Size bu güzel bayram gününde Pasifik’i geçen İlk Türk gemisini anlatayım.

1 Nisan 1955 yılında tekrar yayına başlayan Deniz dergisinin 1.sayısında Lütfullah Güneralp’in, ”Pasifik’i geçen İlk Türk gemisi “ile ilgili yazısını okuyunca, Atlantik’i geçen ilk ticaret gemisi GÜLCEMAL’den sonra bunu da sizlerle paylaşmadan geçemezdim.. Ama öncelikle “Deniz” dergisinin yaşadığı tarihi süreci kısaca paylaşmak istiyorum. Deniz dergisi, Cumhuriyet tarihinde, ilk defa 1 Temmuz 1935 yılında çıkar. 1 Aralık 1947 yılında 137’nci sayıyı çıkardıktan sonra yayın hayatına son verir. 1935 yılında başladığı yayın hayatına 12 yıl devam ettirmiş ve uzun soluklu yayınlar arasındaki yerini almıştır .Denizciliğimize çok değerli katkıda bulunan ve denizcilik tarihimize çok güzel hatıralar bırakan dergiye katkıda bulunanları rahmetle anıyorum.

“Deniz“ dergisinin sona erdiği yıl Foto Süreyya’nın “Av ve Deniz” dergisi çıkar. 18 sayı devam ederek 1948 Nisan sonunda anlaşılmayan bir nedenle yayınına son verir. Bu sayıda denizcilik ile ilgili haberleri Süreyya Gürsü paylaşmaktadır. Bunu ”Yurtta ve Dünyada Av ve Deniz Sporları” takip eder. Bu derginin sahibi ve başyazarı batan “Av ve Deniz” dergisinin Yazı işleri Müdürü ve Matbuat Md. eski sekreteri Turan Tamerler beydir. 1948 Haziranından 1955 Nisan ayına kadar bu dergi 30 sayı çıkabilir. Bu dergide uzun bir süre devam edemez. Senede sadece 4 sayı çıkarmışlardır. Bu dergide de Süreyya Gürsu yazmaya devam etmektedir. Bu dergi de kapandıktan sonra 1 Nisan 1955 yılında, Deniz dergisi tekrar yayın hayatına başlar. Ancak Deniz dergisi, 1947 yılında kapanan dergiden çok farklı olarak çıkar. Öncelikle derginin künyesi ve yazar kadrosu tamamen değişmiştir. Editör olarak E .Kazanlıoğlu gözükmekte, yazar kadrosunda, Cemil Arıksan (Yüksek Denizcilik Okulu Mezunlar Cemiyeti Başkanı),Kerim Gürel (Deniz Bölge Müdürlüğü uzman),Turgut Kocaengin, İrfan Cerrahoğlu (armatör), Ahmet Sarıdereli (Denizcilik Bankası T.A.O ‘nda müfettiş), Muzaffer Taşkın (Gemi Makineleri İşletme Mühendisi), Necdet Musaoğlu (Kılavuz kaptan), Oğuz Toycan, Reşit Uğur (İstanbul Liman Başkanı), Kerim Gürel (Gemi Makineleri İşletme Mühendisi), İskender Songür, Lütfullah Güneralp (S/S Mardin’in Eski Baş Mühendisi) ve A.Keşkek yer almaktadır.

Deniz dergisi yeni yayın hayatına Sayı 1 olarak Siyasi, İktisadi Denizcilik Mecmuası olarak başladığı ilk sayısında, S/S Mardin gemisinin Eski Baş Mühendisi Lütfullah Güneralp, derginin 28.sayfasında bizlere denizcilik tarihimiz ile ilgili çok güzel bir hikaye paylaşmaktadır.

