banner246

banner176

banner242

banner184

banner191

banner148

banner179

banner145

banner182

banner263

28.12.2007, 23:27 45605

Genç Akademisyen; Deha Er...

Ne yazık ki, halkımızın yetişme şekli, değer yargıları, davranış biçimi, anlayışı tepki vermeye pek elverişli değil.

Özetle “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” anlayışı ile yetiştirilen bir toplumdan fazla duyarlılık beklememek gerekir.

Üstelik toplum sistematik biçimde duyarsızlaştırılırken “sürüden ayrılanı kurt kapar” anlayışının yerleşmesi yadsınamaz.

Toplumumuzdan ayrı düşünemeyeceğimiz sektörümüzde de konu ile ilgili örneklere rastlamak mümkün.

Mesela, İTÜ Denizcilik Fakültesinde görev yapan Doç. Dr. Deha Er’e karşı yürütülen karalama kampanyası karşısında camianın tepkisizliği örnek olarak gösterilebilir.

Önce şunu açıklığa kavuşturalım:

Deha Er sadece başarılı bir öğretmen ve bilim adamı değil, o aynı zamanda toplumsal bilinçle donanmış, her adımını bu bilinçle atan, idealleri olan, aydınlık bir Türkiye’ye inanan ve bunun için mücadele eden,  yurt sevgisini neredeyse aşırılığa dönüştüren, bu ülkenin geleceğinden kendini sorumlu hisseden bir aydın insandır.

Bence Deha Er’in pusulası toplumsal bilinç, rotası da akademik duyarlılıktır…

Bunlara eklenmesi gereken ise insan sevgisi ve ülke sevgisidir…

Heyecanla takip ettiğim evrensel bir akademisyendir O.

Onun camiamızda bıraktığı iz, akademisyen çevrelerinde oluşturduğu renkli atmosfer ve ilgi, bulunduğu yerin tamamen, tartışmasız ve kesinlikle hak edilmiş olduğunun da kanıtlarıdır. Bu kolay elde edilemez.

Toplumumuz, kişilikli, dobra dobra konuşan, kendine göre kuralları olan, başı dik, ödün vermeyen, yalakalıktan hoşlanmayan kişileri pek sevmez.

Bu yapıdaki kişiler, bir şekilde tasfiye edilir, geri planlara itilir.

Tanımlamaya çalıştığımız yapıdaki kişiler, toplumu duyarsızlaştırmaya, toplumu gütmeye, kendilerine toplumda yer açmaya çalışan kişi, örgüt ve güçler tarafından tehlikeli bulunurlar.

Tehlikeli görünen kişiler de ya etik ve dürüst olmayan yollarla ortadan kaldırılır ya da bu yapıdaki kişilerin toplumda etkili konumlara gelmesi engellenir.

Gelecek hesabımızda yeri olmayan, çıkarımıza hizmet etmeyen kişilerden bir şekilde kurtulmak, galiba genel davranış kurallarımızdandır.

Yıllardır yazılan, anlatılmaya çalışılan doğruları bir kez daha yineleyelim.

Duyarsızlıkla, aymazlıkla, ödün vererek, başkalarının merhametine, acımasına sığınarak, kişi olarak da toplum olarak da bir yere varılamaz.

Günü kurtarma anlayışı belki de en yanlış davranış biçimidir.

Günü kurtarırken çoğu kez geleceğin mezarı da kazılır.

Oysa şimdi empati, duygudaşlık zamanıdır.”Yalnız değilsin’i” paylaşma zamanıdır. Dayanışma zamanıdır. Mücadele zamanıdır.

Deha Er’e takınılan tavır ve onun bu tavır karşısındaki duruşu çok önemlidir.

İstikbal vadeden bir değerimiz, camianın dikkatlerini Fakülte’deki yönetime, uygulamalarına çekiyor!

Herkesi, dernekleri, odaları, vakıfları bir başka açıdan okulumuza bakmaya çağırıyor!

