banner191

banner148

banner179

banner176

24.07.2005, 19:11

Haydarpaşa Projesi Üzerine Düşünceler

2002 Yılında DTO tarafından düzenlenen “Özelleştirme Panelinde” yaptığı açılış konuşmasında o zamanın DTO Başkanı (Bugünün AKP İstanbul Milletvekili) Sayın Cengiz Kaptanoğlu şöyle demişti:

“Elime geçen bir Osmanlı haritasında gördüm ki Osmanlılar Kabataş dan  Haliç çevresi dahil Zeytinburnu’na kadar liman düşünmüş; karşıya da Maltepe den Haydarpaşa ya  kadar liman düşünmüşler. İstanbul bir liman şehridir, limanlar da şehirlerin güzelliğidir. Haydarpaşa limanı ile Salı pazarını birleşik kompleks yapalım, Haydarpaşa Garını da büyük bir otel yapalım”.

Sayın Kaptanoğlu “Limanlar Şehirlerin güzelliğidir” derken ne kadar da haklı. Oysa geçtiğimiz günlerde Haydarpaşa Limanı’nın kaldırılma gerekçelerinden biri olarak “Limanın şehir içinde kaldığı ve çirkin bir görüntü verdiği” iddiası öne sürülüyordu.

Haydarpaşa Limanı’nın kaldırmasının çeşitli haklı nedenleri olabilir, ama  bunlar arasında “limanın çirkin olduğu ve şehrin siluetini bozduğu” iddiası yer alamaz, almamalı.

O liman ki; bütünleştiği İstanbul kentiyle pek çok şaire ilham vermiştir.

Nazım Hikmet; İstanbul özlemini anlattığı şiirinde; özlediği şehri (İstanbul’u)  “Çınarlı, Kubbeli, Mavi bir Liman”  diye tanımlarken şöyle der:

“Çok yorgunum, beni bekleme kaptan.
Seyir defterini başkası yazsın.
Çınarlı, kubbeli, mavi bir liman.
Beni o limana çıkaramazsın...”

Atilla İlhan’ın ise gözüne Maçka’dan geçerken öncelikle limana gelip giden gemiler takılır:

“ne vakit Maçka’dan geçsem
limanda hep gemiler olurdu
limandan bir gemi giderdi
sen kalkıp ona giderdin…”

Haydarpaşa Limanında 2003-2004 yıllarında 2 yıl kılavuz kaptan olarak görev yaptım.

Limana gemiyle giriş ve çıkış; boğaz akıntısının en kuvvetli olduğu bölgeden yapılmak zorunda. Hızı 4 ile 6 knots arasında değişen yüksek akıntılı bölgede 250 metrelik dar denilebilecek bir girişten limana giriliyor.

Bu girişin zorluğundan dolayı kılavuz kaptanlar kendileri riski azaltacak özel yöntemler geliştirmişler. Örneğin büyük gemiler denizci tabiriyle “kıçın kıçın” yani güneyden mendireğe paralel geldikten sonra akıntıyla geminin mendirekten içeri düşmesi beklenip daha sonra gemiyi tornistanla geri geri çekip 12 numaralı rıhtıma yanaştırmak.

Yüksek akıntıda römorkörlerin manevrası da yetersiz olursa römorköre de ayrı bir ihtimam göstermek gerekiyor. Çünkü römorkör çoklukla akıntıya kapılarak geminin manevrasını bozuyor. Benim görev yaptığım zamanlar böyle bir sıkıntı çekmemek için Türkiye Denizcilik İşletmeleri’ne ait Kızkulesi, Poyraz, Zübeyde Ana gibi modern römorkörleri kullanabiliyorduk.

Benim çalıştığım dönemde limana gelen en büyük gemiler, CMA CGM’ye ait konteyner gemileriydi. Bu gemilerin en büyüklerinin boyları 240 metre, su çekimleri 11,5 metreyi buluyordu. Bu büyüklükteki bir gemi Haydarpaşa Limanı’na yanaşabilecek en büyük gemidir de diyebiliriz.

