banner209

banner191

banner148

banner179

banner176

Akdeniz'i Karıştıracak Keşif

Davos gerginliğinin perde arkasında İsrail'in, Akdeniz'de 88 milyar metreküplük doğalgaz rezervi bulması mı yatıyor?

GÜNCEL 03.02.2009, 01:47
Akdeniz'i Karıştıracak Keşif

Akdeniz'i karıştıracak keşif

Davos gerginliğinin perde arkasında İsrail'in, Akdeniz'de 88 milyar metreküplük doğalgaz rezervi bulması mı yatıyor? Mustafa Salih'in haberi

Akdeniz’de Türkiye, İsrail ve Kıbrıs’ı karşı karşıya getirecek önemli bir gelişme yaşandı. Yaklaşık 20 gün önce dünya kamuoyu İsrail’in, Gazze’yi bombalama gündemiyle meşgul olurken,  ABD Houston merkezli Noble Energy firması,  Haifa limanının kuzeyinde, Kıbrıs karasularına sınır olan Tamar bölgesinde 88 milyar metreküplük doğalgaz rezervi buldu.

İsrail Arutz 7, radyosunda yer alan haberlere göre doğu Akdeniz’de bulunan gaz rezervinin İsrail’in 15 yıllık ihtiyacını karşılayacak büyüklükte. Bulunan doğalgazın üretim maliyeti 2 milyar dolar olarak açıklanırken, İsrail’in 15 senelik ihtiyacını karşılayabilecek büyüklükteki doğalgaz rezervinin piyasa değeri 26 milyar dolar olarak hesaplanıyor. Noble Energy tarafından yapılan çalışmalar sonucu bulunan doğalgazın üretimine 2013 yılında başlanacak.

Bulunan doğalgaz rezervleri ile ilgili yorumlarında Noble Energy şirketi yetkilileri ve İsrail Altyapı Bakanı Bünyamin Ben Eliezer, yapılan keşfin şirketin ve İsrail tarihinde yapılan en büyük keşif olduğunu söylediler.

 Kıbrıs ile İsrail’in doğalgaz ortaklığı

Doğalgaz rezervlerinin tespit edildiği bölge Haifa limanının 90 kilometre kuzeyinde İsrail ve Kıbrıs karasularının birleştiği yerde bulunuyor. İsrail’de doğalgaz arama izni bulunan ve Noble Energy ile ortaklaşa doğalgaz arayan İsrailli Delek şirketinin aynı zamanda Kıbrıs’ta sınır bölgede arama yapma ruhsatları bulunuyor. İsrail’in çalışma yaptığı bölge, Kıbrıs Rum Kesiminin doğalgaz araması yaptığı Blok 12 olarak bilinen sahalara yakın bulunması doğalgaz rezervlerinin sahipliği konusunda iki ülke arasında anlaşma imzalanmasını gerektiriyor. Bunun için Lefkoşe ve Tel Aviv kendi “ Münhasır Ekonomik Bölge” sınırlarını tespit etmek için anlaşma imzalamak zorundalar.

Doğalgaz keşfinden hemen sonra İsrail, Kıbrıs Rum Kesimi ile doğalgaz arama ve üretim çalışmaları alanında anlaşma imzalamak üzere görüşmelere başladılar. Görüşmelerin ana konusu bulunan rezervin ne kadarı İsrail’e ne kadarı da Kıbrıs’a ait olduğu konusunun açıklığa kavuşması.

 Sorunlu karasularda arama yapılamaz

Ancak uluslararası deniz hukukuna göre, petrol ve gazın bulunduğu bölgeyle ilgili herhangi bir siyasi sorunun bulunmaması lazım. Bu bölgede şu anda bir siyasi sorun var ve bu siyasi sorun devam ettiği sürece burada hiçbir araştırma yapılamaz.

Sözkonusu kanuna göre, bu bölgede Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile Kıbrıs Rum kesimi arasında siyasi sorun bulunması nedeniyle İsrail ile Kıbrıs Rum kesimi arasında yapılacak olan anlaşmaların geçerliliği olamaz. Çünkü KKTC hükümetinin daha önce konu ile ilgili yapmış olduğu açıklamalarda, Kıbrıs karasuları içinde yapılacak tüm aramalarda KKTC’nin de onayı olması gerektiğini, Türk tarafının bilgisi dışında hiçbir şekilde doğalgaz ve petrol aramasına izin vermeyeceğini açıklamıştı.

Doğalgaz rezervi bulunan bölgede arama ruhsatlarının yüzde 36’sı ABD’li Noble Energy’ye ait iken, ruhsatın yüzde 28 Isramco Negev, yüzde 15 Avner Oil Exploration ile Delek Drilling  ve yüzde 15 Dor Gas Exploration isimli İsrail şirketlere ait.

