banner209

banner191

banner148

banner179

banner176

03.07.2009, 00:38

Roosevelt yaşasaydı buna izin vermezdi...

Zirvede yalnız bir insan. Etrafında ondan bir şey kopartmaya çalışanlar çok. Ama ne var ki içlerinde hiç gerçek dost yok.

Yüzyılın belki de en büyük müzik ve dans yeteneği Michael Jackson'un yaldızlı, ihtişamlı ancak bir o kadar da acıklı yaşamının özeti bu.

***

Okuldan mezun olduğumda, DB Deniz Nakliyatı Gemilerinde çalışmaya başladım, Güverte Zabiti olarak.

İlk görev aldığım gemi Gaziantep tankeriydi. 9 ay kadar tankercilik yaptıktan sonra, yine aynı şirkete ait Burdur gemisinde görev aldım.

Burdur Gemisi ile New Orleans'a arpa yüklemeye gittik. İlk kez ABD'ye gidişim.

Gemimiz Miami sahillerinden Key West'e doğru Gulf Stream akıntısının etkisiyle 20 knots hıza kadar çıktıktan sonra Meksika Körfezinde hızı kesildi.

Mississipi Nehri ağzına gelince de nefesi iyice kesildi. Ancak nehirden yukarı çıkıp New Orleans şehrinin orta yerinde demir atmayı başardık.

Limandan sörveyörler gemi ambarlarını kontrole geldiler, bizim ambar kapaklarının altında pas görmüşler, bu gemiye yük yüklemeyiz dediler.

- Ne yapacağız?
- Bu ambar kapaklarının altını pırıl pırıl yapacaksınız, yoksa size yük yok.

O zamanlar Amerika limanlarına gitmek ikinci kaptanların korkulu rüyası. Adamlar öyle bir stabilite hesabı istiyorlar ki, Arşimet gelse altından kalkamaz.

Geminin limandan kalkışından başlıyarak yolun yarısında, haftasında, varış limanında trim ne olacak, draft ne olacak GM ne olacak hesap istiyorlar.

Ben de 3. kaptanım diye seviniyorum. Nasılsa ben yapmayacağım.

Süvari bey geldi:
- Hesapları sen yapacaksın..
- Efendim, 2. kaptan..
- Sen yapacaksın dedim o kadar.

Hiç yapmamışım. Evet okulda öğrettiler ama, bu gerçek hayat. O zamanlar öyle bilgisayarlar, otomatik hesaplar vesaire yok. Geminin stabilite planlarını cetveli alıp tek tek hesap yapıp sonuç çıkartacaksın.

Bu GM hesabı öyle bir şey ki; 10 kişi yapsın aynı yüklerle aynı hesabı, 10'u da farklı sonuç çıkarır. Tabii bizim hesabı kontrol edenler de ayrı bir hesap çıkaracak ve biz çuvallayacağız.

Gerçi bu hesap zor olduğundan bunu karada yapan bürolar türemiş. Veriyorsun parayı GM hesabını yapıp getiriyorlar. Ama tabii bize bunu yapamadık büroya verdik demek yakışmaz.

Neyse, yaptık hesabı beybabaya verdik. Eğrisi doğrusuna gelmiş olacak, bizim hesap kabul olundu.

Gemi ambar kapağı temizliği için 1 hafta daha New Orleans'ta kalacak. Hesabı yaptık ya, bize de şehre çıkıp bütün hafta dolaşmak için izin çıktı.

Methini duyduğumuz French Quarter'ın tadını çıkarmak için 1 haftamız var demekti bu.

****

French Quarter'da bir hafta geçirdik.

Hatırladığım caz müziğinin yapıldığı barlar, cannlı dans gösterilerinin yapıldığı diskolar, sokakta dans ederek yürüyen siyahi gençler... Müzik mağazalarında en çok Cyndi Lauper'in  "Time After Time"ı çalıyor.

Billie Jean şarkısı daha yeni çıkmış ama bomba gibi patlamış. Sokaklarda siyahi gençler bu şarkıyı söylüyorlar.

New Orleans'ın ünlü French Quarter'ında dolaşırken barlardan sokağa dağılan ritmik melodi hala kulaklarımda...

