banner246

banner176

banner242

banner184

banner191

banner148

banner179

banner145

banner182

banner263

24.09.2011, 01:18 23627

Münhasır Ekonomik Bölge

Münhasır Ekonomik Bölge hukuki rejimi 1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi (BMDHS)’nin V. Kısım 55-75  Maddelerinde düzenlenmiştir. BMDHS’nin 57. maddesinde belirtildiği üzere; Münhasır Ekonomik Bölge, karasularının ölçülmeye başlandığı esas hatlardan itibaren 200 deniz milinin ötesine uzanmayacaktır. Münhasır Ekonomik Bölge, kıyı devletine, kıyıdan başlayarak açık denize doğru en fazla 200 mil kadar uzanan bölgede gerek deniz yatağı altında, gerekse içerisinde bazı egemenlik haklarının tanınmasını içeren bir kavramdır (Pazarcı, H., 2008). Münhasır Ekonomik Bölge bu deniz alanında kıyı devletine önemli ekonomik haklar ve yetkiler vermektedir. Ancak, sözleşme, üçüncü devletlere de söz konusu deniz alanı üzerinde bazı haklar tanımaktadır. (Kuran, S., 2009).

Ulusal yetki sınırları içindeki Münhasır Ekonomik Bölge canlı kaynaklar ile petrol, doğal gaz ve kömür, kassiterit, titanyum, manyetit, zirkon, ilmenit, rutil, monazit; altın, platin, elmas ve diğer kıymetli taşlar, kromit, kum ve çakıl, deniz dibindeki sert kayaçlar içindeki yataklarda; bakır, nikel, krom, demir, kimyasal çökelmeyle oluşmuş yataklar olarak ise fosforit, potas tuzları gibi diğer cansız kaynakları kapsamaktadır (Işık, T.M., 1984).

Özel yetki alanı olan Münhasır Ekonomik Bölge kıyı devletinin mutlak egemenliği altında bir alan olmayıp, kıyı devletine sadece doğal kaynaklar üzerinde münhasır yetkiler tanıyan bir deniz alanıdır. Bu hukuksal statü diğer devletlere bu alanı diğer konularda serbestçe kullanmaya devam edebilecekleri hakkını vermektedir (Ersel, Z.O., 2010).

BMDHS’nin 55. Maddesine göre Münhasır Ekonomik Bölge karasularının ötesinde ve bu sulara bitişik bir bölge olup, söz konusu Sözleşmede belirlenen özel hukuki rejime tabi olup sahildar devletin hakları ve yetkileri ile diğer devletlerin hakları ve serbestlikleri bahsi geçen Sözleşmenin ilgili maddeleriyle düzenlenmiştir. 476 Sayılı Karasuları Kanun’u uyarınca, Türk karasularının genişliği Ege Denizi’nde 6 mil, Akdeniz ve Karadeniz’de 12 mildir (Ceyhun, Ç.C.; Oral, Z.O.).

Münhasır Ekonomik Bölge’de sahildar devletlerin hakları, yetkisi veya yükümlükleri BMDHS’nin 56.1. Maddesinde yer almaktadır. Bunlar;

  1. Deniz yatağı üzerindeki sularda, deniz yataklarında ve bunların toprak altında canlı ve cansız doğal kaynaklarının araştırılması, işletilmesi muhafazası ve yönetimi konuları ile; aynı şekilde sudan, akıntılardan ve rüzgarlardan enerji üretimi gibi, bölgenin ekonomik amaçlarla araştırılmasına ve işletilmesine yönelik diğer faaliyetlere ilişkin egemen haklar;
  2. İşbu Sözleşmenin ilgili hükümlerine uygun olarak; i) suni adalar, tesisler ve yapılar kurma ve bunları kullanma; ii) denize ilişkin bilimsel araştırma yapma; iii) deniz çevresinin korunması ve muhafazası; konularına ilişkin yetki;
  3. Söz konusu sözleşmede öngörülen diğer hak ve yükümlülüklerdir.

BMDHS’nin 56. 2. Maddesine göre Münhasır Ekonomik Bölge’de sahildar devlet, işbu Sözleşme uyarınca haklarını kullanırken ve yükümlülüklerini yerine getirirken, diğer devletlerin haklarını ve yükümlülüklerini gerektiği şekilde gözönünde bulunduracak ve işbu Sözleşme hükümleriyle bağdaşacak biçimde hareket edecektir.

