banner209

banner191

banner148

banner179

banner176

15.11.2011, 20:39

GADDAFİ'NİN İDEALLERİ VE ÇELİŞKİLERİ

Geçtiğimiz günler içinde  Libya'nın devrik lideri Gaddafi'nin kendi halkı (Demokrasi Yanlıları)tarafından linç edilme girişimine ve öldürülmesine ait resimler ve video görüntüleri yayınlanmışdır.Bu resimler ve video görüntülerinde Gaddafi ye yapılan muamelenin,kendisi de muhaliflerine böyle davranmış  olsa da, ne olursa olsun bir insan hakkı ihlali olduğu ve insani bir davranış biçimi olmadığı aşikardır.

Acaba Gaddafi bu muameleyi hak etti mi?ne yapmış olursa olsun,hiç kimse böyle bir ölümü ve muameleyi hak etmez,bu şekilde yargısız infaz hiç bir ulusa yakışmaz,kaldı ki Gaddafi'nin 1969 yılında başlayan hareketi,bu ulusun sömürgeci ülkeler karşısında başını dik tutmasını, kaynaklarının yağmalanmamasını  ve iktisadi refahlarının artırılmasını sağlamaktı.Bunda da ,çelişkili uygulamalarına ve geldiği son nokta ile bu konudaki tüm kazanımları kaybetmesine rağmen  bir dereceye kadar başarılı olmuştur.Ülke kaynaklarının halka adil dağıtımında, demokrasinin tesisi konusunda, insan hakları hususunda başarısızlıkları ve haksızlıkları olabilir,hatta son ayaklanmada,bu kalkışmayı şiddetli ve adil olmayan bir şekilde bastırması eleştirilebilinir,ancak tüm bu hususlar Gaddafi nin kendi halkı için hiçbir şey yapmadığı anlamına gelmemektedir.Kaldı ki son olarak Tripoli de ele geçen belgelerde bazı İnsan Hakkı ihlallerini ABD ve İngiltere ile birlikte yaptığı ve BUSH zamanında  en az 7 teröristin  ABD tarafından Libya ya gönderildiği ve burada işkence gördüğü ortaya çıkmıştır. Dolayısı ile Gaddafi'yi insan hakkı ihlali ile eleştiren BATI ,kendi çıkarları olduğunda benzer uygulamaları onunla birlikte gerçekleştirmiştir.Ancak  Gaddafi'nin ,söylemleri ve idealleri,hatta bir dereceye kadar yaptıkları olumlu olmakla birlikte,fiili olarak genel uygulamaları hiçte böyle olmamıştır.Gaddafi'nın iktidarı boyunca uygulamaları hem fikirleri ile çelişmiş,hemde tarihsel süreç içerisinde bu uygulamalar arasında bir tutarlılık görülmemiştir.Dolayısı ile Gaddafi bir paranın iki yüzü gibi olmuştur.bunun bir tarafı olumsuz ,diğeri ise idealleri açısından müspet olmuştur.Bu yazımızda GADDAFI'nin iyi ve kötü yanları objektif bir şekilde değerlendirilmeye çalışılmıştır.

Gaddafi 1951 yılında bağımsızlığını kazanmış ve aile olarak kökü Hazreti Muhammed'e kadar uzanan  Kral İdris tarafından yönetilen  Libya'da ki rejimi 1969 yılında,Kral Türkiye de tedavi görürken ,bir grup genç subay ile birlikte kansız bir şekilde  devirerek başa geçmiş ve Yüzbaşılıktan Albaylığa terfi ederek Devrim Komite Konseyinin Başkanlığını yürütmüştür. Daha sonra 1979 yılından itibaren resmi ve idari görev üstlenmek istemediğinden Ya da öyle görünmek istediğinden ,tüm idari unvanlarından arınarak,Kardeş Lider ,Devrim Lideri,Kılavuz unvanlarını üstlenmiş,ancak tüm stratejik ve önemli görevlere kendine yakın bürokratları ve oğullarını getirerek rejimi kontrol altında tutmuştur.
Kurduğu yeni rejimi ''Great Socialist People's Libyan Arab Jamahiriye''si olarak adlandırlmıştır.Bu sistem 3 cü Uluslar arası Theory'i esas almakta olup ''Yeşil Kitap''adlı rejimin Ana Yasası niteliğindeki kitapta açıklanmıştır.Bu teori,ilk defa Edvard Krdelj tarafından ileri sürüldüğü üzere Komünizm ve Kapitalizm arasında bir ara yol olup,Tito Yugoslavya'sında uygulanmakta ve kendi kendine yönetim esasına dayanmaktaydı.Bu rejimde Şirketlerde devlet tarafından değil bizatihi kendi çalışanları tarafından yönetilmekteydiler  Gaddafi rejiminde ise bu sistem küçük şirketlerin özel sektör büyük şirketlerin ise devlet tarafından yönetilmesi esasına dayanmaktaydı
Gaddafinin tesis ettiği rejim bir taraftan İslami Sosyalizme,diğer taraftan Arap Milliyetçiliğine ve aynı zamanda bir ölçüde direk demokrasiye dayanmaktaydı .Direk demokraside her hangi bir yurttaşın kendini yönetecek birine ihtiyaç duymadığı gerçeğine dayanmaktaydı. Gaddafi 'nin islam anlayışı ise mevcut İmamları ve dini önderleri devreden çıkararak direk olarak islamın kaynağından öğrenilmesi esasına dayanmaktaydı.Bu nedenle devrim sonrası bir çok islami lideri ve din önderini devreden çıkarmış fakat halkın din konusundaki hassasiyetini dikkate alarak kurduğu yeni rejime dini bir kimlik kazandırmaktan da geri kalmamıştır.


