banner246

banner176

banner242

banner191

banner249

banner148

banner244

banner179

banner248

banner145

Yüksek Yargı'da Çatlak Büyüyor

YSK'nın kapatılan 862 belde belediyesine yerel seçime girme izni vermesi yüksek yargıyı birbirine düşürdü.

GUNDEM 25.12.2008, 09:40
1826
Yüksek Yargı'da Çatlak Büyüyor

Yüksek Yargı'da Çatlak Büyüyor

YSK’nın, kapatılan Giresun’un Kovanlık Belediyesi’nin başvurusunu sonuçlandıran Danıştay kararına dayanarak, kapatılan 862 belde belediyesine yerel seçime girme izni vermesi yüksek yargıyı birbirine düşürdü.

Başbakan Erdoğan da Danıştay’ı eleştirerek, "Türkiye’de ikinci bir Anayasa Mahkemesi çıktı" dedi. Anayasa Mahkemesi Başkanlığı da bir açıklamayla, YSK’nın beldelere seçim izni veren Danıştay kararına tepki gösterdi.

Açıklamada, Danıştay ve YSK, Anayasa Mahkemesi kararını değiştirmekle ve ihlal etmekle suçlandı. Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Osman Paksüt ise açıklamanın başkanın kendi görüşü olduğunu ve katılmadığını söyledi.

Bu sabah açıklama yapan Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Paksüt'ün açıklamalarını değerlendirdi.

Kapatılan beldelerin seçime girmesine ilişkin soruları yanıtlayan Kılıç,"Biz yasının iptal başvurusu ile ilgili kararı verdik. Bununla ilgili geçici maddenin bir kısım bölümü iptal edildi bir bölümü de reddedildi. Anayasaya aykırı görüldü.Bu 6'ya 5 oy çokluğu ile alınmış karardır.Bu kararda 6 arkadaşımızın ne demek istediğini bir kez daha kamuoyunu duyurmak istedik.Yapılan dünkü açıklama 6 arkadaşın onayı, istediği doğrultusunda yapıldı.Yalnız başıma yaptığım bir açıklama değildir.Biz mahkeme başkanı ve üyeleri olarak verdiğimiz kararın arkasında durmak durumundayız.Karar mahkememizin iradesi dışında noktaya götürülmüşse bunu kamuoyuna açıklamak bizim görevimizdir.Kurumlar arasında bir kavga olmaz.Her kurumun görev alanı vardır."

 

Kılıç, Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Osman Paksüt'ün açıklamasıyla ilgili "Sayın başkanvekili zaten karşı görüşteydi. Osman Bey'in bu konudan haberdar olmaması normal" dedi.

 

YSK'nın kararının dün öğlen saatlerinde geldiğini ifade eden Kılıç, "Açıklamanın akşam vakitlerinde olması tesadüftür." diye konuştu.

Danıştay ’devam’ kararı verdi

Danıştay 8. Dairesi: Kapatılan Giresun’un Bulancak İlçesi’ne bağlı Kovanlık Belediyesi’nin açtığı dava üzerine beldelerin tüzel kişiliklerinin devam ettiğine hükmetti. 8. Daire kararında "Anayasa Mahkemesi kararında, genelgenin dayanağı 5747 sayılı yasanın geçici 1. maddenin (1) numaralı fıkrasının, Türkiye İstatistik Kurumu tarafından gerçekleştirilen adrese dayalı nüfus sayımı sonuçlarına yasal süresi içinde iptal davası açanlar yönünden iptaline karar verildiğinden, dava açan Belediyelerin tüzel kişiliklerinin devam ettiği tartışmasızdır’’ denildi.

