banner209

banner191

banner148

banner179

banner176

Balıkçılar bugün "Vira Bismillah" diyor

Yeni nesle balığın sağlığa olan faydalarını anlatmalıyız. Tamamen organik, katkısız bir ürün... Sofralara sağlıklı bir şekilde getiriyoruz.

RÖPORTAJ 01.09.2015, 00:00
Balıkçılar bugün

"Av yasağı 1 Eylül'de kalkıyor. Balıkçılarımız her yıl olduğu gibi 31 Ağustos gece 12' den sonra bir ümitle vira Bismillah diyecekler." 

15 Nisan 2015 tarihinde başlayan balık avı yasağı 1 Eylül 2015 Salı günü kalkacak ve balıkçılar için yeni sezon başlayacak. Denizlerde gırgır yöntemiyle avlananlar için 1 Eylül'de, trol kullananlar için de 15 Eylül'de av yasağı sona ererecek. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığından alınan bilgilere göre, denetimler sonucunda, su ürünleri avcılığına getirilen düzenlemelere aykırı hareket edenler hakkında idari para cezası, ürünlere el konulması, ruhsatın geçici süre geri alınması ve ruhsat iptali yaptırımları uygulanıyor.

Av yasağı 1 Eylül'de kalkıyor Balıkçılar "Vira Bismillah" demeye hazırlanıyor.  DENİZLERDEKİ 3.5 aylık av yasağı sona erdi ve denizlere hasret kalan balıkçılar ağlarını teknelerine yüklediler. Balık avlanma yasağının sonuna geldiğimiz günlerde İMEAK DTO Balıkçılık Meslek Komitesi Başkanı Murat Kul ile bir röportaj yaptık. Sayın Kul ile balıkçılık meslek komitesi çalışmalarını ülkemiz balıkçılığının sorunları ve çözüm önerilerini içeren röportajımızı aşağıda bulabilirsiniz.

- Murat Bey ilk olarak sizi tanıyalım. Balıkçılık meslek komitesi ile ilgili göreviniz ne zaman başladı? Bu süre zarfında yaptığınız yenilikleri, değişiklikleri ve çalışmaları bize anlatır mısınız?

Murat Kul: Karadenizliyiz, çok eski yıllardan beri balıkçılıkla uğraşmaktayız. Gözümüzü denizlerde açtık. Balıkçılık tabi ki bir aile mesleği… Kalabalık olmazsanız, içinde bir de siz olmasanız çok zor. Amca ve amca çocuklarıyla birlikte bu işleri yürütüyoruz. Balıkçılığın okulu yok, babadan oğula geçen bir meslek. Gerçi yeni nesil sanki biraz daha soğuk bakıyor bu mesleğe. zor şartlardan olsa gerek... DTO’da 5 yıl önce Balıkçılık Meslek Komitesine üye olarak göreve başladım, daha sonra ise Komite Başkanlığı ve meclis üyeliği… Balıkçılıkta kimse bu tür sosyal işlere vakit ayırmak istemiyor aslında. Önemi gerçekten çok büyük ama anlatmak zor... Gerçi bunda da kimsenin suçu yok, eğitim ile ilgili olan bir şey. Küçük yaşlarda denize açılınca ve karadan uzak kalınca böyle birlik ve dernek çalışmaları sahipsiz kalıyor. Bunu kendime görev edindim, sonuçta bu bizim mesleğimiz ve ayakta kalmalı. Bunun için de birileri bir şeyler yapmalı. Bende elimden geldiğince uğraşmaya çalışıyorum. Türkiye denizlerinde endüstriyel balık avcılığı gırgır ve trol adı verilen balıkçı tekneleriyle yapılmaktadır.