BMDHS’nin 56.3. Maddesine göre deniz yatağına ve bunların toprak altına ilişkin olarak belirtilen haklar, “Kıta Sahanlığı” başlıklı VI Kısmına uygun olarak kullanılacaktır.

Kıyı devleti Münhasır Ekonomik Bölge’de ekonomik nitelikli haklar dışında üç ana konuda idari ve yargı yetkilerine sahiptir. Bunlar; her türlü tesis, araç yapay adaların bu alana yerleştirilmesi ve kullanılması, deniz bilimsel araştırmaları ile deniz çevresinin korunması ve düzenlenmesidir. BMDHS’nin “Münhasır Ekonomik Bölge’de Sahildar Devletin hakları, yetkisi ve yükümlülükleri” başlıklı 56. maddeye göre Devletinin Münhasır ekonomik bölgede kıyı devleti her türlü yapay ada, araç ve gerecin yerleştirilmesi ve yararlanılması konusunda tek yetkilidir.

Münhasır Ekonomik Bölge’de diğer devletlerin hak ve yükümlükleri ise BMDHS’nin 58. Maddesinde yer almaktadır. Söz konusu maddeye göre; Münhasır Ekonomik Bölge’de, sahili bulunsun veya bulunmasın, bütün devletler, söz konusu Sözleşmenin ilgili hükümlerinde öngörülen şartlar içerisinde, açık denizlerin seyrüsefer serbestliği ile uçuş serbestliğinden ve denizaltı kabloları ve petrol boruları döşeme serbestliğinden; keza, bu serbestliklerin kullanımına ilişkin olarak, özellikle gemilerin, uçakların ve denizaltı kabloları ve petrol borularının işletilmesinde, denizin uluslararası diğer yasal amaçlarla kullanılması serbestliğinden yararlanırlar.

Ancak, Münhasır Ekonomik Bölge’de devletler, söz konusu sözleşme uyarınca haklarını kullanırken, ve yükümlülüklerini yerine getirirken, sahildar devletin haklarını ve yükümlülüklerini gerektiği şekilde gözönünde bulunduracaklar; ve sahildar devletin söz konusu Kısım ve diğer uluslararası hukuk kuralları uyarınca kabul ettiği kanun ve kurallar, işbu sözleşme ile bağdaşır olduğu ölçüde, riayet edeceklerdir.

BMDH’nin “Münhasır Ekonomik Bölge’de yargı yetkisinin ve haklarının isnadı ile problemlerin çözümlenmesi esası” başlıklı 59. Maddesine göre Münhasır Ekonomik Bölge içerisinde ne sahildar devlete ve ne de diğer devletlere haklar ve yetki tanımadığı ve sahildar devletin menfaatleri ile diğer devlet veya devletlerin menfaatleri arasında uyuşmazlık çıkan durumlarda bu uyuşmazlık, hakkaniyete dayanarak ve diğer bütün ilgili şartlar ışığında sözkonusu menfaatlerin taraflar için ve uluslararası toplumun bütünü için olan önemi gözönünde bulundurularak çözümlenmesi gerekmektedir.

BMDHS’nin 60. Maddesinde kıyı devleti münhasır yetkilere sahip olarak kuracağı yapay ada, tesis ve yapılar çerçevesinde 500 metreyi aşmamak koşuluyla güvenlik bölgeleri kurabilir. Ancak bu bölgeler uluslararsı tanınmış su yollarına müdahale edecek şekilde kurulamaz hükmü yer almaktadır. Kıyı devletinin uluslararsı deniz trafiğini aksatmamak yükümlüğü vardır. BMDHS’nin 60. Maddesi’nde yer alan hususlar aşağıda verilmektedir:

  1. Münhasır Ekonomik Bölge içerisinde Sahildar Devlet ekonomik amaçlarla sun’i ada, tesis ve yapıların inşa edilmasi, işletilmesi ve kullanılması konularında münhasır hakka sahip olacaktır.
  2. Sahildar devlet, bu sun’i adalar, tesisler ve yapılar üzerinde gümrük, maliye, sağlık, güvenlik ve muhaceret konularındaki kanun ve kurallardan doğanlar dahil olmak üzere, münhasır yetkiye de sahip olacaktır.
  3. Bu sun’i adaların tesislerin ve yapılan inşaatı gereken şekilde duyurulmalı ve mevcudiyetlerini sürekli olarak belirtecek işaretler idame ettirilmelidir. Terkedilen veya kullanılmayan tesisler ve yapılar, seyir güvenliğini sağlamak amacıyle, bu konuda yetkili uluslararası kuruluş tarafından konulmuş ve genel kabul görmüş uluslararası kurallar gözönüne alınarak, kaldırılacaktır. Bunların kaldırılmasında balıkçılık deniz çevresinin korunması ve diğer devletlerin hakları ve yükümlülükleri de gereken şekilde gözönüne alınacaktır. Tamamiyle kaldrılamayan bir tesis veya yapıdan geride kalan parçaların yeri, boyutları ve derinliği uygun şekilde ilan edilecektir.
  4. Sahildar devlet gerektiği takdirde, bu suni adalar, tesisler veya yapıların etrafında, hem seyir güvenliğini ve hem de suni adaların, tesislerin ve yapıların güvenliğini sağlamak üzere içerisinde uygun tedbirler alabileceği, makul boyutlarda güvenlik bölgeleri kurabilir.
  5. Sahildar devlet uygulanabilir uluslararası kuralları gözönünde bulundurarak, güvenlik bölgelerinin genişliğini tespit edecektir. Bu güvenlik bölgeleri, sun’i adaların, tesislerin genişliği, genel kabul görmüş uluslararası kuralların izin verdigi veya yetkili uluslararası kuruluşun tavsiye ettiği sapmalar dışında, suni ada, tesis veya yapının dış kenarlarından itibaren ölçülmek üzere 500 metreden fazla olamayacaktır. Güvenlik bölgelerinin genişliği, gereken şekilde duyurulacaktır.  Sun’i adalar, tesisler veya yapılar ve bunlar etrafındaki güvenlik bölgeleri, uluslararası seyrüseferde kullanılan belli başlı deniz yollarına engel olabilecek yerlerde kurulamaz. Sun’i i adalar, tesisler ve yapõlar ada statüsüne sahip değildir. Kendilerine özgü karasuları yoktur ve varlıkları, karasularının, Münhasır Ekonomik Bölge’nin veya kıta sahanlığının sınırlandırılmasını etkilemez.

Canlı kaynaklarının muhafazası ve işletilmesine ilişkin hususlar BMDHS’nin 61-73 Maddelerinde yer almaktadır.

Sahilleri bitişik veya karşı karşıya bulunan devletler arasında Münhasır Ekonomik Bölge’nin sınırlandırılması BMDHS’nin 74. Maddesine göre, hakkaniyete uygun bir çözüme ulaşmak amacıyla, Uluslararası Adalet Divanı Statüsünün 38. maddesinde belirtildiği şekilde uluslararası hukuka uygun olarak anlaşma ile yapılacaktır. Uygun bir süre içerisinde bir anlaşmaya varamadıkları takdirde ilgili devletler uyuşmazlıkların çözümüne ilişkin XV. Kısmında öngörülen usullere başvuracaklardır. Eğer ilgili devletler arasınsa yürürülükte olan bir anlaşma var ise, münhasır ekonomik bölgenin sınırlandırılması ile ilgili sorunlar, o anlaşmanın hükümlerine göre karaa bağlanacaktır.

Divanın yetki alanı, bir uluslararası uyuşmazlıkta taraf olan ülkelerin kendisine getirdikleri davalar ile BM Anlaşması’nda ya da yürürlükteki uluslararası antlaşmalarda özellikle öngörülmüş konuları içine alır. Divan’ın devletlerarası bir uyuşmazlığa bakabilmesi için uyuşmazlığın taraflarının Divan’ın Statüsü’ne taraf olması ve de Divan’ın uyuşmazlığa bakma yetkisinin taraflarca tanınmış olması gerekir. Türkiye Uluslararası Adalet Divanı Statüsüne taraf değildir.