Tabii yolcu gemilerinin su çekimleri yük gemileri kadar fazla olmadığından Haydarpaşa Limanı eğer turistik bir kompleks haline dönüştürülürse gerekirse bazı bölgelerde deniz dibi taranarak buraya 300 metrelik transatlantiklerin de yanaşması sağlanabilir.

Limanın giriş-çıkış kolaylığı ve deniz güvenliği açısından giriş ağzı biraz daha geniş yapılabilir ya da girişler güneyden, çıkışlar kuzeyden yapılacak şekilde mendirek dizaynı yapılmış olsa daha iyi olurdu diye düşünüyorum.

LİMAN OLARAK MI KALSIN, MANHATTAN MI OLSUN?

Bu soruyu ben “şöyle olsun, böyle olsun” şeklinde siyah-beyaz netliğinde cevaplamanın doğru olmayacağını düşünüyorum.

Liman olarak kalırsa;

  • Karadeniz Bölgesi’nin önemli bir limanı olarak hayatiyetini sürdürür. Bu bölgedeki diğerlerine kıyasla altyapısı en güçlü liman olarak ülke ekonomisine katkıda bulunmaya devam eder.
  • Şehri çirkinleştirmez; tam tersine İstanbul Halkını gemilerle ve limanla iç içe yapar, şairlere ilham kaynağı olmayı sürdürür.
  • İyileştirme yapılıp demiryolu bağlantısı modernize edilirse, ve Avrupa Şehirlerinde olduğu gibi tehlikesiz bölgelerde kısmen halka açık alanlar da açılırsa, şehrin içerisinde ilginç ziyaret yerlerinden birisi dahi olabilir.

“Dünya Ticaret Merkezi ve Kruvaziyer Liman” gerçekleştirilirse;

  • Kaynak yurt dışından bile gelse, kurulu önemli bir altyapı yatırımının bozularak yerine uzun süreli kullanım hakkı verilerek bir imtiyazlı kuruluş getirilmesi ülke için en azından “lüks” olur. 
  • Bu bölge halka açılmaz, tam daha fazla kapatılmış olur.
  • İstanbul için böyle bir kongre merkezinin ihtiyaç olup olmadığı tartışma götürür. Spor ve Sergi Sarayı’nın içerisinde bulunduğu “Kongre Vadisi”  Dünya Habitat Kongresi gibi, NATO Zirvesi gibi büyük organizasyonlara başarı ile hizmet vermiştir. Bu kadar büyük bir kongre merkezi’ne ihtiyaç olup olmadığı konusunda benim (Bir turizm rehberi olarak da) kuşkularım vardır.

Sonuç olarak;

Limandaki dev vinçler kaldırılarak yerlerine Manhattan misali dev binalar dikilince çok mu güzel olacak?

Muhteşem mimarisiyle Haydarpaşa Garı bu dev gökdelenler arasında kaybolduktan sonra Haydarpaşa’ya yaklaşan bir turistik geminin güvertesindeki Manhattan’lı çocuk; “Bak Anne! Bizim orası gibi tıpkı” dediğinde özgün bir Haydarpaşa’yı mı işaret etmiş olacak?

Ama yine de, her şeye rağmen bu bir tercih meselesidir.

Ben bu konuda yazımın başında değindiğim Sayın Kaptanoğlu’nın önerisini destekliyorum.

Yani  azından; bu bölgede atıl vaziyette durmakta olan silolar buradan kaldırılarak; Haydarpaşa Gar Binası restore edilerek otele dönüştürülerek; siloların bulunduğu bölgede ilave otel ve yeşil alan yapılarak; Haydarpaşa Limanı’nın en azından 12 ve 6 numaralı rıhtımları muhafaza edilirse; hem limandan vazgeçilmemiş olur, hem de bölgede ihtiyaca fazlasıyla cevap verebilecek turizm altyapısı oluşturulmuş olur.

