ABD, Birinci Dünya Savaşı’na 3 Mart 1917’de komünist devrim sonucu Rusya’da çarlık rejiminin düşmesinden bir ay sonra, İngiltere’nin baskısı ve arzusu ile 6 Nisan 1917 günü girdi. Avrupa’da Alman ilerleyişini durduran asıl neden ABD’nin savaş girmesiydi. Artık Avrupa’nın bugün de devam eden okyanus ötesi Transatlantik bağımlılığı başlamıştı. 3 Mart 1917 günü Amerikan Donanmasının 282 gemisi vardı. 1 Kasım 1918’e, yani savaşın sonuna gelindiğinde gemi sayısı 1378 olmuştu. Bu gemilerin 373 adedi yalnızca Avrupa cephesinde görevliydi. İkinci Dünya Savaşında ABD’nin Donanma geliştirmesi çok daha hızlı ve büyük oldu. 7 Aralık 1941 sonrası yani savaşın başlamasından 2 yıl sonra müttefiklerin yanında yerini aldı. 1941-1945 arasında sekiz muharebe gemisi, 112 değişik tonajda uçak gemisi (82 refakat uçak gemisi dahil), 48 kruvazör, 354 muhrip ve 203 denizaltı inşa etmişlerdi. Donanmaya ayrılan kaynaklar Amerikan ulusal gelirinin %1,5’luk kesimini oluşturuyordu. Bu kadar büyük bir kuvveti dört yılda oluşturabilmek, Amerikan sanayisinin gücünü ortaya koymuştu. Normal şartlarda böyle bir donanma, ancak yirmi senede meydana gelebilirdi. ABD, Pax Britannica’nın üsler zincirini İkinci Dünya Savaşının ortasında devraldı ve 1956 sonrası Süveyş Doğusundaki okyanus alanlarından İngilizlerin tamamen çekilmesini sağladı. Hegemonya için üsler ve donanma ikilisi tarihte örneği görülmedik ölçüde sağlanmıştı.

AMERİKAN HEGEMONYASININ ANAHTARI DONANMA

Soğuk savaşta gerek kenar kuşak ve Sovyetlerin çevrelenmesi, gerekse Mahanist deniz hakimiyeti stratejileri gereği tüm okyanusların ve deniz ticaretinin önemli düğüm noktalarının kontrolünü sağlayacak büyük bir donanmayı ve yüksek harekât temposunu idame etti. Özellikle bu donanma Washington Mutabakatının (Consensus)’unun silahlı dayatma gücü olarak kullanıldı. Gölge CIA organı Stratfor’un kurucusu stratejist George Friedman ne diyordu? “Amerikan gücünün temeli okyanuslar. Okyanuslara egemen olması diğer devletlerin ABD’ye saldırmasını önlüyor, gerektiğinde ABD’nin müdahale etmesine imkân tanıyor ve ABD’ye uluslararası ticaretin kontrolünü veriyor. Küresel ticaret okyanuslara bağımlıdır. Okyanusları kim kontrol ediyorsa küresel ticareti de o kontrol eder. Amerika’nın görevi denizleri kontrol etmesini tehdit edecek meydan okuyucuların güçlenmesini engellemektir… ABD’nin fiziki güvenliğini sağlamak için dünya okyanuslarının üzerinde tam hâkimiyet ve uluslararası ticaret sistemi üzerinde kontrolü güvence altına almak esastır. ABD tüm okyanusları kontrol etmektedir. Tarihte hiçbir güç bunu yapamamıştır. Bu kontrol sadece ABD güvenliğinin temeli değil aynı zamanda uluslararası sisteme şekil verme gücünün temelini oluşturur. Eğer ABD onay vermezse hiç kimse denizlerde hiçbir yere gidemez. Günün sonunda dünya okyanuslarının kontrolünü sürdürmek ABD için en önemli jeopolitik bir hedeftir.”  

GERİLEYEN AMERİKAN DENİZ GÜCÜ

Ancak Friedman’ın bu iddialı yorumu artık ciddi meydan okumalar ile karşı karşıya. Soğuk savaş sonrasındaki 30 yıl içinde bugün gelinen durum çok farklı. ABD, bugün büyük güçler arasında geniş ölçekli bir savaş çıktığı takdirde her iki dünya savaşındakine benzer konvansiyonel yetenekte bir donanmayı oluşturabilecek durumda değil. Her iki dünya savaşında sergilediği donanma oluşturabilme gücü kıyaslanamayacak derecede geriledi. Bugün itibarıyla ABD Donanmasının 293 gemisi var. (Çin’in 350)

Bırakalım Avrupa, Atlantik cephesini tüm okyanus alanlarında sadece 98 adet gemisi görev yapıyor. Bu sayının %60‘ı da Asian Pivot stratejisi gereği Çin ve Rusya’ya karşı Pasifik harekât alanında konuşlu.

