banner246

banner176

banner242

banner184

banner191

banner148

banner179

banner145

banner182

banner263

17.02.2010, 20:08 23346

Vermeyince mabut, ne yapsın Sultan Mahmut

II. Mahmut, sivil gezdiği bir ramazan gününde, Üsküdar´da bir kunduracının, boş örse çekiç vurarak her hamlede "Tıkandı da tıkandı" dediğine şahit olmuş. 

Merakla içeri girip bunun sebebini sormuş.

Adamcağız anlatmış:

 - Bir gece rüyamda gördüm. Çeşmeler vardı. Bazılarından şarıl şarıl sular akıyor, bazılarından sızıyor, bir tanesi de şıp şıp damlıyordu. O sırada bir pir´i nurani belirdi. Ona bu çeşmeleri sordum... 

 "Şu şarıl şarıl akanlar, padişahımızın talihidir. 

 Sızanlar devlet erkânından filanca paşaların ve falanca zenginlerin talihleridir. Şu damlayan da senin talihindir" deyip kayboldu. 

 Yerden bir çöp aldım ve benim talihim olan çeşmeye yaklaştım. Çöple biraz kurcalayıp lüleyi açmaya çalıştım. Ah, ellerim kırılsaydı! Filvadaki çöp kırıldı ve artık o eski damlalar da damlamaz oldu. O günden sonra müşterim kesildi, kazancım bitti. İflas ettim, bu hale geldim. Şimdi de talihimden şikâyet ile "tıkandı da tıkandı" zikriyle boş örsü dövüyorum.

Padişah kendini aşikâr etmez ve saraya dönünce adamın söylediklerini tahkike memur gönderir. Meğer, adamcağız herkes tarafından "Tıkandı Baba" diye tanınmakta ve nasipsizliğiyle bilinmekteymiş. O kadar ki, çeşmeden su doldurmaya gitse çeşmeyi bir kurbağa tıkar; bir mal almak için pazara uğrasa, ona sıra gelmeden mal bitermiş.

Sultan, mübarek ramazan ayında garibi sevindirmek ister ve bir tepsi baklava yapılmasını, her dilimin altına da bir sarı altın konulmasını emreder. Sonra, tepsiyi bir zengin konağından iftarlık geliyormuş gibi gönderir.

Nasipsizlik bu ya; Tıkandı Baba, bir tepsi baklavayı bir iftarda yiyip bitirmek yerine satıp parasıyla birkaç gün iftar etmeyi düşünerek tepsiyi pazara çıkarmış.

Padişah durumu öğrenmişse de niyetine sadakat ile aynı minval üzere ertesi gün nar gibi kızarmış bir hindi dolması yaptırıp yine içini altın ile doldurarak Tıkandı Baba´ya yollar. Baba´dan baklava tepsisini satın alarak parsayı toplayan uyanık müşteri, bu sefer yine kapıya dayanıp Baba´nın aklını çelmenin yollarını aramaktadır. 

Der ki: "Bre Tıkandı Baba ya! Sen bir garip ademsin. Tek başına bu hindiyi nice yiyeceksin. Gel sen de bu hindiyi bana sat."

Pazarlık tamam olup hindi de kanatlanınca, padişah bu derece safderunluğa, aşırı derecede öfkelenip derhal Tıkandı´yı saraya çağırtır.

Çavuşlar eşliğinde iftar vaktine yakın, karga-tulumba sarayın yolunu tutan Tıkandı Baba telaşlanır. 

 "Bir suç işlemiş olmalıyım, ama ne ola ki!" diye kara düşünceler içinde huzura alındığında, neredeyse bayılmak üzeredir. Bu hale padişahın yüreği dayanmaz ve öfkesi merhamete döner. Sultan, olup bitenleri anlattığı zaman, Tıkandı Baba hayretler içinde hünkârın ayaklarına kapanıp dualar, şükürler okumaya başlar.

Padişah, ona son olarak bir hak daha tanımayı isteyip doğruca hazine odasındaki altın ve mücevher dolu sandıklardan birinin huzura getirilmesini buyurur. Sandık gelir. Sultan Mahmut, selamlık dairesinin çini sobasının altını yoklayıp küreği eline alır ve:

- Tut şu küreği! Sandığa daldır. Ne kadar alırsa hepsini sana bağışladım, der.

