni kaynaklar bulma çabalarıyla oyalandığı zaman diliminde ise toparlanmak, güç toplamak ve yeni pozisyon alma avantajı elde etmek amaçlanır. Rusya gibi çok büyük coğrafyalardan konuşursak tabi ki bunun bedeli o arazilerdeki kendi halkına ödettirilir çünkü yakın zamanlara kadar insanların ekinlerini yakıp, hayvanlarını kesip, birikmiş tüm gıdalarını imha ettikten sonra gelen ordudan kaçıp da kurtulacak hali olmuyordu. Ayrıca ulaşımda ileri seviyede değildi. Özetlemek gerekiyorsa bu stratejiye başvurulduğunda kendi halkının bir kısmını da feda etmeyi kabul ediyorsun.

1516718-moskva-warship-burning-twitter
Makalemizde yanmış toprak stratejisinin anlatılmasının asıl sebebine birazdan geleceğim çünkü yanmış toprak politikasının geçmiş yıllara kıyasla günümüz savaşlarında aynı etkileri yaratmayacağı aşikardır. Zira ordular için gelişen teknolojinin etkisiyle ikmal yöntemleri kolaylaşmış ve gereken erzak ve donanımın ulaşımı hızlanmıştır. Modern ordularda gereken ihtiyaçların savaş bölgesinden karşılanma eğilimi artık pek bulunmamaktadır. Ancak yanmış toprak stratejisi günümüzün olası uzun süreli savaşlarında yeni çağa entegre olmuş ve çeşitlenmiş özellikleriyle bir askerî harekât tarzı olarak yeniden ortaya çıkabilir ve gündemde kendine yer bulabilir diye düşünürken şu an yakın coğrafyamızda devam eden Rusya – Ukrayna savaşı aslında uzun dönemli bir düşmanı yıpratma oyununa dönmüştür. 

24 Şubat 2022’nin erken saatlerinde Rus askeri birlikleri, Ukrayna'nın Donetsk ve Luhansk bölgelerinden Kiev yönetiminin kontrolündeki bölgelere, aynı anda Rusya sınırından Harkiv, Sumi ve Çernigiv bölgelerine, Belarus üzerinden Çernobil bölgesine giriş yaptı. Kırım üzerinden de Kherson ve Melitopol bölgelerine doğru asker çıkaran Rus ordusu, hava ve karadan asker sevk ettiği Kiev'i kuşatma altına aldı ama sonrası malum.  Zira tarihte ibret alanlar için çok dersler vardır fakat Rusların kendi tarihlerinden ibret almadığı da aşikardır. Hitler'in Rusya içerisine yürümesindeki en büyük sıkıntılardan biri de içeriye gittikçe bozulan iklim koşullarından (kış şartları) dolayı yakıt ikmallerinin zorlaşması ve birliklerin yakıtsız kalmasıydı. Yakıtsız kalan birlikler ikmallerini tamamlayamayıp ana karadan (Almanya ve uydu devletlerinden) askeri ikmaller orduya ulaştırılamamıştır. 

Ahmakça bir stratejiyle binlerin hatta milyonların ölümüne sebep olacak olan bu savaş başlamış oldu. (Ahmakça bir strateji cümlemi derinlemesine açmak istiyorum) 

Ukrayna, Rusya’nın 2014 yılında Kırım’ı ilhak edeceğini, 2015 senesinde Ukrayna doğusunda Rus yanlısı ayrılıkçılara destek vereceğini, 2022 yılında Ukrayna’ya yönelik büyük ölçekli bir işgal girişiminde bulunacağının öngörüsünü son zamanlara kadar göremese de Batı çizgisinde ilerleyen ve bir şekilde Batının desteğiyle başa gelen Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy daha önceki seleflerinin aksine ordunun hazırlanma sürecini hızlandırmıştı. Çok uzun yıllar olmasa bile Ukrayna batıdan modern silahları temin etmiş ve ordusunu Sovyet merkezli bir birlik olmaktan çıkartıp batıya yüzü dönük bir yapılanma hamlesine başlamıştı.  2-3 gün de Kiev’i alıp tüm Ukrayna’nın teslim olacağına inanmak; sadece uyumadan önce annesi tarafından anlatılan masallara büyüdüğü zaman da hala inananların kabul edeceği bir rüyaydı. 1812 yılında Napoleon Moskova’yı ele geçirdiği halde Rusya teslim olmamıştı. 

