banner209

banner191

banner148

banner179

banner176

Davos'a Dunya Basını Ne Dedi

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın dün Davos'taki Gazze oturumunda İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres'e çıkıştıktan sonra salonu terk etmesi, Dünya basınında

GUNDEM 30.01.2009, 11:29
Davos'a Dunya Basını Ne Dedi

Davos Olayına Dunya Basını Ne Dedi
 
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın dün Davos'taki Gazze oturumunda İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres'e çıkıştıktan sonra salonu terk etmesi, İngiltere'deki gazetelerin ilk baskılarında, iç sayfalarda küçük bir haber olarak yer buluyor. 
  
Daily Telegraph'ın başlığı "Türk lider, İsrail cumhurbaşkanı ile yaptığı tartışmadan hışımla çıktı."

Gazete özetle şöyle aktarıyor olayı:

"İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres, ülkesinin son bir ayda Gazze'ye yaptığı saldırıyı hararetle savunmuş ve sesini yükseltip parmağını sallayarak, Erdoğan'a her gece İstanbul'a füze atılsa ne yapacağını sormuştu.

"Yanıt vermeye çalışan Erdoğan'ın sözü kesildi. O da 'Konuşmama izin vermediğiniz için bir daha Davos'a geleceğimi sanmıyorum' diyerek kalktı ve konferans salonundan çıkıp gitti."

Independent ise aynı haberi "Türk başbakanı Peres'le kavga etti" başlığı ile vermiş.

Gazete, Erdoğan'ın kalkıp giderkenki fotoğrafını da eklediği bu kısa haberde iki liderin de seslerini yükselttiğini, bunun Davos'un seçkin ortamında hayli alışılmadık bir durum olduğunu belirtmiş.

'Davos çalkalandı'

Habere en geniş yer ayıran gazete ise, iş dünyasının gazetesi Financial Times.

Bu haberin başlığı "Erdoğan, Orta Doğu barışı hakkındaki tartışmadan hışımla çıktı." Yazıdan özetle aktaralım:

"Davos'taki Dünya Ekonomik Forumu, dün gece diplomatik bir kavgayla çalkalandı. İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres ile duygusal bir tartışma yapan Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, sahneyi hışımla terk etti. Olay, organizatörü Klaus Schwab'ın halklar arasındaki 'doğal anlayışa' adandığını söylediği Davos'taki en büyük aksaklıklardan biri oldu...

"Tartışmanın katılımcılarından Arap Birliği Genel Sekreteri Amr Musa, Financial Times'a moderatörün 'açıkça haksızlık yaptığını' söyledi."

Financial Times bu haberin devamında, İsrail'in uzun süredir Türkiye'yi Müslüman dünyasındaki en büyük müttefiki olarak gördüğünü ancak Gazze'ye düzenlenen saldırıdan beri ilişkilerin kötüye gittiğini belirtmiş.

'Huysuzluk nöbetleri geçiren Türk'

Times gazetesi ise olaya, Davos'la ilgili kısa haberleri arasında yer veriyor.

Gazeteye göre, bu yıl sönük geçen toplantılarda ilk "teatral heyecan" bu olayla yaşandı.

Times, Peres'in uzun ve öfkeli konuşmasına yanıt vermek isteyen Erdoğan'ın sözünün kesildiğini belirterek, başbakanın hakkını teslim ediyor.

Ancak Erdoğan'ı "huysuzluk nöbetleri geçiren Türk" diye tanımlamaktan da geri kalmıyor...

ABD'deki lobiye dikkat

Economist dergisi ise, dün akşam yaşanan olayları haftanın ilk baskısına yetiştirememiş.

Ancak dergide, bu olaylardan önce hazırlanmış olan ve İsrail ile Türkiye arasındaki özel ilişkinin tehlikede olduğunu söyleyen bir analiz yazısı var.

"Kötü yeni titreşimler" başlıklı bu yazı, Gazze saldırısına duyulan yaygın öfkenin, Türk halkının ve hükümetinin İsrail'e bakışını olumsuz etkilediği tespitiyle başlıyor.