 

Yorumlar (1)
yıldırım DELİDUMAN 12 yıl önce
2009 yılı, Türkiye’de ve dünyada ekonomik sorunların ağır bir şekilde yaşanacağı yıl da, bizim karşılaşacağımız sorunlar pek çok ülkeden daha ağır olacak. Aslında öylesine puslu bir ortam var ki, önümüzdeki karadeliği göremiyoruz, görünmesi istenmiyor da. Gündeme ağırlıkla oturan Ergenekon dalgaları, dünya finans kriziyle bütünleşen ekonomik krizi pusla örtüyor. Kıbrıs, Kuzey Irak ve terör, ülkenin sosyal sorunları tartışılmıyor. Hatta Türkiye bir seçime giderken, devasa yanlışlarla dolu sağlıksız seçim kütükleri bile, olağan karşılanıyor. Artan işsizler konuşulmuyor, “sadaka kültürü” adı altında meşrulaştırılan “seçim rüşvetleri“ garipsenmiyor. İktidar partisi seçim sadakası veredursun, anamuhalefet partisi, “Biz yardım paketi yerine banka hesabına para yatıracağız” alternatifini sunuyor. Türk demokrasisinin işlerliği böyle sağlanacaksa, Cumhuriyetin, hukuk devletinin temel ilkeleri nasıl korunacak? Türkiye’yi bu keşmekeşe sokan politikacılar, Batı’dan görüp öğrensinler sosyal devlet mekanizmalarının nasıl çalıştığını!. Türkiye bu yıl yüzde 1 bile büyüyemeyecekken, durgunluktan öte negatif büyüme ile küçülecekken, nerede iktidarın önlem paketi, muhalefetin alternatifi? Türkiye’nin dünyadaki imajı ne hale geldi? Batı bizi, Hamas’ı koluna takmış görüyor. Gazze’yle İsrail düşmanlığını tırmandırmak, ekonomik kriz nedeniyle oy kaybını durduracak mı? Neredeyse bir paragrafta özetleyiverdik manzarayı…

ABD’Yİ SİSTEM Mİ, OBAMA MI YÖNETECEK?

20 Ocak’ta Global Başkan Obama’nın göreve başlaması sadece Amerika’da değil, dünyanın pek çok ülkesinde kutlamalarla karşılandı, ama Amerika’da sistem değişti mi? Hayır. Başkan Obama sistemi değiştirebilir mi? Bugün için ABD’nin Kurucu Başkanı George Washington mezarından çıkıp gelse, Amerikanın sistemini değiştiremeyecekken, Obama nasıl değiştirsin ki? Zaten sisteme azıcık dokunmaya kalkanların ne olacağını, Amerika’nın bir zamanki en genç Başkanı John Fitzgerald Kennedy’nin hazin sonu göstermedi mi?



Ülkemizde derin devlet arayışı moda olan bir konu da, dünyada derin devletin en iyi örneği Amerika’da. Diğer ülkelere NATO kanalıyla Gladyo tipi yeraltı örgütler Amerika’dan ihraç edilmedi mi? Onlar da Amerikan sisteminin ürünleri idi. Kısacası, dünyada derin devletin hası Amerikan sistemidir ve hiçbir ABD Başkanının, adı ne olursa olsun, rengi ister beyaz ister siyah olsun, o sistemi eğip bükmeye gücü yetmez. Kaldı ki seçim kampanyaları başlamazdan önce kimsenin tanımadığı Barack Hussein Obama’nın bugün Beyaz Saray’ın Oval Ofisi’nde oturması, sisteme rağmen mi, yoksa sistemin iradesi mi? Bence sistemin iradesi.

Selefi George W. Bush Beyaz Saray’dan ayrılırken Obama’nın elini siyah deri eldivenle sıkmıştı, daha çok askeri aksesuar olarak kullanılan deri eldiven sertliği çağrıştırır. Başkan Obama ise herhalde deri değil, kadife eldiven giyecektir, ama aynı sisteme hizmet edecektir. Obama seçim öncesi, seçilirse Guantanamo tutukevi üssünü kapatacağını söylemişti ve başkanlığının ikinci gününde bir yıl içinde kapatılmasını öngören kararnameyi imzaladı. Bakın, yarın ya da bir ay sonra değil, 2009 yılının sonunda kapanacak da, neden? Guantanamo’nun yerini alacak değişik nitelik, aynı içerik ve farklı görünümdeki bir başka üs, ancak bir yılda kurulabilir de ondan. Eğer Obama arı ve samimi ise, sanırım Bush’un elini deri eldivenle sıkmasından çok, bu kararnamenin niçin bir yıllık süre tanıdığına şaşırmıştır.