Sun Tzu’nun dediği gibi; 

“Zaferi kazanan komutan savaş öncesi en çok hesaplamayı yapandır.  Savaşı yitiren komutan ise savaş öncesi mutlaka yeterince plan yapmamıştır.”

İkinci Dünya Harbi sırasında T-34 tanklarının efsanesini duymayan yoktu. 34 bin adet üretilerek dünyada en kısa sürede en çok üretilen tank unvanına ulaşmıştı. Almanya’da ayda bir tank üretilirken aynı süre zarfında bu tanklardan benzer üretim hattında 5/7 adet arası çıkıyordu. Basitleştirilmiş tasarım, daha az zırh ve tank personeli için koruma demekti. Rusya – Ukrayna savaşında medyada gördüğümüz ve internette videolarına rast geldiğimiz çok çabuk şekilde havaya uçan, patlayan, zarar gören Rus tankları; modern olanaklarla üretilse de Rusya’nın geçmişten beri DNA’sına kazınmış olan savaş doktrinleri yüzünden bu haldedir. Sanırım yanmış toprak stratejisi ve İkinci Dünya Harbi sırasındaki bir diğer Rusya stratejisi olan sayısal üstünlüğün nitelikten daha değerli addedilmesi durumundan olması gerek, Rus ordu geleneklerinde insan yaşamına değer verilmemektedir. Savaş bölgesinde tecrübeli bir pilotun ya da askerin bir köylü ile değerlendirilmesinden bahsetmiyorum. Asker olsun sivil olsun Rus devlet yapısında yönetenler yönetilenleri sadece kâğıt üzerinde istatiksel bir bilgi olarak görerek insan yaşamına verdikleri değer yoktur. Burada bir tarafı kötülemek ya da başka tarafı yüceltmek gibi bir çıkarım içinde değilim. Benimsenmiş gelenekler neticesinde ortaya çıkmış bir gerçeğin sadece altını çiziyorum. İnsan yaşamı kolay harcanabilir bir kaynak olarak görülen ordularda, tecrübeli askerlerin yetişmesi imkânsız ve sayıları ise az olur. Savaş bölgesinde askerler tarafından yerel halka yapılan taşkınlıklar, işkence ve eziyetler aslında düzenli ordularda en düşük seviyede görülse de günümüzdeki Rusya – Ukrayna savaşında keza bazıları dezenformasyon da olsa, yukarda bahsettiğim dehşetengiz olaylar gerçekleşmiş ve tecrübeli subay/asker eksiği ortadadır. Amerikan iç savaşında kuzey ve güney orduları, savaş ortamında subayları öldürmemek konusunda zaman zaman anlaşmalar yaparak; eğitimsiz askerin sebep olacağı kargaşanın önüne geçmiştir. Dünyadaki en eski ordu geleneklerinden birine sahip yüce Türk ordusu ise Montaigne tarafından yüzyıllarca önce bile övülmüştür. Türk ordusundaki disiplini ahlaki bir erdem olarak ülkesinin gençlerine örnek olarak göstermektedir. Bu bağlamda Montaigne, Roma ordularıyla, Türk ordusundaki disipline dikkatimizi çekmekte ve şöyle demektedir;

 "Askerlerin düşmandan çok komutanlarından korkmalarını isteyen o eski ahlak ne oldu? Şu güzelim örneğin benzeri nerde: Bir elma ağacı Roma ordusunun kamp kurduğu bir yerin ortasında kalmış da ertesi gün ordu çekilip giderken olgun, nefis elmaları bir teki eksilmeden sahibine bırakmış. İsterdim ki gençlerimiz vakitlerini pek yararlı olmayan gezintiler ve pek şerefli olmayan uğraşlarla geçirecek yerde biraz gidip yaman bir Rodoslu kaptanın bir deniz savaşını nasıl yönettiğini, biraz da Türk ordularındaki disiplini görsünler. Çünkü bizimkilerden çok ayrı ve çok üstün onlardaki disiplin. Bizim askerlerimiz seferde eskisinden daha uygunsuz, sorumsuz, Türk askerleriyse tersine daha ölçülü, daha çekingen davranıyorlar. Çünkü onlarda, barış zamanında fakiri rahatsız etmek, malını çalmak birkaç kötek cezasıyla geçiştirildiği halde savaşta en ağır cezaları görüyor. Parasını vermeden bir tek yumurta almanın cezası tam elli sopa. Onun dışında, karın doyurmayan, az ya da çok değerli herhangi bir şeyi çalanlar hemen kazığa geçiriliyor ya da başları kesiliveriyor. Fatihlerin en zalimi olan (le plus cruel conquerant) Selim üstüne yazılanları okurken şaştım Mısır'ı aldığında Şam şehrini bolluk ve güzellikle saran eşsiz bahçelere askerlerinden hiçbirinin eli değmemiş; hem de kapalı değil açık oldukları halde".