Billie Jean is not my lover...
She's just a girl who claims that I am the one.
But the kid is not my son!
She says I am the one, but the kid is not my son...

***


İnsan zamanı ve kendini bu kadar hızlı nasıl harcayabilir?

Bu kadar büyük bir yetenek, düşünsel dünyası bu kadar zengin ve duyarlı bir insan, kendisini korumayı nasıl beceremez?

Yoksa yaşamın gerçeğini -herkesten farklı olarak- duygusal zekasıyla kavrayabilen gerçek sanatçıların zaafı mıdır bu?

-Hep başkaları için yaşamak, ama bunu yaparken kendisini korumayı aklına getirememek.

Bir başka Michael Jackson gerçeği de bu olmalı.

Yaşamı Billie Jean'in onu kandırması gibi mi geçti, yoksa kandırılmayı o kendisi bilerek mi istedi?

Mother always told me be careful of who you love
And be careful of what you do cause the lie becomes the truth...

Yalan gerçek olabilir. Belki de bu şarkıda geleceğini görmüştü. Çocuklara duyduğu sevgiden dolayı çocuk tacizcisi olarak mahkemelerde geçirdiği 5 yıl onu yıktı.

-But the kid is not my son!

Kimin umurunda!

Onu yakından tanıyan gazeteci Ian Halperin şöyle yazmış:

"Araştırmalarıma başlamadan önce Jackson'un suçlu olduğuna kendimi inandırmıştım. Ama araştırmalarımın sonucunda anladım ki suçsuzdu.
Jackson'un bir çocuğu taciz etmiş olduğuna dair tek bir kanıta rastlamadım.
Ama ulaştığım önemli kanıtların hepsi, onu suçlayanların tamamının değilse de büyük çoğunluğunun, sahtekar olduklarını ve bütün bu kötülükleri para için yaptıklarını gösteriyordu."

Ondan bir şey kopartmak için yapılan suçlamalar... Ne demişti ona annesi?

-Be careful of what you do cause the lie becomes the truth... (Yaptıklarına dikkat et çünkü yalan gerçek olur)

Çamur at izi kalsın.

Duyarlı ve farklı insanların, insanları seven, insanlık için bir şeyler yapmak isteyen insanların yaşamlarına bakın hep benzer şeyler görürsünüz. Michael Jackson da istisna olamamış.

***

Michael Jackson hiç şüphesiz dünyada süregiden kötülüklerden acı duyuyordu.

Afrika'da acı çeken çocuklar için ağladığını; Londra'da sokakta kimsesiz çocuklara yardım ettiğini söylüyorlar.
Belli ki dünyanın en masum varlıkları olan çocukları çok seviyordu.

Ama adını çocuk tacizcisine çıkarmışlardı büyükler. İnsanlığın acımasız çarkı onu öğütüyordu.

O şarkılarıyla cevap veriyordu bunlara.

***

Televizyonda seyrettiğim bir görüntü kalmış aklımda;

Spiker soruyor Michael Jackson'a;

-Öldüğünüzde nasıl bir tabutla gömülmek isterdiniz?

Duraklıyor Michael Jackson. Kırılgan, ürkek bir sesle cevap veriyor:

- I dont wan't to be buried. I want to live forever. (Ben gömülmek istemiyorum. Sonsuza kadar yaşamak istiyorum.)

***


Belki de istediği oldu Michael Jackson'un. Çünkü sonsuza dek yaşamak ancak güzel eserler bırakmakla olur. Bunu da yaptı Michael Jackson.

Ama dünyada sonsuza dek yaşamak yok. O yaşam da ancak ebediyette, yani ölerek mümkün. Ona da ulaştı.

Diliyoruz ki umduğunu bulmuştur.

***

Michael Jackson insanlara bir şeyler anlatmak istiyordu. Bence onun "They don't care about us" adlı eseri günümüzde toplumların geçirdikleri cinneti çok iyi anlatır.

Onun kendimce yapmaya çalıştığım Türkçe çevirisini aşağıya alıyorum.

