banner244

banner242

banner176

banner246

banner191

banner184

banner148

banner145

banner179

banner248

banner243

DTO "Tek Yönlü Trafiğin Sürmesinden" Yana

DTO aylık olağan meclis toplantısında konuşan Yönetim Kurulu Başkanı Metin Kalkavan; İstanbul Boğazında tek yönlü trafiğin sürmesinden yana "karar aldıklarını" açıkladı.

SEKTÖRDEN 08.01.2010, 01:32
DTO

DTO "Tek Yönlü Trafiğin Sürmesinden" Yana

Deniz Ticaret Odası aylık olağan meclis toplantısında konuşan Yönetim Kurulu Başkanı Metin Kalkavan; İstanbul Boğazında tek yönlü trafiğin sürmesinden yana "karar aldıklarını" açıkladı.

Kalkavan; şöyle dedi:

"Boğazlar Konusu’nda yönetim kurulu olarak karar verdik ki :  biz bugünkü uygulamaların Marmara bitse bile devamından yanayız. Çevre bilinci ve İstanbul’un bir tane olduğunu düşünerek bugünkü uygulamanın doğru uygulama olduğunu düşünüyoruz. Tek yönlü konvoy veya fazla geçişler yapılabilir, çift yönlü ise sadece belli gemiler olabilir. Bugünkü uygulamanın Marmara bitse bile  çift yönlüye geçmesine karşıyız. Buna Kılavuzlarımız karşı çıkabilir, Saim kaptan farklı şey söyleyebilir. Kim ne söylerse söylesin saygı duyuyoruz ama biz teknik olarak yapılamaz demiyoruz. Teknik olarak yapılabilecek olsa da güvenli olsa da tek yönlü trafik uygulamasından sonra meydana gelen kaza istatiklerine baktığınızda çok fazla bir şeye rastlamıyoruz. Dolayısıyla ticarette kazanacağımızdan fedakarlık edip biraz daha beklemeyi göze alıyoruz ama boğazlarda trafiğin tek yönlü olması yönetim kurulu olarak iki senedir duyuruyoruz. Ben bu konuda yönetim kurulu üyelerine teşekkür ediyorum. Bu konuda klavuz kaptanlarımızın tartışmalara açığız. Onlara da önerimiz mümkün olduğu kadar gemiyi konvoy halinde geçirmek olacaktır. Bu bir teknik konudur. İdareyi rahatlatmak anlamında biz ticaret yapanlar olarak bunun böyle devamını talep ediyoruz."

Oda faaliyetlerini anlattı

Metin Kalkavan, konuşmasında ayrıca oda olarak yaptıkları faaliyetlerle ilgili bilgi verdi.

19 aralık 2009 tarihinde Sanayi ve Ticaret bakanı Nihat Ergün Başkanlığı’nda Trakya bölgesinde sanayi ve ticaret destek ve katılım başladığını söyleyen Kalkavan; 23 aralık 2009 tarihinde Karamürsel’de Eğitim Merkezi’nde subay teğmen mesleki eğitimini sürdürmekte olan kursiyerlere, 23 aralık 2009 tarihinde DTO  ve sektörü tanıtıcı bir konferans verildiğini anlattı. Kalkavan, şöyle devam etti:

"24 Aralık 2009 tarihinde büyük görüş belirtildi. Deniz çevresinin petrol ve diğer zararlı maddelerle kirlenmesinde acil durumlarda müdahale ve  zararların tanzimi esasları da dahil kanun gereği bir  zorunlu mali sorumluluk sigortası 01.01.2010 tarihinde yürürlüğe girmiştir. konuya yönelik olarak çevre yönetimi genel müdürü tarafından zorunlu mali sorumluluk sigortası tarife ve talimatları konusunda uygulama ve gelişmeleri değerlendirmek üzere 24.12.2009 tarihinde yapılan toplantıya Hazine Müsteşarlığı, Denizcilik Müsteşarlı’ğı,sigorta şirketleri, petrol ofisi, Tüpraş tarafından katılım sağlanmış olup, odamız tarafından mevzuattan kaynaklanan eksikliklerin giderilebilmesi için zorunlu mali sorumluluk ‘un ertelenmiş hali kabul edilmemiştir. Ancak hazine müsteşarlığı koordinatörlüğünde  çevre yönetimi genel müdürü sigorta şirketleri ve kıyı tesisleri katılımı ile muhtemelen ocak 2010 ayı içinde yapılacak bir danıştayda bir araya gelerek düzenlemelere yönelik belirsizliklerin giderilmesi ve bilgilendirilmelerde bulunulması talebimiz uygun bulunmuştur." 27 aralık 2009 tarihinde olağan genel kurul toplantımız yapıldığını, toplantının Başbakanın katılımı ile gerçekleştiğini belirten kalkavan; kendisinin de  29 aralık 2009 tarihinde Türkiye'nin en başarılı 7 iş adamından birisi olarak ödül aldığını söyledi.