Uluslararası Adalet Divanı Statüsünün 38.1 maddesi’ne göre kendisine sunulan uyuşmazlıkları uluslararası hukuka uygun olarak çözmekle görevli olan Divan;

  1. Uyuşmazlık durumundaki devletlerce açık seçik kabul edilmiş kurallar koyan, gerek genel gerekse özel uluslararası antlaşmaları;
  2. Hukuk olarak kabul edilmiş genel bir uygulamanın kanıtı olarak uluslararası yapılagelmiş kurallarını;
  3. Uygar uluslarca kabul edilen genel hukuk ilkelerini;
  4. 59. Madde hükmü saklı kalmak üzere (59. Madde: Münhasır Ekonomik Bölge içerisinde Sözleşmenin ne hak ve ne de yetki tanıdığı durumda uyuşmazlıkların çözümünün esası, hukuk kurallarının belirlenmesinde yardımcı araç olarak adli kararları ve çeşitli ulusların en yetkin yazarlarının öğretilerini uygular.

38.2. Maddesine göre bu hüküm, tarafların görü birliğine varmaları halinde, Divan'ın hakça ve eşitçe karar verme yetkisini zedelemez.

Sözleşme’nin “Sahildar devletin kanun ve kurallarının yürürlüğe konulması” başlıklı 73. Maddesinin ilk fıkrasında sahildar devlete, Münhasır Ekonomik Bölge’deki canlı kaynakların araştırılması, işletilmesi, muhafazası ve yönetimi konularındaki egemen haklarının kullanılmasında, Sözleşmeye uygun olarak kabul ettiği kanunlara ve kurallara riayeti sağlamak için gemiye çıkılması, geminin denetimi, gemiye el konulması ve hakkında dava açılması da dâhil olmak üzere, gerekli bütün tedbirleri alabilme hakları tanınmıştır.

BMDHS’nin 76. Maddesine göre Kıta Sahanlığı Sahildar bir devletin kıta sahanlığı, karasularının ötesinde kıta kenarının dış eşiğine kadar veya bu eşik daha az bir mesafede ise, karasularının ölçülmeye başlandığı esas hatlardan itibaren 200 deniz mili mesafeye olan kısmında, bu devletin kara ülkesinin doğal uzantısının bütünündeki denizaltı alanlarının deniz yatağı ve toprak altlarını içerir. Kıta kenarı sahildar devletin toprak kiltlesinin su altındaki uzantısıdır;

BMDHS’nin “Kıta Sahanlığı üzerinde sahildar devletin hakları” başlıklı 77.1. Maddesine göre “Sahildar devlet, kıta sahanlığı üzerinde araştırmada bulunmak ve buranın doğal kaynaklarını işletmek amacı ile egemen haklar kullanır. 77.2. Maddesine göre  sahildar devlet kıta sahanlığında araştırmada bulunmadığı veya buranın doğal kaynaklarını işletmediği takdirde hiç kimse, sahildar devletin açık rızası olmadan bu çeşit faaliyetlere girişemez.

Dünyada en fazla Münhasır Ekonomik Bölge’ye sahip ABD (11,351,000 km2) olup bunu sırasıyla Fransa (11,035,000 km2), Avustralya (8,505,348 km2), Rusya (7,566,673 km2) ve İngiltere (6,805,586 km2) izlemektedir. Münhasır Ekonomik Bölge’nin sınırlarının uzaması canlı ve cansız deniz kaynaklarının kullanımı ülkeler arasında anlaşmazlığa neden olmaktadır. Söz konusu başlıca itilaflar; Birleşik Krallık ile İzlenda, Spitsbergen (Svalbard) takımadalarına ilişkin Norveç ile Rusya, Güney Çin ile komşuları arasında, ekolojik bölge ve balıkçılık koruma alanlarına ilişkin Hırvatistan ile İtalya ve Slovakya, petrol rezervlerine ilişkin Kanada ile ABD,  Türkiye ile Yunanistan arasında olmuştur (http://en.wikipedia.org).  