Bu gerilemenin pek çok nedeni var. Öncelikle soğuk savaş sonrası son derece hızlı bir şekilde küçüldüler. 1989-2001 arasında zafer sarhoşluğu içinde deniz üstünlüğünün sonsuza kadar kendilerinde kalacağını kabullenerek küçüldüler. 11 Eylül 2001 sonrası savunmanın yerine güvenliği koydular. Küçülme devam etti. Askeri tersanelerin pek çoğu kapatıldı. 1987 yılında 594 gemisi olan ABD Donanması 2012 yılında Demokrat Obama iktidarı sırasında küçüle küçüle 290 gemiye düştü. Bu dönemde donanma, tarihinin en büyük bütçe kesintisine sahne olurken, uçak gemisi sayısını 12’den 8’e düşürmek için yasa tasarısı bile verildi. Yer yerinden oynadı. Cumhuriyetçilerin büyük muhalefetine rağmen 10 yıllık savunma bütçesinden 472 milyar dolar kesinti (defense cut) ve üstüne üstlük bu kesintiden kısa süre sonra on yıllık savunma bütçesinden ilave 412 milyar dolara el koymaya (sequestration) karar verildi. Bu kesintiler Amerikan Donanmasının tedarik projeleri ile operatif faaliyetlerini alt üst etti. Bütçe kesintileri o kadar etkili oldu ki, ABD Atlantik Deniz Unsur Komutanı (yeni adıyla Atlantik Filosu Komutanı) Amiral John Kirby, 2013 Mart ayı içinde Virginia’s Pilot gazetesinde “Komutanlar Kımıldayamıyor” diyerek hükümetini eleştirmek zorunda kaldı.

GERÇEKLE YÜZLEŞMEK

2017 yılında, terörle savaş paradigmasından (GWOT) büyük güçler rekabet dönemine (GPC) geçişle birlikte donanmanın küresel dayatma ve jandarmalık için yeterli olamayacağı anlaşıldı. Önce önümüzdeki on yıl içinde 355 gemi bugünlerde de 500 gemi programı başlatıldı. Trump iktidarda kalsaydı gelecek beş yıl sonunda 147 milyar dolarlık ek bütçe ile 80 yeni gemilik bir program da gündeme gelmişti. Ancak bu programların mevcut borçlar, yaşanan ekonomik kriz ve toplumsal mutabakatın söz konusu olmadığı bir dönemde ne zaman gerçekleşeceği belirsizliğini koruyor.

TÜM DENGELER ALT ÜST OLDU

ABD donanmasının temel görevleri arasında olan, güç intikali, deniz kontrolü, deniz ulaştırmasının korunması arasında dengeli bir dağıtım yapabilecek kuvvet yapısı, günümüzün Rusya ve Çin deniz güçleri göz önüne alındığında mevcut değil. Soğuk savaş döneminde karşısında sayısal olarak büyük Sovyet Donanması olduğundan ve Sovyet tehdidine karşı ABD içinde toplumsal mutabakat mevcudiyeti donanmanın idamesi ile gelişimine yönelik ne bütçe sorunu ne de idari sorunlar çıkıyordu. 1980 li yılların sonunda ABD Donanma programının adı 600 gemilik donanma idi. Bugün 300 gemiyi sahaya çıkaramıyorlar. Diğer yandan Çin ve Rus deniz gücü seçilmiş alanlarda çok ciddi rakipler. Rus ve Çin denizaltı filoları ile hipersonik füze sistemleri ile uzun menzilli uçak gemisi katili olarak bilinen DF 21 serisi balistik füzelerin varlığı ABD Donanmasını savaş zamanı Pasifik’te Asya kıyılarına veya Kuzey Denizi/Arktik kıyılarına kolay ve serbest bir şekilde yaklaştırmayacaktır. Bu yakın tarihte bir ilktir.