Kalkavan, çalışmalarını anlatırken 4 ocak 2010 tarihinde İstanbul Vergi Dairesi Başkanı Mehmet Kurt'un ziyaret edildiğini, ÖTV’siz yakıt kurlarında damga vergisi uygulamasındaki sorunlar hakkında Oda görüşlerinin iletildiğini, 5 ocak 2010 tarihinde akabinde Maliye Bakanlı’ğı gelir dairesi başkanı Mehmet Şimşek ziyaret edilerek ÖTVsiz yakıt kullanımında damga vergisi uygulamasındaki sorunların dile getirildiğini belirtti.

"ÖTV'siz yakıt Devrim Niteliğinde"

DTO Yönetim Kurulu Başkanı Metin Kalkavan; konuşmasında ÖTV'siz yakıt uygulamasını savundu, ancak Marmara içerisinde istenen sonuç alınırken en çok katkısının da İDO'ya olduğunu ama armatörler açısından çok başarılı sonuç alınamadığını söyledi. Kalkavan, şöyle dedi:

"2004 haziranında bir meclis toplantısında sayın Başbakan’ın bu kürsüde deklere etmişti, ÖTV si indirgenmiş yakıt uygulanmasının başlayacağına dair. Biz bunun üzerine uzun çalışmalarla beraber 1 ocak 2004’ten başlamak üzere ÖTV'si ingirgenmiş yakıt uygulaması kabotaj hattında yürürlüğe girmiştir. Ve bu bir devrim niteliğindedir. Hükümetimizin yapmış olduğu bu uygulama meyvesini öncelikle Marmara’da yolcu ve yük taşımasında göstermiştir. Bunun sayesinde yapılamayan bir çok şey yapılır hale gelmiştir. Bunun belki en çok katkısı İDO’ya olmuştur. Ama zannedersem yolcu yük iç sularda ciddi bir desteği olmuştur. Armatörlerimize geldiğimiz zaman burada çok başarılı değiliz,istediğimiz seyiyeye henüz gelmiş değiliz."

Yakıt alım defteri sorunu

Yakıt alım defterlerinde geriye dönük olarak damga vergisi uygulamasının son aylarda ortaya çıktığına değinen Metin Kalkavan; yıl dolmadan da 2004 zaman aşımına uğramaması için İstanbul Ulaştırma Vergi Dairesi Başkanlığı tarafından firmalara cezalar verildiğini hatırlattı. Kalkavan, şöyle devam etti:

"Bu uygulamanın yapmış olduğumuz görüşmelerde istanbul vergi başkanımız bu konuda pozitif ama sonuçta yukardan gelen kanunlara kitaplara baktığımızda yakıt alım defterinin talep ve taahhüt diye bir başlığı var. Taahhüt kelimesinden dolayı bu damga vergisine tabirine diye çok kısa bir tanımlaması çıkıyor. Bu taahhüttür değildir damga vergisine tartışmaları şuraya geliyor. Önce bir dört nüsha tartışması çıkıyor, asıldır yedektir. Ama gelir idaresi başkanımızın yapmış olduğu toplantıda İstanbul’un bunu dört nüsha olarak uygulanması olayına net bir açıklık gelmiştir. Böyle bir şey olamaz. Bir nüshadır yani dörtten bire inmiştir. Şu anda dört nüsha diye kendilerine ceza gelmeye çalışılan firmalarımıza bu dört nüsha gelmiyecek. Dolayısıyla bu bir nüshadır. Ama bu bir nüshada da şöyle bir şey vardır. Bunun doğru mu yanlış mı olduğu tartışılır ama olayın başlangıcında üstat Veysel bey ile birlikte çalışmalarda Türkiye’de uygulamaya konulan bu katiyetle kayıt jurnal  defteridir. Buna girdiğinizde gemilerdeki her türlü defterler neredeyse damga vergisine tabi hale gelebilir. Dolayısıyla biz toptan şuna itiraz ediyoruz: bu damga vergisine dahil değildir.ama gelinen noktada bildirgeler olsada 2005/15 ve 2007/17 sayılı kurum içi bildirgeler olsa da bir tanesin de alınmayacağı söylendiği halde bir tanesinde de 2007 de alınacağı söylenir. 2007’de çoğu üyelerimizin söylediği ama geriye dönük olarak hiç kimsenin aklına gelmediği bu cezalar gündeme gelince bunlar üyelerimizi ciddi şekilde rahatsız etmiştir. Bu rakamlar çok yüksektir."

