banner246

banner176

banner242

banner191

banner249

banner148

banner244

banner179

banner248

banner145

15.11.2011, 23:27 30364

Pendik-Sulzer Motor Fabrikası'nın Hikayesi

Bir süre önce, sinemalarda, "DEVRİM ARABALARI" adı altında oynayan filmde, devrimi simgeleyen ve tamamı Türk mühendis ve işçisinin emeği ile üretilecek bir otomobilin hikayesi konu ediliyor, bu otomobilin imalatı da, TCDD'nin Eskişehir Fabrikası’na veriliyordu.

Eskişehir’de uzun uğraşlardan sonra üretilen iki otomobil, Cemal Paşa'ya iftiharla gösterilmek üzere Ankara'ya gönderiliyor. Trenden indirilip Cemal Paşa'yı alarak Ankara turuna çıkması planlanan “Devrim” adı verilen otomobil, yazık ki benzin konulması unutulduğu için çalıştırılamıyor. Cemal Paşa'yı son derece sinirlendiren bu ihmal, otomobil üretiminin bir hüsranla sona ermesine sebep oluyor. Gece gündüz büyük bir heyecanla çalışıp, meydana getirdikleri eserin tetkik dahi edilmediğini gören mühendisler, büyük üzüntü ve hayal kırıklığı yaşayarak boyunları bükük fabrikalarına geri dönüyorlar.

Aradan geçen 50 yıla yakın süre sonra bu projede çalışıp halen hayatta olanlar, o günkü üzüntü ve hayal kırıklıklarını hala yaşıyorlar. Ahir ömürlerinde bir eser yaratmanın mutluluğu ve huzuru ile yaşamak yerine, benzin koymayı unutmuş olmanın pişmanlığı ve bir kenara atılmış olmanın üzüntüsü ile yaşıyorlar.

1937 yılında Büyük Atatürk'ün direktifleri ile inşaatı başlatılan "Pendik Tersanesi"ni 1940 yılında ziyaret eden Cumhurbaşkanı İnönü de Beyaz Tren’den inip, tersane sahasına uzaktan şöyle bir bakıp hiçbir şey yapılmadığını görünce son derece sinirlenip yanındaki zamanın Ulaştırma Bakanı Ali Çetinkaya'ya bastonu ile tersane sahasını gösterip, hiddetle "Kapatın burayı, kapatın burayı" demesi ile Pendik Tersanesi inşaatı da durdurulmuş ve ancak 29 sene sonra 1969'da yeniden başlatılabilmişti.

Benzer iki olayı ve kayıpları görünce insan; "İnönü de, Cemal Paşa da keşke biraz hoşgörülü olabilselerdi" diye acı acı düşünüyor. Gelelim, Devrim Arabaları gibi, ama çok daha büyük para ve emek harcanarak gemi sanayimizi çağ atlatacak olan başka bir Devrim'e; "PENDİK - SULZER" Motor Fabrikası’nın hikayesine…

Henüz Pendik Tersanesi ortada yok iken, eski tersanelerimizde 1960'lı, 70'li yıllarda bir gemi inşaatı planlanınca, ilk önce geminin projeleri, sonra da yurt dışından getirilecek ana ve yardımcı makinelerin şartnameleri hazırlanarak sipariş aşamasına geçilirdi. Genellikle yurt içi stoklardan temin edilen sac ve profil malzeme ile başlatılan tekne inşaatı, eski teknoloji ile geminin büyüklüğüne göre 1-1,5 yılda bitirilip, merasimle denize indirilirdi. Denize boş tekne olarak indirilen gemi, yurt dışına sipariş edilen ana ve yardımcı makineler, diğer teçhizatlar gelinceye kadar boş bir rıhtıma çekilir ve beklemeye alınırdı. Ana ve yardımcı makinelerin yurt dışından planlanan zamanda gelmesi, gerek TL ve döviz teminindeki gecikmeler, gerekse uzun bürokratik işlemler nedeni ile adeta imkansız olup, bazen 1-2 yıl gecikmeli olarak temin edilebilir, dolayısı ile geminin teslim süresi en az birkaç yıl uzardı. 1960'lı, 1970'li yıllarda biz tersanecilerin en büyük hayali ana ve yardımcı makinelerin yurt içinde üretilebilir olmasıydı ama bu hayal adeta Kaf Dağı’nın arkasındaki bir hayal gibiydi.