Seçim Kurulu yolu açtı

Nüfusu 2 binin altına düştüğü için kapatılması öngörülen belde belediyelerinin 29 Mart 2009 tarihinde yapılacak yerel seçimlere belde olarak katılmalarının yolunu açtı. Türkiye İstatistik Kurumu tarafından gerçekleştirilen Adrese Dayalı Nüfus Sayımı sonuçlarına Danıştay kararında öngörülen süre içinde iptal davası açan, 5747 Sayılı yasanın yürürlüğe girdiği 22 Mart 2008’den önce nüfusu 2 binin üzerine çıkan ve turizm öncelikli yöreler listesinde olduğu saptanan belde belediyelerinin bu seçime katılabilecekleri kararlaştırıldı. Dava açan beldelerle ilgili
Danıştay kararında öngörülen süre içinde dava açıldığına dair belgelerin Yüksek Seçim Kurulu’na verilmesi gerektiği de belirtildi.

Anayasa Mahkemesi bu duruma ne dedi

Anayasa Mahkemesi Başkanlığı'ndan kapatılan belde belediyelerinin dava açmalarına ilişkin yapılan açıklamada, ''Anayasa Mahkemesi'nin kararlarına uyulmaması ya da mahkemenin öngörmediği bir sonuç çıkarılması Anayasa'nın 153. maddesinin ihlal edilmesi sonucunu doğurur'' denildi.
Anayasa Mahkemesi'nin söz konusu kararına yer verilen açıklamada, şu ifadelere yer verildi: 
''Türkiye İstatistik Kurumu tarafından gerçekleştirilen adrese dayalı nüfus sayım sonuçlarına yasal süresi içinde iptal davası açanlar için, Anayasa Mahkemesi kararının gerekçe bölümünde yasal sürenin başlangıç tarihi aynen 'Adrese Dayalı Nüfus sayım sonuçlarının, ilgili belediyelere yazılı olarak bildirilmediği, Resmi Gazete'de yayımlanmadığı dikkate alındığında, ilgili belediyelerin kendilerine ilişkin nüfus sonuçlarında en geç 5747 sayılı yasanın Resmi Gazete'de yayımlandığı 22 Mart 2008 tarihi itibariyle haberdar olduklarının ve idari dava açma sürelerinin de bu tarih itibariyle başlayacağının kabulü gerekir' biçiminde tespit edilmiştir.
Mahkememizin bu çok açık gerekçesine rağmen, kapatılan belde belediyelerinin dava açmalarına ilişkin yasal sürelerinin başlangıç tarihi 5747 sayılı yasanın yayımlandığı 22 Mart 2008 tarihi yerine Anayasa Mahkemesi'nin gerekçeli kararının yayımlandığı 6 Aralık 2008 günü esas alınacak şekilde değerlendirilerek, Mahkeme kararımızın değiştirilmesine yol açan bir sonuca ulaşılmıştır. 
Kapatılan belde belediyelerinin dava açma sürelerine ilişkin alınan ve kamuoyuna yansıyan kararlar Anayasa Mahkemesinin ulaştığı sonucu yansıtmamaktadır. Anılan kararlar Anayasaya uygun görülerek iptal edilmeyen ve kapatılan belde belediyelerinin de tümünün seçime katılmalarına olanak sağlayacak bir sonuca yol açmıştır.
Anayasa'nın 153. maddesinde Anayasa Mahkemesi kararlarının yasama, yürütme ve tüm yargı organlarını bağlayacağı kuşkusuzdur. Bu bağlayıcılığa karşın Anayasa Mahkemesinin kararlarına uyulmaması ya da mahkemenin öngörmediği bir sonuç çıkarılması Anayasa'nın 153. maddesinin ihlal (gözardı) edilmesi sonucu doğurur. Hukuk devletinde herkesin Anayasa'da öngörülen ilkelere uygun davranma ve hukuku üstün tutma zorunluluğu vardır.''Resim

"Anayasa Mahkemmesinin açıklaması heyet kararı değil"

Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Osman Paksüt, yapılan açıklamanın, ''heyet kararı olmadığını'' ve ''açıklamada yer alan değerlendirmelere katılmadığını'' söyledi.
Paksüt, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Yüksek Mahkemeden akşam saatlerinde yapılan açıklamayı değerlendirdi.
Açıklamanın Anayasa Mahkemesinin tüm üyelerinin onayı ile hazırlanmış bir açıklama olmadığını belirten Paksüt, ''Başkanlığın açıklaması heyet kararı değildir. Değerlendirmelere katılmıyorum'' dedi.

