banner191

banner148

banner179

banner176

Fener ve Sağlık Rüsmu İndirilmeyecek

CHP Antalya Milletvekili Hüsnü Çöllü'nün denizcilik sektöründeki sıkıntıyı hafifletmek amacıyla fener ve sağlık rüsumlarında talep ettiği indirime Bakan Yıldırım'dan olumsuz yanıt.

GÜNCEL 20.03.2010, 09:57
Fener ve Sağlık Rüsmu İndirilmeyecek

ÇÖLLÜ DENİZCİLİK SEKTÖRÜNE DESTEK İSTEDİ 

CHP Antalya Milletvekili Hüsnü Çöllü, krizin denizcilik sektörüne etkilerinin azaltılması için liman ücretlerinde ciddi yük getiren fener ve sağlık resmi ücretlerinde indirim yapılmasını gündeme taşırken, Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, yeşil ışık yakmadı. Yıldırım, fener ve sağlık resmi ücretlerinde indirimin söz konusu olmadığını söyledi.

CHP Antalya Milletvekili Hüsnü Çöllü’nün, denizcilik sektörüne destek amacıyla liman ücretlerini etkileyen fener ve sağlık resmi ücretlerinde indirim yapılması ile ilgili soru önergesini, Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım yanıtladı.  Sağlık Bakanlığı Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü’nün  2007 yılında 77 milyon 883 bin,  2008 yılında 86 milyon 627 bin, 2009 (Kasım) yılında 78 milyan 111 bin TL sağlık resmi tahsil edildiğini kaydeden Yıldırım, Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü’nün de fener ücreti olarak 2007 yılında 91 milyon 390 bin, 2008 yılında 112 milyon 100 bin, 2009 (Ekim) yılında 100 milyon 189 bin TL, tahlisiye olarak da 2007 yılında 17 milyon 448 bin, 2008 yılında 18 milyon 69 bin, 2009 (Ekim) yılında da 16 milyon 906 bin lira tahsil edildiğini bildirdi.

Türk limanlarının Akdeniz ve Karadeniz çanağındaki diğer ülke limanlarında alınan fener ücretleri ile karşılaştırılmasında, Türkiye’nin sahil uzunluğunun diğer ülkelerin üzerinde olduğunu, ülkemiz sahillerinde 551 seyir cihazı bulunurken, bu sayının İtalya’da 1146, Ukrayna’da 42, Suriye’de 7, Slovenya’da 24 seyir feneri bulunduğunu kaydeden Yıldırım, “Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü ülkemizin stratejik bir öneme sahip uluslar arası bir su yolu olan Türk Boğazlarında ve münhasır ekonomik bölgesinde seyir emniyetinden taviz vermeden yerine getirmekte olup, seyir emniyetini arttırmak amacıyla, öz kaynakları ile ilave cihazlar ve bunların bakım, tutum ve onarımlarıyla ilgili yeni yatırımlar yapmaktadır” dedi.

BAKAN YILDIRIM; “FENER VE SAĞLIK RESMİ ÜCRETLERİNDE İNDİRİM YOK”

Liman masrafları ve fener başına alınan fener ücretlerine bakıldığında, Türkiye’deki ücretlerin diğer ülkelere göre düşük olduğunu savunan Yıldırım, “Ülkemizde alınan fener ve tahsiliye ücretlerinin daha düşük seviyelerde olduğu, özellikle Yunanistan ve İtalya’da fener ücretlerinin düşük gibi gözükse de toplam liman masraflarına bakıldığında ülkemizden daha pahalı oldukları anlaşılmaktadır” dedi.

 -MALİ DENGE BOZULUR-
 
 Gemi sağlık resminden elde edilen gelirlerin son yıllarda yükseltilmediğini tersine düşürüldüğünü söyleyen Yıldırım, “2009 yılından itibaren ise kabotajda çalışan ve yolcu taşıyan gemilerin sağlık resmi ücretlerinde çok ciddi oranlarda indirimler yapılmıştır” dedi.
Fener ücretlerindeki indirimin mali dengeleri bozabileceğini savunan Yıldırım, “Ülkemizde uygulanmakta olan fener ücretlerini de kapsayan liman ücretlerinin hem düşük olması hem de yıllardan beri yolcu gemilerine uygulanan yüzde 20 indirime ilave olarak istenen ilave indirimlerin Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü’nün mali dengesini bozmaması, verilen hizmetler ve yatırımların aksatılmaması için fener ücretlerinde herhangi bir indirimin yapılması söz konusu olmayıp, şartların değişmesi durumunda konu tekrar değerlendirmeye alınabilecektir” diye konuştu.