Daha ne yapsın…

Yorumlar (16)
Mehmet Senturk 15 yıl önce
ister uzun menzilli bir silah ister bir intihar bombacısı

hasta bir beyin, bir kitle ihma silahıdır.

ister hızla büyüyen sun* olun ister bbc 1

yanlış bilgilendirme bir kitle imha silahıdır.

bir kafkas da olabilirsin, fakir bi asyalı da

ırkçılık bir kitle imha silahıdır.

ister enflasyon ister küreselleşme

korku bir kitle imha silahıdır.

ister halliburton ister enron ister bir başkası

açgözlülük bir kitle imha silahıdır.



babam odama şapkasını elinde geldi,

gideceğini biliyordum.

yatağıma oturdu "sağol evlat" dedi

"evlat, beni çağıran bir görevim var

sen ve kız kardeşin cesur olun olun küçük askerlerim

ve size dediklerimi unutmayın

şimdi evin efendisisin hatırla bunu

ve sabah uyandığında annene bir öpücük ver"

sonra güle güle demek zorunda kaldım,

sabah annemi iki gözünden öperek uyandırdım.

yalnızca bir çocuk olmama rağmen,

belirli şeyler gizlenemez.

annem kucakladı beni

altındanmışım gibi,

"anne herşey düzelecek" dedim,

"bu akşam babam eve geldiğinde!" *



ister uzun menzilli bir silah ister bir intihar bombacısı

hasta bir beyin, bir kitle ihma silahıdır.

ister hızla büyüyen sun olun ister bbc 1

yanlış bilgilendirme bir kitle imha silahıdır.

bir kafkas da olabilirsin, fakir bi asyalı da

ırkçılık bir kitle imha silahıdır.

ister enflasyon ister küreselleşme

korku bir kitle imha silahıdır.

ister halliburton ister enron ister bir başkası

açgözlülük bir kitle imha silahıdır.



tepkisizlik bir kitle imha silahidir,



hikayem burada bitiyor, açık olalım

bu senaryo her yerde yaşanıyor.

ve kimse ne nirvana'ya ve de daha ilerisine gitmiyor

tekrar geri buraya, karmana dönmektesin.

biz kaç yüzyıllardır,

birinin bizi özgürleştirmesini bekliyoruz.

iyi insanların yüce efendiye herşeyi düzeltmesi için

yalvarıp dua etmelerine ihtiyacım yok!

sadece 'şu an' var, bir şey yap

çünkü babamın bu gece evi terk etmesini istemiyorum!



ister uzun menzilli bir silah ister bir intihar bombacısı

hasta bir beyin, bir kitle ihma silahıdır.

ister hızla büyüyen sun olun ister bbc 1

yanlış bilgilendirme bir kitle imha silahıdır.

bir kafkas da olabilirsin, fakir bi asyalı da

ırkçılık bir kitle imha silahıdır.

ister enflasyon ister küreselleşme

korku bir kitle imha silahıdır.

ister halliburton ister enron ister bir başkası

açgözlülük bir kitle imha silahıdır.



tepkisizlik bir kitle imha silahidir,

Baki Taran 15 yıl önce
Şüphesiz ki cevap denilen olgu bir şekilde ilişkide olduğumuz (ama küçük ama büyük) kişilere verdiğimiz bir tepkidir tanım olarak.

kimi zaman basit bir baş sallama, basit bir evet-hayır veya dökümü sayfalar tutabilen yazışmalar konuşmalar, laf sokmalar, kalp kırmalar bir cevap olabilir. fakat tanımda geçen bu şartlara rağmen zaman zaman tepkisizlikte bir cevap olabilir. fakat bu cevap tepkisizlikten kaynaklanması sebebiyle olumsuz bir cevaptır. dış görünüm itibariyle bir duvarla veya yastıkla konuşma benzeri bir olaydır tepkisizlik cevabıyla karşılaşmak. fakat bir duvarla veya yastıkla konuşup tepkisizlik cevabıyla karşılaşmak gayet normal iken hatta bir cevapla karşılaşmak tamamiyle abes ve psikoojik sorunlara işaret edebilen bir durumdur. fakat şairin burada anlatmak istediği duvar konuşkanları veya kedi sahipleri değildir. tüm sıkıntısı ve anlatmayı beceremediği şey duvar simülasyonu kişilerdir. bu duvar taklitçiliğinin sebebi soruyu veya ilişki kurma isteğini, anlamamak değildir. çünkü anlamamak bile bir tepkidir. tanımadığımız ve tanımak istemediğimiz kişilere uygulamak gayet caiz hatta gerekli bile olsa da birbirini tanıyan (veya tanıdığı yanılgısında olan) kişiler arasında olması pek hoş bir şey değildir. araya kilometreler, şehirler, çok çeşitli soğukluklar, kırgınlıklar, kızgınlıklar girmiş olabilir. fakat arada geçen, araya giren tüm şeylere rağmen eski dost olmanın hadi eski dost olmayı geçtik insan olmanın gereğini yerine getirmek adına insanlara verilmemesini dilediğimiz bir tepkidir tepkisizlik cevabı.

kavgada bile söylenmeyecek 1-2 cümle kadar (atıyorum "ne düşündüğünün epsilon kadar değeri yok gözümde") kadar kırıcı olmasa bile genede insan olanı üzen ve yıpratan bir yapıya sahiptir.