Pendik-Sulzer'e ilk adımlar…

1978 senesinde, Camialtı Tersanesi'nde inşa edilecek 8 adet 5500 DWT’luk yük gemisi için 24 adet Dizel-Jeneratör ihalesi açılmış, yapılan ihaleyi Polonya'nın Cegielski Motor fabrikası kazanmıştı. Fabrika, motorları SULZER lisansı ile üretiyordu.

920 beygirlik 24 adet dizel motorun ithalatı, beni derin derin düşündürdü. "24 adet motoru neden komple alalım, bunları parçalar halinde alıp, montajla da olsa bir üretim adımı, atamaz mıydık, denemeye değer" deyip ani bir kararla atlayıp Polonya'ya gittim. Fabrika Genel Müdürü ve Satış Müdürü ile yaptığım toplantıda bu fikrimi açıklayınca, adamlar çok şaşırdılar; akıllarında hiç böyle bir şey olmadığı için şaşkınlıkları geçince teklifimi nazikçe reddettiler. Ben de "siz kabul etmezseniz, bu teklifimi ikinci sıradaki firmaya yapacağım onların kabul edeceğini sanıyorum" deyince bu defa derin bir sessizlik oldu. Neden sonra, Genel Müdür, önemli bir buluş yapmış gibi sevinerek, "Teklifinizi biz kabul etsek bile ana SULZER kabul etmez" deyip noktayı koyduğunu zannetti ama ben çok kararlıydım; bu 24 motor fırsatını mutlaka değerlendirmek istiyordum.

"O zaman SULZER'e telefon edip randevu alın beraber gidelim, derdimizi anlatalım, razı olurlarsa teklifimi kabul edin, olmazlarsa yapılacak bir şey yok." dedim. Neticede bu teklifimi kabul ettiler; atlayıp SULZER'e gittik. SULZER yetkilileri, benim teklifime sıcak baktılar, ancak "Türkiye'deki imalat ve işçilik kalitesini görmemiz lazım "deyip iki mühendislerini İstanbul'a gönderip onların raporlarına göre karar vereceklerini söylediler. Kısa bir süre sonra İstanbul'a gelen iki mühendisi Haliç Tersanesi’ne bizzat götürüp, dökümhaneyi ve makine atölyemizi gezdirdim. Dökümhanede dökülen motor parçalarını makine atölyemizdeki modern tezgahları görünce çok beğendiler ve "siz burada değil montaj, motor yapacak imkanlara sahipsiniz" deyip çok güzel bir rapor verdiler.

Neticede Polonyalılar, bu rapor üzerine fazla direnemeyip teklifimi kabul ettiler. Ana SULZER de bize Polonya'nın SUB-LICENCER'i olarak motor montaj ve imalatına geçebilir yetkisi verdi. Polonya’lılarla mukaveleyi benim arzularıma göre yeniden tanzim ettik. Mukaveleye mühendis ve teknisyenlerimizin Polonya'da kısa bir eğitime tabi tutulması, Pendik Tersanesi'nde başlatılacak montaj çalışmalarına Polonyalı teknisyenlerin de yardımcı olmaları, biten motorların test edileceği 1500 beygirlik bir test odası projesinin hazırlanması, teçhizatının da Polonya'dan gönderilmesi gibi maddeler de ilave edildi. En önemlisi, motorların Türkiye'de üretilmesi mümkün olan parçalarının Türkiye'den yerli olarak teminini de kabul ettirdik.