MARDİN ŞİLEBİNİN BÜYÜK SEFERİ PASIFIK’İ GEÇEN İLK TÜRK GEMİSİ

Yalnız bir seferinde 3050 mil mesafe kat ederek Amerika’dan Milliyetçi Çin’e silah ve cephane götüren Türk Şilebi S/S MARDİN

Büyük seferinde Hattı Üstüva’yı temsili olarak 1,4 defa dolaşan S/S Mardin’in rotası

Metin şöyledir;

Önsöz;

Lütfullah Güneralp

“Yurdumuzun şirin kıyılarından tutunda ,Atlantik ve Pasifik sahillerine ,Çin ve Filipin adalarına varıncaya kadar tekmil dünya denizlerini ve limanlarını gezip görmek her denizcinin isteği ve rüyasıdır. Bu uğurda her şeyi göze alan denizci, bazen aylarca süren seferler boyunca tabiatın çeşitli cilvelerine göğüs gerecek, mücadele edecek ve ekseriya onun oyuncağı olurken ,bundan da ayrı zevk duyacaktır. Bilmediği ve ummadığı bir maceraya kapılarak sürüklenip gidecek ve nihayet hepsi geçip de ana vatana dönerken bütün bu rüyalardan onda acı veya tatlı unutulmaz bir hatıra kalacaktır. Zaten denizcinin belli başlı kazancı da bundan ibarettir.

Bir gün gelir ki,bu hatıralarımız karıştırmakla avunur, sanki zamanı yeniden yaşıyormuş gibi zevk ve heyecan duyuyoruz. İşte şimdi bende denizcilik hayatımın ve yakın maziye ait büyük ve oldukça mühim bir seferin sefahatını aynı zevk ve heyecanla hatırlamaya çalışıyorum.Bu sefer, Mardin gemisini Amerika’dan tesellüm ederek Atlantik yolu ile yurda getirmek üzere harekete geçen bir avuç denizcinin Amerika’dan itibaren tamamen başka bir yol ve program takip ederek Pasifik’i geçip Filipin’lere ve Formaza’ya gitmesi, bugün memleketleri mühim hadiselere sahne olan Çin Milliyetçilerine tank ve top gibi harp malzemesi götürmesidir.”

2.sayıda yazı kaldığı devam etmektedir;

“Türk Marşa Şirketi ,1949 senesinde Amerika’nın Luckenbach Kumpanyasından gözüne kestirdiği büyükçe bir gemiyi satın almağa karar vermişti. Ben o zamanlar Denizyollarında Sivas gemisi Baş Mühendisliğinden alınarak Makine Enspektörlüğüne getiriliyordum.Vakin,bu benim için terfi idi ama ,beni denizden ayırıyor ve isteğim hilafına kara hizmetine bağlıyordu.Çok sevdiğim Çok sevdiğim Sivas gemisini evvelce Amerika’dan birlikte getirdiğim Kaptan Nuri Yılmaz da (YDO 1931) o sıralarda Denizyollarından ayrılarak Marşa şirketine girmiş ve Amerika’dan satın almakta olan geminin Kaptanlığına deruhte etmişti”

Ancak, denize düşkünlüğünü bilen Nuri Kaptan, Lütfullah bey’i ikna eder ve Lütfullah bey hiç tanımadığı bir maceraya başlar.1949 yılı Ekim ayını 27 si,Perşembe günü sabahı Yeşilköy Hava meydanından 28 kişilik denizci grubu, Mardin gemisini yurda getirmek için yola çıkar. İlk durak Roma’dır. Roma da bir gece kaldıktan sonra, Amsterdam’a inerler ve kısa bir duraklamadan sonra Kopenhag’a varırlar. İki gün burada kaldıktan sonra, 31 Ekim de İngiltere’nin Preswick hava alanına inerler. Burada da kısa bir moladan sonra, Amerika ya uçarlar. On bir saatlik yolculuktan sonra önce Gander’e uğrarlar ,ve daha sonra New York uçarlar.6 saat sonra nihayet New York’a varırlar. Otele yerleşirler. Yolculuğun birinci faslı burada tamamlanır.

Hikayeye devam etmeden önce sizlere hem gemi, hem Armatör ,hem de Lütfullah Güneralp hakkında bilgi vermek istiyorum

Mardin şilebi;

Amerikan Luckenbach Buharlı Gemi Şirketi için Seatle inşa ve Kurudok Şirketi tarafından inşa edilen ve 1918 senesinde denize indirilen S/S Walter A.Luckenbach isimli gemidir.143 metre boyunda 8 286 gros tonluk şilep 1949 yılına kadar Amerikan bayrağı ile dünya denizlerinde seyretmiştir.