Gırgır av tekneleri hızlı yüzen pelajik (göçmen) balıkları avlayan balıkçı tekneleridir. Bu teknelerin sularımızdaki boyutları 20m. ile 65m. arasındadır. Teknelerin grostonları ise 20 – 680 GRT arasında olup, beygir güçleri 200 – 4000 HP gücündedir. Avcılık yapan gırgır tekneleri avlanan balıkları limana götürmek için en az bir adet taşıma teknesine sahiptir. Gırgır teknelerinin taşıdıkları gırgır ağının uzunluğu teknenin kapasitesine göre, 600 m. – 1950 m.; ağın derinliği ise 120 -180 m. arasındadır. Teknenin güverte donanımı, hidrolik vinç ve powerblock (ağ sarma makarası), ağın uzunluğu kadar (700 – 2000m.) çelik istinga teli bulunur. Teknenin üst güvertesinde su üstü radarı telsiz telefon(VHF), konum belirlemek için, GPS (satallite) seyir araçlarıyla, balık bulucu (echo sounder ve sonar) akustik aletler yer alır. Bu donanıma sahip, bir gırgır teknesinin maliyeti 350.000$ ile 5.000.000 $ arasında değişmektedir. Gırgır balıkçı teknelerimizin %80’inin materyali sacdır.

Balıkçılık sektörü Türkiye’de gerçekten büyük bir potansiyele sahiptir. Ülkemizin coğrafi konumunu göz önünde bulundurursak; üç tarafı denizlerle çevrili bir yarımada olması ve dünyada çok az ülkenin sahip olabileceği kendine ait bir iç denizin bulunması nedeniyle balıkçılık açısından elverişli bir ülkedir. Ülkemizde balıkçılık sezonu 1 Eylül de başlar ve 15 Nisana kadar devam eder. Bundan sonra avlanma yasakları başlar. Avlanma yasağının başlama nedeni ise balıkların göçleri ve havyar dökme zamanlarının gelmiş olmasıdır.

Çalışmalarımız olarak; Balıkçılık Meslek Komitesi tarafından 1380 Sayılı Su Ürünleri Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nda, ülke balıkçılığını geliştirebilmek ve sektörün gelecekteki ihtiyaçlarına cevap verebilmek için değişikliği tespit edilen maddelerin düzenleme ve gerekçeleri Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’na gönderildi. Mevzuat çalışmaları takip ediliyor. Ayrıca Ticari Amaçlı Su Ürünleri Avcılığını Düzenleyen Tebliğ’de değişiklik yapılmasına ilişkin sektör görüşü Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’na bildirildi, alınan cevapta yapılan yasakların izlenmesine müteakip balık stoklarının incelenmesi neticesinde gerekli değişiklik yapılacağı bildirildi. Bu konudaki çalışmalar devam ediyor. Son yıllarda getirilen kıyıdan 24 metre avlanma yasağı, lüfer avlanma boyutu yasağı ve diğer yasakların kalkması için çalışmalar devam ediyor.

-Denizlerin kirlendiği, balık çeşitliliğinin azaldığı, bir sabah uyandığımızda dünya denizlerinde balık kalmayacağı konusunda birçok yazı okuyoruz. Bu konuda bize neler söylersiniz? Neler yapılıyor, yapılmalı?

Murat Kul: Ülkemizin üç tarafı denizlerle çevrili olduğundan deniz kirliliği hayati önem taşımaktadır. Deniz kıyılarında bulunan kent merkezleri ve sanayi tesislerinden çıkan ve arıtılmadan denize boşaltılan atıkların arıtma sorunlarını gidermek gerekir. Orkinos balığından örnek vermek istiyorum; bu balık eskiden Karadeniz'e gelirmiş fakat şu an bu balık ne kadar çok olsa da Karadeniz'e oksijen yetersizliğimden gelemiyor. Orkinos temiz denizleri seven bir balık, demek ki bir sorun var. Marmara Adası ve Gemlik Bölgesi'ne kadar gelmeye başladı son 4 yılda. Eğer gereken önemi verirsek inanıyorum ki şartlar değişecektir. Sonuçta denizler hepimizin…

-Yasak avlanmaya karşı neler yapılıyor? Etkin denetim yapılıyor mu? Oto kontrol var mı?