Amerikan sistemi ezilmiş görünümlü, gizli Müslümandı diye İslam dünyasının sıcak bakacağı, askerî harekâtlardan çok diplomatik ataklarla sonuca gidecek bir adam arayışında Obama’yı bulup çıkarıverdi. Üstelik doğal kaynakları zengin, nüfusunun yarısı Müslüman olan, kanıtlanmış dünya petrol rezervleri sıralamasında Ortadoğu, Ön Asya ve Avrasya’dan sonra üçüncü sırada yer alan Afrika’da, sivil ve askerî operasyonları yapabilmek için 2007 yılında AFRICOM (United States Africa Command) adıyla yeni bir Pentagon komutanlığı kuran Amerika, Afrika’yı Çin’e bırakmamak için Afrikalılarla ırkdaş bir başkanı tesadüfen çıkarmadı herhalde!...



Obama’nın Hedefindeki Afganistan, Pakistan ve Nükleer Tehdit



Başkan Obama’yı mokasen ayakkabılı Amerikan centilmeni olarak görmemek lâzım, sırasında askerî postalları ayağına geçirecek. Yemin sonrası söylevinde yer alan, “Afganistan’da olsun, dünyanın diğer coğrafyalarında olsun, dostlarımız ve eski düşmanlarımızla beraber olacağız, nükleer tehditleri tamamen bertaraf edene kadar uğraşmaktan vazgeçmeyeceğiz” ifadesindeki meramı nedir acaba?



Amerika’nın “Büyük Ortadoğu Projesi”, Kuzey Afrika’daki Moritanya’dan Güney Asya’da Afganistan’a uzanan coğrafyayı kapsıyor. CIA ve Pentagon derinliklerinde çizilmişse de, Emekli Albay Ralph Peters’in denilen yeni Ortadoğu haritası var ya, hani Türkiye’nin doğu ve güneydoğusunu Kürdistan’a bırakan lanetli harita, işte o harita İran, Afganistan ve Pakistan sınırlarında değişiklikle Umman Denizi’ne kıyısı olan Özgür Belucistan kurulmasını öngörüyor. Amerika Afganistan’da yapmak istediğini tam yapamamıştır. Ancak, yapmak istediği huzur ve sükûnu sağlamak mı, yoksa Afganistan ve Belucistan’dan geçerek Umman Denizi’yle, Hint Okyanusu’na uzanacak, Orta Asya’yı açık denizlere bağlayacak bir güzergâh açmak mı?



Türkmen ve Özbek doğalgazı, Rusya’ya ve Çin’e gitmek yerine, bu güzergâhtan ve Belucistan’da kurulacak LNG tesislerinden Amerika’ya yollanabilir. Kaldı ki Orta Asya’nın petrolü de bu yoldan akabilir. Amerika’nın enerji kaynakları paylaşımından vazgeçmesi düşünülemeyeceğine göre, bu planın olabilirliği bir gerçek. Amerika, Afganistan’da alacağı önlemlerle Pakistan’ın geleceğine de yön verecektir. Pakistan’ın nükleer silaha sahip olmasına karşın, teröre karşı mücadelede yetersiz kalması, bu güç teröristlerin eline geçebilir korkusuyla Amerika’yı endişelendiriyor.



Bizce Obama, Afganistan’dan söz ettiği cümlesinde, “Nükleer tehdidi bertaraf etmek” derken, İran’ı değil, Afganistan’ın komşusu Pakistan’ı etkisizleştirip nükleer güç olmaktan çıkarmayı düşünüyordu. Zihnindeki kurguya göre konuştuğu belli. Obama döneminde Amerika’nın İran ile anlaşması sürpriz olmaz. Obama, İran’a yumruğunu açarsa, Amerika’nın da dostluk elini uzatacağını iki kez yineledi. Bizce, nükleer tehdidi bertaraf etmek sözü İran için değil, Pakistan için söylenmiştir. Global Başkan Obama, aslında Amerikan Sistemi’nin belli misyonları olan bir başkanıdır.