İnsanlığın; Dünyada herşeyin fani olduğunu; bu dünya yaşamında iftira atmanın, başkalarının hakkını yemenin ebedi dünyada mutlaka bir bedeli olacağını anlamasını diliyorum.

 They Don't Care About Us....  Umurlarında Değiliz...

Dazlak kafa, ölü kafa
Herkes kötü olmuş
Durum, gruplaşma, herkes çamur atmada
Evde, haberlerde
Herkes, kendi ürettiğine inanıyor
Bang bang,  şok ölüm
Herkes kötü olmuş

Bütün söylemek istediğim şu:
Gerçekten bizi umursamıyorlar...

Hakla beni, nefret et
Ama asla parçalayamazsın
Beni arzula, beni heyecanlandır
Ama asla öldüremezsin
Tekmele, fırlat
Ama karalama ya da aklama.

Ne oldu benim hayatıma söyle
Beni seven bir karım ve iki çocuğum var
Şimdi polis aşırılığının kurbanıyım.
Nefretin kurbanı olmaktan bıktım artık,
Benim onurumun ırzına geçiyorsunuz.
Tanrı aşkına,
Semaya bakıyorum söz verdiğini yapsın artık
Beni rahat bırakın.

Dazlak kafa, ölü kafa
Herkes kötü olmuş
Durum, gruplaşma, herkes çamur atmada
Evde, haberlerde
Herkes, kendi ürettiğine inanıyor
Bang bang,  şok ölüm
Herkes kötü olmuş...


Siyah adam, siyah erkek

Kardeşini deliğe tık.

Söyleyin ne oldu benim haklarım?
Beni gözardı ettiniz diye görünmez mi oldum?
Bildirilerinizle bana özgürlükler vadettiniz, şimdiyse

Bıktım artık rezaletlerin kurbanı olmaktan
Beni kötü diye etiketleyip yaftalıyorsunuz
İnanamıyorum burası beni dünyaya getiren topraklar mı?
Biliyorsun nefret ederim bunu söylemekten,
Hükümet görmek istemiyor,
Ama eğer Roosevelt yaşasaydı,
Bunlara izin vermezdi.

Dazlak kafa, ölü kafa
Herkes kötü olmuş
Durum, gruplaşma, herkes çamur atmada
Evde, haberlerde
Herkes, kendi ürettiğine inanıyor
Bang bang,  şok ölüm
Herkes kötü olmuş...

Yaşamdaki bazı şeyleri asla görmek istemezler,
Ama eğer Martin Luther yaşasaydı,
Bunlara izin vermezdi...

Bütün söylemek istediğim şu:
Gerçekten bizi umursamıyorlar...

Skin head, dead head
Everybody gone bad
Situation, aggravation Everybody allegation
In the suite, on the news
Everybody dog food
Bang bang, shock dead
Everybody's gone mad

All i wanna say is that
They don't really care about us

 

Beat me, hate me
You can never break me
Will me, thrill me
You can never kill me
Do me, sue me
Everybody do me
Kick me, strike me
Don't you black or white me

Tell me what has become of my life
I have a wife and two children who love me
I am the victim of police brutality, now
I'm tired of bein' the victim of hate
You're rapin' me of my pride
Oh, for god's sake
I look to heaven to fulfill its prophecy...
Set me free

Skin head, dead head
Everybody gone bad
Trepidation, speculation
Everybody allegation
In the suite, on the news
Everybody dog food
Black man, black mail
Throw your brother in jail

Tell me what has become of my rights
Am i invisible because you ignore me?

Your proclamation promised me free liberty, now
I'm tired of bein' the victim of shame
They're throwing me in a class with a bad name
I can't believe this is the land from which i came
You know i do really hate to say it
The government don't wanna see
But if roosevelt was livin'
He wouldn't let this be, no, no

Skin head, dead head
Everybody gone bad
Situation, speculation
Everybody litigation
Beat me, bash me
You can never trash me
Hit me, kick me
You can never get me

Yorumlar (5)
Kurdoğlu Muslihiddin Reis 4 yıl önce
Tarihçiler bu soruyu "Hiroşima ve Nagazaki'ye atom bombası atılmasına izin vermezdi" diye yanıtlıyor. Michael de şarkısında muhtemelen buna gönderme yapıyor. Roosevelt yaşasaydı, Hiroşima ve Nagazaki'ye atom bombası atılmasına izin vermezdi, demek istiyor.
Mustafa Lal 10 yıl önce
Cihat Bey Merhaba,



Yazılarınızı oldukça samimi buluyorum. Özellikle ABD'ki GM hesaplama olayı her zabitin başından geçmesi gereken olaylardandır. Ama size oldugu gibi herkese nasip olmuyor...