Murat Kul: Adalar Bölgesi’ni koruma alanı ilan ettiler. Baktığınız zaman bu avcılığı yapan herkes orada. Böyle koruma alanı olmaz ki. Belli bazı kişilere yasaklanmış gibi olur. Bu da balıkçı arasında ikilem çıkarır, kavga çıkarır. Kimse birbirini istemez olur. Kaçak trolcü orada. Bir yeri madem koruma altına aldınız, o zaman orayı korumak zorundasınız. Koruma yok ki. Koruyamadığınız yer sizin değildir. Bütün kaçak avcılık orada devam eder. Illegal avcılığın önüne geçilmesi için burada kolluk kuvvetlerine görev düşüyor. İnanıyorum ki gerekenleri yapacaklardır.

-Balık neslinin tükenmesi konusunda dünya balıkçılık sektörü ve ülkemiz balıkçılık sektörü tarafından sizce ne tür hatalar yapılıyor?

Murat Kul: Dünyada son yıllarda bir gıda savaşı var, bu ileride daha da çok artacak. Bazı ülkeler yaptırıma gitmeye ve avlanma kotası getirmeye başladı. Bizim ülkemiz de o ülkelerin balıkçılık politikasını uygulamaya çalışıyor fakat bu uygulamalar balıkçıya danışılmadan yapılırsa sektör bitme noktasına gelebilir. Bu denizleri iyi bilenler olarak bakanlıkla konuşursak, kota gibi yasaklar getirilmeden sorunları çözebiliriz Son yıllarda bizlere danışılmadan alınan kararlar bizleri zora sokmaya başladı.

- Siz bir çok kez DTO toplantılarında ülkemizde balık tüketiminin az olmasından bahsettiniz. Bu durumda ilerleme var mı? Neler yapılmalıdır sizce?

Murat Kul: Türkiye’de, yıllık kişi başına 30 kilo tavuk, 27 kilo kırmızı et ve 6 kilo balık tüketiliyor. Balık tüketiminde dünya ortalaması yıllık 16 kilo olarak belirlenirken, İzlanda’da tüketilen balık miktarı kişi başına 90, Japonya’da 75, AB’de 26 kilo. Türkiye ise listenin son sıralarında yer alıyor. Üç tarafı denizlerle çevrili bir yarımada olan Türkiye’de bu rakam çok az. Yeni nesle balığın sağlığa olan faydalarını anlatmalıyız. Tamamen organik, katkısız bir ürün... Sofralara sağlıklı bir şekilde getiriyoruz. DTO ve diğer birliklere burada görev düşüyor. Ortak bir paydada buluşup acil çözüm getirip halkımıza bu faydalı besini öğretip yedirmeliyiz.

- Ülkemiz balıkçılık sektörü açısından dünya geneline bakıldığında karşı karşıya olduğu fırsatlar ve tehditler konusunda ne söylemek istersiniz?

Murat Kul: Burada getirilen yasaklardan ve olumsuz etkilerinden bahsetmek isterim. Bunlardan biri 24 metre derinlikte avlanma yasağıdır. Getirilen bu yasak, Ocak ayına kadar 11 metre ile sınırlıydı, Ocak ayından sonra ise 18 metre ile sınırlı kalıyordu. Eylül, Ekim, Kasım, Aralık aylarında lüfer, çinekop, istavrit, palamut kıyı bandından ve gider henüz derin sulara inmezler, sular soğuyuncaya kadar durum böyledir. Avladığımız balıklar göç balıklarıdır ve sabit bir yerde durmazlar. 24 metre yasağı balıklar derinlere inmemişken uygulanmakta ve balıkçı balık avlayamamaktadır. Avrupa Birliği kuralları örnek gösterilerek getirilen bu kararlar bizim denizlerimizin coğrafi yapısı ve mevsimsel durumu nedeni ile uyuşmamaktadır. AB ülkeleri daha çok Trol avcılığı yapmakta ve farklı cins balıklar avlamaktadır. Bazı AB ülkeleri içsel yapısına göre bu kanunlara şerh koyma hakkına sahiptir. Ülkemizde avlanamayan balıklar yabancı ülkelerin sularına göç etmekte ve ekonomimiz ve balıkçımız büyük ölçüde zarar görmektedir.