Peki, Global Başkan Obama dünyaya, insanlığa barış ve zenginlik mucizesi sunabilecek mi? Bir politikacıya umut bağlamanın şişirilmesinin, sonra nasıl hayal çöküşüne dönüştüğünü, 1970-80 döneminde dağa taşa “Karaoğlan” yazan Türk halkı gördü. Dünya finans ve ekonomik krizine çözüm getirmede yetersiz kalmasıyla Negro Obama’nın sonu Karaoğlan gibi olabilir. Petrol ticaretinde artık dolarla ödemeyi kabul etmek istemeyen, ya da kerhen kabul eden petrol ihracatçısı ülkelerin tutumu, parasıyla birlikte Amerika’nın egemenliğini yitirdiğini gösteriyor. Obama, ona yakıştırılan Global Başkan imajını hak etmek istiyorsa, önce Amerikan dolarını güçlü bir şekilde ayağa kaldırmalıdır. Amerikan ekonomisi bugün hasta, eğer iyileşmezse, Ortadoğu’yu Ralph Peters’in lanetli haritasıyla parçalamayı hedeflemiş Amerika; Rusya Dışişleri Bakanlığı Diplomat Akademisi Dekanı Prof. Dr. Igor Panarin tarafından çizilen haritayla 6 parçaya bölünüverir mi? Panarin’e göre bu yüzde 45-55 olası. Panarin, “Toplu göçler, ekonomik çöküş ve ahlaki düşüşle Amerika’nın 2010 yılında ya da sonrasında parçalanmaya gidebilir” derken, marjinal düşünce deseniz de, bir ihtimal. Başkan Obama ihtimali yok edebilecek mi, ve de Amerikan’ın derin sistemi buna hazır mı? Ne diyelim işte bütün mesele bu.



Türkiye’de PKK Terör Ateşi ŞİMDİ BİR DEĞİŞİK YANIYOR!...



Türkiye, Ergenekon soruşturmasıyla Gladyo artığı çeteler ve derin devlet arayışına sürüklenmişken, büyük tehlike terörü bile konuşamaz oldu. Oysa, “Uyan Türkiyem, Kürdistan’ı kurmaya çalışıyorlar” diye haykırmak gerekiyor. Türk uçakları Kandil’i bombalayadursun, sınırdan geçişleri engellemeye çalışsın, kahraman Mehmetçik vuruşsun, askerlerimiz hain mayın tuzaklarıyla uğraşsın, bu tamam da, Ergenekon soruşturmasıyla, PKK’ya karşı mücadele etmiş bazı subayların zan altına sokulması üzücü. Yazar Emekli Albay Erdal Sarızeybek, “İmralı’da yatan bölücübaşı hain yattığı yerden örgütü idare ediyor, Adalet Bakanlığı göz yumuyor, daha terör örgütü olup olmadığı bilinmeyen sözde terör örgütünün liderleri dedikleri iki komutan susturuluyor” diye yakınıyor. PKK elebaşısı Öcalan’ın Kenya’dan getirilişinde aktif rol alan bir albayın Ergenekon’dan tutuklandığı haberi şaşkınlık yaratıyor.



Bu ay bardağı taşıran bir damla, Emekli Albay Abdülkerim Kırca’nın intiharı oldu. JİTEM Grup Komutanlığı ve PKK’ya karşı operasyonlar yapmış, çatışmalara girip canını ortaya koymuş, son çatışmasında sakatlanarak tekerlekli sandalyeye mahkûm olmuş, 10’uncu Cumhurbaşkanı A. Necdet Sezer tarafından “Devlet Övünç Madalyası” ile ödüllendirilmiş bir kahraman albayımızın, Susurluk-Ergenekon soruşturması atmosferinde, bir itirafçı değil de iftiracı tarafından haksız suçlanması, şerefini korumak adına intiharına neden oluverdi. Genelkurmay Başkanlığı’nın toplu halde cenaze törenine katıldığı Malûl Gazi Albay Kırca’nın intiharı nedeniyle, 20 Ocak’ta Genelkurmay internet sitesine konulan bilgi notunda, suçlayıcı haberlere değinilerek, “Yargılanma sürecinde sorumlu ve duyarlı olması gereken kesimlerin özen ve hassasiyeti göstermesi gerekirken, kişi ve kuruluşların âdeta yargısız infaz edilerek suçlu ilân edilmesi, temel insan haklarına aykırı olduğu gibi, hiçbir hukuki ve ahlâki kuralla da bağdaşmamaktadır. Artık, yetkili ve sorumlu makamlar ile sağduyulu medyanın üzerlerine düşen görevleri yerine getirmek üzere, söylem yerine gerekli tedbirleri alma zamanıdır” uyarısı yapılıyordu.



Bu arada Kürt sorununa çözüm diye, TRT çok dilli yayın adı altında TRT 6 (TRT Şeş) Kürtçe yayına başladı ve büyük tartışmalara neden oldu. Anamuhalafet Partisi Başkanı Baykal, devletin bir kurumunun etnik çabaya destek olur konumda ortaya çıkmasının, temel devlet anlaşışına ters olduğunu vurguladı. Özel televizyonların Anayasa ve RTÜK Kanunu çerçevesinde Kürtçe yayın yapabileceği’ni, ama devletin etnik kör olmasını isteyerek, “Çerkezce, Arapça, Gürcüce yayın yap talepleri gelirse devletin zorda kalacağını” söyledi. Bu dillerde değil de, “Lâzca” yayın talebi geldi.