 Biz Akdeniz insanları olarak her şeyi “ya hep ya hiç” anlayışı ile düşünmeye alışmışız. Oysa çok daha yararlı çözümler için mutlaka her şeyi yıkıp yeni baştan yapmaya gerek olmayabilir.

(Bu yazı,   "Denizcilik Dergisi" Temmuz 2005 sayısında yayınlanmıştır)

Yorumlar (3)
YAŞAR ÖZEL 14 yıl önce


Haydarpaşa liman bölgesine yeni bir görünün verilmelidir.Ancak bu Singapur yada Hong Kong gibi taklitçi ve ruhsuz bir anlayışla olmamalıdır. İlla taklitçilit yapılacaksa Cankurtaran Feneri arkasında da gözü dönmüş yeşil düşmanlarını tatmin edecek araziler var.

Bizler bişze miras kalanları önce tahrip ederiz sonra aklımız başımıza gelir tahrip

ettiğimizden daha fazla para harcayıp eskisini yerine koymaya çalışırız. Böyle olunca iki yakamız bir araya gelmez.

Kapt.Ergun Altinkut 14 yıl önce

Öncelikle
yazıda belirtilen bir teknik hatayı düzeltip, Haydarpaşa limanı hakkındaki
fikirlerimi beyan etmek isterim.

Cahit beyin yazısında belirttiği gibi Haydarpaşa limanına gelen 200 metre üstü
ve derin draftlı (11 metre ve üstü) gemileri liman içersinde çevirmek zor
olduğundan dolayı biz liman kılavuz kaptanları bu tip gemileri yanaşacağı
rıhtıma kadar kıçın kıçın götürmeyi tercih ederiz. Ancak yazıda belirtildiği
gibi mendirek dışından yükselip, mendirek kuzey ucundan neta olduktan sonra
gemiyi mendirek içine düşürmek için doğal kuvvetlerden (akıntı, rüzgar) değil
tam aksine yapay kuvvetlerden (romörkör, gemi makinesi, gemi dümeni varsa
başiter gibi) faydalanırız. Çünkü Haydarpaşa mendireği kuzey ucu ile Salacak
arasındaki alanda doğal kuvvetler gemiyi çok kuvvetli bir şekilde mendireğin
üzerine atarlar, öyleki zaman zaman yapay kuvvetler bu güç karşısında yetersiz
kalabilirler. Bu yüzden eğer burada doğal kuvvetlerin sizi mendirek içersine
düşürmesini beklerseniz bir facia ile karşı karşıya kalabilirsiniz. Cahit bey
Haydarpaşa limanında bulunduğu sürece zorluk derecesi yüksek bu tip bir manevra
yapmadığı için sanırım aklında yanlış kalmış.

Bu teknik açıklamadan sonra gelelim Haydarpaşa limanına;

Haydarpaşa limanının bulunduğu alan için birçok projeler üretilebilinir, ancak
bence hiç düşünülmemesi gereken proje Haydarpaşa Limanının bir yolcu gemileri
terminaline dönüştürülmesi fikridir. Çünkü;

1- Yukarıda da izah edildiği gibi Haydarpaşa limanı girişi gerek darlığı gerekse
doğal kuvvetlerin büyük oranda etkisi altında olmasından dolayı büyük gemiler
için bir risk oluşturur. Elbette yolcu gemileri gerek yapıları gerekse
donanımları açısından daha rahat ve kolay manevra yeteneklerine sahiptirler
ancak elinizin altında Karaköy – Salıpazarı rıhtımları gibi bir seçeneğiniz
varken neden Haydarpaşa’ yı tercih edeceksinizki? Aynı geminin Salıpazarı-
Karaköy rıhtımlarına yanaşma riskini “1” ile değerlendirirsek; Haydarpaşa’ya
yanaşma riski enaz “10” dur. Bu koşullar altında hangi risk yöneticisi size
Haydarpaşa’yı önerecektir?