Yorumlar (1)
yıldırım DELİDUMAN 13 yıl önce
BİRLEŞTİRMEK, GENİŞLETMEK, TEMAS KURMAK VE UZLAŞTIRMAK. "Yes, we can." Öngörülebilir gelecekte Amerika’nın uluslararası sistemde oynadığı kilit rolü üstlenebilecek hiçbir devlet veya devletler birliği yok. ABD iyileşmeden küresel iyileşme de olmayacaktır. Amerika’nın yapıcı rolünün yegâne alternatifi küresel kaostur.



Yeni başkanı bekleyen muazzam görev, daha kapsayıcı bir küresel yönetim sistemi için ortak bir çabaya önderlik ederek ABD’nin küresel meşruiyetini tekrar kazanmak.

Stratejik bakımdan gebe olan dört kelime, verilmesi gereken karşılığı tarif ediyor: Birleştirmek, genişletmek, temas kurmak ve uzlaştırmak.



Tarihte ilk kez insanlığın neredeyse tamamı siyasi olarak faal ve birbiriyle etkileşir durumda. Atlantik güçlerinin 500 yıllık egemenliği de sona yaklaşıyor. Hızla değişen dünyada ABD’nin liderlik krizi küresel krize dönüşebilir. Obama derhal çok yönlü bir dış politikaya odaklanmalı.

Yeni başkan koltuğa, Amerika’nın dünya meselelerinde etkin liderlik etme kapasitesine dair yaygın bir güven krizinin ortasında oturacak. Küresel istikrar ve gelişme açısından ABD’nin liderliği hayati önem taşıyor, fakat ulusal boş vermişlik, mali sorumsuzluk, gereksiz bir savaş ve ahlaki sınır ihlalleri bu

liderliğin itibarını dibe indirdi. Küresel ekonomik kriz işleri daha da kötüleştirdi.

Bunların sonucunda ortaya çıkan zorluğa, iklim, sağlık ve sosyal eşitsizlik gibi meseleler eşlik ediyor; giderek daha dişli hale gelen meseleler bunlar, zira benim ‘küresel siyasi uyanış’ adını verdiğim bir bağlamda su yüzüne çıkmış durumdalar.

Tarihte ilk kez insanlığın neredeyse tamamı siyasi olarak faal, bilinçli ve birbiriyle etkileşir durumda. Küresel aktivizm, sömürgeci veya emperyalist tahakkümün hatıralarıyla yaralı bir dünyada kültürlere saygı ve ekonomik fırsat arayışında bir yükseliş doğuruyor.

Bu da bir başka köklü değişimle buluşuyor: Atlantik güçlerinin 500 yıllık

egemenliği, Çin ve Japonya’nın yeni ortaya çıkan üstünlüğüyle sona yaklaşıyor. Hemen arkada Hindistan ve belki de yeniden dirilen bir Rusya bekliyor.



G-8’in miadı dolalı çok oldu

Dinamik şekilde değişen bu dünyada Amerikan liderliğinin krizi, küresel istikrarın krizine dönüşebilir. Zira öngörülebilir gelecekte Amerika’nın uluslararası sistemde oynadığı kilit rolü üstlenebilecek hiçbir devlet veya devletler birliği yok. ABD iyileşmeden küresel iyileşme de olmayacaktır. Amerika’nın yapıcı rolünün yegâne alternatifi küresel kaostur.

Yeni başkanı bekleyen muazzam görev, daha kapsayıcı bir küresel yönetim sistemi için ortak bir çabaya önderlik ederek ABD’nin küresel meşruiyetini tekrar kazanmak.

Stratejik bakımdan gebe olan dört kelime, verilmesi gereken karşılığı tarif ediyor: Birleştirmek, genişletmek, temas kurmak ve uzlaştırmak.



* Birleştirmek, Amerika’yla Avrupa arasında ortak bir amaç hissiyatını yeniden inşa etme çabasıyla ilgili.