TRT’nin Kürtçe yayınına tepkiler değişik. PKK, “cambazlık” olarak değerlendirmiş. Yerel seçimde DTP’nin kazanacağı illerle Kürt bölgesinin sınırlarının ortaya çıkacağını söyleyen DTP Eş Başkanı Emine Ayna, Kürtçe’de olan (w, x, q) harflerinin Anayasa’ya göre yasak olduğunu belirterek Kürtçe yayının olamayacağını söylüyor. DTP çevreleri yayını “Kürtçülüğün ticareti” olarak görüp, Kürtçe TV ile ilgili bir tek Kürtçe resmi yazışma yapılmamış olmasından şikayet ediyorlar. Kürtçe yayını “Sessiz Devrim” olarak niteleyenler de var. Buna karşı da gazeteci yazar Altemur Kılıç, “Devrim mi karşı Devrim mi? Kürtçe Dil Bayramı devam ediyor” başlıklı yazısında şöyle diyor: “Hasan Pulur kardeşimin kulakları çınlasın: ‘Terörle bir yere varılamaz’ iddiasına karşı, hep ‘Bal gibi varılıyor’ der. ‘Kürtçe’ konusunda sözde aydınlarımızın desteği, AKP Hükümeti’nin feraseti ve engin vizyonuyla, bölücüler Türkiye’yi bölmek emellerinin en önemli hedeflerinden birine ulaştılar. T.C. Devleti’nin ‘surlarından’ en önemlisini düşürdüler! Mehmetçik dağlarda, karda kışta savaşadursun, ‘kale’ de içinden fethedilmekte! İşin en acı tarafı, bugün hasbelkader Türkiye’yi idare edenlerin, halkımızın parasıyla kurdukları TRT 6’nın sonunda bizi nerelere götüreceğinin idraki içinde olmamaları! Evet, bu bir karşı devrimdir. T.C.’yi kuran devrime düpedüz ihanettir!”.



Yapılan işin doğru mu yanlış mı olduğunu anlamak için yaratacağı sonuca bakacaksınız. TRT 6’nın yarattığı netice ortada. İşte 7 Ocak’ta Milliyet’ten bir haber: “Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, Kürt halkının dilini, kültürünü ve kimliğini kabul etmeyenlerin 20 yıldır verilen mücadele sonucu bunu kabul ettiklerini söyledi. Baydemir, ‘Bu mücadele böyle devam ederse, yakında bu toprakların adını da kabullenecekler’ dedi”. DTP’li Baydemir’in kast ettiği toprakların adı hiçbir zaman “Kürdistan” olmayacak. Orası Türkiye Cumhuriyeti’nin toprağı. Yerel seçimlerde DTP Doğu ve Güneydoğu’da nerelerde seçimi kazanırsa kazansın, o seçimin siyasi haritası Kürdistan haritası diye sunulamayacak. Bakın, yukarıda görüşüne yer verdiğimiz, Amerika için bölünme tehlikesinden söz eden Rusya Dışişleri Bakanlığı Diplomat Akademisi Dekanı Prof. Dr. Igor Panarin, “Türkiye dağılma riski taşımıyor, Kürdistan talepleri Amerika tarafından yapay yaratılıyor. Türkiye topraklarının bir kısmının Ermenistan ya da Yunanistan’a bağlanması ise tamamen hayalci bir yaklaşımdır” diyor.



Ne yazık ki, Avrupa Birliği’ne boyun eğilerek demokrasi yutturmacasıyla DTP’lilerin konuşmalarına fırsat yaratıyor. Hakkında Kapatma Dâvası açılan PKK’nın simültane tercümanlığını yapan DTP’nin dâvası da, Anayasa Mahkemesi’nde ek deliller vs. diye uzatıldıkça uzatılıyor. Lâik sisteme karşı fiillerin odağı olduğunu tescil etmesine karşın AKP’yi kapatmayan Anayasa Mahkemesi, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı İddianamesi’nde belirtildiği üzere, “DTP'nin daha kuruluşunda kan ve terör örgütü PKK'nın emirleri üzerine oturtulduğu” konusunda ne karar verecek, kapatacak mı, kapatamayacak mı acaba? Atı alan Üsküdar’ı geçmeden gereken yapılmalı da…



BATILI TÜRKİYE HAMAS’I KOLUNA TAKABİLİR Mİ?



