banner246

banner176

banner242

banner184

banner191

banner148

banner179

banner145

banner182

banner263

20.12.2008, 21:22 19035

SÖZDE ERMENİ SOYKIRIMI

SÖZDE ERMENİ SOYKIRIMI için özür diliyorum kampanyası başlatan SÖZDE aydınlara; 

Fert olarak yapmadığın bir şeyden , sorumlu olmadığın bir eylemden, hepsinden öte uzerinde hala tartışılan, yüzlerce belki de binlerce bilinmeyen , incelenmemiş belgenin olduğu ve dolayısı ile tam olarak bilemediğin tarihi bir hadiseden dolayı eğer ille özür dilemek gereğini duyuyorsan bunun altında tarihi bir hadiseden duyulan üzüntünün tetiklediği bir tepkiyi değil  bir millete duyulan ön yargılı  husumet duygularını aramak gerekir..

Eğer boyle bir kampanyayi sozde soykirimin uzerinde evrensel insan olmanin geregi adına yapıyorsan o zaman neden sadece Ermenilerden özür diliyorsun.? diye sorarlar..Ben Turkiyede yasiyorum diyorsan o zaman da zaten hem Turk olmayi kendi deyiminizle Turk ferdi olmayi red edip hem de Turkler adina ozur dilemek neyin nesidir diye sorarlar..

Neresinden bakarsaniz bakin maksat cok farkli...

Bu calisma tarihde “muspet soykırımlara” karşı baslatilan calismalarin ilki ise ( ki degil)  gelin yapanların dahi inkar etmediği Kızılderili soykırımına maruz kalan Amerikalı yerlilerden  ( 60 milyon), Yahudilerden ( 6 milyon), Güney Amerika halklarından ( 2-3 milyon), Irak da ki katliamlara maruz kalan Irak halkından (1 milyonu gecti), Afrika da günümüzde yaşanan soy kırıma tabi olan kabilelerden ( sayılarını bilen yok işin aslı, milyonlarca ), hatta din adina orta cagda katledilmis milyonlarca insanlardan ki onlardir isin asli insanin cagdaslasma yolunda kazanimlarina yol acan reformlari yaptirtanlar; onlardan özür dileyelim..Bilişim çağında çok da zor olmaz bu calismalari baslatip yayginlastirmak..

Demek istiyorum ki ,tartışması süren bir hadiseye taraf olacağına aksini yapanın bile savunmadığı soykırımlara karşı duruş sergileyelim madem oyle..

Gercek baris severlik, samimi insan severlik bir ulusun zararina yonelik ve haksizca yurutulen sozde ozur diliyorum kampanyalarina destek olmak degil hic bir siyasi  hesabi olmayan insani insan oldugu icin kucaklayan calismalara sahip cikmaktir.

Soz konu hadisenin oldugu yakin tarihimizde inanılmaz acılar çekmiş, akil almaz bir kurtuluş mücadelesini hem iç hem dışarıda ki düşmanlarına karşı  en yoksul sartlarda vermiş,  yedi düvele karşı bağımsızlık savaşını tüm dünyaya özellikle umutsuz ve mazlum ülkelere örnek olacak şekilde başarmış bir milleti aklinizin almadigi, bilginizin yetmedigi, tarihcilerin dahi hala tartistigi bir hadisede o milletin adina ozur dileyerek bir olcu de soykırım suçlamasini mesrulastirip onu tarihin ve  dünyanın gözü onunda insafsizca mahkum etmeye calismak o toplumun bireylerine yapilacak en buyuk kotuluklerden biridir..

Ermeni hadiselerinde Türk Milletinin kimseden özür dileme gibi bir  borcu yoktur.. Ama bu iki milletin birbirini kucaklama gereksinimi vardır..Ermeni diasporasının da , onların Türkiye de ki iş birlikçilerinin de, ister Türk , ister Ermeni olsun bu konuya taraf olmuş bütün ırkçıların SÖZDE Ermeni soykırımı  tartışmalarından uzak tutulması gerekmektedir..Bu “ özür diliyorum kampanyası” nın sahipleri de bu guruba dahildir...Olayın muhatapları tarihçilerdir..Geriye kalan herkes, bu sözde iddianın siyasi akbabalarıdır..