Bu hedefle, gayrı resmi fakat sık üst düzey istişarelere son derece ihtiyaç var. Yegâne pratik

çözüm ABD’yle küresel yönelime sahip üç Avrupa ülkesi (Britanya, Fransa ve Almanya) arasında daha planlı bir diyalog zemini oluşturmaktır.

Yıllar boyunca Avrupalılar karar alım sürecinden dışlandıklarından yakındılar, uygulamanın uygulamanın sorumluluğunu BM’nin sırtına yüklemeye gayet istekliler. Afganistan konusundaki farklılıklar bu ikilemin sadece en son örneği. Yeni ABD başkanının ABD-Avrupa diyaloğunu canlandırmak yönünde planlı bir

çaba göstereceğini umuyoruz.



* Genişletmek, karşılıklı bağımlılık ilkesine inanan ve daha etkili küresel yönetimin teşvik edilmesinde önemli rol oynamaya hazır olan daha geniş bir koalisyonu yeşertme çabasını ifade ediyor. Sözgelimi G-8’in miadı doldu. Buna uygun olarak, ekonomik ağırlığın yanı sıra jeopolitik önemdeki ülkeleri bir araya getiren G-14 veya G-16 türü bir yapı oluşturmak yönünde düzenli iştişareler için aynı formül hayata geçirilmeli.



* Temas kurmak, üst düzey yetkililerin kilit güçler, bilhassa Avrupa Üçlüsü, Çin, Japonya, Rusya ve belki Hindistan arasında gayrı resmi görüşmeler yürütmesi anlamına geliyor. Sözgelimi ABD başkanıyla Çin lideri arasında düzenli şahsi diyalog, tek süper güçle en muhtemel yeni süper güç arasındaki ortak sorumluluk duygusunun gelişmesi açısından bilhassa faydalı olur. Çin’in yokluğunda yüz yüze bulunduğunuz ortak sorunların birçoğu çözüme kavuşturulamaz.

Kabul etmek gerekir ki, Çin ekonomik olarak milliyetçi ama temel olarak temkinli bir güç. Bu, Rusya’yla önemli bir farklılığı ifade ediyor. Pekin gibi Moskova da uluslararası modelleri yenilemek istiyor, fakat sabırsız, kafası karışık ve bazen tehditkâr bir tavır sergiliyor. Bununla birlikte Rusya’yla temas kurmak ABD ve Avrupa’nın çıkarına. Bunu yapmak konusunda Amerika küresel istikrarı güçlendirecek, nükleer silahların azaltılmasını teşvik edecek ve bu minvalde İran gibi bölgesel sorunlarla başa çıkacak anlaşmaların peşine düşmeli. Amerika ve Avrupa, Ukrayna ve Gürcistan’ın toprak bütünlüğüne bağlılıklarını teyit ederken, Rusya’ya bu iki ülkedeki çıkarlarının daha geniş bir demokratik Avrupa’nın aşama aşama inşasından geçtiğini ve bu inşanın Rusya’yı tehdit etmek için yapılmadığını anlatmanın bir yolunu bulmak zorunda olacak.



* Uzlaştırmaksa, ABD’nin Süveyş’ten Hindistan’a uzanan geniş bölgede batağa saplanıp kalmasını önleyecek kılı kırk yaran bir çaba göstermesini gerektiriyor. Potansiyel olarak birbirini etkileyen çeşitli meselelerde, Avrupa’nın da yardımıyla acil kararlar alınması gerekiyor.



Kudüs ortak başkent olmalı

İsrail-Filistin barış süreci öncelikli olmalı. Obama iki taraf arasında barışçı uzlaşmanın neyi kapsadığını açıkça beyan etmeli: Birincisi, askerden arındırılmış bir Filistin devleti, buna belki İsrail’in güvenlik duygusunu güçlendirecek bir NATO varlığı eşlik edebilir; ikincisi, toprak anlaşması, İsrail’in 1967 sınırlarının saçağında bulunan ileri derecede kentleşmiş yerleşimleri kendisine bağlamasına imkân veren adil takaslarla beraber, 1967 sınırlarına dayanmalı; üçüncüsü, her iki taraf Filistinli mültecilerin bugün İsrail olan topraklara dönemeyeceğini kabul etmeli, bununla birlikte onlara bağımsız Filistin devletine yerleşmeyi tercih etmeleri karşılığında bazı tazminatlar verilmeli ve destekler sunulmalı; ve son olarak, İsrailliler kalıcı barışın Kudüs’ün iki devletin başkenti olarak gerçek paylaşımını gerektireceği olgusunu kabul etmeli.