1979'dan 1982'ye kadar 920 beygirlik bu motorların bir kaçı, daha Pendik Tersanesi işletmeye açılmadan bitirilen teçhiz atölyesinin bir köşesinde, çalışkan arkadaşlarımız ve Polonyalı teknisyenler tarafından birer birer monte edildi. Bir yandan da hazırlanan test odası tamamlanınca montajı biten ilk motor, test odasına alınınca arkadaşlarım beni davet ettiler. Büyük bir heyecanla test odasının dışında toplandık, motoru harekete geçirecek hava vanası açılır açılmaz yerli montaj motorumuz büyük bir gürültüyle çalışıp, dönmeye başlayınca, hepimiz büyük bir sevinçle birbirimize sarıldık. O gün, "Galiba, ayı göğe çıkarttık" deyip, gözlerim dolu dolu motorun gürültüsünü büyük bir mutlulukla dinlediğimi hatırlıyorum.

Sulzer'den lisans alışımız ve Pendik-Sulzer Motor Fabrikası

Bu montaj motorlardaki başarımız %40'a yaklaşan yerli katkımız, SULZER tarafından da yakinen takip edilince, 1981 yılı başlarında SULZER' den büyük motorların da imalatı için direkt lisans alma girişiminde bulunduk. Ana SULZER'i ikna etme müzakereleri epey uzun sürdü, neticede bir mutabakata vardık. Hazırladığımız lisans anlaşmasını, ilk önce kendi bakanlığımıza, DPT'ye ve Maliye Bakanlığı'na uzun uğraşlar neticesinde kabul ettirdik ve nihayet Temmuz 1981' de lisans anlaşmasını SULZER ve DENİZCİLİK BANKASI olarak karşılıklı imzaladık. Bu lisans anlaşması ile artık her türlü ana ve yardımcı makineyi SULZER lisansı ile Türkiye'de Pendik'te imal edebilecektik. Lisans anlaşmasına imza atarken ne kadar mutlu olduğumu anlatmak çok zor ama çocuklar gibi sevindiğimi hatırlıyorum.

Fabrika İnşaatına Geçiş

1981 Temmuz'unda lisans anlaşmasını imzalar imzalamaz fabrika inşaatı için kolları sıvadık. İki arkadaşımızı SULZER'e göndererek yıllık motor sayısına göre, fabrikasının büyüklüğü ve donanımı üzerinde müşterek bir çalışma yaptırdık. Kısa bir süre sonra fabrikanın ön projesi ile tezgah ve teçhizat ile ilgili listeler hazırlandı. İstanbul'da bu ön bilgilere göre nihai projeler hazırlanıp ihale aşamasına geçildi. Fabrikanın çok sağlam olması gerektiği için, inşaatın iki aşamada yapılması kararlaştırıldı.

Temel inşaatı, sağlam zemin bulununcaya kadar binlerce fore kazık çakılarak ve kazıklar birleştirilmek sureti ile yapılacaktı. Fabrikanın temeli, Pendik Tersanesi'nin 1. Kısım inşaatının bitirilip işletmeye açıldığı 1 Temmuz 1982 günü Başbakanımız Sn. Bülent Ulusu tarafından atıldı. Temel inşaatı, iki ayrı firma tarafından büyük para ve emek harcanarak bitirildi.

Üst yapı inşaatı, KDÇ'e verildi. KDÇ, tersaneye şantiye kurarak devlet sektörü olmasına rağmen müthiş bir çalışma başlattı ve fabrikamız, her türlü dinamik yüklere dayanıklı çok sağlam ve güzel bir yapı olarak ortaya çıktı.