Terörden çok çektik. PKK karşısında ilk şehidimizi verdiğimiz Eruh baskınından bu yana 25 yıl geçti. Ermenilerin diplomatlarımıza karşı yaptığı katliamların sonrasında başlayan PKK terör atmosferi, Susurluk ve eğer varsa Ergenekon suç örgütleri gibi çeteleşmelere de yeşerme ortamı yaratmıştır. Bu tür türev terör eylemleri bugün Ergenekon’da soruşturuluyor, Başbakan Erdoğan, bu soruşturmada halkın savcısı olduğunu söylüyor. Kuvvetler ayrılığı ve Yargı Bağımsızlığı ilkeleriyle bu söylemin çatışmasını bırakalım da, Türkiye’de terör karşısında savcılık üstlenebilen Sayın Erdoğan’ın, Batı’nın ve ABD’nin resmen terör örgütü diye tanımladığı Hamas’ın avukatlığını üstlenmeye kalkışmasına, çelişkiden öte ne demeli acaba?



22 yıl önce 1987’de kurulan Hamas (açık adı Hareket El-Mukaveme El-İslamiye / yani İslami Direniş Hareketi), siyasi görüşü Filistin Milliyetçiliği ve Ehl-i Sünnet olan bir örgüt. İsrail’i yok edip Filistin İslam Devleti’ni amaçlıyor. Ne var ki, kuruluş aşamasında, El-Fetih’i ve Filistin solunu zayıflatmak için İsrail’in desteklediği Hamas, daha sonra asıl düşmanı oldu. Şu anda İsrail, Avrupa Birliği, Amerika, kanada ve Japonya Hamas’ı terör örgütü kabul ediyor. 2005 yılında yerel seçimlerle siyasi platforma giren Hamas’ın silahlı iç çatışma yaptığı El Fetih ile de arası iyice açık, ama Gazze’de kontrolü ve idareyi eline geçirmiş durumda.



İşte bu Hamas, ateşkesi bozarak 24 Aralık 2008’de füze atıp İsrail’i tahrik etti. Çatışmada Filistinlilerin kanının döküleceğini biliyordu, ama dünyada ezilmişi oynayabilmek, İsrail’e saldırgan dedirtebilmek için onun istediği de buydu. Hamas’ın siyasi hedeflerine varabilmesi için asıl cephanesi Filistinlilerin kanı ve Yahudi düşmanlığı. 17-18 Ocak’taki ateşkese kadar Gazze’de ölen 437’si çocuk olmak üzere 1330 kişi ile yaralanan 5450 kişinin boşa akan kanı, Hamas için İsrail’e karşı bir zafer. Hamas, Filistinlinin akan kanıyla büyüyor ve sesini duyuruyor. İsrail de orantısız güç kullanarak, Hamas’ı ezmek adına, aslında Hamas’ın isteğine çanak tutuyor. Ancak bu insanlığın kabullenemeyeceği bir kan çanağı. Kan bu güne gerekir anlayışındaki Hamas, 10 gün sonra 27 Ocak’ta ateşkesi bir kez daha bozdu.



Hamas’ı destekleyen ve silah veren İran, Batı’ya petrol ambargosu uygulanmasını istediyse de, sonra sesini pek fazla çıkarmadı. Hamas destekçisi Suriye de öne çıkmaktan kaçındı. Hamas’ı finanse eden Suudi Arabistan ve Mısır dahil diğer Arap ülkeleri, Hamas’ın yanında değil, Hamas kabul etmese de şu anda kendi yasaları gereği hâlâ Filistin Ulusal Yönetimi’nin meşru Başkanı Abbas’ın yanında yer aldılar. Türkiye ise tersini yaptı? Gazze çatışması öncesi Türkiye’ye veda ziyaretinde bulunan İsrail Başbakanı Olmert ile Suriye-İsrail dolaylı görüşmelerinde varılacak uzlaşmanın, Suriye ve İran ile Hamas, Hizbullah arasındaki ilişkiyi sona erdireceği konuşuldu da, Gazze saldırısına ilişkin bir ipucu görülmedi mi acaba? Yoksa konuşmanın satır aralarının okunup yorumlanması becerilemedi mi?