ABD ayrıca İran’la ciddi karşılıklı müzakerelere girmek durumunda olacak. Bu da, görüşmeler için İran’ın tek taraflı tavizler vermesini şart koşan mevcut ABD tutumundan vazgeçilmesi anlamına gelir.



Amerikalılar fazla eğitimsiz

Son olarak, Amerika’nın Afganistan ve Pakistan’la ilgili stratejisinin temel bir yeniden değerlendirilmeye ihtiyacı var. Vurgu askeri çözümden, Taliban’ın müzakereye hazır olan kesimleriyle

bağımsız bir siyasi uzlaşmayı aramak yönünde daha somut bir çabaya doğru

değişmeli. Karşılıklı uzlaşma, Taliban’ın Batılı orduların ilgili bölgelerden çekilmesi karşılığında Kaide’nin varlığını ortadan kaldırma isteğini içermeli. Sürece, yoğunlaştırılmış bir yeniden inşa eşlik etmeli.

Yazıyı kendimize dair bir notla bitirmek isterim: Ne yazık ki Amerikan kamuoyunun dünyanın geneliyle ilgili eğitimi vahim raddede yetersiz. Obama’nın, Amerikalıların küresel gerçekliklerin

boyutlarını anlaması için gayret göstermesi gerekecek. Bunu yapabilmek yönünde eşsiz entelektüel ve söylemsel yeteneklere sahip olduğuna inanıyorum. Bu yüzden izninizle sözlerimi, ‘Evet, yapabiliriz’ sloganını tekrarlayarak bitiriyorum. International Herald Tribune 24.12.2008/Radikal/ ZBIGNIEW BRZEZINSKI (Eski ABD Başkanı Jimmy Carter’ın ulusal güvenlik danışmanı, 16 Aralık 2008)



THE GLOBAL POLITICAL AWAKENING / ZBIGNIEW BRZEZINSKI

A new president is assuming office in the midst of a widespread crisis of confidence in America's capacity to exercise effective leadership in world affairs. That may be a stark thought, but it is a fact.

Though U.S. leadership has been essential to global stability and development, the cumulative effects of national self indulgence, financial irresponsibility, an unnecessary war and ethical transgressions have discredited that leadership. Making matters worse is the global economic crisis.

The resulting challenge is compounded by issues such as climate, health and social inequality - issues that are becoming more contentious because they have surfaced in the context of what I call "the global political awakening."

For the first time in history almost all of humanity is politically activated, politically conscious and politically interactive. Global activism is generating a surge in the quest for cultural respect and economic opportunity in a world scarred by memories of colonial or imperial domination.

This pertains to yet another fundamental change: The 500-year global domination by the Atlantic powers is coming to an end, with the new pre-eminence of China and Japan. Waiting in the wings are India and perhaps a recovered Russia, though the latter is very insecure about its place in the world.

In this dynamically changing world, the crisis of American leadership could become the crisis of global stability. Yet in the foreseeable future no state or combination of states can replace the linchpin role America plays in the international system. Without a U.S. recovery, there will be no global recovery. The only alternative to a constructive American role is global chaos.

It follows that the monumental task facing the new president is to regain U.S. global legitimacy by spearheading a collective effort for a more inclusive system of global management. Four strategically pregnant words define the essence of the needed response: unify, enlarge, engage and pacify.

To unify pertains to the effort to re-establish a shared sense of purpose between America and Europe. To that end, informal but frequent top-level consultations are badly needed, even though we are all aware that there that there is no such thing yet as a politically unified Europe. The only practical solution is to cultivate a more deliberate dialogue among the United States and the three European countries that have a global orientation: Britain, France and Germany.

