WILLIAM SHAKESPEARE 

VENEDİK TACİRİ 

Kitaba başlamadan önce 1590’lı yılların sonunda Avrupa’da Yahudilere karşı olan genel tutumla ilgili bilgi vermenin faydalı olacağına inanmaktayım. 

1290 yılında İngiltere’de Kral I. Edward’ın emriyle resmen sürgün edilen Yahudilerin bir kısmı din değiştirerek Hıristiyan olmuş(dönmüş) bir kısmı da zor şartlar altında İngiltere’de kalmayı başarmışlardır. İngiltere’nin bu uygulaması Oliver Cromwell’in 1653 yılında başa geçmesine kadar sürmüş ve bu tarihten sonra İngiltere Yahudilere tekrar kapılarını açmıştır.   

15. yüzyılın sonunda Katolik İspanya’dan çıkarılan Yahudiler, onları kabul eden Osmanlı İmparatorluğuna sığınmış ve İmparatorluğun yurttaşı olarak çeşitli meslekleri icra etmişlerdir. Hiçbir Hıristiyan ülke onları kabul etmek istememiştir.  

Venedik 1500’li yıllarda kendine has özellikleri olan bir yer konumundaydı. Siyasette becerikli , ticarette zengin, adalet sistemi örnek ve geleneği olan eski bir devletti. Venedik, uzak ülkelerle geliştirdiği ticaret hacmi açısından çok önemli bir konuma sahipti. Güçlü bir deniz ticaret filosuna sahip kent, kazandığı geliri yine ticaret filosunun artırılmasına yönelik kullandığı için her geçen gün ticaretteki etkinliği artmaktaydı. Bu dönemde Osmanlı imparatorluğu ile en fazla ticaret yapan devletlerden birisi haline geldi. Örneğin Venedik’ten ithal edilen fes zamanla sarığın yerini almış,  Venedik’e ihraç edilen çedik pabuçlarda Venedik’te çok yaygın kullanılan ürünler haline gelmiştir. 

Yabancılara karşı daha toleranslı  ve iyi davrandıkları için yabancıların daha çok para harcadıkları ve kazandıkları hatta turistik amaçla ziyaret ettikleri bir kent haline gelmiştir. Venedik Cumhuriyetini (Devletini) diğer kent devletlerinden ayıran diğer  bir özelliği ise ADALET SİSTEMİNİN KATILIĞIYDI. 

Kenti ziyaret eden pek çok gezgin, kentle ilgili olarak Venedik Devletinin işleyişindeki kusursuzluktan, prenslerin ciddiyetinden, senatonun ihtişamından, YASALARIN DOKUNULMAZLIĞINDAN, insanların ılımlı olmasından ve eşitliğe verdikleri önemden övgüyle bahsetmekteydiler. VENEDİK o dönemde AVRUPA’nın BAŞKENTİ olarak kabul ediliyordu. 

Avrupa’daki Yahudiler bulundukları ülkenin yöneticisi tarafından korunuyor ve zaman zaman keyfi uygulamalarla mallarına el konulabildiği gibi sürgün ya da başka kötü muamelelere de maruz kalabiliyorlardı.  

Yahudilerin yaşamı kralın, dükün ya da yöneticinin onlara karşı gösterdiği insiyatife bağlıydı . Avrupa’da Kilise de Yahudilerin ülkelerinde kalmalarına karşı çıkıyor ve özellikle İngiltere , İspanya, Fransa gibi ülkelerde Engizisyon baskısı altında Hıristiyanlığı kabul eden Yahudiler Domus Conversorum (Dönmeler Evi) çatısı altında kendilerini korumaya çalışıyorlardı. 

Venedik’te ticaretle uğraşan birçok Yahudi bulunmaktaydı. Bunlar Venedik yurttaşı değil sadece yabancı olarak sayılıyor,ı0 İnançlarında ve ticaretlerinde serbest bırakılıyorlardı. Bu, o dönemde Hıristiyan Avrupa’da hiçbir ülkede görülmeyen farklı bir eğilimdi. Yahudiler Venedik’te eski dökümhanenin bulunduğu bir alanda  ve Getto olarak adlandırılan kendi mahallerinde özgürce yaşayabiliyorlar.Bunun karşılığında da  diğer yabancı gruplara nazaran daha ağır vergiler ödüyorlardı. Gün batımından sonra Gettoların kapıları kilitlenirdi ve bu kapı içerisinde yaşayanların dışarı çıkmaları yasaktı. Tüm olumsuzluklara rağmen Yahudi  Tacirler  ve Tefeciler oldukça iyi gelir elde ediyorlardı.  