Yazılırınız gerçekten çok akıcı. Teşekkür ederim.



Saygılarımla,

Mustafa Lal
Jale Nur Ece 10 yıl önce
Sevgili arkadaşım Cahit,



Her zaman yazılarını ve çalışmalarını çok takdir ederim. Ancak bu yazınla şah ve mat yaptığını düşünüyorum. Enfes ve herkesin mutlaka ders alması gereken akıcı ve düşündürücü yazın için tebrik ederim.Çalışmalarını aynı duyarlılık ve araştırma ile sürdüreceğine inancım tam olup yolunun açık olmasını dilerim.



Saygı ve sevgilerimle

Jale
Siyah Kaya 10 yıl önce
ne kadar güçlü, ne kadar saygı duyulası bir insan olduğunu vefatıyla bir kez daha fark ettirmiştir.



muhteşem yetenekli olmasına rağmen ne şanssız, ne bahtsız bir ömür geçirmiş aslında. bizler onu hayranlıkla izlerken meğer içinde ne fırtınalar kopuyormuş, ne yalnız, ne acı dolu bir adammış michael.



otopsi raporları ortaya çıktıkça, eski doktorları, eski bakıcıları basına açıklama yaptıkça, onun yakasına yapışıp bir türlü bırakmayan sağlık sorunlarına karşı nasıl da dimdik durmuş olduğunu farkettim ve ona çok daha fazla saygı duydum.



kötü bir çocukluk yaşadı, kötü bir psikolojik geçmişi vardı. ilk kez sahneye çıktığı 5 yaşından beri deyim yerindeyse eşek gibi çalıştırılıyordu, yorgun ve uykusuz olduğu günlerde bile babası tarafından dövülerek, ayağının altına çakmak tutulup uyandırılıyor, prova yapmaya zorlanıyor, sahneye çıkartılıyordu, tek odalı bir evde 9 kardeşle fakirlik ve dayakla geçen yıllardan sonra michael ilk kez para kazanmaya başladı, daha doğrusu babası artık kendi kazandığı paradan ona da para vermeye başladı, 1980'lerin başlarında michael çok başarılı işler yapıyordu, off the wall ve arkasından çıkardığı thriller albümleri dünyanın en çok satan albümleriydi.



michael'ın ünü arttıkça daha da içine kapanık, utangaç bir mizaca büründü. hiç gerçek bir aşk yaşayamadı. dostlukları da ne kadar gerçekti hiçbir zaman emin olamazdı. "güvenebileceğim tek kişi hayranlarım" demişti bir röportajında. ne acı. mikroskop altında geçen bir ömürdü onunki. nasıl sıradan, nasıl normal olabilirdi ki.



kendisini neverland adını verdiği evine kapattı. öyle bir ev ki içinde hayvanat bahçesi, lunaparkı, alışveriş merkezi, sineması ve hatta kendi özel çöp öğütme merkezi bile bulunan bir yer. hiçbir zaman yaşayamadığı çocukluğunu burada yaşamayı planlıyordu. ancak neverland'e yerleşmesiyle beraber borçlanmaya başladı. ona "milyarder gibi harcayan milyoner" diyorlardı. öldüğünde 400 milyon $ borcu olacaktı.



michael 80'lerin başında ilk kez dünya turnesine çıktı, bu dönemde belki aşırı stres ve yorgunluktan, cildinde parçalar halinde beyaz bölgeler ortaya çıktı, beyazlamalar hızla büyüyordu, michael bir süre bunları makyajla kapatmaya çalıştı, (http://floacist.files.wordpress.com/2007/07/175.jpg) . zamanla beyazlayan bölgeler tüm vücudunu kaplayacaktı. ( http://img.photobucket.com/...tice/tdcauvitiligo5.jpg ) bu dönemde ilk kez vitiligo teşhisi kondu.