Gemi 1949 yılında Türkiye’nin tanınmış armatörlerinden Haşim Mardin’in sahip olduğu Marsa İthalat ve İhracat T.A.Ş tarafından satın alınır.Türk bandırasına giren şilep, Türkiye’den gelen yeni mürettebatla adamakıllı tamirden geçirilir, yeni yurduna gitmek üzere hazırlanır.

Armatör, gemisini boş göndermek istemediği için, Türkiye için yük bakmaktadır.

Armatör Haşim Mardin kimdir?

1911 yılında doğdu, genç yaştan itibaren yelkenle ilgilendi, Ticaret-i bahriye makine bölümünde okudu.
Otuzlu yaşlarda ticarete başladı, 40 yaşında armatör oldu.

Mardin, Haran kuru yük gemileri ve Raman tankeri ile Türk armatörleri arasında ilk sıraya aldı.
Amerikan yapımı, 25 m boy ve 42 m direk uzunluğu olan Rüyam kotrası ile 1952 yılında Atlantiği geçen ilk Türk bayraklı kotra unvanını aldı.

Müteakip yıllarda Sail Training International Tall Ships race Torbay-Lisbon yarışında finiş hattını birinci geçen tekne oldu ancak handikap hesabı ile üçüncü sırayı aldı.

“İstanbul Yelken kulübü kurucu üyeleri arasında yer aldı.54 yaşında vefat etti”

(YDO 67 Gv. mezunu olan Ömer Mardin ve YDO 69 Mk.Yusuf Mardin, Haşim Mardin’in oğullarıdır.)

Hikayenin kahramanı Baş Mühendis Lütfullah Güneralp kimdir?

1911 yılında İstanbul’da doğdu.Kabataş Erkek Lisesinin ardınan, 1934 – 1935 ders yılında Yüksek Deniz Ticaret Mektebi Makine sınıfından mezun oldu.1949 yılına kadar Devlet Deniz Yollarında çalıştıktan sonra, ayrılarak özel sektöre geçer.Mardin gemisi, özel sektördeki ilk gemisidir.Bu gemiyi Türkiye’ye getirecek mürettebat içersinde Baş Mühendis olarak görev alı.1950 de şirketten ayrılır.Marmara Bölgesi Liman ve Deniz İşleri Müdürlüğü’ne makine uzmanı olarak atanır.Bu görevini sürdürürken ,Yüksek Deniziciik Okuluna öğretim görevlisi olarak da çalışmaya başlar.8 Ocak 1966 da vefat eder.Vefatından sonra, Yüksek Denizcilik Okulu Mezunları Cemiyeti ve yakın mesai arkadaşlarının girişimi sonucu teknik resimlerini hayatta iken kendisinin çizdiği” Gemi Makineleri Temel Bilgileri” adlı kitabının yayını gerçekleştirilir.

Hikayenin ikinci faslına gelince;

Bundan sonrasını 2013 yılında yayınlanan MÜTEFERİKA dergisinin 43 sayısındaki Murat Koraltürk’ten alıntılarla devam etmek istiyorum.