-DENİZCİLER DESTEK BEKLİYOR-

 Bakan Yıldırım’ın yanıtını değerlendiren Çöllü, “Kriz denizcilik sektörüne teğet geçmemiş, büyük zarar vermiştir. Bu hasarın daha da büyümemesi için denizcilik sektörünün bazı talepleri vardır. Ancak, hiçbir talebe olumlu yaklaşılmıyor. Sayın Bakan, navlun ücretleri ile fener ve sağlık resmi ücretleri arasında bağ olmadığını söylüyor. Ancak, navlun ücretlerinde kriz nedeniyle yaşanan gelişme karşısında, fener ve sağlık resmi ücretlerinin aynı kalması, bu sektörde çalışanların yükünü arttırmaktadır. Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü’nün mali dengesi kadar, denizcilik sektörünün ayakta kalabilmesi de önemlidir. Bu yanıt, iktidarın denizciliğe baıkışını bir kez daha göstermiştir. Türkiye bir an önce denizciliği gereken desteği vermelidir” dedi.

 

Yorumlar (8)
9 yıl önce
Denizçilige ne iktidar önem veriyor nede muhalefet önem vermiştir bunun en açık göstergesi denizçilik bakanlıgının hala kurulmamıs olmasıdır..
Hasan Kaya 9 yıl önce
Denizci MilletVekilimize sorunlarımızı dile getirdiği için teşekkürler.



Dünyada ''TahliShıye''nin yani Can Kurtarmanın Ücretli olduğu bir başka ülke yok.. Türkiye hariç Tüm dünyda Can Kurtarma Ücretsiz yapılıyor...Kıyı Emniyet İşletmesi Topladığı Can Kurtarma paralarının bir bölümünü Okullarda Yüzme Eğitimine harcasın..



Sağlık Bakanlığı Denizden yüz milyonlarca lira Topluyor. Acaba Denizcilere toplanan bu pradan Ne kadarını harcıyor..



Yumurtlayan tavuğu yolmayalım..
AVNİ AKPINAR 9 yıl önce
Sayın bakanımızın sözü vardı, ben unutmadım, sanırım kendileri hatırlamıyordur. Şimdi hatırlatma zamanı. Bakanımız Seçildiğim ilk gün ne işe yaradığını bilmediğim sağlık rüsumunu kaldırtacağım demişti. Biz yanlış anlamışız galiba; yukarı kaldıracağım manasıyla söylemiştiler; özür dilerim sayın bakanım yanlış anladığımdan.
AHMET KAKALOĞLU 9 yıl önce
Şu tahlisiye nedir? Ne işe yarar? Buradan toplanan paralar nereye gidiyor? Birde anlamadığım husus Tophanede stat büyüklüğünde altı katlı binada yüzlerce insan ne iş yapar kimlerin torpili, yaptığımız küçük bir araştırmada bile burada çalışanların büyük çoğunluğu daha önce bakanlık yapmış sayın devlet büyüklerinin hemşehrileri. Ya Rizeli, ya Giresunlu, ya Nevşehirli, yada Erzincanlı. İtirazı olan çalışanların kökenine bakabilir. Sonrada sayın Hüsnü ÇÖLLÜ indirim istesin al sana indirim, bindirim, BİNDİRİM.
hüsamettin canbilen 9 yıl önce
Değerli okuyucular,

sayın Bakanımız çok isabetli bir knonuya değinmişler.bende aynı hususu pekçok kez çeşitli platformlarda dile getirdim.Hatta pekçok yorum yaptım ama Sayın Bakanımızı nihayet aynı fikirde görmek bizleri fazlasıyla memnun etmiştir.