For many years, Europeans have complained they are excluded from decision-making, yet they are perfectly willing to let the United States assume the burdens of implementation. Differences over Afghanistan are but the latest example of that dilemma. It is to be hoped that the new U.S. president will make a deliberate effort to revitalize the U.S.-European dialogue.

To enlarge entails a deliberate effort to nurture a wider coalition committed to the principle of interdependence and prepared to play a significant role in promoting more effective global management. It is evident, for example, that the G-8 has outlived its function. Accordingly, some formula for regular consultations ranging in composition from G-14 to G-16 should be devised to bring together countries with geopolitical significance as well as economic weight.

To engage means the cultivation of top officials through informal talks among key powers, specifically the U.S., the European Triad, China, Japan, Russia and possibly India. A regular personal dialogue, for example, between the U.S. president and the Chinese leader would be especially beneficial to the development of a shared sense of responsibility between the only superpower and the most likely next global power. Without China, many of the problems we face collectively cannot be laid to rest.

Admittedly, China is economically nationalist, but it is also a fundamentally cautious power. It was Deng Xiaoping who best articulated how China defines its international approach: "Observe calmly; secure our position; cope with affairs calmly; hide our capacities and bide our time; be good at maintaining a low profile; and never claim leadership."

This underlines a significant distinction with Russia. Like Beijing, Moscow wishes to revise international patterns, but it tends to be impatient, frustrated and sometimes even threatening. Nonetheless, it is in the interest of the United States and of Europe to engage Russia. In so doing, America should seek agreements that enhance global stability, promote nuclear weapons reduction and deal with such regional problems as Iran.

America and Europe will have to find a way of reaffirming their commitment to the integrity of Ukraine and Georgia while conveying to Russia that their interest in these two states relates to the gradual construction of a larger democratic Europe and is not designed to threaten Russia itself.

To pacify requires a deliberate U.S. effort to avoid becoming bogged down in the vast area ranging from Suez to India. Urgent decisions need to be made, with Europe's help, on several potentially interactive issues.



The Israeli-Palestinian peace process needs to be a priority. The new president should state on the record that a peaceful accommodation between the two parties must: first, involve a demilitarized Palestinian state, perhaps with a NATO presence to enhance Israel's sense of security; second, the territorial settlement has to be based on the 1967 lines with equitable exchanges permitting Israel to incorporate the more heavily urbanized settlements on the fringes of the '67 lines; third, both parties have to accept the fact that Palestinian refugees cannot return to what is now Israel, though they should be provided with some compensation and assistance for settling preferably in the independent Palestinian state; and last, the Israelis will have to accept the fact that a durable peace will require the genuine sharing of Jerusalem as the capital of two states.

The United States will also have to undertake seriously reciprocal negotiations with Iran. That means abandoning the current U.S. posture that Tehran make a one-sided concession as a precondition to talks.

Finally, America's strategy regarding Afghanistan and Pakistan needs a basic reassessment. The emphasis should be shifted from military engagement to a more subtle effort to seek a decentralized political accommodation with those portions of the Taliban who are prepared to negotiate. A mutual accommodation should involve Taliban willingness to eliminate any Al Qaeda presence in return for Western military disengagement from the pertinent territory. The process should be accompanied by intensified reconstruction.

Let me conclude on a parochial note: Unfortunately, the American public is woefully undereducated about the wider world. Barack Obama will have to strive to make Americans understand the novel dimensions of global realities. Without sounding overly partisan, I believe that he has unique intellectual and rhetorical gifts for doing just that.

So let me end my remarks by asserting simply, "Yes, we can." International Herald Tribune December 16, 2008

Zbigniew Brzezinski, President Jimmy Carter's national security adviser, is trustee and counsellor at the Center for Strategic and International Studies (CSIS). This article is based on his 2008 John Whitehead lecture at Chatham House, London. The complete text will be published in the January issue of International Affairs (London).



22
parçalı az bulutlu
banner102
Günün Karikatürü Tümü