Yapılan görüşmelerde İstanbul Vergi Dairesi başkanının  pozitif yaklaşımıyla ve gelir idaresi başkanlığına gittiklerinde gelir idaresi başkanlığı sahiyatların telkin edilemeyeceğini söylediğini anlatan Kalkavan; "Gene de uğraşıyoruz. Dolayısıyla uzun yaptığımız tartışmaları biz size sirküler olarak göndereceğiz. Ama burda da söylemiş olalım önce uzlaşma için bir başvuruda bulunursanız sektör için uzlaşma oranlarını belirlemeye çalışırız. Bunun örnekleri var ama ben şahıs olarak damga vergisinin uygulanmasında hakkaniyet olmadığını düşünüyorum. Ben buna karşıyım. Devlet sonunda uzlaşmayla bir yere varacaktır. Burada çok ciddi hazırlığımız var ama bunu bakanlarımızla paylaşamadık ama bu geriye dönük son altı ayda uğraştığımız üçüncü geriye dönük hadise. Bir tanesi teşhir yatırım indiriminde geriye dönük ceza uygulaması, bir tanesi yatırım belgelerindeki kdv istihdamlarında tersaneler açısından ceza uygulanmaya çalışılması. Bu şunu gösteriyor devletimizin bir kurumun her hangi bir kişi imzasıyla bir sirkülerle vermiş olduğu bir hakkın seneler sonra değiştirebileceğini görmek güven açısından çok büyük yıpratıcıdır. Yani bu şu demek bugun yağtığınız işlerde geriye dönük olarak bu böyle başladı kimbilir daha neler çıkacak. Bu basit bir şey. Olmaz demeyin. Buarada bizim tavsiyemiz oda olarak yönetim olarak ciddi yapılan çalışmalarla , ilk önce uzlaşma için başvurularınızı yapmanız, bunu yaptığınız taktirde dava açma hakkını kaybetmiyorsunuz. Bu konuda dava açmış ve kazanmış üyemiz var. Bu uygulama olduğu söz konusu değildi. Kullanmadığınız bir şeyi ödüyorsunuz. Malesef bu konu uğraştığımız güncel konulardan bir tanesi ama sonunun nereye varacağını bilmiyoruz. Bakanlarımızla da bu konuda görüşeceğiz önümüzdeki zamanlarda." dedi.

"Gemi inşa uçuruma yuvarlandı, gemi tamiri de tasfiye ediliyor"

Yönetim Kurulu Üyesi Recep Düzgit'in "Sultanahmet'te köfte yiyen turist ile gemiye mal verilmesinin karıştırıldığını" hatırlatması üzerine, "Bugün basına fazla malzeme vermeyecektim ama yazılmamak kaydıyla bunları da anlatayım" diyen Kalkavan; şunları söyledi:

"Şöyle bir benzetme yapılıyor: Sultanahmet’te köfteci köfte yerken KDV’sini ödüyor da, gemi tamir olurken o da turist sayılır yabancı o neden ödemiyor diye. Gemiler limanlarda KDV'ye dahil değildir. Tehlikeli bir boyuta girdi. Geriye dönük limanlara KDV'ni vermen gerekirken vermedin diye ceza gelebilir. Bu trilyonlar eder."