Gazeteye göre son kavga, 2004 yılında, Hamas kurucusu Şeyh Ahmed Yasin'in öldürülmesinden sonra Erdoğan'ın İsrail'i "terörist devlet" diye tanımlamasıyla yaşanmıştı.

Economist'e göre:

"O dönemde ABD'nin teşvikiyle İsrail-Türk ilişkileri tamir edildi. Askeri işbirliği devam etti. İsrail bu stratejik ilişkinin hatrına Türkiye'nin zaman zaman alevlenen söylemlerini hep duymazdan geldi.

"Ama bu sefer Başbakan Erdoğan çok daha kızgın... Türk, Amerikalı ve AB'den diplomatların perde arkası çabaları, Erdoğan'ı, sözlerini biraz daha yumuşatmaya itmiş olabilir.

"Ama eğer Türkiye'deki İsrail karşıtı söylem devam edecek olursa, Amerika'daki İsrail lobisi buna yanıt olarak, Türklerin yaklaşık 1 milyon Ermeni'yi topluca öldürmesini 'soykırım' diye niteleyen bir Kongre kararını destekleyebilir.

"Amerikalı Yahudiler, Ermenilerin katli konusunda Türkiye'yi savunur olmaktan ne zamandır huzursuzdu. Bugüne dek pragmatizm galip geldi ve Türkler'den yana oldular. Ancak Erdoğan İsrail'e çıkışmaya devam ederse, fikirlerini değiştirebilirler."

Yeniden hatırlatalım bu analiz, Erdoğan'ın dün Gazze'deki çıkışından önce yazılmış.

'Hükümet-ordu el ele'

Sıra son olarak, yine Economist dergisinden bir haberde.

Dergi "Komplo teorileri" başlığı altında Ergenekon davasındaki gelişmelere değinmiş.

Davanın, ordu-hükümet ilişkilerine dair yeni sorular gündeme getirdiğini belirten bu yazıdan, bir bölüm aktaralım:

"Artan kanıtlar, generalleri utandırıyor. Aynı zamanda ordu içinde 'Avrasyacı' askerler ile Amerikan-Türk dostluğuna önem veren grubu karşı karşıya getiren bölünmeyi de gözler önüne seriyor. Bu ikinci grupta halen Genelkurmay Başkanı olan General İlker Başbuğ da yer alıyor.

"Avrasyacıları ayıklama arzusu, ordunun Ergenekon davasına karışmakla suçlanan, henüz emekli olmamış askerlerin de tutuklanmasına neden sessiz kaldığını açıklayabilir. Ayrıca geçenlerde haftada bir buluşmaya karar veren Başbuğ ile Erdoğan arasında görünürdeki ateşkesi de açıklayabilir.

"Ancak ordu ile hükümet arasındaki uzlaşmanın bedeli olarak, komploya karıştığı sanılan yüksek rütbeli subayların beraat ettirilmesi olasılığı, endişe yaratıyor.

"Böyle olursa, ordu üzerinde tam bir sivil kontrol sağlama fırsatı kaybedilmiş olur. Türkiye'nin Batı'daki, özellikle de Brüksel'deki itibarı için, bu davanın sonucu çok önemli."

Yorumlar (2)
yıldırım DELİDUMAN 11 yıl önce
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Davos Zirvesi’nde İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres ve oturum yöneticisi Washington Post gazetesi yazarı David Ignatius ile girdiği tartışma ve ardından salonu terk etmesi uzun bir süre tartışılacak gibi gözükmektedir.