Kutlu Kısa 15 yıl önce
Kendi sebep-sonuçlarını bulamamış,kendi varlıgını sorgulayamamamış ve kendine bir yol tayin edemeyecek ölçüde varlıgının anlamını bilmeyen toplumdur kimliksiz toplum.

olayları anı anına yaşar ve 2 gun sonrasını degerlendirmeden sadece gunluk çıkarımlar yapar.

kişilik bir insanı hayvani degerler açısında diger insanlardan belirleyici anlamda farklılaştıran bir unsurdur.bir toplum,sahip oldugu biryelerin,kişiliklerinin toplamıyla bir kimlik oluşturur.bu o toplumu ulus-birey topluluk-ümmet gibi anlamlarda farklılaştırır.

tum uluslarda kimlikler tarihe,ulusal degerlere ve bilince göre şekillenir.



insanın yaradılışı farklı olmaya öykünmeye,kendini üstün görüp,bir digerini kendinden aşşagıda görmeye endekslidir.bu eksende insanoglu yaradılışından ötürü ırkçıdır.farklı olanı aykırı olanı sevmez,irdeler ve inkar eder.hakir görür.



konuya aslında futbol ekseninden bakacagız.çünkü futbol gibi evrenselligi tartışılmaz bir spor tarihi itibari ile tum ulusların kendi sesini yukseltmesi için en kullanışlı araçtır.

peki kimlik futbola nasıl yansır?yansılıtılır?



açıkcası tum karşı görüşlü futbol fanatizmi tum dunyada tarih kökenli bir oluşumdur.peki turkiye'de?hayır.turkiye'de degil.çünkü biz sadece sorgulamadan itaate alışmış bir ummet olarak sahip oldugumuz kimlikten degil,bize uygun görülmüş kimliklerden hareket ederiz.



dunyanın butun ulkelerinde fanatizmi bir kimlige,kişilige,bilince sahiptir.



isterseniz biraz hafızamızı tazeleyelim:

glaskow rangers-glaskow celtic:glaskow şehrinin iki iskoç takımının yuz yılı aşkın mucadelesi,katolik-protestan çatışmasına uzanır.tamamen bir ideolojik din kavgasının futbolda vucud bulmuş halidir.tum sertlik buna dayanır.



barcelona-real madrid:ispanya'nın franco dönemini yaşadıgı faşist egilimli gunlerde barcelona ayrılıkçı katalunya'nın tek direniş simgesi olmuş,bugun bile gunumuzdeki direnişlere örnek olmuştur.real madrid de her zaman kralın,birleşik devlet anlayışının simgesidir.



inter milan-ac.milan:1908 de internasyonel milan'ın kuruluşu,aşırı sagcı ac.milan'ın kulupte yabancı oyuncu oynatılmasını istememesi ve yabancı oyunculara açık bir kulup olma isteginde olan milanlıların kulupten ayrılıp,inter milan'ı kurmasına dayanır.bu ayrılık gunumuze çeşitli başarıların ac.milan'ca kazanılması ve tarihi sureçteki kızgınlıga,fikir ayrılıgına dayanır.ayrıca ac.milan'ın berlusconni tarafından satın alınmadan önce başarı olarak inter in gerisinde olması ve satın alınma surecinden sonra ulusal ve uluslararası arenada interin geride kalması,interlileri kızdırmaktadır.



as.roma-ss lazio:roma'nın iki kulubunde sorunu yaratan lazio'dur.şehrin adının diger kulupçe alınmış olması lazioluları deli eder.lazio ayrıca ırkçıdır.zenci oyuncuya ve etnik kimlikli oyunculara karşıdırlar.bu ırkçılıgı başına çok iş açmış olmasına ragmen,2-3 ay önce forvet oyuncusu fabio di canio attıgı bir golden sonra hitler selamı yapmış ve ceza almıştır.as.roma takımıda şehrin bu anlayışla anılmasından oldukça rahatsızdır.