Ben bu yazımda 1915 de ki hadiseler söyle olmuştur , böyle olmuştur ahkamı kesmeyeceğim..Ben tarihçi değilim..Bu konuda ortalama insana göre belki  daha fazla tarihçileri  yakinen takip ettiğimi, kaynaklara dayanan yazıları okuduğumu söyleyebilirim...Gene de benim haddime  değil bu konuda konuşmak..Yalnız şu kadarını söyleyeyim müsaadenizle ; bu hadise BM in soykırımla ilgili tanımı şudur, tehcir de bu tanımın  için de vardır dolayısı ile bu  soykırımdır uyanıklığı ve sokak kurnazlığı ile anlatılacak bir hadise değildir..Ittihat ve terrakkicilerin cektigi telgaraflar vardir falan filan gibi uc bes belgenin arkasinda boylesine buyuk bir iddiayi dogrulatmak da resmen sacmaligin daniskasidir..

Ermenilerin 1915 de Türkler ile birlikte yaşadığı acıları Yahudi soykırımına benzetmek,Yahudi soykırımından yola çıkıp vicdanları yumuşatıp Ermeni hadisesini böyle bir ortamda  birden masanın üstüne atmak da tam anlamıyla aldatmacadir..Son tahlil de Turk dusmanligidir..YANİ IRKÇILIKTIR...

Bu kampanyayı başlatan yazarlardan bir  hanımefendi , yıllar önce gittiği Almanya da gezdiği  bir toplama kampında göz yaslarını tutamamış..Kendilerine yardımcı olan Alman vatandaş da ayni duyguları yasamış ve ağlamış..Oradan yola çıkıp peşinden bizlerin de Ermeniler için üzülmemiz gerektiğini soyluyor ve sözü SÖZDE ERMENİ SOYKIRIMINA getiriyor..Ermeniler ve Turklerin yasadigi acilara uzulmeyen kim var? Türk Milleti insan sevgisini kimseden öğrenecek değil..Ben mahallemde ki Kirkor amcam olduğu zaman günlerce  kendime gelemedim..Kuyumculuk işi batıp da bizim mahalleye Kurtuluştan gelip taşındığın da önce ben ona sonra da benim zorlu yıllarımda o bana yardim etmişti..Acisi hala yuregimdedir..

Ayrica bir baba olarak bilirim ki evlat acısının milliyeti olmaz..Ana baba acısının da..Kardeş acısının da..Sevgili, arkadaş acısınin da..

Ölüm milliyet, din, irk tanımaz..

Ve ben çok iyi bilirim ki ölüm acısı  her insanin ayni çaresiz duygularla karşıladığı ve yaşadığı, tarifi çok güç , insanı ezip gecen  ruh halidir..

Ve yine  ölüm acıları insani insan yapan, yaşarken geçtiğimiz  testlerin  en zorudur.

Ben 1915 de ki  olaylarda ölen masum Turklere acıdığım gibi masum Ermenilere de acırim..Yani beni üzen insan sayısı bu kampanyayı başlatanların üzüldüğü insan sayısının nerdeyse iki katidir..Onlar yarısını teğet bile geçmemişlerdir..

Binaenaleyh,  eğer insan olmanin kacinilmaz erdemini yazılarını süslemek, düşüncelerini güçlendirmek, anlattığını inandırmak adına kullanmayıp , bunu sadece sana Allah tarafindan verilmiş en büyük değer olarak yaşıyorsan zaten ACIMA VE ŞEFKAT duyguların seni  DÜŞMAN olma histerisinden alıp uzaklaştıracak insanlık trajedilerinde yan tutmadan üzüntün sadece insana insan olduğu için yönlenecektir..Kampanya sahiplerinin yaptığı gibi 1915 olaylarının mağdurlarının yarısıni görmezden gelirsen üzüntülerin maksatli siyasi düşüncelerin  içinde kirlenen sahte göz yaşlarından öte bir anlam taşımayacaktır...

Ülkemizin üzerinde oynanan bir çok oyundan birisinin de SÖZDE ERMENİ SOYKIRIM iddiaları ile başlatılmak istenen gerginlik olduğunu yazımın sonunda altını çizerek belirtmek isterim..

Özellikle ülkemizde yaşayan Ermeni kardeşlerimize ve diger azinliklara mensup vatandaslarimiza  dünden daha fazla sevgi ve muhabbetle yaklaşalım..Bu yazıma konu olan kampanyalara,provokasyonlara, ülkemizin birliğini zora sokacak davranışlara akıl, sağ duyu ve Turkun sevgisi ile cevap verelim...