OBAMA'NIN DONANMAYA VERDİĞİ BÜYÜK ZARAR

Obama döneminin donanma üzerindeki hasarı, tarihte yaşanmamış oranda artan gemi kazaları; geciken gemi teslimleri, planlı bakım, büyük bakım, havuzlama ve arızalara müdahalede yetersiz hizmet, disiplin, usulsüzlük ve ahlaki nedenlerle görevden alınan gemi ve birlik komutan sayısında artış ve dolayısıyla harbe hazırlık seviyesinde ciddi düşme yaşandı. Bu durum bugün toparlanabilmiş değil. Devam ediyor. Örneğin soğuk savaş döneminde ABD Donanmasının emrinde çok sayıda olan denizaltı ve muhrip bakım/destek gemisi (tender) ile yedeklenebilir yüzer havuzlar varken bugün bir tane bile yok. İkinci Dünya Savaşında ağır torpido yarası almış bir muhrip 9 ayda onarılabiliyorken, 2017 yılında Pasifik’te ticaret gemileri ile çarpışan Arleigh Burke sınıfı iki muhribin onarımı 2,5 yıl sürdü. ABD’nin uzak deniz alanlarında görev yapan gemilerinin desteklenmesi ve beklenmeyen bir harekât alanında konuşlanması söz konusu olursa savaş durumunda özellikle onarım ve bakım konusu ciddi baş ağrısı yaratacak güçte. Sadece hareketli olanlar değil günümüzde ABD’nin denizaltı ve uçak gemilerini kuru havuza alabilecek olanaklarında da ciddi bir eksiklik var. ABD her iki dünya savaşında deniz ticaret filosunun gemilerine el koyarak donanma emrine vermişti. 1920 tarihli Jones Act (Kanunu) ABD’de kabotaj hakkını koruyan ve yabancı bayraklı gemilere kabotaj hattında izin vermeyen bir düzenleme. Ancak buna rağmen ABD bayraklı ticaret filosu 200 gemi ile son derece yetersiz. Obama döneminde Jones Act’e bile karşı saldırılar artmıştı. Başka bir örnek verelim. Amerikan Donanması büyük bir savaşta deniz ulaştırmasının korunmasına yönelik suüstü gemisi sayısında da çok yetersiz. Atlantik okyanusunu yakıt ikmali yapmadan geçebilecek savaş gemisi sayısı kısıtlı. Diğerlerine tanker veya donanma destek gemisi tahsisi gerekiyor. Onların sayısı da yetersiz. Ticaret gemilerinin kendilerini savunacak su üstü veya hava savunma sistemleri yok.

STRATEJİ DÖKÜMANLARINA YANSIYAN TABLO

ABD Deniz Kuvvetleri, içinde bulunduğu kısıtlayıcı durumun farkında. 2007 yılında “21’inci Yüzyıl Deniz Gücü için bir İş Birliği Stratejisi-A Cooperative Strategy for 21st Century Seapower (CS-21).” isimli dokümanı yayımladı. Bundan üç yıl sonra söz konusu stratejinin nasıl uygulanacağına yönelik bir konsept (tasarı) dokümanı, NOC 2010 (Naval Operations Concept) yayımlandı.  Tarihte ilk kez, Amerikan deniz gücünü oluşturan Deniz Kuvvetleri, Deniz Piyade Kuvvetleri ve Sahil Güvenlik Komutanlığı bütünleşik deniz stratejisi teşkil etmek maksadıyla bir araya gelmişti. Bu strateji ile küçülen ABD deniz gücü, ulusal kuvvet çarpanları ile müttefik devletlerin yeteneklerini birleştirmeye yönelik, yeni bir yaklaşımı benimsemişti. Doküman, küresel deniz ortamını da Amerikan güvenlik perspektifi ile tarif ediyordu.  Bu raporda ilginçtir ki, Çin’in adı tek bir yerde geçmiyordu. Belgede, 21’inci yüzyıl deniz stratejisi etkin, saldırganlara karşı ölçeklendirilebilir gerek konvansiyonel gerek gayri nizami gerekse nükleer güç kullanımını da kapsayan misilleme yapma yeteneği ve dolayısı ile etkin bir caydırıcılık aracı olarak kullanılacaktır”, ifadesi ile Amerikan denizgücünün kullanım niyeti ortaya koyuluyor, aba altından sopa gösteriliyordu. Bu şekilde ABD deniz gücünün küresel olarak kalıcı bir şekilde varlık gösterebilmesinin ana gaye olduğu dünyaya ilan ediliyordu. Bu stratejiye göre ABD deniz gücü, Amerikan ana kıtasının küresel korunması ve dünya denizlerindeki çıkarlarının geliştirilmesi maksadıyla tüm kritik bölge ve ilgi sahalarına sevk edilebilecekti. Dokümanda ayrıca bağımsız ticari teşkilatlar, finansal enstrümanlar, bilgi sistemleri, hukuk ve yönetim ağlarından oluşan küresel mimarinin korunması, yani dolara bağlı emperyal ekonomik düzenin devamı stratejik sonuç olarak belirleniyordu. Kısacası bu dokuman bir meydan okuma dokümanıydı.