Navlunların oluşması liman masrafları ve fener/tahlisiye veya navlun vergileri ile inip çıkmaz yani belirleyici olmaz.Masraflar yüksek diye armatör gemisini limana göndermemezlik yapmaz.Limanda yük varsa mutlaka oradan yük alır.Asıl önemli olan : yükün olduğu limanda kaç tane bu yükü alacak geminin olması.Yani fırsat sayın okuyucular tek gemi kalmış ise armatör istediği navlunu dikte ettirir,alır.Masrafların belirlenmesinde pilotaj,romorkör, ve sağlık/tahilisiye ve vergiler önem arz eder ancak zaten armatör bunu alacağı navlun ile karşılıyorsa gerisi yalnızca teferruattır.

Bu memleketin paralarını kimlere kaptırdık bir bakın? Kaç yerli kaç yabancı bayraklı gemi limanlarımıza uğramış ve boğazlardan geçmiş?

Uluslararası sermayenin ekmeğine yağ sürüldü,içimiz kan ağladı ama derdimizi anlatamadık.Pilotaj ve romorkaj masrafını indirerek müşteri çekemezsiniz!!!!

Ülkeniz mal üretecek ve ihracaat yapacaksınız ki gemiler size gelsin.

Sayın Bakanım, sayın Müsteşarım lütfen yanlıştan dönelim ve kılavuzluk tarifelerini ve romorkör tarifelerini lütfen eski sevyesine çekelim,birkaç aklı evvelin bağrışmasına pirim vermiyelim çünki bunu isteyenlerin niyetinin üzüm yemek değil bağcı dövmek olduğunu artık sizde gördünüz.Evet gördünüz ki fener ve tahlisiye ücretlerinin indirilme talebini elinizin tersi ile ittiniz.
Kükrer Alpay 9 yıl önce
UNESCO`nun `Dünya Kültür Mirasi Listesi` ne aldığı İstanbul ve Boğaziçi`nin; günümüzde bir petrol kanalına dönüşümüne zorunlu seyirci kalmamızı getiren bu antlaşma maddelerinin, ülke ekonomisine ve çevreye verdiği zararların parasal olarak hesaplanabilmesi de, olanaksız. Korunması gereken kültür ve doğa zenginlikleri arasında en önemli SİT`lerden kabul edilen İstanbul ve Çanakkale Boğazları gerek kıtalararası ticaret, gerekse taşımacılık açısından uluslararası değerlere sahip iki su yolu... Dokunulmaz kurallar Benzer su yollarından geçişler uluslararası antlaşmalarla belli kurallara bağlanırken, sahibi olan ülkelere de, önemli haklar ve kazançlar getirecek biçimde oluşturulmuş. Örneğin Süveyş ve Panama Kanalları(ki, her ikisi de doğal su yolu değildir) ülke ekonomilerinin en önemli gelir kaynakları olma özelliğini taşırken, Türkiye`nin Boğazlar`dan hiçbir kazanımı söz konusu olmadığı gibi, her geçen gün yitiklere katlanmak zorunda bırakılmış. Bu çelişkinin nedeni ise Montrö`nün dokunulmaz kuralları. Boğazlar ve Marmara`nın uluslararası trafik risklerinden korunması açısından en temel öğelerden biri olan `Zorunlu Kılavuzluk Hizmeti` Montrö gereğince uygulanamıyor. 12 kez rota değiştirilerek geçilebilen İstanbul Boğazı`ndan geçen her gemi kaptanının bu noktaları bilmesi mümkün olmamasına karşın, kılavuz alıp almama inisiyatifi, kaptanlara bırakılmış... Antlaşma Boğazlar ve Marmara Geçidi`nde seyreden gemilerden her ton için büyüklüğüne göre 0.42-0.21-0.10 `Altın-Frank` alınmasını öngörüyordu. `Altın-Frank (1 gr. altının, Fransız Frangı karşılığı değeri) `Boğazlar ve Marmara Geçidi`ni kullanan gemilerin ödemelerinde kullanacakları ortak bir para birimi olarak belirlenmişti. 25 Şubat 1983 tarihine kadar; Bakanlar Kurulu Kararları`ndaki altın fiatları esas alınarak hesaplanıyordu. Bu fiatların uygulanması özellikle o zamanki adıyla SSCB (Bugün BDT) gemileri ile büyük sorunların yaşanmasına neden oldu. Daha sonra yine Türkiye aleyhine, T.C. Merkez Bankası Kambiyo Genel Müdürlüğü`nün 25.2.1983 tarihli `Gizli` kararıyla, bir `Altın-Frank`ın değeri, indirilerek 0.8063 olarak belirlendi. ( 1 Altın-Frank, o tarihte 1 gram altının Fransız Frangı karşılığı 0.8063 olarak kabullenildi)... Komik geçiş ücretleri Yılda ortalama 70-80 bin geminin