yine bu dönemde çok ender görülen ve bağışıklık sistemini çökerten, ciltte yaralara yol açan bir hastalık olan lupus teşhisi kondu. ( http://img.photobucket.com/...hit2thelimit/sb3hx4.jpg )



zamanla bağışıklık sistemi o kadar zayıflayacak ve cildi o kadar hassaslaşacaktı ki maskelerle, kapalı kıyafetlerle, şemsiyelerle sürekli kendini korumak zorunda kalacaktı.



aynı dönemde pepsi michael'la büyük bir reklam anlaşması yaptı. ancak şanssızlıklar başlamıştı bir kere. reklam çekimi sırasında saçları yandı, kafatasında 3. derece yanıklar oluştu. kafasının sol tarafında bir daha da saç çıkmadı, ömür boyu peruk kullanmak zorunda kalacaktı.



kafatası yanıkları şiddetli ağrı yapıyordu, michael ilk kez bu dönemde ağrı kesici kullanmaya başladı.



aynı dönemde michael günde 10-12 saat kadar dans provası yapıyor ve bu provalar sırasında sık sık düşüyor, belini, sırtını incitiyordu. birgün yine düştüğünde bir omurga kemiğini kırdı. aşırı yorgunlukla beraber kırıklar ve incinmeler üstüste gelince sırt ağrıları dayanılmaz bir hal almıştı. daha da çok ağrı kesici aldı.



aşırı açlık ve susuzluk nedeniyle çok kez baygınlık geçirdi ve dans pistinde baygın halde bulundu.



90'ların başlarında michael ağrı kesicilere bağımlıydı. hergün onlarca hap içiyordu. 1993'te tedavi gördü, ama tedavi bitiminde hemen yine ağrı kesicilere geri döndü.



1995'te bir konser sırasında açlık ve susuzluktan dolayı tansiyonu düştü ve bayıldı. bu dönemden sonra da enerji artırıcı haplara bağımlılık geliştirmeye başlayacaktı.



2000'lerin başlarında alpha-1 antitrypsin deficiency adlı yine çok ender görülen bir hastalığa yakalandı, bu ciddi bir akciğer hastalığıydı, tüm iç organları harap ediyor, zamanla akciğer nakli zorunlu hale geliyordu. bu da çok riskli ve yaşama riski çok az olan bir operasyondu.



aynı yıllarda cilt kanseri teşhisi kondu, kanser tedavisine çabuk cevap verdi, otopsisinde kanseri yendiği ortaya çıkacaktı.



yine 2000'lerin başlarında sırt ağrıları onu yürütemeyecek noktaya geldi, bir süre tekerlekli sandalye kullandı, ama kullandığı ağrı kesicilerin dozunu artırarak bunun da üstesinden geldi. büyük bir geri dönüş konseri planlıyordu. bunun için de daha çok ağrı kesiciye ve daha çok enerji hapına ihtiyacı olacaktı.



tuhaf olan, 20'li yaşlarında çıktığı bad dünya turnesi sonunda çok yorulduğunu, bir daha asla dünya turnesine çıkmayacağını, yalnızca özel konserler vereceğini ve albümler yapacağını açıklamış olmasına rağmen, tekrar tekrar her albüm sonrası dünya turnesine çıkması ya da "çıkartılması" idi. 20'li yaşlarda dayanamadığı yorgunluğa 50 yaşında nasıl dayanabilecekti ki?



tüm bunlar olurken bir yandan da basının üzerinde oluşturduğu ağır baskıya karşı durmaya çalışıyordu. sanki planlı bir ezme, yok etme hareketi yapılıyordu michael'a karşı. üzerime gelmeyin, yalvarırım beni yalnız bırakın, iftiraya uğramaktan bıktım diye şarkılar yazıyordu, ne yapabilirdi ki...