"Çok modern uygulamalar da var. Avrupada’ki uygulamalar gibi. " diyen Metin Kalkavan; "Ama bu sektörde bizde sonu nereye gider, bunun sonu yok birer birer uğraşıyoruz. Yatırım indirimi ile geldi, KDV ile geldi,damga vergisi ile  geldi,neyseki KDV tamirdeki gemilere yapılamaz deniliyor. Bu geriye dönük giderse nereye gidileceği belli değil." şeklinde görüşlerini belirtti.Konuyla ilgili çalışmalarını yürüttüklerini, belli bir yere geldiklerini kaydeden Kalkavan; "Bunun bir hata olduğunu düşünüyoruz. Bu sadece bize has bişey değil, diğer sektörlerde de vardır." dedi.

Ereğli Tersanesi'ne tebrik

Son olarak 6 ocak tarihinde TDİ'nin Nazım Tur isimli romorkorün hizmete alım törenine katıldıklarını söyleyen Kalkavan; çok modern bir romorkorün filoya katıldığını vurguladı. Kalkavan; "Ereğli tersanemiz yapmıştır. Tebrik ediyoruz. Römorkör yapımının bu ülkede nereye geldiğini görebiliyoruz. Bugun Avrupa'da imalatçı bir ülke haline geldik ve herhalde Hollanda’nın tekelini kırmış olduk.  Çok yüksek teknoloji ürün üretmeye başladık. Romorkorlerimiz de bunların kanıtı." dedi.

Kalkavan; "Ulaştırma bakanımızın yapıcı konuşmasının yanında, esas konuşma Maliye Bakanımıza aitti. Biz onun söylediklerini inanarak söylediğine inanıyoruz." derken; "Dilerim daha sonra ben böyle söylememiştim demez" şeklinde espri ile konuşmasını tamamladı.

Yorumlar (16)
Kurtoğlu Muslihittin Reis 11 yıl önce
"İdareyi rahatlatmak anlamında biz ticaret yapanlar olarak bunun böyle devamını talep ediyoruz"

Sefine-yi Umum Başkanımız bu açıklamayla İdareyi rahatlamak amacında olduğunu söylemektedir, ama bende acaba diyorum...

Deniz Erenler 11 yıl önce
Gecen senenin son gunu, Karadenizden gelip Izmit”e tahliye icin gitmekte olan bir gemi,

Adalarin guneyinde Drifte bekleyen (Marmaradan Karadenize tek yonlu trafigin acilmasini

Bekliyor) baska bir gemiye carpti. Peki bu gemilerden biri INDEPENDENTA olsa idi,

O zaman ne olacakti !!!



Istanbulun cevre emniyeti Kizkulesinde baslayip, AnadoluKavagindami bitiyorsa, okay !!



Bugun, takribi 75 guneyden 75 kuzeyden bogaz gecis gemisi geliyor. Bu demektir ki:





Gunde 75 gemi luzumsuz yere Ahirkapiya demirletiliyor. Adam gecip gidecek ugraksiz

Ama bu sistemde illada tekyon konvoy bekleyecek, demirlemesi lazim,



Peki Ahirkapi neresi !!! Yenikapi olsun . . Bakirkoy olsun . . hadi Yesilkoy olsun . .



BUNDAN DAHA “SEHRIN GOBEGI” VARMI ??? Taksim Meydani ??



Burada luzumsuz yere, her gun 75 (hadi 50) gemiye, demire inme/demirden kalkma manevrasi yaptiriyorsun . . .



Bumudur, Istanbulu !!!, Emniyeti, Cevreyi, Dogayi dusunmek !!!



Ayni sekildede KILYOS onundede, hergun, tamamen ama tamamen luzumsuz 150 demire

İnme/demirden kalkma manevrasi (75 gemi) yaptiriyorsun.



Guneyden, Kuzeyden gunde tamamen gereksiz 300 manevra, hemde sehrin gobeginde, ucunda, bogazin tam girisinde/cikisinda



Ustelik demirden kalktikdan sonra bu gemiler tamda bogaz girisi, cikisi onunde traversde kalarak ekstra tehlike yaratiyorlar, demire iner cikarken transite gecmis gemilerin rotalarina

Girip cikiyorlar . .



Hergun bu demir yerlerinde kaza var, resmiyete aksayani var, aksamayani var, Armatorler, calisanlar, KiyiEmniyeti, VTS, Pilotlar bunlari ezbere biliyorlardir..