İlk Pendik-Sulzer Motorları

1 Temmuz 1982'de fabrikanın temeli atılır atılmaz sipariş araştırmasına girişmiştik. Polonya ile Türkiye arasındaki Kliring anlaşması çerçevesinde Pendik'te inşa edilmek üzere beş adet 26.500 DWT’luk dökme yük gemisi almayı başarmıştık. Deniz Nakliyat'ın siparişi olan üç adet 75.000 DWT’luk dökme yük gemisi ile inşa edilecek gemi adedi sekizi bulmuştu (Sonradan gemi adedi beşe düşürüldü).

Polonya’lılarla yaptığım görüşmeler sonucunda bu sekiz geminin ana ve yardımcı makinelerinin bazı parçalarının imali sureti ile Pendik'te üretilmelerini kabul ettirdim. Böylelikle hem Pendik Tersanesi hem de Pendik-Sulzer yüklü bir siparişe kavuşmuş oluyordu.

Ne yazık ki ben bütün yoğun uğraşlarım sonunda vücudumu hurdaya çevirdiğini hiç fark etmemiştim. Hastanemizde yaptırdığım bir Check-up'ta bütün kan değerlerim berbat, tansiyon18-12 bulunmuş, doktorları epey korkutmuştum. Derhal ilaç tedavisi ve perhiz başladı ama tansiyonum yaşadığım stresli ortam dolayısı ile bir türlü düzelmiyordu. Anlaşılan tersane kuralım, motor yapalım derken kendi motorumu bozmuştum. Bu şekilde ancak iki yıl daha çalışabildim. Doktorlarımın ve ailemin ısrarı üzerine emekli olmaya karar verdim.

Başlattığım projeleri ve çocukluğumdan beri içlerinde büyüdüğüm tersaneleri bırakmak benim için bir sevgiliden ayrılmaktan bile daha zor geldi ama yapılacak bir şey yoktu. Benden sonra sevgili arkadaşlarım aynı heyecanla gerek gemi inşaatlarını gerekse motor fabrikasını tamamlayıp, sipariş edilen motorları üretmeye devam ettiler (Motor fabrikasında imal edilen motorların listesini yazımın sonuna ekledim).

Büyük emeklerle üretilen Devrim Arabaları maalesef yollara çıkamadılar ama bizim motorlarımız monte edildikleri gemilerde çok şükür hala tıkır tıkır çalışıyorlar. Emeği geçen sevgili arkadaşlarıma ülkemiz şükran borçludur.

Pendik-Sulzer'in Sonu (Devrim Arabalarına benzer bir kader)

1999 depreminden bir süre sonra, depremden zarar gören Gölcük Tersanesi yerine Pendik Tersanesi, Deniz Kuvvetleri’ne devredildi. Aradan birkaç ay geçmişti ki, motor fabrikasının, tamir atölyesine dönüştürüldüğünü öğrenince inanılmaz bir şok yaşadım. Motor imalatına geçiş döneminde yaşadığım bütün sevinçlerim bir anda derin bir üzüntüye dönüştü. Anladığım kadarı ile, Pendik Tersanesi'ni devir alan ekipteki genç meslektaş kardeşlerimiz motor fabrikasını gezip görünce; "Bize motor fabrikası lazım değil, burası çok güzel tamir atölyesi olur" deyip bu kararı vermişler.

Halbuki; bu güzelim fabrikayı, atölyeye çevirmek yerine, fabrikaya tersane içinde özel bir statü kazandırılarak yeni lisanslar alınarak hem Deniz Kuvvetleri’ne hem de Tuzla tersaneleri için motor üretimine devam edilseydi, yurt dışından motor ithali büyük ölçüde azalır, büyük döviz tasarrufu sağlanabilirdi. Tamir atölyesi, tersane içinde başka bir yere az bir masrafla yapılabilirdi. Ne yazık ki, bu ideal çözüm düşünülmemiş.