totenham spurs-arsenal:londra'nın bir metro duragı mesafe ile ayrılan iki kulubu,tamemen tarihi baraşırlar ve başarısızlıklar yuzunden birbirleriyle hoşça bir rekabeti vardır.bu rekabet kimi zaman şiddete dönüşmüş ama ingiltere futbol federasyonu premier ligin kurulması ile bunların önüne geçmiştir.



hollanda-almanya:bu ilginç rekabet tamamen 2. dunya savaşında almanların hollandayı işgali eksenlidir.ve hala tarihi sureçte yerini alır.



bunlara daha çok örnek eklemek mümkündür:

paris saint germain-marsilia

1860 munich-bayern munich

atletico de madrid-real madrid

espanyol-barcelona

sevilla-real betis

cenova-sampdoria....vb...



peki turkiye?biz de ki saldırganlık tamamen renklere dayanır.fenerli galatasaraylıyı sevmez çünkü o galatasaraylıdır.beşiktaşlı fenerliyi hiç sevmez o fenerlidir.bir fikirneden,düşünce,tarihi bir düşmanlık yok.o beni 2000 de yendi kılım.orta sahasında alex var ben daha kılım.

biz deki tarihi düşmanlık belki guneydoguda vardır,doguda vardır.bu demek dgeil kişilik vardır.kişilik yok yine etnik fanatizm vardır.



konyaspor-diyarbakır arasında pkk-hizbullah kavgası nedendir bilinmez.erzurum-kars kavgası sag-sol çatışmasıdır.ama yine de bir nedeni vardır.boş yere kavga çıkmıyodur.ideolojik ideolojik birbirlerini dövüyolardır.



ama kişiligimiz yok.nedenlerimiz sonuçlarımız yok.koyun kafalarımız,sürülerimiz var.saldırganlıgımızı hayvani dürtülere göre renklere tiplere göre şekillendirip,yönlendiriryoruz.savaşıyoruz,nedenini bilmiyoruz.kin duyuyoruz,sevmiyoruz.sorgulamıyoruz.anlamsız bir gelecege,anlamsız bir gidişle ''allah,allah'' nidalarıyla gidiyoruz.e gidelim.durduran yok ki.

umarım avrupa birligine girdigimiz gun bize nie ab ye uye oldunuz demezler.verecek cevabımız,nedenimiz olur mu bilmiyorum.
a 15 yıl önce
kafese beş maymunu koyarlar. ortaya da bir merdiven ve tepesine de iple muzları asarlar. her bir maymun merdivenleri çıkarak muzlara ulaşmak istediğinde dışarıdan üzerine soğuk su sıkarlar. her bir maymun aynı denemeye giriştiğinde çok soğuk suyla ıslatılır. bütün maymunlar bu denemeler sonunda sırılsıklam ıslanırlar. bir süre sonra muzlara hareketlenen maymunlar diğerleri tarafından engellenmeye başlanır. suyu kapatıp maymunlardan biri dışarıya alınıp yerine yeni bir maymun koyulur. ilk yaptığı iş muzlara ulaşmak için merdivene tırmanmak olur, fakat diğer dört maymun buna izin vermez ve yeni maymunu döverler.daha sonra ıslanmış maymunlardan biri daha yeni bir maymunla değiştirilir ve merdivene ilk yaptığı atakta dayak yer. bu ikinci maymunu en şiddetli ve istekli döven ilk yeni maymundur.islak maymunlardan üçüncüsü de değiştirilir. en yeni gelen maymun da ilk atağında cezalandırılır. diğer dört maymundan ikisinin en yeni gelen maymunu niye dövdükleri konusunda hiçbir fikirleri yoktur.son olarak en baştaki ıslanan maymunların dördüncüsü ve beşincisi de yenileriyle değiştirilir. tepelerinde bir salkım muz asılı olduğu halde artık hiçbiri merdivene yanaşmamaktadır. neden mi? çünkü burada işler böyle gelmiş ve böyle gitmelidir.işte bu nokta organizasyonel negatif öğrenmenin / şartlanmanın başladığı yerdir.



otoritenin kendisi dışında gölgesine bile itaat etmek

bu ülkede sivil toplum ve demokrasinin neden gelişmediğini çok iyi anlatmaktadır. millete, kafasına vurula vurula öğretilmiştir kendisine güvenemeyeceği, neden güvenmemesi gerektiği. dört bir yandaki düşmanlar bizi "ham yapmak" için her an hazır beklemektedir. bu ortamda en iyisi yerinden kıpırdamamak, hiç ses çıkartmamak, içine kapanmaktır. ve birileri topluma "bellettiği" bu çaresizlikten elde ettiği rantı çok iyi yemektedir.