2- Karaköy- Salıpazarı rıhtımları gerek konumu gerekse doğallığı ile yolcu
gemileri için daha çekici bir yerdir ve toplam uzunluğu 1300 metreyi bulan
(Karaköy 1-2 dahil) bu rıhtımlara aynı anda 300 metre boyunda 4 gemiyi
yanaştırabilirsiniz. Bu kapasite İstanbul için yeterli bir kapasitedir. Çok
sıkışılırsa Sarayburnu 1-2 nolu rıhtımlar da bir alternatif olarak karşısında
yer almaktadır.

3- Bu tip yolcu gemileri genellikle İstanbul’a sabah 07.00 – 08.00 satlerinde
varmakta ve 17.00 – 18.00 gibi ayrılmaktadırlar. Yani İstanbul’da kalış süreleri
10 saat kadardır. Bu süreçte ziyaret edilen mekanlar genellikle eski İstanbul ve
tarihi yarımada sınırları içinde yer almaktadır. Şimdi düşünün; Haydarpaşa
limanına yanaşmış bir Kruvaziyerin yolcularını İstanbul’da kalış süreleri bu
kadarken siz otobüslere doldurup sabah trafiğinde Asya’dan Avrupa’ya, akşam
trafiğinde Avrupa’dan Asya’ya Boğaz köprüsünden geçireceksiniz. O organizasyonu
yapanları o yolcular ne yapar düşünmek bile istemiyorum.

Haydarpaşa limanı ne olabilir konusunda; Cahit beyin önerisine katılıyorum.
Şöyleki 12 numaranın olduğu mol ve kuzeyi sadece konteyner ve Ro-Ro terminali
olarak hizmet verebilir. Hatta Rusya ve Ukrayna’ya çalışan bavulcu diye tabir
edilen küçük yocu (aslında şilep) gemileri de buraya yönlendirilebilinir. 6
Numaranın olduğu molden başlayarak güneyinde kalan bölge Haydarpaşa garını da
içine alarak oteller, yeşil alanlar,eğlence merkezlerinin olduğu bir tesise
dönüştürülebilinir. Ancak gazetelerde resmini gördüğümüz o iğrenç gökdelenler
olmamak koşulu ile. Saygılarımla. Ergun ALTINKUT /Kılavuz Kaptan



 


Cahit İstikbal 14 yıl önce
Sayın Ergun Altınkut’un mesleki bilgi birikimini değerlendirmek bana düşmez. Burası yeri de değil.

Bahsettiği konu küçük bir ayrıntı. Burada bu gereksiz ayrıntıya takılmasına üzüldüm.

Kılavzluk nazari ve pratik bilgilerin tecrübe ile yoğrulmasıyla ortaya çıkan bir meslektir. Sadece pratik bilgi yeterli olmaz.

Ben, hasbelkader gemi manevrası ile ilgili sınıf eğitimi ve “manned model” simülasyon eğitimi gördüm.

Ergun bey “doğal kuvvetler hızlı düşürür, onu beklemem, ben römorkörle düşürürüm” diyor.

Römorkörle düşürürken doğal etkenler yok mu oluyor? İkisi birlikte çok daha büyük bir hızla gemiyi düşürmez mi?


Akıntı rüzgar gibi doğal kuvvetlerden faydalanmam diyen bir gemi kaptanının bence kendini sorgulaması gerekir.

Yok römorkörden kasıt tutmak ise, bu farklı bir anlatımdır. Ben yazımda bu kadar ayrıntıya girmek istememiştim.

Bahsedilen manevra zordur ama limandaki en zor manevra da değildir.

Haydarpaşa’ya gelen sorunlu ve zor gemiler bellidir. Bunların hemen hemen hepsinde görev yapmak şansı buldum.

Burada bir meslektaş için “o şunu yapmadı, bu bunu yapmadı” diye saçma bir çekişmenin içine girmeyi fevkalade ayıplıyorum.

28°
az bulutlu
Günün Anketi Tümü
DenizHaber.Com Tema güncellemesi yaptık. Yeni site dizaynımızı nasıl buldunuz?
DenizHaber.Com Tema güncellemesi yaptık. Yeni site dizaynımızı nasıl buldunuz?