Bugune kadar Allah Korudu herkeside onemli bir hadise yasamadik ama sizler bu sansin

İlalebet bu sekilde devam edecegine gercekten inaniyormusunuz !!! Dogaya aykiri gunde

300 manevra, ayda 9000 manevra, senede 108,000 luzumsuz demire inme kalkma manevrasi

5 senede 500,000 luzumsuz manevrayi sehrin gobeginde ucunda, cok elzemdir diye yaptirip

Allah nezdinde sansimizi daha ne kadar zorlamayi dusunuyoruz !!!



Bakin hergun luzumsuz 300 manevra yapan 150 adet gemi varya, birbucuk senedir suren kirizin ardindan bu gemilerin en parilparil boyali olanindan bile emin olamazsin, dolayisi ile burdan beklemeden gecip gidecek olanin ustune dusmesek, benim gorusume gore bizler icin daha hayirli olabilir.



Saygilar

Deniz Erenler

Derya Belgin 11 yıl önce
* Kamu gücünün temsilcisi olan idare, faaliyetlerinde hukuka uygun davranmak zorundadır.

* İdarenin davranışlarının, kamu hizmetinden yararlananlarca önceden belirlenebilir olması gerekir. (İdarenin takdir yetkisinin olduğu durumlarda bile Anayasa’nın 10. maddesi gereği aynı durumda olanlara karşı aynı yönde uygulama yapması gerektiği şüphesizdir.)

* İdarenin, yargı denetimine açık ve bununla da bağlı olması zorunludur. İdarenin yargı denetimine açık olmaması durumunda, yargının ve hukuk devletinin varlığından söz etmek doğru olmaz. Aynı şekilde alınan yargı kararlarına uyulmaması, bağımsız yargı erkini anlamsız ve etkisiz hale getirmektir.

* İdarenin mali sorumluluğu ( Anayasa 125. madde); idarenin, kamu hizmeti görenlere verdiği zararlardan dolayı sorumlu tutulmasını ifade eder. Kural, idarenin kusurun varlığı halinde sorumlu olduğudur; ancak bazı hallerde idarenin kusursuz sorumluluğunu da kabul etmek gerekir.

Devletin kendi organlarının, yargı kararlarına uymadığı bir ülkede vatandaşın kurallara uymasını beklemek doğru olmaz. İdare tüzel kişisi olarak hukuk aleminde görevlilerinin eliyle işlem ve eylemlerde bulunurlar. Yargı kararını uygulamak veya uygulamamakta kamu görevlilerinin inisiyatifine kalmıştır. İşin esası ve çözümün temel direği; kendisine böyle bir inisiyatif tanıyan kamu görevlisine öyle yaptırımlar uygulanmalıdır ki yargı kararını uygulamadığı zaman kaçacak yeri kalamasın.


DEVRIM SEVEN 11 yıl önce
1) birinin noksanlıklarına ve kusurlarına anlayışlı olmak.örneğin, öfkesinin taşkınlığıyla bir kaşık suda fırtınalar koparıp, siz de dahil etrafındakilere incitici şeyler söylemekten çekinmeyen biri, sizi bu yaptığıyla yıprattığını ve fitil ettiğini farketmekten acizdir ya da farkediyordur da, öylesine yeniktir ki o anki duygu haline, bu farkındalığın yönlendirici gücüne sağır kalıyordur.böyle bir insana karşı, tepkinizi derhal dile getirmek, ya da herhangi bir yolla yaptığının acısını ondan çıkarmak yerine, sabır göstermeli, bu insanın öfkeyle yaptıklarını onun genel tavırlarından ayırt etmeli ve alışılmış haline dönmesi için ona bir müddet tanımalısınızdır. idare etmenin anlamlarından biri, böylesi bir anlayışlılığın gösterilip gösterilmeyeceğine karar veren sağduyu sahibi bir mercii, bir özerk otoriteyi varsayar ki bu, mümeyyiz ve tefrik kabiliyetine haiz bir izana gönderme yapmaktadır böylece. sağduyu size, karşınızdaki insanın sabır gösterilmeye layık olup olmadığını söyler.basiretli kişi, eylemine gerekçeler oluşturmak suretiyle bir bir zihin gözünün önüne uygun kanıtları getirir. bu şekilde, denir ki, mümeyyiz, basiretini bağlayacak şeyler yapmaktan kaçınan kişidir ve pratik bir aklın erdemlerine göre yaşamını sürdürür.hepsi de birer yaşama kudreti olan erdemlerdir bunlar.ölçülü ve çıkarımıza uygun olanı sererler önümüze. idare etmek, burada bir 'maharet'tir, yani mahirane bir uğraştır. evrensel bir kaide değildir ne var ki. herkes idare edilmeye değmez çünkü. yani, bu güç, bu kudret, bir problemi çözmek, size aniden kapanıverecek bir kapıyı açık tutmak üzere sergilemeniz gereken bir dirençtir adeta. idare edersiniz, çünkü karşınızdaki bir dosttur, ve eğer dost giderse, yalnızlık gelir. yalnız kalmak istemiyorsam, dostumu yitirecek şeyi yapmamalıyım.fakat belli şartlar altında bir dostu feda etmek de mümkündür.eğer bir dost diğeriyle telafi edilebiliyor, ve dost burada 'kendinde iyi'den ziyade, 'iyiye götüren' manasına geliyorsa, sabra layık görülmediği, yani hiç bir pratik gerekçeyle zeminlendirilemez bir ilişki nesnesi yerine konduğu anda, dostu da dostluğu da feda etmek kolaylaşır.hatta bırakın kolaylaşmasını, bu fedanın farz olduğunu telkin eden bizzat sağduyunuzdur, tefrik yeteneğiyle nam salmış uzgörünüz, bu olumsuz kararınızın pratik rasyonelitesini kendi eliyle tesis eder.