Yahudiler gündüzleri gettolardan çıkarken Yahudi olduklarını belirten kırmızı bir şapka takmak zorundaydılar. Yahudilerin mülk edinmeleri yasaktı.Onlar da daha çok gelir getiren tefecilik gibi işlerle ilgilenmekteydi.Bu da Hıristiyan yasalarına göre çok ağır bir suçtu.  Hayatın akışı içinde normal pek çok işle uğraşan Yahudiler topluma yararlı işlerle uğraşsalar bile ( doktorluk, araştırmacı, sanatçıkık, zanaatkar v.s.) Hıristiyan toplum tarafından nefret edilen kişiler sınıfında yer almaktaydılar. 

İşte bu ortamda başlayacak olan hikayemize dönersek ; 

Baş kahramanımız Antonio, bütün gemileri açık denizlerde dolaşan                     ( Trablusgarp, Hindistan, Meksika Körfezi, Manş Denizi v.b.) iyi niyetli, dürüst, açık sözlü bir tacirdir. Hiç evlenmemiştir ve aynı zamanda koyu bir Hıristiyan’dır. Yahudi tefecilerden alınan borçların ödenmesi için Venedikli tacirlere ihtiyaç halinde yardım ettiği durumlar olmuştur.Bu nedenle Yahudi tefeciler tarafından sevilmeyen bir adamdır.Antonio, Hıristiyanlık içinde büyük suçlardan birisi olarak görülen tefecilikle uğraştıkları için  Yahudi Tefecilere karşı  tepkilidir. 

Çok yakın bir Arkadaşı olan Bassanio, geçmişinde har vurup harman savurmuş ve oldukça büyük miktarda bir serveti çarçur etmiş açık sözlü yakışıklı bir tüccardır. Venedik’e yaklaşık 20 mil kadar mesafede Padua yakınlarında Belmont adlı bir bölgede Lady Portia adında güzel ve zengin bir kadına talip olabilmek için Antonio’dan borç para istemiş ve hikayemiz bunun ardındaki olaylar üzerine gelişmiştir.    

Hikayenin kötü karakteri Yahudi Tacir  Shylock ise yıllarca yaptığı Tefecilik nedeniyle Hıristiyan Tacirlerle sorunlar yaşamış, onların her türlü aşağılamaları , kötü davranışları, hakaretlerine maruz kalmıştır. Antonio’nun kendisine tükürmesine bile sessiz kalıp sineye çekmiştir. Tefecilikten elde ettiği oldukça büyük bir serveti bulunan aksi ve cimri bir Yahudi tüccar Shylock kızı Jessica ile birlikte yaşamaktadır. 

Belmont Ladysi Portia, güzelliği ve zekası dillere destan bir kadındır. Babasının vasiyeti üzerine evleneceği erkeği biri altın, biri gümüş diğeri ise kurşun sandık üstünde yazılı metinlere göre seçecek olan hukuk eğitimi almış baskın bir dişi karakterdir.  

Eser, Bassanio’nun Belmont Lady’si Portia’yı ziyarete gidebilmesi ve ardından evlilik teklif edebilmesi için yakın dostu Antonio’dan bir miktar para borç  istemesiyle başlamaktadır. Bassanio son derece savruk,özü sözü bir, ziyafet ve eğlence ortamlarında yer almayı seven, aslında kötü niyetli olmayan deli dolu bir karakterdir. Her yere dostu Graziano ile birlikte gitmekte ve bütün işlerini onunla birlikte halletmektedir.    

Antonio’nun  tüm gemileri seferdedir. Bu nedenle nakit sıkıntısı çekmekte fakat iki ay içerisinde gemilerinin gelmesiyle birlikte tüm sorunlarının biteceğini düşünmektedir. Antonio, dostu Bassanio için hiç hoşlanmasa da Tefeci Shylock`tan her türlü olumsuz olaya karşı bir ay ek süre düşünerek üç aylığına 3.000 Venedik Dükası  borç ister. 

Yahudi Tüccar Shylock gerek Hıristiyanlıkta tefeciliğin yasak olması gerekse de daha önce çeşitli ortamlarda karşılaştıkları Antonio’ya ve aslında tüm Hıristiyanlara karşı beslediği nefret nedeniyle  şayet üç ay sonunda verdiği borcu geri alamazsa , Antonio’nun vücudunun istediği bir yerinden 1 pound ağırlık (yaklaşık 450 gram) kadar etin kesilmesi şartının senede koydurulması ve bunun da noterden onaylatılması karşılığında borç verebileceğini söyler. Nakit yönünden zor durumda olan Antonio bunu kabul eder, senet düzenlenir ve borç alınır. 