1967 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda Malta Delegesi Arvid Pardo'nun yaptığı konuşmada, deniz yataklarındaki zenginlikleri yalnızca teknolojik yönden gelişmiş devletlerin kullanmasını önlemek amacıyla, bütün insanlığa ortak kullanım hakkını veren “insanlığın ortak mirası” olarak kabul edilmesini önermiştir. BM Genel Kurulu tarafından 1970 yılında alınan 2749 (XXV) ve 2750 (XXV) sayılı kararlar ile uluslararası deniz yatağının “İnsanlığın Ortak Mirası’ olduğu kabul edilmiş olup söz konusu kaynakların adil bir paylaşımını gerektirmektedir (Güneş, Ş., 2007). 1982 Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin de deniz yatağının hukuki rejimine ilişkin öngördüğü bir diğer temel ilke, bu alanın işletilmesinden elede edilecek mali kaynakların üye devletler arasında hakaniyet ilkesine uygun biçimde paylaştırılmasıdır (Kuran, S., 2009).

Türkiye karasularının genişliği, adalar konusu  vb. nedenlerden dolayı BMDHS’ne taraf olmamıştır. Ancak, BMDHS’ne göre bir kıyı devletinin münhasır ekonomik bölgeye sahip olabilmesi için sözleşmeye taraf olmasına gerek olmayıp bunu ilan etmesi yeterlidir. Bu nedenle üç tarafı denizlerle çevrili ve Akdeniz’de en uzun  kıyı şeridine sahip bir kıyı devleti olan Türkiye’nin Münhasır Ekonomik Bölge ilan etme hakkı vardır. Türkiye buna istinaden  05.12.1986 tarihli ve 86/11264 sayılı Bakanlar Kurulu Kararnamesi ile Karadeniz’de 200 millik münhasır ekonomik bölge ilan etmiştir. Ege ve Akdeniz’ de Münhasır Ekonomik Bölge ilanımız yoktur (Ceyhun, Ç.C.; Oral, Z.O.; Kuran, S., 2009).  

Söz konusu Kararnamenin eki Türk Münhasır Ekonomik Bölgesi Hakkındaki Karara göre;  Karadeniz’de Türk karasularına bitişik deniz alanlarının deniz yatağı üzerindeki sularda, deniz yatağında ve deniz yatağının altında canlı ve cansız doğal kaynakları araştırmak; işletmek, muhafaza etmek, yönetmek ve Türkiye Cumhuriyeti’nin  sair iktisadi menfaatlerini korumak amacıyla ilan edilen Türk Münhasır Ekonomik Bölgesi, bu denizde Türkiye karasuları genişliğinin ölçülmeye başlandığı esas hatlardan itibaren 200 deniz miline kadar uzanır. Karadeniz’in boyutları gözönünde bulundurularak, bu denizde   sahillerimiz bitişik veya karşı karşıya olan devletlerle Münhasır Ekonomik Bölge alanlarının tesbiti için sınırlandırma anlaşmaları yapılır. Bu anlaşmalar Türk mevzuatı göz önünde bulundurularak hakkaniyet ilkelerine göre ve hakkaniyet uygun sonuç verecek şekilde müzakere yoluyla yapılır. Karadeniz’de deniz alanlarının sınırlandırılmasına ilişkin olarak Türkiye’nin daha önceden akdetmiş olduğu anlaşmalar saklıdır (www.denizcilik.gov.tr).

Türkiye, sair iktisadi menfaatlerini korumak amacıyla petrol ve doğalgaz açısından zengin olan Akdeniz ve Ege’de Türk karasularına bitişik deniz alanlarının deniz yatağı üzerindeki sularda, deniz yatağında ve deniz yatağının altında canlı ve cansız doğal kaynakları araştırmak; işletmek, muhafaza etmek ve yönetmek için 200 deniz mili uzunluğunda Akdeniz ve Ege Türk Münhasır Ekonomik Bölgesi’ni ilan etmelidir. Akdeniz ve Ege Bölgesinin Münhasır Ekonomik Bölge ilan edilmesi için öncelikle bunun iç hukukta düzenleme yapılması ve Karasuları Kanunu’nda da bu hususun yer almasının gerekli olduğu düşünülmektedir. Bu kapsamda Karadeniz Türk Münhasır Ekonomik Bölgesi için çıkarılan 05.12.1986 tarihli ve 86-11264 sayılı Karanamenin ivedilikle Akdeniz ve Ege Bölgesi için çıkarılması gerekmektedir.