2) çekip çevirme yeteneği kısaca. borcunu tazmin etmeye gelen evsahibini oyalamak da,amerikan filmlerinde sıkça gördüğümüz gibi, kararı geciktirmek niyetiyle mahkemeyi lafa tutan cinfikirli avukat da böyle "idare eder" kaşısındakileri. el çabukluğuyla seyircilerini kendisine hayran bırakan bir hokkabaz da, mitingden mitinge milyonları peşinden büyülü bir girdaba çekmeye kadir belagat sahibi bir siyasetçi de, bu manada "idare etmektedir" işte.ayrıca, hükmünü dinletme erdemine de ayna tutar bu durum.nitekim, herkezden bir hükümdar olmaz. padişahların yaşam öykülerinden çıkarılan hisseler göstermekte ki, çok düşünüp kolay kuşkuya kapılan, tereddütlerin eşiğinde öylece kalakalıp iktidar ve erkini yitiren - ve sıklıkla yatakodası mahremiyetinde, cinsel organının dikleşemeyeceği korkusuyla bir yandan kıvranırken, bilmeden de olsa iktidarsızlığıyla sonuçlanan o fiyasko anına gerekli malzemeyi de hazırlamış olan- duyarlı ve ince yaradılışlı kişiler, kör bir kurşun gibi vınlayan ve kükreye kükreye rakipsiz hakimiyetinden emin bir edayla etrafı turlayan bir aslanın kayıtsızlığı içinde, dünyalık tahtına kurulmuş bir padişahın kudretlı çalımlarına taban tabana zıt bir portre sergilerler.o yüzden idare erki, bir anlamda aldatıcı olduğu oranda gerçeklik kazanır.



3)tutumlu, sakıngan ve ölçülü; aşırılıklara kapılmaktan uzak duran bir mizaçtır bu.descartes'in önerdiği eğreti ahlak, buna iyi bir örnektir. suyu idareli kullanan sözü de idareli kullanır. nerede neyi söyleyeceğini bilme hikmeti de, hangi durumda hangi aletleri nasıl kullanmamız gerektiğini bilme becerisiyle el ele gider.ayrıca parayı çarcur etmektense biriktiren ile düşündüklerini beyan etme konusunda tasarruf gösteren de, birbirine benzerdir.ama elbette ki ne su her zaman idareli kullanılabilir ne de ağızda söz daima saklı tutulabilir.biz ipleri tutarken, birdenbire aşağıya sarkıttığımız kuklanın parçaları birbirine dolaşır ve sıkı sıkı kavramamıza rağmen ipin düğümlenmesine engel olamadığımız zamanlar gelir.o zaman anlıyoruz ki idare gücü bir irade gücüdür de aynı zamanda.dolayısıyla, zayıflayabilir.
Kemal Demir 11 yıl önce
Çevre bilinci ve İstanbul’un bir tane olduğunu düşünerek tek yönlü konvoy uygulamasinin doğru uygulama olduğunu düşünüyoruz.