Padua yakınlarında yaşayan Belmont Lady’si Portia ile evlenmek isteyen birçok kişi vardır. Dünyanın pek çok yerinden ;  Napoli Prensi, Fransız Soylusu, Alman Saxon Dükü, İngiliz Baron, İskoç Lordu,  Arragon Prensi, Fas Emiri onunla evlenmek istemektedir. Babasının vasiyeti üzerine kendi seçtiği kişiyle değil sadece üç sandık arasında doğru tercihi yapacak olan talibiyle evlenmek zorundadır.   

Talipler üç sandığın önüne gelecek, verecekleri tek bir cevap hakkı neticesinde yanlış sandığı seçen aday Belmont’dan bir daha geri gelmemek  üzere ayrılacak,bu durum bir adayın doğru sandığı seçmesine kadar devam edecekti.Doğru sandığı (İçinde Portia’nın güzel bir portresinin olan sandık)seçen aday Portia ile evlenme hakkı kazanacaktı. 

Altın sandığın üstünde ‘’ BENİ SEÇEN , BİR ÇOK ERKEĞİN İSTEDİĞİ ŞEYE KAVUŞUR’’,   Gümüş sandığın üstünde ‘’ BENİ SEÇEN LAYIĞI NEYSE ONU BULUR’’, Kurşun sandığın üstünde ise ‘’ BENİ SEÇEN VERMEYİ BİLMELİ, TÜM FEDEKARLIĞI GÖZE ALMALI’’ yazmaktaydı. 

Son talip Bassanio gelene kadar tüm adaylar, Altın ve Gümüş sandıkların üzerlerindeki ihtişama aldanarak yanlış tercihlerde bulunarak Lady Portia ile evlenme şanslarını kaybederler. Lady Portia’nın yakın hizmetkarı, nedimesi , arkadaşı olan Narissa,  her zaman Ladysinin  yanında yer almış, ona hizmet etmiştir. Narissa, aynı zamanda  Ladysinin sır ortağıdır.  

Shylock’un uşağı Lancelot Gobbo , biraz da gözleri az gören, zavallı, koyu Hıristiyan olan babasının da isteğiyle (Yaşlı Gobbo) Efendisi Shylock’un yanından ayrılır ve Bassanio’nun uşağı olur. Shylock, bunu  asla unutmaz ve sonraki gelişen olaylar sırasında nefretinin artmasına bir vesile olur.   

Shylock’un çok sevdiği ve karısı öldükten sonra tek varlığı olan kızı Jessica babasının davranışlarından hoşlanmamaktadır. Babasının Antonio’ya borç vermesinin ardından düzenlenen akşam yemeği kutlaması sırasında, babasının tüm serveti ve ölmüş annesinden kalan tüm mücevherlerle birlikte bir süreden beri gizlice flört ettiği ve aşık olduğu Hristiyan genç LORENZO’ya kaçar. Venedik`ten deniz yoluyla uzaklaşırlar.  

Tüm tanıdıklarına kızı Jessica ve kaçırdığı servetini sorduran ve onları bulmaya çalışan Shylock, kızının sevgilisi ile birlikte sürekli yer değiştirdiğini ve servetini  eğlence  için harcadığını öğrenince bir kez daha yıkılır.  

Bassanio , Graziano ile birlikte Lady Portia’nın konutuna gider, üç sandıklı sınavdan  Kurşun sandığı seçerek Lady Portia ile evlenme hakkına sahip olur. Aslında Lady Portia  da tüm talipleri arasından en çok  Bassanio’yu beğenmiştir. O da Bassanio nun doğru seçim yapmasından çok memnundur.Bu süreçte Bassanio’nun dostu Graziano ve Lady Portia’nın nedimesi Narissa birbirlerinden hoşlanmış ve onlar da evlenme kararı almışlardır. Bassanio ve Lady Portia’nın evlilik kutlaması iki çiftin kutlaması haline dönüşmüştür. 