Nasil ki 1915 olaylarinda olen insanlar Ermenisi,Turku, Kurtu ile bizim ise, bugun de Türküyle, Ermenisiyle, Kürtüyle, Çerkeziyle, Lazıyla, Rumuyla, Yahudisi ile,Pomakıyla, Bosnağı ile v.s uzerinde yasadigimiz  bu vatan da bizim..Bolunmeyerek sahip cikalim..

Sevgiler herkese

Yorumlar (4)
Vehbi Kara 14 yıl önce
Kemal Bey'in tüm yazılarını ilgi ile okuyorum.

25 Yıldır denizcilik mesleğine emek vermiş birisi olarak çok istifade ettiğim bu yazıarın devamını bekler en içten teşekkürlerimi sunarım.

yıldırım DELİDUMAN 14 yıl önce
Eğer bir ülkenin insanları hem kendi tarihlerine ilgisiz ve hem de biraz unutkan olurlarsa, en önemli tarihi olaylar bile rahatlıkla ters yüz edilebiliyor ve haklılar haksız durumuna düşürülürken haksızlar da haklı durumuna getirilebiliyorlar. Türk ve Ermeni uluslarını yakından ilgilendiren “Ermeni meselesi” de bu tip olaylardan biri. Bu konuda açılan her tartışma Ermeni tarafın iddialarını haklı göstermek amacı ile sunulurken, Türk tarafı 1915 yılı olayları önce ve sonrasında tamamen haklı durumda olmasına rağmen bir türlü savunmadan başını kurtarıp atağa geçemiyor. İşte bu nedenle biz hatırlanmak ve hatırlatılmak istenmeyen konulardan biri olan “Ermeni Cinayetleri konusunu” birkaç yazılık bir seri halinde sunmayı uygun bulduk. Belki zaman zaman kritik dönemlerde ortaya çıkıp Diyaspora iddialarına destek veren “Türk Aydınları” harekete geçmeden önce biraz daha fazla düşünmek olayların değişik yönlerini görmek ihtiyacı duyabilirler.



Birinci Dünya Savaşı sonrasında siyasi ve askeri alandaki ard arda gelen başarısızlıklar, İşgal Güçlerinin müsamahalı davranışları Ermenileri büyük bir öfke’ye ve o öfke’nin etkisi altında en ilkel güdülerle cinayetlere ve teröre yönlendirmişdi. 1920’nin ilk aylarında “Nemesis” adı verilen gizli bir Ermeni şebekesi oluşturuldu. Örgüt ismini adalet ve öç almayı temsil eden eski bir Yunan Tanrıçası’ndan almıştı. İlk adımda Batı Avrupa’da sürgünde yaşamaya çalışan eski Osmanlı liderlerinin peşine düşecekti. (103) Bu terör örgütünün üyelerinden biri olan Arşavir Şıracıyan’ın itiraflarına göre: Taşnaklar 1919 yılı içinde İstanbul’da yayınlanan Ermeni gazetesi Jagadamard’ın binasında bir “suikast takip Bürosu” kurmuşlardı. Gelişmeler buradan izleniyor ve talimatlar, ölüm emirleri buradan veriliyordu. (1)



Bu örgütün ilk kurbanı Osmanlı’nın ünlü İçişleri Bakanı ve Başbakan’ı Talât paşa olmuştur. Talât Paşa, Türk halkı içinden seçimle Başbakanlık makamına kadar yükselmiş ilk insandı, İttihat Terakki kuruluşundan yıkılışına kadar başında bulunmuş eğitimi sınırlı, fakat çok cesur ve dürüst tabiatlı bir insandı. Berlin’deki yaşamı sırasında maddi sıkıntı içinde yaşadığı günlerden birinde “Saghomon Tehlirian” adlı bir cani tarafından 15 Mart 1921 günü Berlin’de yolda yürürken arkadan kurşunlanarak katledildi. Katil kaçmaya çalışırken bir Alman genci tarafından yakalanmıştı. (2) Bu cinayetin gördüğü teşvik ve destek diğer cinayetlerin ve yıllarca sonra (1970 ve 1980 lerdeki ) cinayetlerin temelini oluşturdu. Bize göre burada dikkat edilmesi gereken esas gerçekler cinayetlerden ziyade, gerek Ermeni toplumlarının ve gerekse bu cinayetlerin işlendiği ülkelerdeki ilgililerin, basın yayın organları, polis ve hukuk adamlarının taraflı tavır ve davranışlarıdır. Olayların üzerine biraz eğilen herhangi biri, insanlık ve medeniyet adına çok utanç verici sahnelerle karşılaşacaktır. Ermeni toplumunun bütün cinayetlerden ne kadar büyük “keyif aldığını” görmek de ayrıca düşündürücüdür. Şimdi gelişmeleri izliyoruz:



(Tehlirian) Teleyran Berlin’de yargı karşısına çıkarıldı. Ancak tutuklandığı günlerde Berlin’de kurulan “Sogomon Teleyran’ı Destekleme Fonu’na dünyanın her tarafından, özellikle Amerika’dan milyonlarca dolar tutarında yardım aktı. (3) Bu para ile sadece avukatlar değil nelerin satın alındığını okuyucunun yorumuna bırakıyoruz. Ancak ortadaki şu gerçekler dikkat çekiciydi. Mahkeme iki gün sürdü ve Sosyalist’lerin de desteklediği tam bir Ermeni şovuna dönüştü. O sırada iktidarda bulunan ve “Kızıl Papaz” adıyla anılan Sosyalist Erzberger; savcılığa, katilin beraat ettirilmesini emredince, Savcı, Türklerin vahşetinden bahseden bir iddianame hazırladı, nasıl olsa çevresinde bol miktarda propaganda malzemesi mevcuttu. Böylece hayatında Türkiye’ye hiç gelmemiş Teleyran’ın ailesi Türkler tarafından “kesilmiş” oldu. Jüri de bu iddiaların tesirinde kalmaya zaten hazırdı. (4) Basın, Kilise ve görevliler de yardımcı olunca inanılmaz bir “hukuk cinayeti” işlendi ve bir katil serbest bırakıldı. Bu olay, dünya tarihinde bir eşi daha görülemeyecek kadar inanılır olmaktan uzak bir olay olmasına rağmen, maalesef ki doğrudur.



Dört yıllık savaş sonrasında, müttefik bir ülkenin Başbakanı Almanya topraklarında öldürülüyor ve o müttefik ülkenin mahkemesi düşman tarafın baskısı ile katili serbest bırakıyordu. Karara en çok üzülenler tabii ki savaş sırasında Türkiye’de bulunan ve olayları yakından izleyen Alman subayları olmuştu. Bunlardan biri olan Alman Generali Bronzat Schellendorf’un mahkemenin kararına itiraz için yazdığı yazı şöyledir.(5)



“Teyleran davasında dinlenen şahitler, ya hadise hakkında ifade veremeyecek, yahut tahkik edilecek hadiseleri başkalarından işitmiş olan kimselerdir. Hakikati gören kimseler mahkemeye çağırılmamışlardır. Türkiye’deki Ermeni mezalimi sırasında bu vakaların cereyan ettiği yerlerde hizmet eden Alman subayları neden dinlenmemiştir?

Ermeni isyanı için bir sebep mevcut değildi. Çünkü büyük devletler tarafından Türkiye’ye yaptırılan ıslahat, tesirini yeni yeni göstermeğe başlamıştı. Ermeniler parlamentoda mevki ve rey hakkına sahiptiler. Hatta zaman zaman nazır bile oldular. Devletin teb’ası ile aynı sosyal ve siyasi hakları kullanabiliyorlardı. Memleketlerindeki asayiş, Fransız generali Baumann tarafından yetiştirilmiş olan Jandarma vasıtasıyla sağlanıyordu.

Ele geçen vesikalardan, beyannamelerden, silahlardan anlaşılıyor ki, isyan uzun zamandan beri hazırlanmış ve Rusya tarafından geliştirilmiş ve finanse edilmişti.

Ermeniler, cephede Ruslar tarafından durdurulmuş Türk ordusunun yanlarına ve gerilerine tesir etmekle yetinmiyor, bu bölgelerdeki Müslüman halkı da silip süpürüyorlardı. Şahidi bulunduğum Ermeni’ler tarafından yapılan zulümler, Türklere yükletilmek istenenden çok daha feci idi.