GERÇEKLERLE KARŞILAŞAN AMERİKAN DONANMASI

CS-21 isimli dokümanın ikinci sürümü 13 Mart 2015 günü Obama’nın Deniz Kuvvetleri Bakanının imzası ile yayınlandı. Geçen zaman içinde Çin Güney Çin Denizinde tutum değiştirmiş; Rusya Kırım’a müdahale etmişti. Hegemonyaya birileri dur diyoyurdu. Söz konusu doküman beş alanda dikkat çekiyordu. Birincisi, dokuman en az dışarıya olduğu kadar içeriye yani Kongre, Senato, Amerikan bürokrasisi ve halkına mesajlar veriyordu. İlk kez bir Amerikan dokümanı kendi donanmasının varoluş nedenini güçlü vurgularla anlatma ihtiyacı duymuştu. Zira Obama hükümeti donanmaya büyük zarar vermişti. İkincisi müttefik ve ortaklarla müşterek ve birleşik koalisyon tipi harekât ya da iş birliğine duyulan ihtiyaç öne çıkarılıyordu. Üçüncüsü, Çin ve Rusya’ya soğuk savaş sonrası ilk kez önem ve öncelik veriliyordu; dördüncüsü başta siber savaş olmak üzere yeni taktik, doktrin ve teknolojiler açıklanıyor; beşincisi Kuzey Buz Denizi (Arktik Okyanus) özel kısım olarak ilk kez inceleniyordu.

2020: DURUM CİDDİ VE ENDİŞE VERİCİ

 2015’ten bu yana geçen 5 yılda Çin ve Rus deniz güçlerinin yükselişi 2015 strateji dokümanında yazılanları alt üst etti.  ABD CS-21 dokümanının 2020 yani üçüncü sürümü Denizde Avantaj (Advantage at Sea) başlığı ve Deniz Kuvvetleri Bakanı imzası ile 17 Aralık 2020 tarihinde yayınladı. Başkan G. Walker Bush döneminin Terörle savaş (GWOT) paradigmasından, büyük güçler rekabet (GPC) dönemine geçilen 2017 yılından sonra ilk kez yayınlanan bu dokümanın asıl amacı Çin ve Rus deniz gücü tehditlerini öne çıkararak Deniz Kuvvetleri, Sahil Güvenlik Komutanlığı ve Deniz Piyade Kuvvetleri için bütçeden büyük pay koparabilmek. Zira mevcut bütçe, kuvvet yapısı ve kaynaklar ile ABD Deniz Kuvvetleri, okyanusların hâkimi olamayacağını ve denizdeki üstünlüğünü artık kaybettiğini biliyor. Bunu kamuoyu ve Capitol Hill bürokrasisine açıkça itiraf etmektense dolaylı tutumla ifade etmeyi tercih ediyor. Denizde üstün olmak için modernizasyonun şart olduğuna vurgu yapılan rapor, kısaca önümüzdeki 10 yıl içinde ABD'nin okyanuslardaki ulusal çıkarlarını korumak için Deniz Kuvvetlerinin yetersiz kalacağını ikaz ediyor. Rapor bu durumun hafifletilmesi için ayrıca ittifak sistemlerinin ve koalisyon ortaklıklarının geliştirilmesini öneriyor.

GÜNEŞ DOĞUDAN YÜKSELİYOR

2020 yılı kapanıyor. Biden iktidarı 20 Ocak’ta göreve başlıyor. Ancak devraldıkları donanma gücü Obama döneminin verdiği zararın izlerini taşıyor. Donanmanın büyük ölçekli bir küresel konvansiyonel çatışmada Rus ve Çin denizgücü karşısında zorlanacağı teknolojik gelişmeler paralelinde artık tahminden öte bir gerçek. İkinci Dünya Savaşını Pasifik’te kazanarak dünyanın 1945 sonrası hegemonu olan ABD, Sovyetlerin bu kadar hızlı çökeceğini tahmin edememişti. Soğuk Savaş sonrasında da Çin ve Rus deniz güçlerinin bu kadar hızlı yükseleceğini de tahmin edemedi. Artık okyanuslardaki dalgaları Amerikan donanması yönlendiremiyor. Bu gerçekleri Türkiye’de iktidar olmak için Atlantik dümen suyunda rotalamaya inananların fark etmesini ne kadar isterdim. Galileo Galilei’nin dediği gibi her şeye rağmen dünya dönmeye ve güneş doğudan doğmaya devam ediyor: Ex Oriente Lux.