Elbette ki, yazıya başlamadan önce şunu ifade etmek gerekir. Bu toplantıda olduğu gibi bu tür uluslararası oturumlarda konuşmacılar sıradan insanlar değillerdir. Aksine, Cumhurbaşkanıdır, Başbakandır veya bir uluslararası örgütün yöneticisidirler. Bu sebeple de oturum yöneticilerinin bu hususu dikkate almalarında fayda vardır. Davos’daki oturumun yöneticisi Washington Post gazetesi yazarı David Ignatius, aslında bu alanda tecrübeli ve Türkiye’yi de yakından tanıyan bir isimdir. Ancak Ignatius’un Türk Başbakanının omzuna dokunarak uyaracak kadar ölçüsüz tavrının hiç de hoş olmadığını belirtmek gerekir. Diğer taraftan, Gazze’de tüm dünyanın gözü önünde katliam yapan, İsrail’in Nobel Barış Ödüllü Cumhurbaşkanı Şimon Peres’in de tavrı tasvip edilecek gibi değildir. Zira İsrail Cumhurbaşkanı orada Türk Başbakanına adeta “fırça atmaya” yeltenmiştir. Bu tür toplantılarda şahıslardan çok onların sıfatları ön plana çıkar. Burada da İsrail Cumhurbaşkanının sesini yükselterek suçladığı kişi Türkiye’nin Başbakanıdır. Dolayısıyla da bu panelde Erdoğan’ın tepki göstermesini normal ve hatta gerekli sayabiliriz. Soru burada tepkinin gösterilip gösterilmemesinden ziyade, bu tepkinin nasıl gösterilmesidir.

Burada sadece Türkiye’de değil, aynı zamanda uluslararası kamuoyunda şu soru tartışılmaktadır: Türkiye iç politikaya ve Arap kamuoyuna yönelik HAMAS üzerinden bir nevi hamaset mi yapıyor? Yoksa bölgede, halkından kopuk Arap rejimlerinin yapamadığını gerçekleştirerek, bölge halklarının sesi olmaya çalışarak İsrail’e esaslı bir Osmanlı tokadı mı atıyor?



Bu krizde şöyle bir soru ortaya çıkmaktadır: Başbakanın bu krizi planlayarak mı çıkardığı, yoksa spontane bir gelişme mi olduğudur. Eğer bu planlanmış bir gelişmeyse AKP dış politika kurmayları bu davranışın iç politika yansıması açısından planlanmış olabilir ve/veya bununla beraber Ortadoğu halkları üzerinde etkide bulunmak için yapılmış olabilir. Ancak unutmamak lazım ki, Ortadoğu’da söz sahibi olan halklar değil, halklarından kopuk olan rejimlerdir. Bu rejimler Türkiye gibi HAMAS’ın arkasında değil, karşısındadır. Ayrıca kamuoyu önünde Arap rejimleri Erdoğan’ı destekler gibi görünebilirler; ama Erdoğan’ın sert tavrı, onların yumuşak tavrını gün yüzüne çıkaracağı için aslına Erdoğan’a perde arkasında tepkiyle bakacaklardır.



Davos zirvesinden sonra Türkiye’nin Ortadoğu’da arabuluculuk yapma şansı azalmıştır. Bu zirveden sonra Başbakan Erdoğan’ın Türk kamuoyunda ve Ortadoğu halkları üzerinde etkisi artabilir, ancak Türkiye’nin devlet ciddiyetinin ve uluslararası arenadaki konumunun bu krizden ciddi bir zarar göreceği kesindir.



Ancak, bu spontane bir gelişme olabileceği gibi, kurt politikacı İsrail Cumhurbaşkanı, Başbakan Erdoğan’ı bilinçli bir şekilde tartışmanın içerisine çekmiş de olabilir. Eğer böyle ise, bu durumda Türkiye’de devlet adamlığı kavramının tartışmaya açılması gerekmektedir. Zira bu krizden sonra, Türkiye ile İsrail arasında derinleşecek bir krizin Türkiye’nin hem bölücü terörle mücadelesin, hem Amerikan Başkanı’nın Nisan ayındaki 1915 yılı olaylarını nasıl değerlendireceğini doğrudan etkileyecektir. Bu krizin Türk-Amerikan ve Türk-AB ilişkilerini de derinden etkileyeceği muhakkaktır. Diğer taraftan, bu kriz sonrasına denk gelen Erdoğan-Sarkisyan görüşmesinin kısa sürmesinin de gösterdiği gibi, Ermeni tarafın bundan sonra Türkiye’nin açılımlarına bir karşılık vermesi beklenmemelidir. Zira bu tam da Ermenilerin istediği bir husustur. Ermeniler şunun farkındadırlar ki, Türkiye ile Ermenistan arasındaki yakınlaşma derinleştikçe, soykırım iddialarının yeni Amerikan yönetiminin gündemine girmesi de o kadar uzaklaşacaktır. Bu sebeple de Ermeni tarafın bu fırsatı kaçırmayacağı ve bundan sonra Türkiye ile görüşmeleri ağırdan alacağı ve Nisan ayını bekleyeceği söylenebilir.