Ermeni Tehciri’nin Türklerin Hıristiyanları ezdiği şeklinde bir propaganda vasıtası yapılacağı evvelden düşünülmüş, her türlü sertlikten kaçınılmıştı. Türklerin buna hakkı varmış. Propaganda başladı. Yabancı memleketlerin her tarafında da buna inanıldı.

Bu davada doğuyu tanıyanlardan, yalnızca Talat Paşa’nın düşmanları söz söylemiş gibi görünüyordu. Böylece Ermeniler mazlum, mağdur olarak gösteriliyorlar. Bu yanlışın düzeltilmesi lâzımdır.

...

Seferberlik sırasında Ermenilerde “Rus tüfekleri” bulundu ve Türkiye Ermenileri bu Rus Ordu Komutanlığı arasında kararlaştırılmış bir anlaşmanın metni Türk Ordu Komutanının eline geçti. Bu vesikaya göre Ermeniler, Sabotaj yapmayı ve Türk kıtalarının gerilerine taarruz etmeyi kabul ediyorlardı.

İsyan, adı geçen vesikalarda yazıldığı gibi tatbik edildi. Türkler, isyan için Ermenilere hiçbir vesile vermediler. Bu yüzden hâdiselerin büyük kabahati Ermenilere aittir... Bu hadiselerden Türklerin tutumu takdir edilmelidir. Zalim, fakat görünüşte dindar Ermeniler, Türklere karşı feryat ediyor ve şikâyette bulunuyorlarsa, onlara ‘sizin daha önce yaptığınız gibi’ cevabı verilmelidir... Katil Teyleryan’ı beraat ettiren hâkim Doğuda anlaşılmayacaktır. Katilin akli dengesinin tam olmadığına kimse inanmayacak ve cinayet, cinayet olarak kalacaktır.”



Katil Teyleran daha sonra Güney Afrika’ya gitti. Kendine sağlanan imkânlarla orada “kahve kralı” oldu ve 1960 yılında New York’ta öldüğü güne kadar refah içinde yaşadı ve bir “Ermeni milli kahramanı” olarak kabul ve itibar gördü. 1968 yılında James Nazer adlı bir yazarın “Yirminci Yüzyılın ilk Soykırım’ı” adlı kitabındaki resminin altına bu unvan yani “Ermeni milli kahramanı” yazıyordu. Aynı yazar, Teleyran’ın izinden giden iki “Nemesis” üyesi katil “Şıracıyan ve Yergenyan”ı da aynı kategoride mütalaa ediyordu. (6)



Biz Talât Paşa davasında vitrinde görülen Ermenilerden ziyade, görünmeyen güçlerin, özellikle İngiliz gizli ajanlarının rolü olduğuna inanıyoruz. İngiliz ajanlarından biri, Aubrey Herbert’in Talât Paşa ile ilgili anılarında Talât Paşa ile görüşmelerini detaylı olarak anlatır (7) Ermeniler bu görüşmeden iki hafta kadar sonra Talât Paşa’yı bulur ve vururlar. Mithat Şükrü Bleda’da “İparatorluğun Çöküşü” adlı anılarını anlattığı kitabında (8) aynı görüşü paylaşmaktadır. (9)



Ermeni teröristler Azerbaycan Milli Hükümeti’nin eski Bakanlarından biri olan Behbut Civanşir’i işgal güçlerinin kontrolündeki İstanbul’da öldürdüler. Civanşir İştanbul’a bir görev için geldiğinde Perapalas yakınında 19 Temmuz 1921 tarihinde Misak Torlakyan adında bir Ermeni tarafından katledildi. Yakalanan bu katil de İngiliz divanıharp mahkemesi tarafından beraat ettirildi, serbest bırakıldı ve 1968 yılına kadar Ermeniler arasında itibarlı biri olarak yaşamını sürdürdü. (10) Bu cinayetlerle aynı günlerde Ermeniler Ruslardan kaçan Milli Azeri Cumhuriyetinin Başbakanı Nasib Bey’i Aras nehri üzerinde öldürdüler. (16)



Talât Paşa’nın ölümü üzerinden dokuz ay kadar sonra, Arsavir Şıracıyan adlı bir başka terörist; Eski Osmanlı Dışişleri Bakanı ve Sadrazamı Sait Halim Paşa’yı Roma’da öldürdü. Şıracıyan’ın “Bir Ermeni Teröristin itirafları” adı ile yayınlanan anıları, satırlar arasında çok ibret verici ve olayların derinliğini açıklayıcı bilgiler vermektedir. Örnek olarak bazı notları kısa kısa aktarmak istiyoruz.