"bilinç böyle korkak ediyor hepimizi:

düşüncenin soluk ışığı bulandırıyor

yürekten gelenin doğal rengini.

ve nice büyük, yiğitçe atılışlar

yollarını değiştirip bu yüzden,

bir iş, bir eylem olma gücünü yitiriyorlar."



hamlet, william shakespeare

Bahadir Hepgul 11 yıl önce
Tek yön, daha emniyetlidir. İlk bakışta bunun böyle olacağını ilkokul talebesi dahi bilir. Ama dataylı bakınca başka hususların da olduğu görülür. Bir misal tek yönde geçişte boğaz yarım kullanılır geçiş için boğaz içinde bulunan gemi sayısı artar. Kaza ihtimali artar.

Boğazlarda “Konvoy sistemi uygulamak ve bunu -Marmaray gibi- zorunluluklar dışında sürekli hale getirmek” ile “Denizde Çatışmayı Önleme Tüzüğünün 9’uncu kuralını sürekli hale getirmek”, (Montrö’ye aykırı olmasının yanında) “Türkiye’nin de”, “Boğazların güvenliğinin de” aleyhinedir. Ve Türkiye’nin 1994 yılından sonra IMO’da bazı devletlere ve petrolcülere karşı verdiği kıran kırana mücadeleyi boşuna yapılmış hale düşürür.(Marmaray gibi zorunluluklar dışında) 9’uncu kuralın sürekli uygulanması halinde trafiğin de sürekli tek yönlü yapılması (konvoy sistemi) aslında Montrö Sözleşmesi’ne aykırıdır. Bir başka deyişle, 9’uncu kuralın karşı trafiği de kapatarak, zaman zaman uygulanması başkadır, sürekli hale getirilmesi başkadır. Şayet 9’uncu kural sürekli uygulanacak ise (Montrö’nün serbestlik ilkesine göre) trafiğin karşılıklı çalışması gerekir. Karşılıklı çalışan bir trafikte ise 9’uncu kural kaza riskini katlarıyla artırır. Dilerim uygulanması daha zor olan 10’uncu kuraldan vazgeçilip, 9’uncu kural ve konvoy sistemi kalıcı hale getirilmez ve petrolcülerin zamanında IMO’da uğraşıp da başaramadıklarını (kendi bacağımıza ateş edercesine) biz kendi elimizle onlara hediye etmiş olmayız.

En ideali 1994-2004 arası uygulanan sistem olduğu defalarca ifade edildi. Ki buda karma sistemdir. Yukarıdaki açıklamada verilen örnek yanıltıcı bir örnektir. Zira Nassia-Shipbroker kazasının tekrar olması diye bir şey yok. Bunun önlemi alındı, 1994-2004 arası kaza istatistiklerine bakılırsa çatışma şeklinde kaza yok boğaz içerisinde karaya oturmalar var. Karma sistem kendisini 10 yıllık uygulamayla isbatlamıştır. Değerlendirmelere bakalım:

1-Tüm denizcilik sektörünün hemfikir olduğu üzere deniz trafik emniyeti artmıştır: Böyle bir mutabakat yoktur. Konunun en inemli uzmanları-ki Sayın Cahit Bey bir tanesidir- bu konuda hemfikir değildir. Bu değerlendirme gerçekleri ifade etmiyor.

2- Alınan özendirici tedbirler sayesinde kılavuz kaptan alma oranı, İstanbul Boğazı tarihinde ilk kez uğraksız geçiş yapan gemilerde % 40 ları, tüm gemilerde % 50 leri bulmuştur.: Bu değerlendirme de yanlıştır. Uğraksız geçişlerde kılavuz kaptan alma oranı 2003 yılı %39 olup o tarihten beri değişmemiştir. 2009da azalma eğilimindedir.

3: Boğaz geçiş istatistikleri incelendiğinde; deniz trafik ve çevre emniyetinden ödün verilmeden yapılan gemi geçiş planlamaları sonucu, geçen toplam gemi sayısının azalmadığı hatta bir miktar arttığı ve gemilerin ortalama bekleme sürelerinin pek fazla değişmediği görülmüştür: Bunun göstergesi kazalardır. Tek yönlü geçiş başladığından itibaren kazalarda bir azalma olmamıştır. Gemiler birbirine daha yakın alınması sonucu risk artmıştır. Karşılaşmanın olmaması sonucu elde edilen marjin gemilerin daha sık alınması neticesi elden gitmiştir.
Erdem Turhanlı 11 yıl önce
Çevre bilinci ni daha ileriye taşımak istiyorlarsa bir öneri olarak, 1994 Tüzüğü’nde yer alıp daha sonra kendilerinin kaldırttığı “Boğazlardan geçen 150 metre ve daha büyük Türk gemileri, can, mal ve çevre güvenliği bakımından kılavuz kaptan almak zorundadırlar” kuralını yeniden Tüzüğe koydurmaları önerilir.