geçtiği bu uluslararası su yolunda; halen 1936 yılı`ndaki seyir-emniyet tesislerinin sayı ve kalitesine göre belirlenen geçiş ücretleri; hala, bu son kararla yukarıda belirlenen dolar paritesi üzerinden alınmaya devam ediliyor. Türkiye ekonomisinin en büyük girdilerinden birini oluşturması mümkün bir kazanımın nasıl yitirildiği de, böylece ortaya çıkıyor. Gemilerden alınan geçiş ücretleri ise, 66 yıl öncesinde kararlaştırılan birim fiatlarla hesaplanıyor. Antlaşmanın Türkiye aleyhine işleyen en önemli maddeleri tümüyle yoruma açık. Örneğin `Transit Geçiş` kavramı, ( Md.2) çok geniş bir biçimde yorumlanmış ve tarif edilmiş. Türkiye`nin herhangi bir limanından kalkıp Boğazlar`dan geçen bir gemi `Transit` sayılamayacağı halde, bu gemiler de `Transit` kapsamına alınmış. Montrö`nün kesinlikle değiştirilmesi gereken, ama antlaşmaya imza koyan hiçbir ülkenin kabullenmediği `İhtiyari` yani isteğe göre kılavuzluk hizmeti maddesinin neden olduğu facialara, her gün bir yenisi eklenirken; Boğazlar ve Marmara`daki kültürel-doğal yitiklerin nasıl geri getirilebileceğini sormak bir yana, düşünmek bile yetkilileri korkutmuş. Sinyalizasyon ve Radar Sistemleri`nin yetersizliği gündeme getirilemezken; LPG ve petrol yüklü dev tankerlerin `Tuna Kanalı` açıldıktan sonra Boğazlar ve Marmara Geçidi`ni tam bir `Petrol Kanalı` na dönüştürmesini T.C. hükümetleri, yalnızca izlemişler. Çünkü her yeni hükümet, öncekilerin de bildiği gibi, Montrö Kuralları`nın değiştirilemezliğinin bilincinde sorumluluk üstlenmiş... Kılavuzluk hizmetleri `ihtiyari` Türkiye`nin de taraf olup imza koyduğu SOLAS, MARPOL, COLREG gibi antlaşmalardaki düzenlemelerin tümünde; karasularından geçilen ülkelerin zarara uğramaması, doğanın ve yaşam hakkının korunması kararlaştırılmıştır. Ama kimse çıkıp da, Montrö`de yer alan aleyhte kuralları düzeltmeye yönelik bir girişimde bulunamamıştır. Çünkü Montrö`ye göre Boğazlar ve Marmara Geçidi uluslararası bir su yoludur ve bu su yolunu kullanan ticaret gemileri bile, dokunulmazdırlar. Kılavuzluk ve Römorkaj Hizmetleri, onlar için de ` İhtiyari ` yani isteğe bağlıdır. Türk makamları ile tek ilişkileri 3. maddede öngörülen `Zorunlu Sıhhi Kontrol `dür. Rüsum ve vergi zorunluluğu, ücretlerin ödenmemesi halinde uygulanacak tek bir cezai yaptırıma Montrö`nün hiçbir paragrafında rastlanamaz. Antlaşmaya taraf olan devletlerden birinin bayrağını taşıyor olsalar da; donatanları çoğunlukla özel şahıslar gemiler, antlaşmanın bütün maddelerinden yararlanmaktadırlar. Geçiş ücretlerini ödememeleri halinde, Türkiye Cumhuriyeti hükümetlerinin uygulayabileceği tek bir cezai yaptırım bile belirtilmemiştir. Türkiye`nin yaptırım gücü yok `Transit` konumunda geçen gemilere karşı yapılabilen tek işlem, Boğaz girişlerinde Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü`nce sağlık belgelerini kontrol etmektir. Yükü ne olursa olsun, Liman Tüzüğü gereğince, herhangibir Türk limanından kalkmış olsa da, her geçen gemi transit kabul edilmekte ve hiçbir zorunlu hizmet verilememekte, yetkisizlik nedeni ile de, hiçbir yaptırım uygulanamamaktadır. Bu gemiler borçlu olsalar bile, Boğazlar ve Marmara Geçidi`ni yeni bir seferde kullanma aşamasında istedikleri an; Türkiye kendine bu borçlu gemilere de, istedikleri tüm hizmetleri vermek zorundadır. Çünkü Montrö Kuralları gereği gemi `Transit`tir...
Hüseyin Can 9 yıl önce
tek kurtuluş 'Altın Frank' uygulamasının tekrar yürürlüğe geçirilmesinde . Montrö Anlaşması ile Türkiye'ye, 'Boğazlar'dan geçen her gemiden 'Altın Frank' üzerinden rüsum ve vergi alma hakkı' verildi, "Altın Frank sayesinde şu anki tarifenin 4.82 katı bir gelir elde edebiliriz" .