Başbakan Erdoğan, Olmert’e karşı kızgınlıkla Suriye, Ürdün, Mısır ve Suudi Arabistan’a giderek, İsrail’e karşı bir İslami cephe oluşturmaya kalkıştığı gibi, bir yandan da arabuluculuk yapma isteğini dillendirildi. Gazze’de kan dökülmesinin tek sorumlusu İsrail’miş, onu tahrik eden Hamas’ın suçu yokmuşçasına sert tepkiler vermeye başladı. Türkiye, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde ya, “Hamas’ın ateşkes şartlarını Birleşmiş Milletler’e taşırız” dedi. 5 Ocak günü TRT-TSR’nin (Türkiye’nin Sesi Radyosu’nun) Avrasya Gündemi programında, “Türkiye için Hamas’ın yanında görünmek sakıncalı” diyordum. Başbakan’ın sert tutumu, İsrail’i Birleşmiş Milletler kapısından içeri sokmama isteğine kadar uzandı. Buna İsrail Dışişleri Bakanı Livni, “İsrail Birleşmiş Milletlerin pek çok saygın üyesinin ve ABD’nin yaptığını yapıyor, terörle mücadele ediyor” yanıtını verdi.



Bu arada Bayan Erdoğan’ın, Nazım’ın Hiroşima’da ölen kız çocuğu için yazdığı, “çocuklar öldürülmesin, şeker de yiyebilsinler” dizelerini okuyarak yaptığı toplantılar, Cuma namazları sonrası başlayan irticai karakterli gösteriler, Yahudi aleyhtarlığı pankartlarla, ülkemiz kültüründe olmayan Antisemitizme (Yahudi düşmanlığına) sürüklendi. Şimdi de Gazze’ye bağış ve yardım kampanyasına dönüştü. Ne yazık ki, PKK’nın şehit ettiği askerlerimizin ailelerinin yoksulluğu gazetelere yansıyor, ülkenin çeşitli yerlerinde yoksulluk yaşanıyor, neden onlara el uzatılmıyor? Umarız bu yardım kampanyaları “Deniz Feneri” ve “Mercümek” olayları gibi tatsız sonuçlanmaz. Başbakan Erdoğan’ın öfkeyle Filistin’de Abbas’ı görevden çekilmeye çağırması karşısında, Cumhurbaşkanı Gül’ün çözüm için Hamas’la değil, Abbas’la diyaloğu öne çıkarması, devletin ve AKP’nin zirvesinde büyük bir çatlağı da ortaya koydu. Şimdi ateşkes yeniden bozuldu, hani Hamas, 18 Ocak’ta Türkiye’nin arabuluculuğu sonucu ateş kesmişti, demek ki Türkiye’nin etkisi de 10 günlükmüş.



Hamas yandaşlığının ne Batı’da, ne Doğu’da, ne de Ortadoğu’da kazandıracağı hiçbir şey yok da, kaybettireceği çok şey var. Başta Ermeni lobisine karşı Amerika’daki müttefikimiz Yahudi lobisinin desteğini kesin kaybettik. İsrail ile askerî ihtiyaçlarımız ve savunma sanayii üzerinde anlaşmaların geleceği ne olacak? En önemlisi PKK terörüne karşı uluslararası destek isteyen, bu terör savaşında İsrail’den destek gören Türkiye, İsrail’in terör mücadelesine karşı çıkarak, çifte standart uygulayan konumda ki, bunun PKK terörü ile mücadeleye olumsuz etkisi olacaktır. “Keskin sirke küpüne zarar verir” atasözümüz boşuna söylenmemiş. Şimdi, Dışişleri Bakanı Babacan, Cumhurbaşkanı Gül’e koşut görüşle, “Hamas karar vermeli; silah mi siyaset mi?” deyip, Türkiye’nin imajını düzeltmeye çabalıyor. Ancak ne yazık ki, Türkiye’nin Ortadoğu politikası, iç politika uğruna kurban edildiğinden, o imaj düzeltme o kadar kolay olamayacak.



Başbakan Dünya Krizi Teğet Geçer demişti, Enerji

bakanı da çareyi yenilebilir enerji “Fındık”ta buldu



Dünya ekonomik krizinin teğet geçmeyeceği, deleceği artık ortada da, açılacak deliğin çapı bilinmiyor. Ekonomik kriz yaygınlaşıyor. Türkiye hep Batı’dan gelecek krize odaklanmışken, sadece Amerika ve Avrupa borsaları değil, Asya borsaları da sarsılıyor ve şimdi doğudan da kriz gelebilir beklentisi var. IMF Başkanı Dominique Strauss-Kahn, 2009’un tüm dünyada kötü geçeceğini vurgularken, “İyileşme 2010’da başlayabilir” diyor. Para sihirbazları; George Soros, “Dünya ekonomileri uçurumda yuvarlanıyor”, Warren Buffet, “Ekonomik Pearl Harbor saldırısıyla karşı karşıyayız” diyerek kötümser konuşuyorlar. Türkiye bir yıl önce türban yerine ekonomiye odaklanmamanın sıkıntısını yaşıyor. Likidite sorunu çözülmüyor, yerel seçim diye krize odaklanılmıyor. IMF ile anlaşma gecikiyor ve niyet mektubunun seçimden önce imzalanacağı belirtilerek, seçime kadar sözde ümük sıktırılmak istenmiyor, ama Türkiye ekonomik girdaba sürükleniyor. IMF’den 25 milyar dolar beklentisi, yetip yetmeyeceği bir yana, umut yaratıyor. 27 Ocak’ta Başbakan Erdoğan, IMF ile görüşmelere 10 gün ara verildiğini, giderilemeyen hassasiyetler bulunduğunu açıkladı. Bu gidişle ekonomik girdap, karadelik gibi AKP’yi yutabilir.