kol kırılır yen içinde kalır öğretisiyle büyütülen, kan kusup kızılcık şerbeti içtim diyen bazı insanların sahip oldukları çaresizlik türüdür malesef.

insanın,her şartta kendisine haksızlık edildiği, iyi şeyler başına geldiğinde nasıl olsa bir şekilde tersine döneceği varsayımı. toplumlar bu psikolojiyi benimsediklerinde, yani sadece kendilerine yapılan adaletsizliği görüp, buna verdikleri tepkinin başka insanları nasıl mağdur ettiğine aldırmadıkları zaman sonuçları daha da vahim olur.



koşullanma teorilerinden, depresyonu ve sosyal tepkileri açıklayabilecek olan bir kavramdır.

kavram farklı bilim adamlarınca (seligman,skinner veya pavlov) ve farklı deneylerle açıklansa da -örneklense de- temelinde şu fikir vardır: öğrenme, koşullanma yoluyla olur. bir davranış ödülle cevaplandığında onun iyi olduğuna inanır, yapmayı sürdürür ya da eyleme geçeriz -ya da köpekler geçerler- bir davranışa tepki olarak ceza geldiğinde de o davranışı keser ya da -cezayı önlemek için- farklı bir eyleme geçeriz. köpeklere bir hareket sonrasında elektrik verildiğinde o hareketi yapmamayı -ya da başka bir hareket yapmayı- öğrenirler. ancak her koşulda elektrik verilen bir köpek, sonuçta öğrenilmiş çaresizlik adı verilen davranışsızlık tepkisini geliştirir. yani hiçbir şey yapmaz. pes eder. elektrikten kaçmak için de harekete geçmez, ne kadar elektrik verseniz de artık hareketsizdir. önceden ufacık elektrik şoklarıyla davranış değişikliği sağlanabilen canlı artık en büyük cezada bile doğru-yanlış kavramlarını yitirdiği ve kendi etkisizliğine inandığı için tepki vermez.

bu deneyi insan ilişkilerine yorumladığımızda ne yaparsa yapsın kendini ebeveynine beğendiremeyen bir çocuğun hiçbir şey yapmaması ve pes etmesi, sevdiğinden aynı davranışa çelişkili tepkiler alan insanın eylemsizleşmesi ve depresyona sürüklenmesi bu kavramla bağlantılı olarak düşünülebilir.

hiçbir iyiliğinizin ödüllendirilmediği, kötülüklerinizin cezalandırılmadığı bir ortamda değerlerinizi yitirirsiniz. seven sikilir siken sevilir tarzı ilişkiler yürütemeyenlerin öğrenilmiş çaresizlik içinde depresif olmaları doğaldır. doğru ve yanlışlar işlememektedir. her koşulda elektrik verilen köpek gibi, boşverirler, bırakırlar, pes ederler..

araştırmalar -deneyler ve deneyimler- göstermektedir ki sonrasında düzelmesi, değiştirilmesi çok zordur -en zorudur- bu gruptaki köpeklerin de kırılan kalplerin de...

martin seligman tarafından yapılan bir deneyin sonuçları ile ortaya atılmış olan bir teoridir. deney kabaca şöyle;



kaçış grubu, boyunduruk grubu ve kontrol grubu adı altında üç gruba ayrılmış 24 köpek vardır.



köpeklerin hepsi beyaz bir kabinin içine yerleştirilmiş yatarlarken;



kaçış grubundaki köpeklerin ayaklarına elektrik şoku verilmiştir. odada bulunan bir paneldeki butona basarak elektrik akımını kesmek mümkündür. 30 saniye içinde köpek butona basmazsa şok kendiliğinden kesilmektedir.



bu gruptaki köpekler, kısa süre içersinde butona basmayı öğrenmiş ve şokun süresini azaltmışlardır.



boyunduruk grubundaki köpeklere de aynı şok uygulanmış, ancak bu gruptaki köpekler, butona bassalar dahi akım kesilmeyecek biçimde tezgaha getirilmişlerdir. köpekler butona basmayı denemişler fakat belli deneme sonunda* artık vazgeçmişlerdir.



kontrol grubundaki köpekler de benzer odadadır fakat onlara elektrik şoku verilmemektedir.