 Tıkandı Baba, makus talihini böyle bağlatan muradına muvafık harekatından fazlasıyla heyecanlanır. Sevinçten titreye titreye küreği sandığa daldırır. Bir müddet iteleyip çalkalar ve itina ile kaldırırsa da kürek ters dalmıştır ve ancak sap kısmında bir tek kızıl altınla çıkar. 

Baba, düşüp bayılır.  

Padişah ise seçili bir üslupla, o tarihe geçen sözünü söyler:

 - Vermeyince mabut, ne yapsın sultan Mahmut!?..

Yorumlar (5)
Serdar Erdoğan 12 yıl önce


Merhaba

Olay ve anlatış biçiminiz güzel, ancak burada mabut dediğiniz şeh Allah'ın ismidir. Mabut diye birşey yoktur. Doğrusu büyük harf ile başlayacak şekilde özel isim olarak "Mabud" olmalıdır, bilgilerinize.



iyi günler,



Serdar
Nedim Boray 12 yıl önce
kimine ilam, kimine malumu ilam olmak üzere:



mabud, "kendisine ibadet edilen" demek olup cenab-ı rabb'ül alemin'den kinayedir. gafil olunmaya.
Ali Kalafatoglu 12 yıl önce
sultan mahmut birgün sarayına dönerken saray girişinde iki dilenciye rastlar. tahtına geçtiğinde sadrazamına sorar:

-bu ne uygunsuz bir görüntüdür, hünkarın kapısında aç mı durur?! tez bunlara hediyelerini yapın, gururlarını incitmeden sunun, bıraksınlar kapı önünü.

bunun üzerine sadrazamın emriyle bir yamak iki kızarmış tavuk içine birer kese altın koyarak, kapıdaki dilencilere sunar. saray kapısı önündeki iki dilenciden birinin özelliği gerçekte dilenci olmamasıdır, başka bir deyişle dilenmeye diğeri kadar ihtiyacı olmamasıyken biraz da eğlence maksatlı takılmasıdır bu duruma. gerçekten parası olmayan dilenci tavuğu çıkınına dikkatle sararken:

-ben evde çoluk, çocuk açken boğazımdan indiremem bu tavuğu, geçmez yahu…

der… arkadaşı ve daha az ihtiyacı olan dilenci de bunun üstüne:

-peki o zaman, bunu da sar, al kendine.

diyerek uzatır hakkı olan tavuğu arkadaşına, dün gece yediği tavuğun flashbacker kokusuna pek de tenezül etmeden.

iki tavuğu da eve döndüğünde açtıktan sonra ailece yerken 2 keseyi, sultanın hediyelerini bulan dilencinin hayatı kendi tavuğunu da ona veren arkadaşına hiç duyurmadan değişir, başka bir şehre giderler ailecek.

günlerden birgün bu kez hünkar bir av partisinden dönerken saray kapısında yine 2 dilenciyle karşılaşır. hamamdan çıktıktan sonra sadrazamını çağırır:

-bu dilencilere hediyelerini yapmadınız mı, neden hala buradalar?

-devletli hünkarım, aynen dediğiniz gibi hediyelerini sunduk biz bunlara amma velakin dilencilerden birisi bir daha görünmez olmuşken diğeriyse yanında başka bir tanesiyle zuhur etti yine kapıda.

-tez bunlara yeni hediyeler yapın, olmaz böyle şey. gıybet, delalet bu! devran bağıldır hünkarın adelesinden ziyade adaletine, kapımda aç durmaz vezir!

-emredersiniz hünkarım.

bu kez padişahın dediğini 2 tepsi baklavada her dilimin altına bir reşat altını koyarak yerine getiren sadrazam bizzat kendi gider kapıya:

-buralarda dilenmeyesiniz, buyrun ağzınız tatlansın artık, padişahımız size gönderdi bu hediyeleri.

diyerek sunduğu baklavalar ardından gülümseyerek uzaklaşır sadrazam. hali vakti dilenmesine lüzum tutmayan dilenci kendi hakkını, baklavasını bu kez de yeni dilenci arkadaşına sunar. akşamında evine dönen yeni ikinci de baklavalar altında bulduğu hünkar kıyağıyla yeni, cillop hayatına yelken açar, ilk ikinci gibi arkadaşına bahsetmeden.

olan bitenden habersiz ehli keyf dilenci birgün yine saray kapısında dilenirken bu kez sultan mahmut tebdili kıyafet dönüyordur nabzını yoklamaktan tabasının. yine bir dilenci gördüğüne şaşıran sultan üstelik aynı kişi olduğunu da fark edince dayanamaz yaklaşır:

-neden dilenirsin osmanoğlu, şıkmıdır bu hareketin, yakışır mı atana, babana?!