İstanbul Boğazı’nda “sürekli olarak tek yönlü trafik uygulamasını” sürdüremez. Çünkü mevcut ulusal ve uluslararası hukuka aykırı düşer. Tek yönlü trafiğin sürdürülebilir ve güvenli olması ise yukarıda 6 madde halinde sıralanan hukuksal ve teknik koşulların yerine getirilmesine bağlıdır.



1. Trafiğin sürekli/dönüşümlü tek yönlü olmasının Montrö Sözleşmesi’ne (özellikle Madde 2’ye) aykırı düşmediği tespit (ya da sağlam verilerle, sürekli tek yön’ün güvenlik açısından gerekli olduğu ispat) edilmelidir.

2. Trafiğin sürekli tek yönlü işlemesi halinde, İstanbul Boğazı’ndan GÜVENLİK İÇİNDE fiilen geçebilecek “maksimum gemi boyu” tespit edilmeli ve bundan daha uzun gemiler Boğaza girişi yasak olmalıdır. (Aksi halde, Boğaz tek başına tek şerit haline gelip genişledi diye, bazılarının kâr hırsı dünyanın en büyük gemisini Boğazlarımıza gönderir ve sonuçlarını hep birlikte görürüz, belki de bazılarımız göremez).

3. Türkiye IMO’ya başvurarak RESOLUTION A.827(19)’da değişiklik yaptırmalı ve İstanbul Boğazı’nda trafiğin SÜREKLİ TEK YÖN olmasının (ve karşıdan gemi girmemesini sağlamanın) onayını almalıdır.

4. Türkiye kendi ulusal mevzuatı olan Boğazlar Tüzüğü’nü yukarıda belirtilenler doğrultusunda değiştirmelidir.

5. Uygulamada, trafiğin gerçekten tek yönlü işlemesi sağlanmalı ve karşıt yönden (bazı yönetilebilir özel durumlar hariç) kesinlikle gemi girmemelidir.

6. Gemi Trafik Hizmetleri Merkezinde vardiyalı kılavuz kaptanlara (fiilen Boğazda çalışanlara dönüşümlü olarak) supervisor olarak görev verilmeli ve gemilere Tüzükte yer alan güvenlik kuralları (aralarında 8 gomina mesafe bırakılması v.b.) tam uygulanmalıdır.

Sait Sokeli 11 yıl önce
DTO kılavuz düşmanı ilan edildi. DTO meslekte rekabet istiyormuş. Kimin rekabet istediği, 2004 Nisan tarihli bütün acentelere yollanan sirküler elimde. Yeri geldiği zaman belli makamlara bu yazı takdim edilecek. Beş altı sene evveline kadar Yunanistan’ın batısına geçemeyen Türk Bayraklı gemiler bu gün Paris MoU’nun dâhilindeki bütün limanlarda high performance gösteriyorlar. Beyaz listeye girdiler. Bu başarıda Sayın Metin Kalkavan ve ekibinin emekleri tartışılmaz. Dünya literatürünü takip ettiler ve kendilerinden evvel “ İdare et ağabey” sistemini ortadan kaldırdılar.

Dünya denizciliğini bu kadar yakından takip eden bir kurum birileri tarafından kılavuz düşmanı diye karalanıyor. DTO niye kılavuzlukta rekabet istesin ki… Bu ülkenin gelmiş geçmiş ressamlarından biri olan Nazım Hikmet’in tablolarına şiirler yazdığı, Castro ‘nun her sene Küba’ya davet ettiği rahmetli Avni Arbaş’ın Foça toplantılarında sık sık kullandığı bir cümle vardı,“ insanlar öğrenemediklerinden asla vazgeçemezler.”
Bütün Yorumları Görmek İçin Tıklayın
11°
orta şiddetli yağmur
banner102