Erdoğan’ın tavrıınn belki Filistin konusunda hassas olan geniş halk kitleleri üzerinde etkisi olabilir; ama bu davranış zamanında BM Genel Kurulunda Sovyet Lider Nikita Kruşçev’in ayakkabısını çıkarak masaya vurmasını hatırlatmaktadır. Diplomasi konusunda kadim geleneklere sahip İran’ın zaman zaman çılgınca açıklamalar yapan lideri Mahmud Ahmedinejad bile 27 Aralık’da başlayan İsrail saldırılarının katliama dönüşme sürecinde dahi bu tonda bir tepki göstermemiştir.



Batıda Türkiye’nin konumunun nerede şekillendiği konusunda da bazı endişe zuhur etmiştir. Türkiye’nin devlet felsefesi içerisinde yerinin batıda olduğu hususu kesindir. Eğer bu konuda bir düşünce ve zihniyet değişikliğine gidilecekse, bunun batı tarafından hoş karşılanmayacağı muhakkaktır. Türkiye’nin yerini batıdan doğuya doğru çevirme girişimlerinin eskiden nasıl sonuçlandığı hepimizin malumudur.



Bundan sonra bazı gelişmelere hazırlıklı olmak gerekir. Bunları şu başlıklar halinde toplayabiliriz:



1. Terör örgütleri ve özellikle de PKK terör örgütü üzerinde, güçlü etkisi olan İsrail sebebiyle, Türkiye’de terör olaylarında bir artış beklenebilir. PKK’nın etkinliğini artırması beklenebilir.

2. Dünyadaki finans merkezleri üzerinde etkisini bildiğimiz İsrail’in yönlendirmesiyle 2001 krizinde olduğu gibi, Türkiye’de ekonomik kriz derinleşebilir.

3. AB ile ilişkilerde sıkıntı yaşayabiliriz.

4. Amerikan kongresinde, hem Ermeni soykırım iddiaları ve hem de Türkiye karşıtı diğer girişimleri önlemede sıkıntılar yaşayabiliriz.

5. Ermenistan açılımımız, Nisan ayına kadar kesintiye uğrayabilir. Zira soykırım iddialarının Obama tarafından ifade edilmesi ihtimali yükselmiştir.

6. Başbakan Erdoğan’ın Arap halkları üzerinde etkisi artabilir; ancak bunu Arap rejimleri ile aramıza mesafe girmesi süreci izleyecektir.

7. Türkiye’nin Ortadoğu’da arabuluculuk girişimleri sekteye uğrayacaktır. Türkiye’nin kısa ve orta vadede Ortadoğu’da etkinliği azalacaktır. En azından arabulucu olma şansı zayıflayacaktır.



Unutmamak gerekir ki, büyük tavizler bu tür büyük krizlerden sonra verilir. Türkiye’nin bu krizi aşmak için ne gibi tavizler vereceğini göreceğiz. Ancak korkarım ki, kamuoyu genelde bu işin şov kısmını görmeye daha yatkındır ve bu kısım abartılarak yansıtılır; ama taviz kısmının ne kadarından haberdar olunacağı konusu pek net değildir.