“Bir akşam Merkez Komitesi delegelerinden Hratch ziyaretime geldi. Daha kendisini görür görmez mühim bir haber getirmiş olduğunu anladım. Gerçekten de Teşkilat beni Roma’ya yollamaya karar vermişti. Aralarında eski Sadrazam ve büyük vezir Said Halim Paşa’nın da bulunduğu İttihat ve Terakki Partisinin eski idarecileri bu başkentte lüks içinde yaşıyorlardı... Taşnak partisi kendi içinde bir mahkeme düzenleyip İttihatçıları yargılıyor ve suçlu olanları ölüme mahkûm ediyordu.” (17)



Şıracıyan 5 Aralık 1921 günü Sait Halim Paşa’yı öldürür. Silahsız insanları öldürmenin kendisine ve camiasına verdiği zevkle olayı anlatır. Bu arada Yunanlılarla ilişkilerini de belli eder.

“Yunanlılarda Sait Halim Paşa’nın katlini büyük bir zevkle öğrenmişlerdi. Yoldaş Varantian beni Yunan Konsolosunun evine götürdü. Konsolos beni hararetli bir şekilde kucakladıktan sonra bir madalya ile onurlandırdı ve elime bir tavsiye mektubu tutuşturdu.” (18)

İtalyanlara gelince, herkes katile yardımcı olur ve ne hikmetse bir türlü onu yakalamak kimsenin aklına gelmez.

“Venedik’te Aram’la beraber birkaç gün geçirdim. Müzeleri ve tarihi mekânları gezdik. Yakınlarda San-Lazzaro adası üzerinde bulunan Ermeni (XVII Yüzyılda bir Ermeni bilgini Mekhitar (1676-1749) tarafından kurulan tarikatın) manastırını bile ziyaret ettik. Mektebin müdürü ziyaretimiz müddetince gözyaşlarına mani olamadı. Said Halim suikastını anlattığım zamansa bu sefer sevinçten ağladı ve bizi bırakmak istemedi...” (19)



Katil 1922 Nisan ayında İttihat ve Terakki lider kadrosundan Doktor Bahaddin Şakir ve Cemal Azmi Beyleri öldürmek için Berlin’dedir ve gariptir bir polis müdürü Herr Sack’un evinde kalır, kız kardeşiyle gezer eğlenir, pasaportu yoktur ama hiç bir sıkıntısı olmaz. Bakın işi nasıl halleder.

“Cebimden iri bir deste Mark çıkartarak Herr Sack’a uzattım ve kendisinden bu kayıt işiyle benim adıma alakadar olmasını rica ettim. Bu arada ürkek ve masum bir talebe havasına bürünerek benim de gelmem gerekir mi? diye sordum. Herr Sack banknotlara bakarak Belki de gerekmez, ama bir resminiz lazım dedi.”(20) Alman polisinden böyle açıkça destek gören Katil ve yardımcısı 17 Nisan 1922 günü her iki Türk’ü öldürür. İstanbul’a dönüş yolunda Türk polisi onu Bulgaristan’da kıstırırsa da bu sefer Bulgar polisi onun yardımına koşar.



“Bulgarlar büyük bir nezaket göstererek ülkelerini terk etmem için üç gün mühlet verdiler. Müfettiş haklı olarak, beni korumaları için her gün emrime bir grup polis ve itfaiye eri veremeyeceğini münasip bir dille bildirdi.” (21)



Kitapta Türkler aleyhinde inanılmaz iftiralar ard arda sıralanırken Türkler konusunda bir tek olumlu “kelime” dahi bulmak için, beyhude gayret gösterilecektir ve bu Osmanlı vatandaşı Ermeni Sıracıyan da “Ermeni Milli Kahramanları” listesinde yerini alır.



