banner242

banner176

banner246

banner191

banner249

banner148

banner145

banner179

banner248

Tarifelerde Montrö’nün özüne dönülebilir

Boğaz geçiş tarifelerinde Montrö’nün özündeki sisteme dönülmesiyle, bir fon yaratılabileceğine dikkat çeken İTÜ Denizcilik Fakültesi Deniz Hukuku Öğretim Üyesi Prof. Sezer Ilgın,

BOĞAZLAR 27.08.2010, 01:20
1858
Tarifelerde Montrö’nün özüne dönülebilir

Tarifelerde Montrö’nün özüne dönülebilir

Boğaz geçiş tarifelerinde Montrö’nün özündeki sisteme dönülmesiyle, bir fon yaratılabileceğine dikkat çeken İTÜ Denizcilik Fakültesi Deniz Hukuku Öğretim Üyesi Prof. Sezer Ilgın, Türk Boğazları ile ilgili yapılacak düzenlemelerde IMO’nun meseleye müdahale edilmesinin ne kadar lehimize olup olmayacağının da iyi değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Montrö Sözleşmesi’ne göre Türk Boğazları’ndan geçen gemiler, tonajlarına göre altın frangı birimi üzerinden çeşitli vergiler vermek zorunda. Kurun hesaplanmasındaki zorluklar geçmişte vergilerin dolar kuru üzerinden alınmasına neden oldu. Ancak Amerikan doalrı, altın karşında değer kaybetmeye başlayınca Boğazlar’daki gelirler de 8 kat geriledi.   

“Türk boğazları o kadar önemli ki Osmanlı dönemindeki savaşların önemli bir bölümü ve Cumhuriyet döneminde önemli siyasi gelişmeler bu nedenle çıkmıştır. Ülkeler, çeşitli önerilerle ve dönemin menfaatlerine göre Boğazlar konusunu IMO’ya getirebiliyor” diyen İTÜ Denizcilik Fakültesi Deniz Hukuku Öğretim Üyesi Prof. Sezer Ilgın, Türk Boğazları’nın hukuki statüsünü tarihsel gelişimine bakarak anlatmak gerektiğini söyledi.

Uygulanması mümkün olmayan Sevr’in ardından Lozan’da da Boğazlar’ın istenildiği gibi çözülmediğini hatırlatan Ilgın,

“Çünkü uluslararası komisyon yine vardı ve Türk askeri bölgeye giremiyordu. Montrö ile birlikte uluslararası komisyon kaldırılıp Türk askerinin bölgeye girmesi sağlandı. Askeri gemilerin geçişi ile ilgili de Türkiye lehine iyi sınırlamalar getirdi” diye konuştu.  Dünya genelinde uluslararası trafiğe açık boğazlarda zararsız geçiş kurallarının geçerli olduğunu söyleyen Ilgın şöyle devam etti:

“Uluslararası hukukta 1958 düzenlemesine göre zararsız geçiş denizaltıların satıhtan geçmesini ve bayrak göstermesini öngörür. Nükleer denizaltılara sahip olan Amerika, İngiltere ve Rusya, gemilerinin nereden yattığının bilinmemesi için boğazlardan dipten geçmek istediler. 1982’de Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku sözleşmesine ‘Transit Geçiş Rejimine Tabi Boğazlar’ diye bir düzenleme getirildi. Türkiye hariç birçok ülke kendi aleyhlerine olan bu kuralın onayına el kaldırdı. Bu kuralla birlikte açık denizdeki geçişlere benzer bir rejim getirildi ve Türk boğazları hariç, dünyadaki boğazların üzerindeki hava sahası da serbest hale geldi.”

“Transit değil uğraksız geçiş denilmeli”

Montrö ile getirilen rejimin ‘Transit Geçiş’ ile ‘Zararsız Geçiş’ rejimlerine nazaran kıyı devletine daha çok yetki tanıyan bir düzenleme olduğunu vurgulayan Sezer Ilgın “Türk Boğazları’ndaki geçişten bahsederken Transit geçiş rejimi olarak ifade ediliyor. Kesinlikle çok yanlış bir tabirdir. 1982 sonrası bizim Boğazlar’daki geçiş rejimini anlatırken transit sözcüğü yerine uğraksız geçiş kullanılması gerekiyor. Bütün ilgili ve yetkililerin Türk boğazları ile ilgili uluslararası toplantılarda ve basında konuşurken dikkat etmesi gerekir. Aksi taktirde bizim onaylamadığımız ‘Transit Geçiş Rejimi’ne tabi olduğumuz anlaşılabilir” şeklinde konuştu. 

“Vergiler yükseltilebilir”

Türk Boğazları’nı kullanan gemilerin römorkör veya kılavuz kaptan alma zorunluluğu bulunmuyor. Fakat Boğazlar’dan geçen her gemi çeşitli vergiler vermek zorunda. Montrö Sözleşmesi’ne göre gemilerin ödeyecekleri sağlık, tahlisiye ve fener resimleri geminin tonajı ile altın frang birimi çarpılarak belirleniyordu.