Türkiye, başarılı bir arabuluculuk için önemli şartlardan birisi olan tarafsızlık yanını biraz geri plana itmiştir. Türkiye, bu çıkışıyla net bir şekilde Filistin içinde de taraf olmuştur. Türkiye Filistin içerisinde El Fetih ile Hamas arasındaki sorunlarda taraf olmamalıdır. Tüm dünya Filistin halkının resmi temsilcisi olarak Mahmud Abbas’ı tanırken bizim HAMAS eksenli bir politika yürütmemiz hem dünyada tepki görmekte ve hem de Filistin halkının bir kısmı tarafından tasvip edilmemektedir.



Bugün mazlum Filistinlilerin intikamını almak için İsrail’e esaslı bir Osmanlı tokadı atıldığı iddia edilebilir. Ancak unutulmamalıdır ki, İsrail demek Amerika demektir. İsrail’e ve Amerika’ya atılacak Osmanlı tokadı, kamuoyunun geniş kitlelerinin gururunu okşayabilir, ezilmişliğini unutturabilir, belki de başına geçirilen çuvalın rövanşı olarak da görülebilir. Ancak attığınız taş ürküttüğünüz kurbağaya değecek midir? Bu kriz sonrasında İsrail, Amerika ve genelde batı dünyası ile Türkiye’nin arasının açılması nedeniyle ekonomik kriz derinleşirse bunu telafi etmek için Arap sermayesi Türkiye’ye akın edecek midir? Türkiye İsrail, Amerika ve batı camiasını karşısına aldığı zaman Arap dünyasını, Arap rejimini arkasında görecek midir?



Iraklı bir gazetecei Bush'a ayakkabı fırlattığında geniş sessiz kitlelerin sesi olmuş, birçoklarının yapmak isteyip de yapamadığını yaptığı için bir çok ülkenin halkı arasında kahraman olmuştu. Bunu bir gazeteci yapabilir, bunu yaparak kahraman bile olur, ancak, sözkonusu bir başbakanın tavrı ise ve hele Türkiye gibi büyük bir ülkenin başbakanı ise çok daha sorumlu davranılması gerekir. Diplomasi hattı zatında en ağır sözleri dahi en şık paketler içerisinde sunma sanatıdır. Orada katliam yapmış İsrail’in cumhurbaşkanına her türlü ağır ifadeler kullanılabilir, Türkiye haklı olduğu bir konuyu daha iyi ifade edilebilirdi. Ancak şimdi haklı olduğumuz bir konuda tavrımız dolayısıyla haksız duruma düşebiliriz.



Bu krizden sonra, görünürde Türkiye ile İsrail ilişkilerinin çok fazla bozulmasını beklememekteyiz. Nitekim yapılan açıklamalardan yükselen tansiyonun krize dönüşmesine izin verilmeyeceği anlaşılmaktadır. İsrail de zaten Türkiye ile perde önünde ilişkilerini kesmeyi göze alamayacaktır. Ancak, küresel güçler, küresel sermaye, küresel terör gibi alanlarda etkinliğini iyi bildiğimiz İsrail ile bu şekilde gereksiz bir tartışmaya girmenin bize neler kaybettireceği de dikkatten uzak tutulmamalıdır. Bununla beraber krizin yerel seçimlerde AKP’ye kazandıracakları dışında, Türk halkına neler kazandıracağı da pek malum değildir.30.01.2009/TÜRKSAM/SİNAN OGAN

kaan KASIRGA 11 yıl önce
Sayın Başbakanımızı ve Değerli Siyasetçilerimizi,TÜRK Bayraklı gemilerimizle İsrail'e gittiğimizde bizlere yapılan terorist muamelelerinde,demirde sıramızı beklerken gemimize çıkan askerler tarafından başüstüne toplanıp saatlerce yasadışı bir şekilde gemilerimiz aranırken de,sırf Yağcımın adı İSLAM olduğu için refüz edilirken de bizleri böylesine savunurken görmek isterdim.
25°
az bulutlu
Günün Anketi Tümü
DenizHaber.Com Tema güncellemesi yaptık. Yeni site dizaynımızı nasıl buldunuz?
DenizHaber.Com Tema güncellemesi yaptık. Yeni site dizaynımızı nasıl buldunuz?