bu öğrenme sürecinden sonra köpeklerin hepsi toparlanıp, kısa bir çit ile iki bölmeye ayrılmış bir alana götürülmüş, ve köpeklerin hepsine elektrik şoku verip, çitten karşıya atlamaları beklenmiştir.



yapılan 10 denemenin sonucunda durum şudur;



ikinci -boyunduruk- gruptaki 8 köpeğin* 6'sı hiç bir şekilde çitin karşısına atlamamıştır.



birinci -kaçış- ve üçüncü -kontrol- gruptaki köpekler ise, çitin karşı tarafına atlamışlardır.



aradan bir hafta geçtikten sonra, köpekler yine bu çitle ayrılmış alana getirilmişler; fakat boyunduruk grubundaki 8 köpeğin 5'i, hala tepkisiz kalmış ve çiti geçmek için eylem yapmamıştır.



deneyin sonucu; boyunduruk grubundaki köpeklerin ''çaresiz olmayı öğrendiklerine ''işaret etmişti.



learned helplessness



Çağan Devran 15 yıl önce
"ad hominem- kişiye özel anlamına gelen ve sava değil savı öne sürene saldıran ifade.

örneğin: dr. smith tanınmış köktenci bir dinbilimcidir, bu nedenle evrime karşı çıkışının ciddi olarak değerlendirilmesine imkan yoktur." (karanlık bir dünyada bilimin mum ışığı, carl sagan , s.214, tübitak popüler bilim kitapları, 15.basım 2004)





herhangi bir yazı, yazının kendisi, edebi değeri ve edebi değerini ortaya koyacak yazın ustalığı, söz sanatı, retoriğin kendisi hepsi yalnız ve ancak bir şeyin, bir fikri iletme ve kabul ettirme derdinin araçlarıdır. bunlar gibi, analitik bağlantı kurma, veri analizi, veri toplama, verileri karşılaştırma, analitik çözümleme gibi insan zihninin işleyişi sırasındaki fikir binasına yönelen uğraşların tamamı da araçtırlar. amaç düşüncenin bizzatihi kendisidir, düşünce ise kişisel içsel bir huzursuzlukta kaynağını bulur.



bunu kutsi olarak anlamamız icap etmiyor, içsel huzursuzluk herhangi bir dert veya kaygı olabilir, yüzlerce farklı şekilde görülebilir ancak insan yaşamında kural pasiflik istisna aktivasyondur. aktive olmak için gereken enerji, motivasyon, insanın kişiliğinin kendisinde bulunur.



düşünen insan yani düşünmekle insan olabilmeye nail olmuş bu hayvan, çevreyi, yaşamı veya herhangi bir şeyi anlayıp, anlamlandırma, üç boyutlu evrenden soyut düzleme geçip projeksiyon kurabilmeye başlamış ise düşüncesi de kendini aşacak, düşüncenin kendisi hayvandan ayrışıp, hayvanın yaşadığı atmosferden üst bir atmosferde varlığa kavuşacaktır.



örnekle, hırsızlığın kötü olma fikri, bunu söyleyenden bağımsızlaşır. kafatası içerisinde tutulmuş bir düşünce hayvana aitken, beyan edilmiş bir düşünce sosyal topluma doğru yol alır, bunun üstüne mülkiyet kurulamaz, düşüncenin kendisi diğerleri tarafından duyulmak, anlaşılmak ve idrak edilmek ile yani düşüncenin tebliği ile herkesin ortasındaki atmosferde yerini alır.



düşünce hayvana yol verir. zira düşünce hayvana yol yaratır. zira düşünce hayvanın hareket etmesini nedenselleştirir, ona şunu veya bunu seçme fırsatı verir, şu yalaktan su içme veya bu bardağa su doldurma edimini gerçekleştirir.



hırsızlığın kötü olduğu düşüncesi bugün bir genel kabuldür. ancak eski sparta'da böyle değildi. orada hırsızlık değil, yakalanmak suç olarak addediliyordu. işleyişin böyle olmasından sparta'da sıkılan bir insan, hırsızlığın her daim kötü olduğuna yönelik bir fikir beyan etmiş olmalıdır. artık bundan sonra genel düşünce ile yeni düşünce arasında bir çatışma başlar. bu düşünce çerçevesinde de kimileri şu veya bu hareketi seçerler. örneğin hırsızlığın suç olarak kodifiye edilmesini sağlarlar.