Doğalgaz ve elektrik zamlarıyla halkı ağlatan Enerji Bakanı Hilmi Güler, her konuşmasında sözü yenilenebilir enerjilerden rüzgâra, güneşe, jeotermal gibi bir kaynağa getirmeden edemiyordu. Gelecek ay sizlere seslenecek yatırımcı bir arkadaşımın ifadesiyle belki de “Elveda rüzgâr” dediğimiz, diğerlerinde de pek umut görmediği için olacak ki, Ukrayna-Rusya doğalgaz kriziyle Batı hattının kesik olduğu 15 Ocak günü, Ulusal Enerji Forumu’nda enerji literatürümüze yeni bir kavram kattı, “Yenilebilir Enerji”, yani yenilenebilir kelimesinin iki harfine çizik atıverdi. Moskova ile Kiev arasındaki kriz yüzünden Avrupa'nın donduğunu, Türkiye’nin iyi durumda olduğunu söylerken; “Bizim 'yenilebilir' bir enerji kaynağımız var, fındık. Kalori değeri çok yüksek. Bunu yaygın olarak kullanırsak, üşümeyeceğiz” dedi. Sayın Bakana enerji konusundaki cehaletimizi bir nebze olsun azalttığından teşekkür borçluyuz. Hamdolsun ki, artık aganigili naganigili bir enerji politikamız var. Eğer Türkiye ekonomik krize girmeseydi, piyasalar finans kriziyle daralmasaydı, şimdi sanayimizi devitecek elektriğimiz olmayacaktı. Hep, “kriz fırsat yaratır” diyorlardı ya, işte getirdiği fırsat. Tabii ağlar mısınız, güler misiniz? Ancak, kriz bitince enerjisiz kalmamak için yatırımları geliştirmek şart.



NÜKLEER İÇİN PAZARLIK YAPILMALI



Rus Atomstroyexport-Inter Rao-Park Teknik Konsorsiyumu’nun nükleer santral teklifi orta dönem için bir ışık gibi görünüyordu. 19 Ocak’ta açılan fiyat zarfından 21.16 US cent/kWh çıkması şaşkınlık yarattı. Anormal pahalı teklif denildi, ama hiç de öyle değil. Neden mi? Bu teklif dünya finans krizinden önce verildi, şartname alan 13 firma ve konsorsiyumdan tek bir teklif gelmiş, 5 tanesi teşekkür mektubuyla, diğerleri sessizce çekilmişti. Konuyu 23’üncü sayımızda bir panelle, 24’üncü sayımızda ise söyleşilerle teknik, ekonomik ve siyasi yönleriyle işledik. 22 Ocak’ta TGRT Radyo’da “Dünya Dönerken” programında açıkladığımız gibi, Batılı firmaların teklifleri gelseydi, daha ucuz olmayacaktı. Çünkü 4500 MW civarındaki bir nükleer santralın maliyeti, 7-8 milyar dolar değil, en az 15 milyar dolar düzeyinde. Bunu hiçbir şeyine karışmaksızın sadece 15 yıl elektrik alım garantisi ile desteklemeye kalkarsanız, bu 15 yılda amorti edin demektir ki, böyle sonuç çıkar. Ömrü 50 yıl olan santral için 30 yıl alım garantisi verirseniz, fiyat yarı yarıya düşer. Bir atasözümüzü daha hatırlatalım, “İş bilenin kılıç kuşananındır”. Bir de öneride bulunalım, Ruslarla pazarlığa oturmakta yarar var. Kimse batıdan daha ucuz santral beklemesin. Bugünkü kriz ortamında bazı düzeltmelerle fiyat ciddi şekilde aşağı da çekilebilir.PROF. DR. M. ÖZCAN ÜLTANIR/TÜRKSAM/04 Şubat 2009
21°
az bulutlu
Günün Anketi Tümü
DenizHaber.Com Tema güncellemesi yaptık. Yeni site dizaynımızı nasıl buldunuz?
DenizHaber.Com Tema güncellemesi yaptık. Yeni site dizaynımızı nasıl buldunuz?