"Montrö'ye göre Türkiye, Boğazlar'dan geçen her türlü ticari gemiden sıhhi kontrol için ton başına 0.075 Altın Frank, fenerler ve şamandıralar için ton başına 0.21 ve tahlisiye hizmeti için de ton başına 0.10 Altın Frank alacaktı. Ancak 1973'te Türkiye tek taraflı olarak Altın Frank uygulamasını o yılın Merkez Bankası dolar kuru ile sabitledi.

O yıldan bu yana da artış olmadı. Bülend Ulusu hükümeti döneminde denendi, ancak uluslararası baskılar arttı ve geri adım atıldı. Eğer bu uygulama tekrar başlatılırsa 150 000 DWT'lik bir gemi bugün sadece 33 bin 600 dolar öderken, bu miktar 161 bin 850 dolara çıkacak."

Uygulama başladığında Hazar petrollerinin Karadeniz ve Boğazlar'dan taşınmasının pahalıya geleceğini vurgulayan Doğancan Akyürek, "Bu uygulama sadece petrol tankerlerine değil tüm ticari gemilere uygulanacak ve hemen hemen her ülke etkilenecek. Bakü-Ceyhan için kendiliğinden uluslararası bir destek oluşacak" diye konuştu.
Nihat Ünlü 9 yıl önce


Bir ülkenin kara sularından geçecek yabancı gemiden geçiş ücreti alınamaz Yabancı gemilerden ancak özel hizmelere ilişkin ücret alınacaktır. Bu ücret eşitlik esasına göre alınır.



Bu maddeden anlaşılacağı üzere sadece özel hizmetler yani kılavuz kaptan römorkör alınması gibi durumlarda ücret alınabilecektir.



Ancak Montreux Anlaşmasi bu kurala bir istisna teskil ederek Türkiyeye boğazlardan geçişlerde ücret alinmasina hak tanir. Bunu Montreux Anlaşmasinin Ek 1 inde görebiliriz . Buna göre:



1.İşbu mukavelenamenin 2 nci maddesi mudbince istifa edilebilecek olan rüsum ve tekalif aşağıdaki tabloda gösterilenler olacaktır. Türkiye Hükümetinin bu rüsum ve tekalifden kabul edebileceği muhtemel tenzilat sancak farkı gözetilmeksizin, tatbik edilecektir.