Bizler, “Makine üretmeyen bir Gemi Sanayi’nin, gerçek bir gemi sanayi olamayacağına” inanmıştık; bizler, "Motor yapabilen bir Türkiye'nin, motor yapamayan bir Türkiye'den daha güçlü bir ülke olacağına" inanmış, bu inancımızı gerçekleştirmek için didinmiş uğraşmış ve başarmıştık. Motor fabrikasının kapatılması ile gemi sanayimiz ve Türkiye çok şey kaybetmiştir.

Şimdi bizler de, Devrim Arabalarını yapan emektar mühendisler gibi ahir ömrümüzde bu güzel eserin tarihe gömülmesinin derin üzüntüsünü yaşıyoruz. İsterdik ki, başlattığımız motor imalatı daha da geliştirilsin, yerli katkı yüzde yüze yaklaşsın, yeni ilavelerle kapasitesi artırılsın; Tuzla tersanelerinin ve Deniz Kuvvetlerimizin bütün ihtiyaçlarını karşılar hale gelsin, ihracat yapsın. Biz de genç kardeşlerimizin yaptıkları güzel katkılarla iftihar edelim, onları kınamak yerine onlarla gurur duyalım, ahir ömrümüzde de huzurlu ve mutlu yaşayalım.

Belki, bu anılarımız ve düşüncelerimiz genç kardeşlerimize bir heyecan kaynağı olur da yeniden Kaf Dağının arkasına atılan motor yapma hayalini gerçekleştirmek için kolları sıvarlar. Genç kardeşlerimiz bilsinler ki; yeni bir MOTOR FABRİKASI’nın kurulduğunu göremeden gidersek gözlerimiz açık gidecek.


Bu fotoğrafta yer alan sevgili arkadaşlarımdan hayatta olanları sevgi ile, aramızdan ayrılan Sevgili Metin Elçiçek ve Sevgili Hayrettin Özşahin'i saygı, rahmet ve özlemle anıyorum. Pendik Tersanesi ve Pendik-Sulzer'e yaptıkları büyük katkılar ve aziz hatıraları asla unutulmayacaktır.

 Yeni Gelişmeler

Son bir iki yıldır değerli mühendis kardeşimiz Fatih Yılmaz’ın “Devrim Otomobilleri’nin yapıldığı Eskişehir TÜLOMSAŞ Fabrikası’nda lokomotif dizellerinin yanında gemi dizeli de üretilsin” şeklindeki yazılarını ve TÜLOMSAŞ’ın bu konudaki gayret ve çalışmalarını sevindirici bir gelişme olarak heyecanla takip ediyorum.

 Sevgili Fatih Yılmaz’ın yazılarına gönderilen yorumlarda genç mühendis kardeşlerimin de bu gelişmeleri yakından takip ettiklerini görüp mutlu oluyorum.

 Türk tarihi, bazı Türkler tarafından yapılan birçok güzel atılımların yine bazı Türkler tarafından yok edildiği talihsiz olaylarla doludur. Bir çok konuda geri kalmışlığımızın en büyük sebeplerinden biri de bu kötü alışkanlığımızdır. PENDİK-SULZER Motor Fabrikası da maalesef bu örneklerden biri olmuştur.

 Gemi Sanayimizi geliştirecek olan ümidimiz gençlerimize bu dramatik hikayeyi biz emektarların örnek bir çalışması olarak sunuyorum. Onlara yapacakları çalışmalarda cesaret ve kuvvet vermesini diliyorum.

 Biz emektarlar gençlerimizin çalışmalarını ömrümüz oldukça ümit ve heyecanla takip edeceğiz.