Evlilik için verilen kutlamanın sonlarına doğru bir ulak Venedik’te bulunan Antonio’dan dostu Bassanio’ya bir mektup getirir. Bassanio mektupta yazanları okuyunca  Antonio’nun gemilerinin batması, karaya oturması, el konulması gibi sebeplerden dolayı parasız kaldığını ve Shylock’a zamanında borcunu ödeyemediğini, kendisine Venedikli pek çok tüccarın borcu olan 3.000 Dükadan çok daha fazla para önermelerine karşı Shylock’un borcu ödenmediği için senedindeki cezai işlemlerin uygulanması için mahkeme yolunu seçtiğini öğrenir.  Antonio dostundan şayet gelebilirse mahkemeye katılıp son bir kez onu görmeyi talep etmektedir. Lady Portia bir an önce kocası Bassanio ve dostu Graziano’nun mahkemeye yetişmesini ister. Kendisi de nedimesi Narissa ile birlikte gizlice Padua’daki kuzeni Hukuk Doktoru Bellario’ya doğru yola koyulur. Shylock’un kızı Jessica ve erkek arkadaşı Lorenzo Belmontdaki eve gelmişlerdir. Evde olamıyacakları süre için  Lady Portia evini Lorenzo ve Jessica’ya emanet eder. 

Shylock, tüm yaşamı boyunca yaşadığı hor görülme ve aşağılamlar , kızının tüm servetiyle birlikte Hıristiyan birisiyle kaçması, uşağının kendisini terk ederek bir Hıristiyan’ın hizmetine girmesi gibi olaylar neticesinde haksızlığa uğradığını düşünür ve senetteki cezai hükümlerin uygulanmasını talep eder. Bir yandan da amacı kendi nezdinde tüm Yahudilere yapılan haksızlıkların bedelini bir Hıristiyan olan Antonio’ya ödetmek ve Yahudilerin uğradıkları haksızlıklara karşı  intikamını  almaktır.      

Mahkeme, Venedik Dükünün ve Venedikli Antonio’nun dostları olan Tacirlerin bir kez daha Shylock’a  senedin cezai hükümlerinin uygulanmaması için çeşitli maddi önerilerde bulunmasıyla başlar. Önce borç miktarının iki , üç ardından on katına kadar artırılmasına yönelik tekliflerde bulunulur.  Shylock hepsini ısrarla reddeder ve Venedik Yasalarının her sözün üstünde olduğuna vurgu yapar. Yasaların bir kez bile çiğnenmesi durumunda sonraki olaylarda hataların peş peşe birbirini izleyeceğini söyler.Shylock şayet sözleşmeyi uygulamazsanız, Anayasanız ve şehrinizin özgürlüğüne gölge düşer diyerek sözleşmenin uygulanmasını  talep eder. 

Venedik Düküne, Padua daki Doktor Bellariao’dan erkek kılığına bürünerek bir pusula getiren Narissa mahkemeye  Lady Portiayı başarılı hukukçu Balthasar olarak takdim eder. (Hem Narissa hem de Lady Porsia erkek kılığındadır.)  Mahkeme sürecinde  Balthasar  artık  hakimin yerini alacaktır. 

Mahkemede , Balthasar aslında konuya vakıftır ancak yine de Shylock ve Antonio’yu dinler.Hiçbir şekilde para kabul etmeyeceğini bildiren Shylock’un isteği üzerine cezai hükmün uygulanmasına geçilmesini ister. 1 Pound ağırlığındaki etin Antonio’nun vücudun istediği bir bölümden alınmasını onaylar fakat tek bir şartı vardır. O da etin kesilirken kanın akmaması. Aslında Balthasar hülle yoluna gitmektedir.Çünkü sözleşmede kanın akıtılacağına dair bir hüküm yer almamaktadır. O zamanki Venedik yasalarına göre ; Bir Yabancı tarafından Venedik vatandaşı bir Hıristiyan’ın tek bir damla bile kanı dökülürse, tüm malı mülküne el konulur ve hepsi Venedik Devleti hazinesine aktarılırdı. Shylock o zaman intikamdan vazgeçerek kendisine daha önce vaat edilen paranın üç katını talep eder. Balthasar bir kez daha devreye girerek başka bir Venedik yasasını öne çıkartır. Bu maddeye göre ; Her hangi bir yabancının ( Yahudiler Venedik Devletinde yaşasalar bile yabancı olarak kabul ediliyorlardı) dolaylı yada dolaysız herhangi bir Venedik vatandaşının canına kastettiği kanıtlanırsa mal ve mülkünün yarısı mağdura diğer yarısı da Venedik Devleti hazinesine aktarılır hükmünü öne çıkartır. Suçlanan yabancı şayet suçlu bulunursa, hayatının kalan süresini dükün merhametine bırakılmaktaydı.  