Ifa edilen hizmetin mahiyeti



Beher Neto hacim tonilato-su (net register tonnage) üzerinden istîfa edilecek resim veya harç miktarı (Altın frank)



Sihhi Kontrol 0.075





Fenerler, ziyalı şamandıralar, geçiş şamandıraları ve saire:

dgps vts 800 tona kadar 0.42



800 tondan fazlası 0.21





Tahlisiye hizmeti: Buna tahlisiye sandalları, roket istasyon-ları, sis düdükleri, radiofarlar ve keza b) fıkrasında dahil bulunmayan ziyalı şamandıralar veya aynı neviden diğer tesisat dgps vts hizmetleri dahildir .0.10

4. İşbu lahikanın birinci paragrafına merbut tabloda tarif edilen ve mev-zuu bahis hizmetlerin icap ettirdiği masrafları kapatmağa ve ihtiyat akçesi veya makul bir müdevver sermaye muhafazası için lüzumlu miktardan yüksek olmıyacak olan rüsum ve tekalif, ancak işbu Mukavelenamenin 29 ncu mad-desi ahkamı tatbik edilmek suretiyle tezyid veya ikmal edileceklerdir. Bunlar tediye tarihlerindeki kambiyo fiatına göre altın frank veya türk parası olarak tesviye olunur.



Bilindiği üzere Turkiye bu maddeye dayanarak geçiş ücretini yıllardır almaktadır. Ancak alınan geçiş ücreti gerçek miktarı yansıtmamaktadır. Bugün ücret artımına gidilmek istenmesinin hukuki nedeni altın frank hesaplamasının yillardir doğru uygulanmamasındandır yoksa VTS uygulaması yüzünden geçiş ücretinin artırılması değil. VTS sisteminin geçiş ücretini artırmak için ileri sürülmesi ise sadece politiktir. Yukarıda da belirtildiği üzere 80 li yıllarda böyle bir artıma gidildiği zaman başarısızlıkla sonuçlanmıştır .Cünkü hukuki nedenlere dayanarak ücret artırılmış olmasına rağmen verilen hizmet artırılan ücretin çok altındaydı. Oysa bugün böyle bir artıma gitmek için bir nedenimiz var. Milyonlarca dolara mal olan bu sistem ve bu sistemi ayakta tutmak için gerekecek hizmet kanımızca uygun bir nedendir. Özellikle birebir yaptığım görüşmelerde alınan izlenim odur ki petrol şirketleri VTS kurulmasi ile boğazlardan geçen tankerlerin bekletilmesi azalacaksa ve guvenli gecis sağlanacaksa hesaplamaların düzeltilmesi sonucu artacak geçiş ücretlerinden rahatsız olmayacaklar.



Ancak cevaplanması gereken hukuki soru sudur. VTS sistemi yukarıdaki tabloda hangi bölüm içinde yer alabilecektir. Şunu söyleyebiliriz ki c bendinde belirtilen diğer neviden tesisat bölümünde yer alabilir ancak bu durumda sadece 0.1 lik çarpım sözkonusudur. Yapılan hesaplarda bu oran VTS masraflarimizi karsilayabilecek nitelikte ise VTS sistemini bu madde içerisine sokarak artırıma gidilmesi uygun olabilir. Bu oran karşılamıyorsa bir şekilde VTS de yer alacak hizmetlerin 2. bölümde yer alip almayacağına bakmak gerekecektir.



Özetle şunu söyleyebiliriz. Geçiş ücreti artımına gitmeden önce Montreux Anlaşmasındaki geçiş ücretine ilişkin hükümler çok iyi gözden geçirilmeli altın frank hesaplanması çok iyi yapılmalı ve VTS sisteminin Ek 1 bent 1 de belirtilen 3 unsurdan hangisine gireceğine iyi karar verilmeli. Ayrıca bu ücretin Türk ekonomisini güçlendirmek için değil yapılan hizmetlerin karşılığı olarak alındığının ısrarla belirtilmesi gerekir.
23°
parçalı az bulutlu
Günün Anketi Tümü
DenizHaber.Com Tema güncellemesi yaptık. Yeni site dizaynımızı nasıl buldunuz?
DenizHaber.Com Tema güncellemesi yaptık. Yeni site dizaynımızı nasıl buldunuz?