artık öyle çok ilaç alıyordu ki, ilaç temin edebilmesi yasal olarak imkansız hale gelmişti, o da uydurma kimliklerle ilaç almaya başladı. öldüğünde eczacısı, ayda 30.000 dolarlık ilaç aldığını söyleyecekti. michael günde 40 vicodin alıyordu. vicodin dışında, hergün demerol , xanax , soma , zoloft , paxil ve priolosec kullanıyordu.



hergün anti depresanlar, ağrı kesiciler , sakinleştiricilerden oluşan bir grup ilaç alan michael aynı zamanda anorexia olmuştu, aşırı çalışmaktan dolayı yemek yemek aklına bile gelmiyordu. öldüğünde 50 kiloydu ve midesinde-bağırsaklarında ilaçtan başka hiçbirşey yoktu. yardımcısı michael'ın sık sık midesini yıkadığını açıkladı.



otopsisinde sırtında çizikler ve morluklar olduğu görüldü. michael muhtemelen yine çok uzun saatler çalışmış ve düşmüştü ve muhtemelen yine daha çok çalışabilmek, daha iyi olabilmek için daha fazla ilaca sarılmıştı.



sonunda kalbi bu yorgunluğa dayanamayacak, aniden duracak ve tüm müdahalelere rağmen bir daha çalışmayı red edecekti.



bunlar, hayattayken bilinmeyen gerçekleriydi michael'ın. keşke herkes onun kadar güçlü olabilse, ama değil bunları yaşamak, empati kurmaya çalışmak bile korkunç....o ki hem bu acılarla yaşamış, hem de böylesine başarılı olmuş. hayranlarına mümkün olduğunca hiçbirşey belli etmemeye çalışmış. güçlü görünmek istemiş. dünyaya eşi benzeri gelmemiş, gelemeyecek bir efsane olmuş. kulağımızdan silinmeyecek melodiler yaratmış, ölümüne dans etmiş, ölümüne şarkı söylemiş...



ne büyük adammışsın michael, umarım gittiğin yerde çok mutlu olursun.
Gökhan Oley 10 yıl önce
michael jackson'ın en çok ses getiren ve ardından türlü ideolojik baskıya maruz kalmasına sebep olmuş tamamen kendi üretimi olan parçadır. her ne kadar dönemi içinde amerika'nın kendi sosyolojik problemleriyle alakalı olsa da, sözleri "insan" ı baz alır.şarkının sözlerini antisemitist bulan kazma amerikan medyası ve medya gazını alıp dellenen bi ton adam, ki steven spielberg de dahildi, michael jakson'ın üstüne gitmişti. yok herkes anlamaz, yok "jew me" ne demek, vay "kike" dedi, yok bilmem ne, "sen en iyisi değiştir sözleri ya da albüme bi not ekle" demişler idi. adamın üstüne öyle bi gitmişlerdi ki sözleri de değiştirdi, albümlerin sonraki baskılarına özür de ekledi. "i'm tired of bein' the victim of shame, they're throwing me in a class with a bad name" diye bar bar bağıran michael'a, bu şarkısı için epey haksızlık yapılmıştı abd'de. müthiş şarkıdır vesselam. hapishanede geçen klip sağlamdır. iki klibi de spike lee çekmiştir.iki klip i olan ve iki farklı versiyonu olan şarkıdır.birinci klip ise hapishanede tutsak olan michael jacksonn ın şarkı söylerken çektiğidir. bir çocuk çığlığıyla başlar klib ve savaş karşıtlığı yapar bu klipte davul sesleri yoktur. klip zamanında çok tepki topladığı için ikincisi çekilir.

ikinci klip brezilyada 150 davul eşliğinde muhteşem bir uyumla çekilmiş olan gördüğüm en güzel michael jackson klipidir. şarkı burada farklılaştırılmış ve davulların ahenkli uyumu sayesinde oldukça kıvrak,oynak bir hal almıştır

görüldü ki, aslen they care about michael durumu söz konusu.. hatta they all care about michael..



29°
az bulutlu
Günün Anketi Tümü
DenizHaber.Com Tema güncellemesi yaptık. Yeni site dizaynımızı nasıl buldunuz?
DenizHaber.Com Tema güncellemesi yaptık. Yeni site dizaynımızı nasıl buldunuz?