Venedik Dükü, Shylockun mallarının yarısının Antonio’ya diğer yarısını Venedik Devlet Hazinesine aktarılması kararı verir. Antonio ise kendisine verilen kısmın emanet olarak Shylock’da kalmasını,o öldüğünde kızı Jessica ve damadı Graziano’ya bırakılmasını ve Shylockun derhal din değiştirip Hıristiyan olmasını ister. 

Hikayenin sonunda Bassanio , Antonio ve Graziano Lady Portia’nın evine döner ve orada Lady Portia ve Narissa kendilerinin erkek kılığında mahkemedeki Balthasar ve Katibi olduklarını söylerler .  

Hikaye böyle biter ama William Shakespeare bu en fazla bilinen tiyatro eserinde bizi tarih boyunca tartışılan ; Eşitlik, Ayrımcılık, Adalet, Merhamet, Dindarlık gibi konularda düşünmeye yönlendirmiştir. Kitabı okuyanlar ilk başta Shylock’u  haksız görse de daha derinden irdelendiğinde Antonionun da  pek çok yanlışı olduğu görülmektedir. Her iki taraf ta kendine göre haklıdır. Eserde yer alan Shylock’un ırkçılık üzerine söylediği tirad bugün bile çok büyük bir kabul görmektedir. (IV. Perde I. Sahne) 

Aranızda satın alınmış bir çok köle var. 

Eşeklerinize, köpeklerinize, katırlarınıza yaptırdığınız 

Ne kadar adi ve aşağılık iş varsa  

Aynısını layık görürsünüz onlara da;   

Çünkü adamları para verip aldınız. 

Peki şimdi size, ‘’ Onlara özgürlüklerini verin, 

Mirasçılarınızla evlendirin ‘’ desem ! 

Niye bunlar yük altında bu kadar ter döküyorlar ? 

Onlar da sizler gibi kuş tüyü yataklarda yatsınlar, 

Onlarda sizlerin damak tadınızla beslensin ! 

Cevap olarak ‘’ O Köleler bizim’’ dersiniz. 

Tiyatronun sonunda Shakspeare bizi düşünmeye sevk etmiş ve üstesinden gelemediği nefreti sonucunda malı, kızı, onuru, dini elinden alınan Tefeci Shylock’un mağduriyeti giderilemediği gibi dönemin en ünlü ve adil yasalarına göre Adalet dağıtmakla görevli Venedik Mahkemesi bile davacıyı davalı duruma getirmiştir. 

Sizce kim haklı kim haksız….. 

Genel anlamda eserde Denizcilikle ilgili çok fazla bilgi olmayıp, iyi niyetli tacirimiz Antonio’nun yakın dostu Bassanio için almış olduğu borcu,  gemilerinin gelememesi üzerine ( Manş Denizinde kayalıklara oturan gemisi, Trablusgarp’dan dönerken fırtına nedeniyle batan gemisi ve diğer gemilerinin başına gelen gecikmeler ve aksilikler nedeniyle  ) düşmüş olduğu sıkıntı ve bu sıkıntıların yaşatmış olduğu olumsuzlukları içermektedir. Eser boyunca sadece iki yerde Osmanlı dönemine atıfta bulunulmaktadır. Bunların ilki Kanuni Sultan Süleyman zamanında üç defa deniz savaşı kazanan Fas Emiri (bu savaşlar Osmanlıya karşı kazanılmış) ve mahkeme sahnesinin sonunda Venedik Dük’ü tarafından ‘’ Ödün vermeyen yürekleri çakmaktaşı sertliğinde inatçı Türkler’’ ifadeleridir.  

Her dirayetli deniz tacirinde olması gereken dürüstlük, söze sadıklık gibi ilklere sadık Antonio pek çok Deniz Tacirinin başına gelebilecek olaylar neticesinde sıkıntıya düşmüş ve bu sıkıntılarının bedelini az daha canıyla ödemek üzereyken Baltasarın (Lady Portia) hukukta yaptığı hülle neticesinde ipten dönmüştür. 

                                                                                         KILAVUZ KAPTAN 

                                                                            OKTAY MAHMUT KEREMOĞLU   

Not : Giriş bölümünde ki değerlendirmelerin bir kısmı için çevirmen Özdemir NUTKU’nun dip notlarından faydalanılmıştır.