Kur hesaplamasının zor olması nedeniyle geçmişte dolar olarak değiştirildiğini hatırlatan Prof. Ilgın, şöyle devam etti: “1982 yılında Rahmetli Prof. Tahir Çağ, bir hesaplama yaparak doların altın karşısında değer kaybettiğini ve vergilerin 8’de bir düştüğünü söyledi. Eğer değişiklik yapılmasaydı 8 kat daha fazla ücret alacaktık dedi. O tarihte bir kararname ile ücretler sekiz kat artırıldı. En başta bizim armatörümüz itiraz etti ve bir kararname ile dolar esasına dönüldü. Bu zam yapıldığında IMO’daki görüşmelerde de Bulgaristan gibi bazı ülkeler alınan ücretlerin nerede kullanılacağı sordu.

Türk heyeti elde edilen gelirlerin boğazlardaki hizmetlerin daha iyi hale getirileceğini söyleyince itirazlar kesildi. Ancak bu gelirler çeşitli kurumların zararlarını kapatmak için kullanılmış. Fakat bugün Türkiye milyonlarca dolar yatırım yaparak Gemi Trafik Hizmetleri’ni (VTS) kurdu ve yatırımlarını sürdürüyor. Bizim artık Montrö’nün özündeki sisteme dönülebileceğini düşünüyorum. Ama bunu yaparken tarifeler 8 kat birden değil de yavaş yavaş yükseltilebilir.”

Prof. Ilgın “Bu yatırımlar, dünya mirası Boğazlar’ın ve bu bölgede yaşayan insanların güvenliği için yapılmış ve bunun mali yükümlülüklerine Boğazlar’dan geçen gemilerin de katılması gerektiğine inanıyorum” dedi.

“Petrol şirketlerinin kurduğu fonlar var”

Prof. Ilgın’a göre, Denizcilik idaresinin, Türk Boğazları Rapor Bilgi sistemini (TÜBRAB) genel kabul gören bir uygulama haline getirmesi ile güvenlik daha da artırılabilir.

Türk hükümetinin petrol şirketlerinin desteğiyle bir fon yaratma planlarını sorduğumuz Ilgın,

Dünya genelinde petrol kazlarından doğabilecek çevre kirliliklerinin bertaraf edilmesi için CLC adında bir sözleşme var. Bir de petrol şirketlerinin yaratacağı bir Fund sözleşmesi var. Belirli bir miktarın üzerinde petrol ithal eden şirketler bir CLC sözleşmesinin karşılayamayacağı durumlarda devreye girecek bir fon yaratmak zorundalar. Ancak Türk Boğazları için nasıl bir fon kurulacağı ile ilgili bir fikrim yok.

IMO her zaman doğru adres olmayabilir

Türk Boğazları ile ilgili yapılacak düzenlemelerde IMO’nun meseleye müdahale edilmesinin ne kadar lehimize veya aleyhimize olup olmayacağının değerlendirilmesi gerektiğine inanan Ilgın, “1994 ile 2004 yılları arasındaki tecrübeler Boğazlar’ın IMO’ya taşınması pek lehimize olmayacağını gösteriyor” diyerek konuşmasını şöyle sürdürdü:

“1994’te Boğazlar Tüzüğü’nü IMO’ya götürüp götürmeyelim tartışması oldu. IMO’nun desteğini alırsak kimse itiraz edemez dedi. Bir grup da bu bizim iç tüzüğümüz ve hükümranlık hakkımız kimse karışamaz uygularız dedi. Sonuç olarak tüzük, IMO’ya gönderildi ve bütün komitelerde büyük tartışmalara neden oldu. Ülkeler çeşitli önerilerde bulundu. IMO nezrinde bir kurul oluşturulması istendi. Türkiye kabul etmedi ve toplantıları terk etti ancak alakasız ülkeler komisyona destek verdi.”

 

Yorumlar (2)
süleyman kayadır 11 yıl önce
çok güzel bir konu başlığı olmuş.fakat herşeyden önce boğazlarla ilgili bir düzenleme yapılacaksa boğazlarda çalışan kurumların tdi kegm ve sağlıkın tek çatı altında olması gerekmektedir.Kurumlar arasında devamlı olarak süren ayrılıklar bulunmaktadır.mesela türk gemilerine ayrıcalıklar düşünülebilir.sağlık işlemide gemi klavuz alırken aynı anda yapılabilir.tabi bunlar yapılırken kalite standartlarının artırılmış olması gereklidir.Boğazların dünyaya açılan bir kapı olduğunu düşündüğümüzde boğazlarda yapılması gereken iş okadar çok ki bundan dolayı bütün kurumlar koordine bir şekilde olmalıdır.Buda oldukça zor görünmektedir....
11 yıl önce
Montrö den korkalım yorumlamayalım, alternatif hiç düşünmeyelim analiz etmeyelim üzerini kapatalım. Montrö den sonra ki gelişmeleri kıta sahanlığı, karasuları meselesinde dayatılanları da yok sayalım.



Altın frang cinsinden pasaj rusümu isteyelim önce Türk armatör sonra BIMCO gırtlağımıza sarılsın.
26
açık
banner102
Günün Karikatürü Tümü