- Sektör olarak bu sezon sizi en çok zorlayacak konular nelerdir?

Murat Kul: Beş sene önce çevre örgütleri tarafından kampanya başlatıldı. Çevre örgütlerinin baskıları ile bir gündem oluşturuldu. İzmir bölgesinden bir üniversite tarafından araştırılma yapıldı denilerek Lüfer boyutu balıkçıların denize çıkmasına bir hafta kala 20 cm ile sınırlandırıldı. Bu süreci Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğü iki senelik deneme süreci olarak sözlü olarak beyan ettiler.

Bizler balıkçılar olarak, Lüferin eskisi kadar bol olmamasının hava şartları ve yasa dışı yapılan (Marmara Denizi Ve İstanbul Boğazı) yapılan Trol avcılığından dolayı olmamasını sebep olarak gösterdik. İki sene içinde avladığımız balıkları ölçtük. Avladığımız balıklar çoğunlukla 18 cm aralığında gözükmektedir. Lüfer balığı cinsi dolayısı ile diğer balıklardan farklıdır etobur bir yapıya sahiptir. Kendinden küçük olan balıkları yemesi ayrıca yavrusunu bile tüketmesinin ekolojik dengeyi etkileyeceğini belirttik. İki yıl içinde Lüferde bir artış gözükmemekte, çinekop balığı ise yoğun bir şekilde devam etmektedir.

Avladığımız balıkları denizde ölçme gibi bir ekipmanın olmadığından Balıkçılarımız Sahil Güvenlik Komutanlığı ve Tarım Bakanlığı tarafından ağır cezalar almaktadır. Denizlerimize bir katkısı olamamakla birlikte ekonomimiz zor duruma düşmüştür. Türkiye Deniz Ürünleri Avcılığının belkemiğini Gırgır balıkçılığı oluşturuyor.

Bunun sürdürülebirliği için lüfer boy yasağının 18 cm olarak düzeltilmesi, ayrıca %15 küçük balık karışabilir ibaresi eklenmesi,24 Metre yasağı; 31 Aralığa kadar 18 Metre,31 Aralıktan sonra ise 24 Metre olarak düzeltilmelidir. Yoksa balıkçılık bitme noktasına gelecektir. Nesilden nesile balıkçılık faaliyetini sürdüren balıkçılar olarak ülkemizin deniz stoklarının korunması, gerekli özenin gösterilmesi ve korunması hususunda hassasiyetimiz en büyük önceliğimizdir.

- Bu avlanma sezonunun açılması süresince ne tür çalışmalar yapıldı? Bu sezon balık bol olacak mı öngörünüz nedir?

Murat Kul: Yasak süresince teknelerimizin boyası ve tamiratı, balık ağlarının onarımı ve eksik olan ekipmanların tamamlanması gibi çalışmalar yapıldı. Tabi ki balıkçılarımız her yıl olduğu gibi 31 Ağustos gece 12' den sonra bir ümitle vira Bismillah diyecekler. Palamut ve hamsimizin bol olacağını tahmin ediyorum ama bu sadece tahmin, bizim işimiz biraz rastgele. Yine de temkinli olmak gerekir ve inşallah bol bir sezon olur. Son hazırlıkları yapmaya başladık, teknede çalışacak personeller teknelere gelmeye başladı ve denize açılmayı bekliyor. Bütün balıkçı arkadaşların bol ve bereketli bir sezon geçirmesi dileğiyle...

 Biz de sizlere rasgele diyoruz, zaman ayırdığınız için teşekkürler...

Yorumlar (0)
15°
açık
Günün Anketi Tümü
DenizHaber.Com Tema güncellemesi yaptık. Yeni site dizaynımızı nasıl buldunuz?
DenizHaber.Com Tema güncellemesi yaptık. Yeni site dizaynımızı nasıl buldunuz?