Yorumlar (11)
Müh.Kaptan Refik Akdoğan 10 yıl önce
Şimdi vatana ihanet böyle oluyor.Temballer çalışmamak için böyle yerleri kapatıp rahat ediyorlar. Kapatılmasa çalışacak. Adam çalışır mı hiç, yan gelip yatmak varken. Buz dolabı çamaşr mekineleri vb. 50'li yıllarda memlekete dışarıdan getirilir, burada üstüne Türk firmasının markası vidalanırdı. Ama şimdi onları vb ülkemizde yapıp ihraç ediyoruz. Pendik Tersanesi içinde kurulan Sulzer lisansıyla motor fabrikası, montaj da olsa bazı aksamları burada yapılarak gelişme gösteririken bir vatan haini bu tersaneyi kapatarak şimdi yüzde yüze varacak olan motorları yapmak olanağını bulabilecektik. Ali can Beyin rahatsızlanarak işin başından ayrılması büyük bir talihsizlşk olmuştur. AMA GEÇ KALMIŞ SAYILMAYIZ. Şimdi tersaneyi özelleştirerek hem 175.000 dwt'luk gemileri ve onların ana ve yardımcı nakinelerini yapabiliriz. Trilyonlar yatırılarak yapılan Pendik tersanesinin ve motor fabrikasının askeriyeye devaredilerek ticari amaçlardan uzaklaştırılarak ticari bakımdan atıl duruma getirilmesi ve motor fabrikasının tamamiyle kapatılmasında dış mihrakların rolü olduğuna inanıyorum. Bir hain aracılığı ile muhtemel büyük bi rakipten kurtulmuışlardır.Herkesin bu tersaneyi tekrar ticari amaçlarına uygun olarak çalışması için desteklemesi vatan hizmet olacaktır. Allah yardımcımız olsun. www.refikakdogan.com
murat birecik 10 yıl önce
sayın genel müdürüm,



bizler; arasıra hatalar yapacağız... siz de affedeceksiniz.



allah, size uzun ömürler versin.



ellerinizden öper, saygılar sunarım.



kardeşiniz murat birecik
ATA 10 yıl önce
Yazınızı inanın gururla okudum. Büyük bir özveriyle motor fabrikası kurmuşsunuz. Ancak gelinen noktaya hiçbir Türk halkının üzülmeyeceğine kesinlikle inanmam.

Maalesef Askeri vesayet dönemlerinde bu gibi birçok değerimizi kaybettik. birçok değerli insanımızı küstürdük. Dileğim ülkemizin bundan sonra sizin gibi insanlardan yararlanması ve yaptığınızın onda biri de olsa benim de bir katkımın olmasıdır...
Fatih Yılmaz. 10 yıl önce
Sayın Genel Müdürüm,



Bizler de sizler gibi “Makine üretmeyen bir Gemi Sanayi’nin, gerçek bir gemi sanayi olamayacağına” ve "Motor yapabilen bir Türkiye'nin, motor yapamayan bir Türkiye'den daha güçlü bir ülke olacağına" inanarak TÜLOMSAŞ'ı gündeme getirdik.



2009 yılının Ağustos ayında TÜLOMSAŞ'a yaptığımız 2 günlük ziyarette, devletin o muazzam fabrikalarını beraberce inceledik. Sonuçta ise; gemi makinesi üretim alt yapısı olduğu konusunda mutabık kaldık. İlerleyen süreçte 2010 yılında yapılan bir panelde Gemi Mühendisleri Odası (GMO)'nı harekete geçirdik ve akabinde 2011 yılı Mayıs ayında TÜLOMSAŞ'a ikinci bir ziyaret daha gerçekleştirdik.



Şu aşamada ise; 11.10.2011 tarihinde beni cep telefonumdan arayan TÜLOMSAŞ Genel Müdürü Sn. Hayri AVCI Beyin verdiği güzel habere göre, TÜLOMSAŞ'ta üretilen mevcut diesel motorların Türk Loydu'ndan tip onay sertifikasyon testleri tamamlanmış durumda. Yani artık gemi ve deniz araçlarında da kullanılabilecek. Sektör tarafından tercih edilecek mi? onu zamanla göreceğiz. Her ne kadar 1500 rpm ve "V" tipi olsalar da sektör tarafından tercih edilmesini sizin gibi ben de can-ı gönülden arzu ediyorum.