Özetlemek gerekirse Rusya-Ukrayna savaşı bize iyi ve kötü birçok şey öğretiyor. Dünya medyasının yakından takip ettiği ve sosyal medyanın çok aktif bir şekilde bilgi ve dezenformasyon için kullanıldığı modern zamanların en kapsamlı bu savaşında esasen Rusya’nın düşmanı ABD ve NATO olmasına karşın Slav ırkından olan Ukrayna’nın askerî harekâtın hedefi haline gelmesi, savaşın moral yönünü de sakatlamaktadır. Rusya-Ukrayna Savaşı, tekrardan göstermektedir ki; yalnızca sayısal üstünlük savaşta zaferi garanti etmemektedir. Moral ve entelektüel boyutu savaşın fiziksel boyutunun ötesinde bulunmaktadır.

Rusya-Ukrayna Savaşı’nda Moskova açısından hem moral hem de entelektüel boyutta sorunlar bulunmaktadır.  Savaşın seyri boyunca ortaya çıkan gelişmeler Rus ordusunun on yıllardır süren askeri alandaki modernizasyon çabalarıyla dünyanın en güçlü ordularından biri olduğuna ilişkin algıyı da sahadaki gerçekler ışığında yıktı. Savaşın doğrudan tarafı olmayan başta ABD olmak üzere Batı’nın Ukrayna’ya desteğini zaman içinde giderek artırdığı, bu desteğin Ukrayna silahlı kuvvetlerinin imkân ve kabiliyetlerine niteliksel anlamda önemli katkı sağladığı, Batılı ülkelerin önümüzdeki dönemde verilmekte olan bu desteği sürdürülebilir kılacak adımları atma kararlılıklarını korudukları görülmekte. Rusya ordusu eskiden kalma kronik eksikleri gidermeden girdiği Ukrayna da adeta bozguna uğradı. Putin tarafından yapılan tüm reform girişimleri ve elit birlikler oluşturma ve teknolojik sistemlerle birliklerin desteklenme çabaları, Rusların geleneksel büyük ordu düşüncesinden kurtulamamaları yüzünden pek işe yarayamadı. Bu büyük, dahası kalabalık ordu geleneği Rus ordusunun temelinde savunma için hazırlanmış ve konumlanmış olmasından kaynaklıdır. Tabi ki Rusya sınırlarının yakınında kayda değer bir saldırı gücü üretme yeteneğine sahiptir. Muhtemelen Putin’de Ukrayna konusunda bu sınırlardaki yakınlığa güvendi fakat tüm planlar altüst olmuş gibi gözüküyor. 

En başından beri savunma için hazırlanmış bir Rus ordusu şu mevcut durumda stratejik geri çekilmeler dışında mevcut toprak düzenini koruyacak ve savaş uzun yıllar devam edecektir. Batı’nın Ukrayna’ya verdiği desteği kesmek gibi bir durum söz konusu gözükmemektedir çünkü küresel ısınmanın küresel olarak gıda üretimini azalttığı yapılan araştırmalarla görüldü. Ekvator çevresinde gıda üretimi düşmekte ve küresel ısınmanın neden olduğu iklim değişikliği ile üretim yapılan topraklar azalmaktadır. Dünya nüfusundaki artış hızını koruduğundan ve gıda arzının yakın gelecekte tehlikeli seviyelere yükseleceğinden dolayı Ukrayna Avrupa’nın mısır ve tahıl deposu olarak önemini korumaktadır. Savaş sonrasında en kısa zamanda Ukrayna’nın kalkınması Avrupa tarafından desteklenecek ve Avrupa birliğine bir şekilde entegre olmaları değişik yöntemlerle denenecektir. 