Münhasır Ekonomik Bölge’ye ilişkin Akdeniz’de meydana gelen itilafların Avrupa Birliği (AB) ile ilişkiler açısından da değerlendirilmesi ve buna ilişkin hukuki ve teknik ön hazırlıkların yapılmasının uygun olacağı düşünülmektedir. Münhasır Ekonomik Bölge’ye ilişkin AB ile ilişkiler açısından Hırvatistan, Slovenya ve İtalya Arasındaki “Ekolojik ve Balıkçılık Koruma Alanı” konusundaki uyuşmazlığı örnek olarak verebiliriz. 1982 tarihli BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne taraf olan Hırvatistan, 27 Ocak 1994 yılında kabul ettiği Denizcilik Yasası’na, Münhasır Ekonomik Bölge ile ilgili olarak pek çok madde ilave etmiş ve 3 Ekim 2003 tarihinde “Ekolojik ve Balıkçılık Koruma Bölgesi’ni ilan etmiştir. Bunun üzerine Hırvatistan, İtalya ve Slovenya’nın yoğun itirazları ve AB’nin baskısı ile karşı karşıya kalmıştır. Hırvatistan’ın Münhasır Ekonomik Bölge’si, Hırvatistan İlerleme Raporu ile Genişleme Stratejisi Raporları’nda Bölgesel Konular ve Uluslararası Yükümlülükler” başlığı altında AB belgelerinde birer siyasi kriter olarak belirtilmiştir. Böylece, Hırvatistan ile AB üyesi olan Slovenya ve İtalya arasındaki deniz sınırı uyuşmazlığı, ikili ilişkiler kapsamından çıkarılarak Hırvatistan ve AB arasında bir sorun alanı olarak ileri sürülmeye başlanmıştır (Eren, Ö, 2009).

12 Ocak 2007 tarihinde yürürlüğe giren Avrupa Birliği Konseyinin “Akdeniz’de Balıkçılık Kaynaklarının Sürdürülebilir Kullanımına İlişkin Yönetim Tedbirleri Tüzüğü” balıkçılık faaliyetlerinin kısmen, geçici veya daimî olarak yasaklandığı “balıkçılık koruma alanları” oluşturulması yetkisini üye ülkelere vermekte olup buna göre Tüzük’ün kabulünden itibaren iki yıl içinde üye ülkelerin kendi kara suları dışında kalan alanlarda balıkçılık koruma alanları oluşturulması gerekmektedir. Akdeniz’e kıyıdaş devletler tarafından oluşturulabilecek balıkçılık koruma alanları uygulamaları, yeni sınır uyuşmazlıklarına neden olabilir. Ayrıca, bilimsel gelişmeler bazında yeni balıkçılık koruma alanı ilanı veya mevcut balıkçılık koruma alanının sınırlarının değiştirilmesinin mümkün olabileceği dikkate alınarak diğer ülkelerin bilimsel ve diğer faaliyetleri yakından izlenmelidir (Eren, Ö, 2009).

BMDHS’nin 246. maddesine göre kıyı devleti, münhasır ekonomik bölgede ve kıta sahanlığında deniz bilimsel araştırmasını düzenleme ve yürütüme yetkisine sahiptir. Kıta sahanlığında ve Münhasır Ekonomik Bölge’de üçüncü kişiler tarafından yapılacak bilimsel araştırma kıyı devletinin iznine bağlı tutulmuştur (Kuran. S., 2009). 

Deniz yatağı üzerindeki sularda, deniz yataklarında ve bunların toprak altında canlı ve cansız doğal kaynaklarının araştırılması ülkelerin ekonomik paylaşımı kadar güvenlik stratejileri açısından da önem arz etmektedir (Güneş, Ş., 2007).

Türkiye Akdeniz'de Münhasır Ekonomik Bölge ilan etme konusunda olumlu adımlar atmıştır. Ayrıca, Türkiye’nin deniz araştırmaları politikası oluşturmasının ve buna ilişkin eylem planları hazırlamasının uygun olacağı düşünülmektedir. Önemli bir enerji koridoru ve deniz ticaret rotası olan Doğu Akdeniz’deki haklarımızı, enerji güvenliği, balık kaynakları açısından gıda güvenliğimizi ve çıkarlarımızı korumamız, deniz ticaretimizin sürdürülebilirliğini sağlamamız için kuvvetli ve zayıf yönler ile tehdit ve fırsatları ortaya koyarak yeni stratejiler ve projeler geliştirmeliyiz.