Ancak bildiğiniz üzere sizin ve benim TÜLOMSAŞ için öngördüğümüz vizyon tabii ki bununla sınırlı değil.



"TÜLOMSAŞ Gemi Motoru Üretim Projesi" fikrimizin 2 aşamalı olduğunu defaatle ifade ettik. TÜLOMSAŞ'ta üretilen mevcut motorların (2400 HP, 1500 rpm) gemilerde kullanılması için sertifikasyon işlemleri bizim için sadece kısa vadeli bir vizyondan ibarettir. Biz, orta ve uzun vadede, TÜLOMSAŞ'ta 20-30.000 DWT'luk yük gemilerini yürütebileceğimiz 10-15.000 BHP'lik ana makinelerin (ki bu güç aralığındaki motorların devir sayısı genellikle 100-300 rpm arasındadır) üretilmesi için yeni bir üretim bandı kurulabileceğini, motor fabrikasının alt yapısının bunun için uygun olduğunu ve geliştirilmeye müsait bir kapasitesi olduğunu da söylüyoruz, anlatıyoruz.



Sayın Genel Müdürüm,



Hatırlayacağınız üzere, 2009 yılında Sn. Hayrı AVCI Beyin daveti üzerine gerçekleştirdiğimiz TÜLOMSAŞ ziyaretimizin hemen sonrasında (Hayri Beyin makam odasında) yaptığımız toplantıda, yukarıda belirtttiğimiz kısa, orta ve uzun vadeli vizyonlar hakkında fikirlerimizi aynen belirtmiştik ve o sırada o odada bulunan hiç kimseden itiraz gelmemişti. Sonradan ne oldu da TÜLOMSAŞ'ı kısa vadeli vizyona (2400 beygirlik, 1500 devirlik motorlara) mahkum etme çabasına girildiğini de anlayabilmiş değiliz. Aslında merak da etmiyoruz ancak lüzumsuz söylemlerle milli bir projeyi rayından çıkarmaya hiçkimsenin hakkı yoktur.



Buradan tekraren ifade etmek isterim ki, biz TÜLOMSAŞ'ta 20-30.000 DWT'luk yük gemilerini yürütebileceğimiz 10-15.000 BHP'lik ana makinelerin üretilmesi için yeni bir üretim bandı kurulabileceğini, motor fabrikasının alt yapısının bunun için uygun olduğunu ve geliştirilmeye müsait bir kapasitesi olduğunu söylüyoruz. Bu fikrimizi de kimsenin diktasıyla değiştirecek değiliz. Sonuçta karar ve uygulama makamında olanlar TÜLOMSAŞ Genel Müdürü ve üstleridir.



Sayın Genel Müdürüm,



Pendik-Sulzer Motor Fabrikası'nın kurulması sürecini ve o meşakkatli süreçte yaşanan zorlukları kaleme aldığınız bu güzel yazınızdan dolayı size çok teşekkür ederim. Şimdi o zorluklardan bazılarına (kalleşlikler de dahil) bizler de maruz kalıyor ve aynen müşehade ediyoruz. Dolayısıyla, gerek bu yazınızın ve gerekse "BİR TERSANE BİR HAYAT" isimli kitabınızın, Türk gemi sanayiinin kalkındırılması noktasında genç meslektaşlarınıza cesaret ve kuvvet verdiğine emin olabilirsiniz.



"Vatana hizmet lafla değil, icraatla olur" der büyüklerimiz. Siz vatan hizmetinizi "Pendik-Sulzer" ile fazlasıyla yerine getirdiniz. Keşke herkes sizin gibi yürekli, çalışkan ve vefalı olsaydı.



En başından beri verdiğiniz ve bundan sonrada vereceğinizi umduğum destekleriniz için size en kalbi teşekkürlerimi arz eder, ailenizle birlikte sağlıklı, huzurlu ve hayırlı ömürler dilerim.