-neden dilenmeyeyim a usta, hakkım olandan yoksun, bihaber ve biçare düşlerden kalktığımda katığım olsa da ekmeğime ben yine de çeşit peşindeyim her zaman, tatmaktır gayem dünyanın kaymağını.

-bildiğim hünkar yollamıştır sizlere çeşit. tavuk yollamıştır mesela almadın mı?

-yanımdakine verdim tavuğu onun çoluğu çocuğu var.

-baklava gönderdi sizlere, onu almadın mı?

-aldım almaya da onu da verdim diğer dilenci kardeşime. benim çeşitten kastım, bir başka çeşittir aslında, portakallı ördek mesela…

-bak bu da benim bir çeşit yaklaşımım halka. sultan benim, benim hünkar mahmut, yollayan da bendim tavukları, içleri doluydu altınlarla, her baklava dilimi altında ise vardı büyükçe altınlar… neyleyim vermeyince mabut!!!
Mehmet Karahan 12 yıl önce
sultan mahmut kılık kıyafetini değiştirip dolaşmaya başlamış. dolaşırken bir kahvehaneye girmiş oturmuş. herkes bir şeyler istiyor.



tıkandı baba, çay getir



tıkandı baba, oralet getir. vb



bu durum sultan mahmut'un dikkatini çekmiş.



hele baba anlat bakalım, nedir bu tıkandı baba meselesi?



uzun mesele evlat, demiş tıkandı baba



anlat baba anlat merak ettim deyip çekmiş sandalyeyi. tıkandı baba da peki deyip başlamış anlatmaya;



bir gece rüyamda birçok insan gördüm ve her birinin bir çeşmesi vardı ve hepsi de akıyordu. benimki de akıyordu ama az akıyordu. "benimki de onlarınki kadar aksın" diye içimden geçirdim. bir çomak aldım ve oluğu açmaya çalıştım. ben uğraşırken çomak kırıldı ve akan su damlamaya başladı. bu sefer içimden " onlarınki kadar akmasada olur, yeter ki eskisi kadar aksın" dedim ve uğraşırken oluk tamamen tıkandı ve hiç akmamaya başladı. ben yine açmak için uğraşırken hızır a.s. göründü ve



tıkandı baba, tıkandı. uğraşma artık, dedi. o gün bu gün adım "tıkandı baba" ya çıktı ve hangi işe elimi attıysam olmadı. şimdide burada çaycılık yapıp geçinmeye çalışıyoruz.



tıkandı baba'nın anlattıkları sultan mahmut'un dikkatini çekmiş. çayını içtikten sonra dışarı çıkmış ve adamlarına ;



hergün bu adama bir tepsi baklava getireceksiniz. her dilimin altında bir altın koyacaksınız ve ramazan ayı boyunca buna devam edeceksiniz.



sultan mahmut'un adamları peki demişler ve ertesi akşam bir tepsi baklavayı getirmişler. tıkandı baba'ya baklavaları vermişler. tıkandı baba baklavayı almış , bakmış baklava nefis. " uzun zamandır tatlı da yiyememiştik. şöyle ağız tadıyla bir güzel yiyelim" diye içinden geçirmiş. baklava tepsisini almış evin yolunu tutmuş. yolda giderken "ben en iyisi bu baklavayı satayım evin ihtiyaçlarını gidereyim" demiş ve işlek bir yol kenarına geçip başlamış bağırmaya



taze baklava, güzel baklava ! bu esnada oradan geçen bir yahudi baklavaları beğenmiş. üç aşağı beş yukarı anlaşmışlar ve tıkandı baba baklavayı satıp elde ettiği para ile evin ihtiyaçlarının bir kısmını karşılamış. yahudi baklavayı alıp evine gitmiş. bir dilim baklava almış yerken ağzına bir şey gelmiş. bir bakmış ki altın. şaşırmış, diğer dilim diğer dilim derken bir bakmış her dilimin altında altın. ertesi akşam yahudi acaba yine gelirmi diye aynı yere geçip başlamış beklemeye. sultanın adamları ertesi akşam yine bir tepsi baklavayı getirmişler. tıkandı baba yine baklavayı satıp evin diğer ihtiyaçlarını karşılamak için aynı yere gitmiş. yahudi hiçbir şey olmamış gibi