Bu olaydan birkaç ay sonra Cemal Paşa, 25 Temmuz 1922 günü Tiflis’te yardımcıları ile birlikte Tiflis’te öldürüldü. Cemal Paşa ve yaverleri Süreyya ve Nusret beylerle o gün, Türkiye’nin Tiflis Temsilciliğinden çıkmışlar, Firuz ve Osman Kemal Beylerle biraz ilerlemişler sonra, sola sapan sokağın başında, vedalaşmışlar. Bir iki dakika geçmeden Firuz Bey ve arkadaşı arka arkaya silah sesleri duyarlar. Koşarak olay yerine geldiklerinde ilk önce yaver Süreyya Bey’i gördüler, yaya kaldırımı üzerinde cansız yatıyordu. Az ileride Cemal Paşa’da kanlar içinde, eli tabancasına uzanmış yatıyordu. Diğer yaver Nusret Bey de biraz ileride, bastonunun yanına kıvrılmıştı. İfadelere göre yakındaki itfaiye merkezinden çıkan görevliler katillerin peşine düşmüşlerse de yakalayamamışlardı. (22)



Cemal Paşa ve yaverlerini Tiflis kaldırımlarında kanlar içinde bırakarak 4-5 yıl öncesine Suriye ve Filistin Cephesinin Komutanı Cemal Paşa’nın karargahına dönüyoruz. Aşağıdaki gözlemler, onun Kurmay subaylarından (em. Orgeneral Ali Fuat Erden’in) hatıralarından alınmıştır.

“Tehcir konusunda Dördüncü Ordu Komutanlığının ana ilkeleri şunlardı.

1. Her Ermeni Fert itibariyle vatandaşımızdır. Tehcirden maksat, bulundukları yerlerde tehlikeli olabilecek çoğunlukları gayri muzır azınlıklar haline getirmekten ibarettir.

2. Kafileler emniyetle nakil ve iskân edileceklerdir. Şahsi hukukun ziyanına meydan verilmeyecek, kin ve intikam müdahalesi men edilecektir.

3. Muhacirler ancak yaşayabilecekleri hayat şartlarını haiz yerlere gönderilecektir.

4. Malûl, ağır hastalar, gebeler ve onlara bakacak olanlar tehcirden istisna edilecektir.” (23)

“Cemal Paşa 19 Haziran 1916’da Valilere ve kumandanlara şu tebligatı yaptı. ‘Kafilelere zulüm yapılıyormuş. Bu gibi muamelat milli şerefimizi ihlal eder. Bu defalık ihtar ediyorum. Tekerrür ederse failleri ve müsebbipleri Divanı harbe vereceğim.” (24)

“Ordu mıntıkasından geçen kafilelere, eşyalarını nakletmeleri için, her türlü vesait verilmesi menzillere emredildi. Bazı taraflarda münferit (tek tek) sevkiyat yapıldığı haber alındığından muhacirlerin aile aile sevkedilmeleri, nakledilen aileler muinsiz (yardımcısız / koruyucusuz) ise ordudaki muinlerinin terhis edilmesi, şimendifer istasyonlarında muhacirlere (göçmenlere) ekmek ve sıcak çorba verilmesi emredildi. (Bu emirlerle askerlerin ekmeği ve yemeği göçmenlere verildi.) Muhacirler Ordu mıntıkasındaki (bölgesindeki) şehir kasaba ve köylerde iskân edildiler. Kimse çöle gönderilmedi ve kimsenin burnu kanamadı. Şam şehrinde bir koloni oluştu ve bunlar orada ticaret ve zanaatla uğraştılar...

Cemal Paşa Lübnan’ın Aynitura manastırında 1.000 muhacir çocuğu için bir yetimhaneyi göz doktoru Lütfi (Kırdar –Sonradan İstanbul Valisi) Bey’in idaresinde açtı. Bu mükemmel bir bakımevi idi, yetimler ve çocuklar çok iyi bakıldılar. Halep’te de Dr. Altunyan’ın kızı ile bir Alman hemşirenin idaresinde iki yetimhane daha açıldı.” (25)

“Tafile 1918 yılı Lawrence’in kumandasındaki Hicaz âsileri tarafından işgal edildi. Asileri geri atmak için benim de görev aldığım VIII Kolordu görevlendirildi. Asiler kaçtılar ve kasabanın savunmasını bu muhacirlere bıraktılar. Tafile kurtarıldıktan sonra Müfrezemiz, muhacirlerin ailelerini, Kerek’de iskân edilmek üzere getirirken arızalı arazide Ermenilerin eşyaları ile birlikte taşıyamadıkları çocukları, askerlerimiz, omuzlarında ve tüfeklerinin namluları yanında taşıdılar. Müfreze kumandanı Kaymakam Kemal Bey (Korgeneral Kemalettin Sami) idi.” (26)