Saygılar, selamlar.

Fatih Yılmaz.



ali can 10 yıl önce
K ardeşim Murat Birecik,



Öncelikle bilmeni isterim ki ben,Tülomsaş motorlarına karşı değilim.Makalemin sonundaki " yeni gelişmeler " bölümünü dikkatli okursan orada "Tülomsaş'ın çalışmalarını sevindirici bir gelişme olarak heyecanla takip ediyorum" diyerek,Tülomsaş motorlarının gemilerde de kullanılabilir olmasını çok arzu ettiğimi anlayacaksın.



Bu çalışmalara sen de önemli katkılarda bulunuyorsun,lütfen rahat ol,çalışmalarına artan bir gayretle devam et,bize Eskişehirden hayırlı haberler getir.



Başarı dileklerimle,gözlerinden öpüyorum.



Ali Can
ali can 10 yıl önce
1980'li yıllarda,Eskişehirde üretilen Philstick motorlarını ullanmak varken neden Sulzerden lisans alarak motor yapıldı şeklinde bir görüş ortaya atılınca bazı meslektaşlarımızı aydınlatmak zarureti hasıl oldu.

Sulzer' seçmiş olmanın bir çok teknik sebebi var ama, ben şimdilik makalemdeki bir fotoğrafı işaret etmekle yetinmek istiyorum.

Makalenin ortalarında,testi tamamlanıp gemiye monte edilmek üzere fabrikadan çıkarılan 14.000 bhp.lik dev bir motor görülüyor.Bu fotoğraftaki dev dizelin görüntüsü bile neden philstick yerine Sulzerin seçildiğini açık,seçik ispatlıyor.

Çünkü,Philstick'portföyünde böyle büyük güçte motorlar yok...

sulzer' seçmiş olmak,tarihi bir yanılgı değil,tarihi bir başarıdır.

Keşke,Pendik-sulzerle gurur duymaya devam edebilseydik...

Murat Birecik 10 yıl önce
sayın genel müdürüm,



haddim olmayarak, gemi makinelerini incelerken; 4 zamanlı motorlar ve 2 zamanlı motorları önce bir ayıralım. 4 zamanlı motorları da, yüksek devir ve orta/alçak devir olarak tekrar ayıralım...diye öneriyorum, değerli ağabeyim.



eskişehir'de üretilmekte olan ''tülomsaş'' marka motorlar ise,

4 zamanlı, yüksek devirli ve motorin (diesel oil) yakan motorlar. v-konfigürasyon ile de, düşük hacim kaplayan (denizaltı, lokomotif, romorkör, hızlı feribot, mega yat...gibi) makineler.



sonuçta, 4000 dwt üzerindeki yük gemileri için zaten uygun olamazlar.



1980 senesindeki ziyaret sırasında, eğer üretimde olan motorların jeneriği, marine olarak saptanabilmiş olsaydı, çok şahane olurdu.



saygılarımla

murat
Halil Saraçoğlu 10 yıl önce
Memleketimiz'de % 100 Türk malı gemi tipi jeneratör üreten bir motor üreticisi yok.Firmalar genelde motor parçalarını dışarıdan ithal ediyorlar.

yüksek güçlü dizel motoru üretiminden çok öncelikle F/O-D/O veya LNG yakabilen dış piyasayla rekabet edebileceğimiz jeneratörler üretilemez mi?

Üniversite-Sanayii işbirliği ile sertifikasyonlar aalınarak iç ve dış piyasada başarılı olunabilir.

Ali Can beyi ve diğer saygıdeğer büyüklerimin fikirlerinin gerçek olmsı dileğiyle...

Harekette birlik olmazsa,Fikirdeki birlik faydasızdır

Bütün Yorumları Görmek İçin Tıklayın
17
açık
banner102
Günün Karikatürü Tümü