baba baklavan güzeldi. biraz indirim yaparsan her akşam senden alırım, demiş. tıkandı baba da



peki, demiş ve anlaşmışlar. tıkandı babaya her akşam baklavalar gelmiş ve yahudi de her akşam tıkandı baba'dan baklavaları satın almış. ramazan ayı geçip de bayram gelince sultan mahmut ;



bizim tıkandı baba'ya bir bakalım, deyip tıkandı baba'nın yanına gitmiş. bu sefer padişah kıyafetleri ile içeri girmiş. girmiş girmesine ama birde ne görsün bizim tıkandı baba eskisi gibi darmadağın. sultan;



tıkandı baba sana baklavalar gelmedi? mi, demiş



geldi sultanım



peki ne yaptın sen o kadar baklavayı?



efendim satıp evin ihtiyaçlarını giderdim, sağolasınız, duacınızım.



sultan şöyle bir tebessüm etmiş.



anlaşıldı tıkandı baba anlaşıldı, hadi benle gel, deyip almış ve devletin hazine odasına götürmüş.



baba şuradan küreği al ve hazinenin içine daldır küreğine ne kadar gelirse hepsi senindir, demiş. tıkandı baba o heyecanla küreği tersten hazinenin içine bir daldırıp çıkarmış ama bir tane altın küreğin ucunda düştü düşecek. sultan demiş;



baba senin buradan da nasibin yok. sen bizim şu askerlerle beraber git onlar sana ne yapacağını anlatırlar demiş ve askerlerden birini çağırmış



alın bu adamı üsküdar'ın en güzel yerine götürün ve bir tane taş beğensin. o taşı ne kadar uzağa atarsa o mesafe arasını ona verin demiş. padişahın adamları "peki" deyip adamı alıp üsküdar'a götürmüşler.



baba hele şuradan bir taş beğen bakalım, demişler. baba,



niçin, demiş. askerler



hele sen bir beğen bakalım demişler. baba şu yamuk, bu küçük, derken kocaman bir kayayı beğenip almış eline



ne olacak şimdi, demiş



baba sen bu taşı atacaksın ne kadar uzağa giderse o mesafe arasını padişahımız sana bağışladı.demiş. adam taşı kaldırmış tam atacakken taş elinden kayıp başına düşmüş. adamcağız oracıkta ölmüş. askerler bu durumu padişaha haber vermişler. işte o zaman sultan mahmut o meşhur sözünü söylemiş;



"vermeyince mabud, neylesin sultan mahmut"



dileriz ki çeşmenizin suyu bol olsun. ancak çok da olsa az da, öncelikle olana razı olun.
MUSTAFA İZGİ 11 yıl önce
MEHTER GİRİŞİ

Ceddin Sultan Mustafa .Abdülhamit han

Amcan Selim Han ve ahi Mustafa Han

Kurdu Sultan Selim Han, Nizam-ı Cedit

Selimiyede kuruldu Sekban-ı cedit

Harbiye Bahriye Mühendishane

Açıldı mekteb-i tıbbiyeyi şahane

Vatana ceride ve alimler geldi

sayende hastalar şifaya erdi

Camilere saraylara temel kazıldı

Mahmudiye köprüsünde adın yazıldı

Fabrikalar tezgahlar kumaş dokudu

Gençler batıya gidip ilim okudu

Osmanlıya eyledin hizmet-i ala

Yaşa Sultan mahmud han-ı sani çok yaşa

Cehaleti , rehaveti bir yana attın

Osmanlı'yı bir cihan devleti yaptın.

Yenilendi devlet iller kuruldu

Hukukta askerde batıya uyuldu

kuruldu kuvvet bulsun asakir diye

Asakir-i mansure-i Muhammediye (devamı var)
20
açık
banner102
banner93
Namaz Vakti 28 Mayıs 2022
İmsak 03:36
Güneş 05:29
Öğle 13:06
İkindi 17:04
Akşam 20:33
Yatsı 22:18
Günün Karikatürü Tümü