“Gemi yeni mürettebat tarafından teslim alındıktan sonra esaslı bakım ve onarımdan geçirilir. Ve yeni yurduna dönmek için hazırlıklara başlar. Bir yük gemisi sahibi veya işletmecisi olağanüstü bir neden ve zorunluluk olmadığı takdirde başta yakıt, mürettebat maaşları ve kumanya gibi kalemlerden oluşacak giderleri gözeterek navlun, yani yeni bir kazanç elde etmediği durumda demir almaz ve gemisinin pervanesini boşu boşuna çevirmez. Haşim Mardin’de aynı düşünce ile hareket eder ve gemisine ilk seferinde yük arar ancak uygun bir yük bulamaz. İkinci Dünya Savaşı sırasında Amerika’dan Avrupa’ya asker ve malzeme taşımış olan Mardin’e sonunda yük bulunur. Mao önderliğindeki Komünist Çin ile Çan Kay Şek önderliğindeki Milliyetçi Çin arasında uzun yıllardır süren iç savaşın sonunda Milliyetçiler Formaza adasına yani bugünkü adıyla Tayvan’a sığınırlar. Soğuk savaşım daha bu ilk yıllarında Amerika Birleşik Devletleri milliyetçi Çinlilere destek vermektedir. Mardin şilebinin ilk seferinde bulduğu yük ,Milliyetçi Çin için Amerika’dan Pasifik Okyanusu’nu aşarak Formaza adasına taşınacak silah ve mühimmattır. Bu uzun ve tehlikeli yolculuğu hiçbir gemi kumpanyası göze alamaz. Mardin şilebinin sahibi yüksek navlun karşısında bu teklifi geri çevirmez.18 Ocak 1950’de Amerika’nın doğu sahillerindeki Philadelphia kentinden başlayan ,Panama kanalı üzerinden Pasifik Okyanusunu geçen Mardin şilebi, Havai adaları ,Filipinler ve Formaza’ya ulaşır. Askeri yükünü burada boşaltan Mardin, Filipinler’den şeker yükler. Tekrar Pasifik ve Panama kanalı üzerinden Philadelphia’ya döner. Burada yükünü boşaltan Mardin, Atlanta Limanından TCDD için ray ve diğer malzemeleri yükler ve Atlantik Okyanusunu aşarak Cebelitarık üzerinden Akdeniz’e geçer.4 Ağustos 1950’de Haydarpaşa önlerinde demirleyerek uzun seyahati sona erer”

“Mardin’in Pasifik Okyanusunu aşan ilk Türk bandralı gemi unvanını kazanmasını sağlayan sefer sırasında geminin Başmühendisliğini yapan Osman Lütfullah Güneralp bu seyahate dair anılarını yazmış ve seyahatinden yaklaşık beş yıl sonra yayınlamıştır. Güneralp böylece Türkiye sivil denizcilik tarihi açısından önemli ancak pek bilinmeyen bir seyahate dair değerli bir belge bırakmıştır”

Lütfullah Güneralp, anılarına Deniz dergisi Sayı , 1955; sayı 2, Mayıs 1955; Sayı 3, Haziran; Sayı 4, Temmuz 1955; Sayı 5-6-7-8-9-10-11-12,Mart 1956 yılında kadar paylaşmıştır.

Bu anılarının içersin de ilginç olan birkaç anısı ile sizleri baş başa bırakmak istiyorum.

Panama kanalı ile ilgili verdiği bilgiler çok ilginç;

“Bu geçit ilk defa 1882 de Fransızlar tarafından kazılmaya başlanıyor. Süveyş kanalı kahramanı meşhur mühendis De Lesseps ,burada da aynı metodu tatbik etmek ve berzahı deniz seviyesine indirinceye kadar düpedüz kazmak sevdasın da. Fakat çalışma şartlarının çok zor olması nedeni ile, yüz milyon doları aşan masrafları gözleri görmüyor ve 1904 yılında bu işi Amerikalılara yok pahasına devredip çekiliyorlar.

Amerikalılar önce Panamayı yaşanacak hale getiriyorlar, bataklıkları kurutuyorlar.Nehir taşmalarını önlemek için barajlar yapıyorlar ,yerli halkı işbirliğine davet ediyorlar,,içecek ve temizlik yapacak tatlı su temin ediyorlar.Velhasıl bölgeyi tamamen tehlikesiz duruma getirdikten sonra, Fransızların planlarından tamamen ayır bir şekilde deniz seviyesinden 85 kadem yüksek olan kanalı 1914 tamamlamaya muvaffak oluyorlar.”