düşünce bu itibarla insanın sahip olduğu en değerli şeydir. düşünce binası da bundan değerlidir ve düşünce hayvandan bağımsız da ayakta durabilir.



ad hominem tam bu notkada konumuza girmektedir.



herhangi bir düşünce, beyan edilmiş fikir ancak o fikre mukabil soyut argümanlar ile ölür. bir fikre karşı elimizdeki tek silah da ancak ve yalnız yine ve başka bir fikirdir. hayvana saldırmak hatta hayvanı yok etmek fikri asla zedelemeyecektir. zira doğru olan, hayvana ve hayvanlara rağmen cariyetini sürdürür.



düşünelim, hırsızlığın kötü olduğunu ve mülkiyet hakkı bulunduğunu ilk söyleyen insan bunu beyan ettikten sonra toplumsal bir çağrışım ve algılama yaratmıştır. bu insanı öldürmek bu düşünceyi öldürmeyecektir zira bu düşünce başka insanlarda yaşamaya şu veya bu şekilde devam edecektir. dahası sorun sürdüğü sürece, sorundan rahatsızlık duyanlar benzer bir düşünce geliştirmeye de nail olacaklardır.



o halde düşünceyi söyleyene yönelik her türlü saldırı, düşünceye hiç dokunmayacaktır.



emsal ile ve en basit şekilde "memurların rüşvet alması, bireysel insiyatife bağlı suistimaller yaratacağı için, memura verilen yetkinin rüşvet almak için kullanıldığı her seferinde memur karşısındaki vatandaşların memur tarafından kasten veya kast olmaksızın memura rüşvet vermesine yol açabileceği için, kontrol edilmesi zor olduğundan bireyler arasında haksız kazanca dayanan eşitsizlik yaratacağı için, zaten bu görevi yapmak için emeğine karşılık belirli bir ücret alan ve kabul eden bireyin, başka bireylerin vergileriyle ödenen ücretine rağmen, başka bireylere ekstra ücret talep etmesi görevle bağıntısız olduğundan etik olarak uygun olmadığından yanlıştır." diyen bir a kişimiz olsun.



buna mukabil cevap "e ama sen de şu zaman rüşvet aldıydın." değildir. zira bu bir cevap değildir.



aynı şekilde, naziler var diyen birine, "ne yani sen de .bn.sin" demek de bir cevap değildir.



cevap, önermeye mukabil olduğu her batımda ancak uygun ve kabul edilebilir olur. "naziler var" örnek beyanatının doğru karşıtı, "naziler yok" , "naziler var ama önerdiğin gibi nazi değil" , ''naziler var ve bu doğru ancak bahsettiğin gibi bir problem yok." , " naziler var ve bahsettiğin problem var ancak çözüm senin önerdiğin değil." türünden ancak bu basitlikte değil nedenselleştirilmiş bir beyanat olmalıdır.



ad hominem işte tam olarak budur. hiç bir karşıtlık sunmadan savı, savlayan üzerinden çürütmeye çalışmak düşüncenin üçüncü kişilerdeki aksi gereği manasız bir çabadır. pratik bir faydası yoktur. ötesinde, bir cevap vermediği her batımda, karşı savı onaylar bir durumda kalmaktadır.



dolayısıyla, parmağın gösterdiğine değil parmağa bakmak körlükten başka bir şeye yol açmayacak, hayvan yalağı gösteren parmağa bakarken içebileceği suyu kaçıracaktır. bu hayvanla insan arasındaki fark da burada kendini bulur, biri suya bakar ve suyu içer, diğeri uzun uzun parmağa bakar ve susuzluktan kıvranır.



ve zaten bundan, insan düşünen hayvandır.
Mert YILMAZER 15 yıl önce
" Üç türlü aristokrasi vardır ; Birincisi yaş ve Kıdem , ikincisi servet , üçüncüsü ise akıl ve bilgidir; en şereflisi sonuncusudur " (Schopenhauer)



Yazık ki Vatanımızın aydınlanmasına katkı veren her insan gibi Bilim adamlarımızda karartılmaya çalışılıyor. Sayın Süleyman SAVAŞ'a katılmamak mümkün değil.