Rusya – Ukrayna savaşının kazananı asla ne Rusya ne de Ukrayna olmayacaktır. Bu savaşın galibi ABD ve Avrupa’dır. Modern silahların adete bir showroom gibi görücüye çıktığı savaş meydanlarında iki ulusun stratejik kaynakları heba olmakta ve potansiyele sahip genç nüfus katledilmektedir.  Asıl durdurulması gereken bir Çin tehlikesinin varlığı diğer uluslar tarafından bilinse de şu an için dünya iki kutuplu bir eksene tekrardan itilmektedir. Mevcut bu savaştan Çin ders çıkartarak Rusların yaptığı hataya düşmeyecektir. Çin muhtemelen ABD’nin Tayvan konusundaki aktif politikasının bölgesel bir çatışma ihtimalini güçlendirdiği değerlendiriyor ve buna karşı önlemler almaya çoktan başladı. Küresel iddiası düşünüldüğünde Çin; ABD ve Batı ittifakı ile siyasi olduğu kadar askeri alanda da rakip olacağı gerçeğinin farkına da vardı. Çin’in önümüzdeki dönemde klasik askeri doktrini olan aktif savunma kavramı üzerinden ordu yapılanmasını güçlendirmek ve NATO ile başa baş bir nokta yakalamak için 2019 yılında başlayan reformlarını daha hızlı şekilde gerçekleştirmesine şahit olabiliriz. Bu da gergin denizlerin varlığını sağlasa da savaş öncesi ekonomilerde görülen üretim artışı yüzünden denizcilik piyasasında da artış kaçınılmaz olacak.

Ukrayna’nın mevcut durumdan kurtulmasını sağlayacak belli senaryolarda yok değil. Savaşın uzun süre toprak bütünlüğü değişmeden devam etmesi durumunda, Mariupol ve Berdyansk limanlarının da bulunduğu bölgenin Rusya’da kalmasını kabul ederek belki bir ateşkese gidilmesi en olası strateji olarak düşünülüyor. Bu durumda yapılacak barış antlaşmasına bağlı olsa da Mariupol ve Berdyansk limanlarının Kırım’dan yapılan sevkiyatlar gibi değerlendirilmesi çok olası. Bunun neticesinde Akdeniz havzasının ticaretinde kutuplaşmış armatörlerde oluşacak. Tabi ki bu etki daha çok coaster gemi segmentlerinde hissedilecek gibi. 

Donbas bölgesi ise tamamıyla ayrı bir hikâye. Önümüzdeki yazılarımda kesinkes daha derinlemesine bahsedeceğim ama kısa bir özet vermek gerekirse; ismini "Donetskyi Basein" yani "Donetsk Havzası" tabirinin kısaltılmasından almakta ve Dnipro ve Don nehirleri arasında kalan havzayı tanımlamak için kullanılmaktadır. 

Coğrafi olarak ise Donbas Bölgesi, Ukrayna'nın doğusunda Rusya ile kara sınırına sahip olan bir alanda konumlanmaktadır. Zengin kömür yataklarıyla Avrupa'nın dördüncü büyük maden bölgesine ev sahipliği yapan bölge, iç karışıklıklar başlayana kadar Ukrayna'nın gayrisafi milli hasılasının yüzde 20'sini tek başına karşılamaktaydı ve Ukrayna genelinde yapılan ihracatın yüzde 25'i bu bölgeden sağlanmaktaydı. Buna karşılık bölgenin nüfusu, Ukrayna'nın sadece %10'unu teşkil etmekteydi. 

Bu sebeple de bölgenin başkenti kabul edilen Donetsk şehrinin girişinde "Donbas Ukrayna'nın kalbidir." yazması sanırım Ukrayna’nın bu yerden kolay vazgeçmeyeceğinin bir kanıtı olmalı. 

Kpt. Faruk Emre Yıldıran 

27.05.2023

Not: SeaNews Dergisinin 90. sayısında yayınlanmıştır.