Denizlerin nasıl korunduğu ile ilgili bu paragrafta çok ilgimi çekti;

“Şubat ayının son günüydü. Honolulu’dan yine güzel bir havada ayrılıp her akşam güneşin kaybolduğunu ufuklara doğru gemimizi tekrar salıvermiştik. Adalar henüz peşimizdeyken, üzerimizden helikopter uçmağa ve bizi takibe başladı. Nereden peyda olduğunu bilemediğimiz bu acayip uçağın neden peşimizden geldiğini herkes birbirine soruyordu. Az sonra anladık ki, henüz adalar civarında bulunduğumuz o sıralarda ,denize yağlı sintine suyu veya mazotlu safa suları basıp basmadığımızı kontrol ediliyormuş. Tekmil Amerika sahillerinde olduğu gibi, burada böyle münasebetsizliğin cezası dört bin dolardı”

Çok meşakkatli geçen yolculuk sonunda Formaza’ya varırlar ve yüklerini boşaltıp, Filipinlerden şeker yükleyerek dönüş yoluna çıkarlar;

“Dönüş seferine başladığımızda sıcaklar oldukça artmıştı. Bir yandan serinlemek için yol arıyoruz .Bu meyanda da saçlarımızı kırpmakta aklımdan geçmişti. Bir yağcı Mahmud’umuz var.Yolda geminin berberliğini yapardı. Çok bunaldığım bir gün onu çağırdım;

– Şu saçlarımı dibinden kes ,Amerika’ya gidinceye kadar uzar.. dedim. Güverteye bir sandalye koyup beni oturttu ve boynuma da, beyaz bir çarşaf bozması bir peşkir doladı. Makinenin ilk elde tepemden toplayıp önüme yuvarladığı bir tutam saç ,beni şaşırtıverdi. Zira birkaç ay evvel tek tük beyazlarla kırçıllaşmış olduğunu bildiğim saçlarım, şimdi bembeyaz olmuştu. Başımda, artık şu otuz dokuz yıllık ömrümden sonra çekeceğim çilelere karşı ödenecek, ağarmamış ancak birkaç telim kalmıştı. Bu uzun sefer boyunca hiç de mi aynaya bakmamıştım? Tabii bakıyorum ama kendimi göremiyormuşum demek!.

Bir de gemici Mustafa’mız vardı. Rizeli, güler yüzlü ve sevimli bir adamdı. Karadeniz şivesiyle kendi kalemine göre şiir, destan yazmaya meraklıydı. Benim içinde bir şeyler uydurmuş, bir gün gelip okudu.

“Bu bizim Lütfi beyin üzerinde çarkçı yok”

“Actı Gemiye yolu kim diyordu yolu yok”

“Fayrap etti ocaklar bak bacada duman yok”

*****

“Bu bizim çarkçı başı düşmüştür kilosundan””

“Gece gündüz çalıştı gemi düşmedi yoldan”

Artık İstanbul’ varmışlardır.

“4 Ağustos sabahı Haydarpaşa önüne demirledik. Etrafımızı sandallar sarıvermişti. Herkes kendi malını arıyordu. O gün ne gündü Yarabbi.. İşte geldi geçti.. Yalnız acı-tatlı hatırası kaldı”

“Böyle büyük seferler, işte bu yakın tarihlere kadar bizler için bir hayalden ibaretken ,bugün denizciliğimizde ki son gelişmeler sayesinde Avrupa limanlarından Avustralya sahillerine, Baltık denizinden, Hint limanlarına çalışan ve aylarca seyreden tekmil dünya denizleri gibi bütün dünya denizlerinde gezmek imkanını biz de elde etmiş durumdayız. Şimdi iftiharla söyleyebiliriz ki, Dünya üzerinde bayrağımızın gezmediği hemen hemen hiçbir deniz kalmamıştır.
Hikayemiz burada bitiyor. Hepsini rahmetle anıyoruz. Nurlar içinde yatsınlar”

Osman Öndeş, Armatörler Tarihi kitabı, 4. cilt, sayfa 190

Kaynaklar

1. Deniz dergisi Cilt 1 1955-1956, PASİFİK’i ilk geçen Türk gemisi. Lütfullah Güneralp

2. Müteferrika Kitabiyet Dergisi 2013/1 Sayı 43.Murat KORALTÜRK Lütfullah Güneralp’ın anıları