Büyük göç olayı sırasında 100.000’lerce Ermeni göçmenin yaşamlarını bir düzene sokmak için elinden gelen herşeyi yapan Cemal Paşa, yurdundan, korumalardan uzakta koruduğu insanlar tarafından öldürülüyordu. Ermeni militanların arasında böylece birkaç milli kahraman” daha yükselmiş olmalı idi. Ermeniler vefa borçlarını her halde böyle ödeyebiliyorlardı.



Cemal Paşa’nın öldürülmesinin gerisinde; Sovyet Hükümeti temsilcileri tarafından öldürtüldüğü ve suçu Ermenilere yüklemek istediği ve bunun böyle olacağının Enver Paşa’nın Amcası Halil Paşa’ya bildirildiği yolunda bir rivayet de vardır. (27)



DİPNOTLAR:

(1) Michael M. Gunther: Contemporary Aspects of Armenian Terrorism [İnternational Terrorism And The Drug Connection, Symposium Organized By Ankara University, 17-18 Nisan 1984, S.107).; Arshavir Shiragian, The Legacy: Memoirs of an Armenian Patriot, S.37 (Boston: Hairenik Press, 1976): Kitabın Türkçesi Kastaş Yayınevi tarafından yayımlanmıştır. (Bir Ermeni Terörits’in itirafları), Kastaş, Yayınları, İstanbul –1997).

(2) Altan Deliorman: Türklere Karşı Ermeni Komitecileri, S:282-283 (3.Baskı, İstanbul –1980).

(3) Heath W. Lowry: Nineteenth and Twentieth Century Armenian Terrorism ‘Threads of Continuity’ [international Terrorism –Symposium, S.77].

(4) A. Deliorman, a.g.e., S.286.

(5) Aynı Eser, S.284-286.

(6) Heath W. Lowry, a.g.e, S.77-78.

(7) Talât Paşa’nın Anıları, S.147 (Hazırlayan, Alpay Kabacalı, T.İş Bankası, İstanbul- 2000)

(8) Mithat Şükrü Bleda, İmparatorluğun Çöküşü, S.145-146 (İstanbul –1969).

(9) Talât Paşa’nın Anıları, S.163. Dip not.

(10) Dr. Rıza Nur’un Moskova-Sakarya Hatırları, S.60 (İstanbul-1991).

(11) Aynı Eser S.60 (Dr. Rıza Nur, Hayat ve Hatıralarım, 3. Cilt S.747-748’den alıntı).

(12) Arşavir Şıracıyan, Bir Ermeni Tetöristin İtirafları, S.141 (Kastaş Yayınları, İstanbul –1997).

(13) Aynı Eser, S.200.

(14) Aynı Eser, S.212-213.

(15) Aynı Eser, S.265.

(16) Aynı Eser, S.318-319, 320.

(17) A.Alper Gazigiray, Osmanlılardan Günümüze Kadar Vesikalarla Ermeni Terörü’nün Kaynakları, S.546-547 (Gözen Kitabevi, İstanbul –1982).

(18) Em. Orgeneral Ali Fuat Erden, Birinci Dünya Harbinde Suriye Hatıraları, S.120-121 (Birinci Cilt, İstanbul – 1954).

(19) Aynı Eser, S.121.

(20) Aynı Eser, S.122-124.

(21) Aynı Eser, S.124.

(22) A.Alper Gazigiray, a.g.e., S.545

25.12.2008/Türksam/Dr. M.Galip Baysan



burak köse 14 yıl önce
hocam kımseden özür falan dilemeyın cünkü siz haklısınız kım ne düşünürse düşünsün sizin düşüncenızden önemli değil...

saygilarımla..
MEDSHIP@MEDSHIP.NET 14 yıl önce
TEBDIKLER VEFA LISES SI KARDESIM

MEHMET AKYOL
25
az bulutlu
banner102
banner85
Namaz Vakti 13 Ağustos 2022
İmsak 04:26
Güneş 06:04
Öğle 13:14
İkindi 17:04
Akşam 20:14
Yatsı 21:45
Günün Karikatürü Tümü