Sonuç olarak, BMDHS'ye göre kıyı devletinin mutlak egemenliği altında bir alan olmayan Münhasır Ekonomik Bölge’de diğer devletler bu alandaki haklarını serbestçe kullanabilirler. Ancak, ülkelerin Münhasır Ekonomik Bölge’yi kullanırken ve buna ilişkin anlaşmaları imzalarken aynı bölgeden yararlanacak başka ülkelere bildirimde bulunması, izin alması, başka ülkelerin yetki alanlarını daraltmaması, ülkelerin haklarını saklı tuttuğu Münhasır Ekonomik Bölgede'ki kıta sahanlığı alanlarını, ülkelerin ve halklarının haklarını ihlal etmemesi gerekmektedir. BM Genel Kurulu tarafından “İnsanlığın Ortak Mirası’ olduğu kabul edilen uluslararası deniz yatakları ve kaynaklarından ülkelerin adil bir paylaşım yapmasının zaruri olduğu düşünülmektedir.


Kaynaklar:

  1. Ceyhun, Ç.C.; Oral, Z.O.; Işık, N.G., “Kıyı Ülkeleri İçin Deniz Yetki Alanlarının Önemi”
  2. http://en.wikipedia.org/wiki/Exclusive_Economic_Zone
  3. http://www.tudav.org/
  4. http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalHaberDetayV3&ArticleID=1063954& Erhan, Ç, Radikal
  5. http://www.armalink.com/
  6. http://www.denizcilik.gov.tr
  7. Eren, Ö, “ Akdeniz’de Yeni Sınır Uyuşmazliklarına Doğru: Balıkçılık Koruma Alanları”
     Stratejik Araştırmalar Dergisi, Sayı 13, Mayıs 2009. 
  8. Güneş, Ş. A., “Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözlesmesi ve Deniz Çevresinin Korunması”, http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/38/266/2398.pdf
  9. Işık, T.M., (1984) “Deniz Hukuku ve Denizlerdeki Mineral Kaynakları”, Madencilik, Cilt XXIII, Sayı 2.
  10. Kuran, S. (2009).: “Uluslararası Deniz Hukuku”, 3. Baskı, İstanbul.
  11. Oral, Z., E., (2010) “Türkiye’nin Deniz Alanlarının Deniz Güvenliği ve Emniyeti Yönünden İncelenmesi” SAREM Stratejik Araştırmalar Dergisi, Cilt 9, No:15
  12. Pazarcı, H, (2008) “Uluslararası Hukuk, B. 7, Ankara.

 

Yorumlar (1)
FATİH YILMAZ 11 yıl önce
Değerli arkadaşım Dr. Jale Nur ECE’nin bu güzel yazısından sonra artık okuyucularının “münhasır ekonomik bölge”, “kara suları” ve “kıta sahanlığı” kavramlarını birbirine karıştırmaları mümkün değil. Her bir kavram için sahildar devletin/kıyı devletinin yetki ve sorumlulukları da deniz hukuku kuralları çerçevede çok güzel açıklanmış. Bu bilgilendirme ışığında bir kez daha anladık ki, son günlerde Akdeniz’de yaşanan gerginlik, Türk karasularına yönelik herhangi bir ihlalden değil, GKRK’nin aynı zamanda KKTC’nin de münhasır ekonomik bölgesi içerisinde yer alan bir alanda, KKTC'ye bildirimde bulunmadan/izin almadan sondaj başlatmasından kaynaklanıyor. Bunun sebebi ise GKRK'nin AB üyesi olması olsa gerek. Sondaj yapılan alanın KKTC'nin karasuları veya kıta sahanlığı içerisinde olup olmadığını da merak ettim doğrusu, bakacağım.



Kavram karmaşalarına açıklık getiren çok faydalı bir yazı olmuş gerçekten. Tebrik eder, başarılı çalışmalarının devamını dilerim.



Saygılar, selamlar.

Fatih Yılmaz.
20
açık
banner260
banner102
banner85
Namaz Vakti 28 Mayıs 2022
İmsak 03:36
Güneş 05:29
Öğle 13:06
İkindi 17:04
Akşam 20:33
Yatsı 22:18
Günün Karikatürü Tümü