Sıra üniversitelerimizdemi derken işte sıra geldi.. Eğer işinde başarılı isen ama fikrin yöneticilerin fikri ile bir değilse yok edilmeye , bertaraf edilmeye çalışılıyorsun. Size sorarım a karanlıklar, zaten çok az olan başarılı akedemisyenleride eritip sonra ne yapacaksınız ? Onların yerlerine geçtikten sonra ülkenize ne faydanız olacak. Üretebilecekmisiniz sizde bu bilim adamları gibi ? Ben hiç sanmıyorum , zaten eğer bilim adamı olsaydı aranızda bilimle uğraşırdı ama görünen o ki siz bilimle değil makamla , koltukla uğaşıyorsunuz..Peki varsayalım tüm bilimsel makamlara ulaştınız , diyelim ki profesör oldunuz. Ne verebileceksiniz vatanınıza ,hiç bir şey çünkü çalışarak kazanmaktansa , karalayarak kazanmayı seçen her varlık gibi sizinde kariyeriniz boş olacak. Sonuç vatan kaybedecek. Zaten bir adım daha ileri gitmemizi istemeyen zihniyetlere çanak tutup sonrada biz neden diğer ülkeler gibi başarılı olamıyoruz diyeceksiniz..



Aslında tek söz var söylenecek " Başarmanın yolu çalışmaktan geçer " .. bırakında fikirdaşlarınızın üst makamlara getirtilmesini bilim ile uğraşın.. Bu tür karalama çabaları kişilere değil ülkeye zarar veriyor farkındamısınız.



Tekrarlıyorum " Üç türlü aristokrasi vardır ; Birincisi yaş ve Kıdem , ikincisi servet , üçncüsü ise akıl ve bilgidir; en şereflisi sonuncusudur " (Schopenhauer)
ydo makine 2000 15 yıl önce
Ben Deha Er hocamızın yetiştirdiği öğrencilerinden biriyim kendisi köhneleşmiş denizcilik fakültesini dışarıdan gelen bağışları cebe indiren zihniyeti değiştiren okula çağ atlatan mezunlarımızdan gelen bağışları gitmesi gereken yerlere gitmesini sağlayan kısaca o fakültenin tarihinde gelmiş geçmiş en hayırlı adamdır Fahrettin küçükşahin onun eline su dökemez Okul içindeki öğrenciler olsun hocalarımız olsun herkes neyin ne olduğunu bilmektedirler Ona yapılan saldırı okulun eski yönetimi tarafından yapılan saldırıdır onu hazmedemediklerinden ötürü bir karalama bir ayağını kaydırma çabasıdır gitmektedir. Kendisi tabuları yıkan yeni Türkiyenin Mühendis akademisyen üretken değerlerindendir O tam adı gibi bir hocadır!! Düşün yakasından hocamın bırakında faydalı olsun

Keremcan Aykac 15 yıl önce
Ben Deha Ağabeyimi Okul hayatım boyunca tanımama rağmen, kendisi ile akademik anlamda tanışmam yüksek lisans dönemime rast gelmiştir. Kendisi okulumuzun bel kemiklerinden birisi olup, halihazırda okulda yürütülmekte olan ve yürütülmesi planlanan bir çok projenin altında bizzat fikir babası, yaratıcısı olarak imzası bulunan bir kişidir. Akademisyenlerden, Yüksek Lisans hatta Lisans öğrencilerinin hemen tümüne kadarı, Deha Er danışmanlığında tez yapmak için can atar, kendisinin onlara sağlayacağı uçsuz bucaksız fikir ve donelerden faydalanmak için sabırsızlanırlar (gerçek anlamda çalışma yapmak isteyenlerden bahsediyorum tabii ki) çünkü bilirler ki o, gündemi sürekli takip eden, gerçek bir akademisyendir ve dile dahi getirmeyi yazı gücümle başaramayacağım engin bir bilgiye sahiptir.



Benim tez tanışmanım olduğu dönemde yukarıda bahsettiklerimin tümünü bana sağladığı ve desteğini benden esirgemeyen çok değerli öncelikle Ağabeyim ve Hocam olan Deha Er'e karşı yürütülen bu kampanyayı esefle kınıyor, söylenen yalanlara inanmamanızı şiddetle rica ediyorum.



Saygılarımla,

Keremcan Aykac

Gv.2001 / Dz.Ul.İşl.Y.L 2005
Bütün Yorumları Görmek İçin Tıklayın
23
az bulutlu
banner102
banner85
Namaz Vakti 13 Ağustos 2022
İmsak 04:26
Güneş 06:04
Öğle 13:14
İkindi 17:04
Akşam 20:14
Yatsı 21:45
Günün Karikatürü Tümü