Şu an halk hareketi liderlerinin Gaddafi devrim yaptıktan sonra ülkenin tüm elit ve eğitimli kadrosunu tasfiye ettiği hususundaki söylemleri sanırım bu guruba atıf yapmaktadır.Çünkü devrim sonrası Libya da eğitimli insan stoku(Doktor-Avukat,Mühendis vb)yok denecek kadar azdı.Tabi tasfiye edilen bu grup içinde devrim karşıtı okumuş belli bir kesimde yer almış,ancak bunlar sayıca büyük kadrolar olmamıştır.Gaddafi devrim öncesi bir dönem Türkiye de de bulunmuş ve 27 Mayıs İhtilalinin genç subaylar tarafından yapılması kendisine örnek olmuştur.

Gaddafi rejimi Cemahiriye kavramı ile halkın doğrudan kendini yönetme prensipine dayanmıştır.Bu nedenle halk komiteleri kurulmuş,halkın kendilerini idare etmek için partilere ihtiyaç duymadıkları tezini savunmuş ve siyası partilerin kurulmasına Müsaade etmemiştir.Eşitlikçi ve hiyerarşi karşıtı olduğundan kendi unvanlarından da vazgeçmiştir.Ancak tüm bunlar yukarıda da izah edildiği üzere göstermelik olmuş her konuda ipleri yine kendi elinde Ya da kendisine bağlı bürokratların elinde tutarak yönetime halkı katmamıştır.Zaman içerisinde özellikle petrol fiyatlarının düştüğü ve gelirlerin azaldığı dönemde,millileştirme politikası uygulamış ve tüm özel sektöre ait şirket ve dükkanları kamulaştırarak devlet tarafından yönetilen şirketler kurmuştur.Halkın oturduğu ancak kendilerine ait olmayan evleri de kamulaştırarak bunları içinde kiracı olarak oturanlara tahsis etmiştir.(Bu hareketlerin arkasında kendisi ve devrime önderlik eden 19 kişiden 12 sinin Libya'nın daha fakir alt tabakadan geldiğinde aramak gerekir)Eski parayı değiştirerek,yeni para çıkartmış ve eski paranın yeni para ile değiştirilmesi hususunda sınırlama getirmiştir.Böylece tepede biriken zenginliği törpülemek istemiştir.Devrim öncesi ve sonrası Libya da  Yahudilerin  ve İtalyan'lar yaşamaya devam etmişlerdir.Ancak 1948,1956,1967 ve 1973 yıllarında Libya da Yahudi karşıtı eylemler olmuştur.Gaddafi vatandaş olmayan Yahudilerin mallarına el koyarak sınır dışı etmiş aynı politikayı vatandaş olmayan İtalyanlara da uygulamıştır.İçkiyi ve gece kulüplerini kapatmıştır.1980 yılı başlarında yurt dışında okuyan tüm öğrencileri geri çağırmış ancak bunların bir kısmı geri dönmemiştir.
Fakat daha sonra liberalleşme politikası gereği yeniden özel müteşebbislere belli ölçüde hak tanımıştır.
  
Meseleye Türkiye açısından yaklaştığımızda ;özellikle 1960 ihtilalinden sonra 1961 Ana Yasası ile Türkiye'de sol hareketler ve özellikle Sosyal Demokrasi kavramı Avrupa da ki bu konudaki gelişmeler ile popüler olmaya başlamıştır.Çünki Sosyal Demokrasi hem kapitalizmin olumsuzluklarını ortadan kaldırmakta hemde toplumun komünizme geçişine bir engel teşkil etmekteydi.Nitekim  BÜLENT ECEVİT ve partisi 1973 yılında en fazla oyu aldığı halde  iktidar olamamasına rağmen 1974 yılında Milli Selamet Partisi ile kurduğu koalisyon ile  iktidar ve Başbakan olmuş ve Ortanın Solu kavramını Türkiye de yerleştirmiştir.

Böyle bir siyasi iklimde ;Libya da ki gelişmeler ülkemizde hem sol kesimde hemde İslami çevrelerde sempati uyandırmıştır.Daha da ötesinde o tarihlerde GADDAFİ Atatürk'ün Emparyalizm ile mücadelesini ve tam bağımsızlık ilkesini de  örnek almıştır.

Gaddafi sadece Libya halkının değil tüm Arap aleminin tam bağımsızlığını hedeflemekte ve  Nasırın ölümünden sonra Arap Milliyetçiliğinin Lideri olmayı ve  Birleşik Arap Cumhuriyetini kurmayı amaçlamıştır.Daha doğrusu ;Sahra Bölgesinin Kuzey ve Merkezi Ülkelerinin Büyük İslam Devletini kurmayı hedeflemiştir.Yada en azından söylemleri bu yönde olmuştur. Bunu gerçekleştirmek için ise ilk hareketi Enver Sedat ile işbirliği içinde 1972 yılında  Birleşik MISIR-LİBYA devletini kurmaya teşebbüs etmek olmuştur.Enver Sedat aynı bayrağa sahip bu birleşik ülkenin başkanı ,kendisi de Savunma Bakanı olacaktı.Sedat kısmi bütünleşmeyi kabul etse de tam birleşmeyi benimsememiştir.Benzer girişimleri 1969 yılından itibaren Sudan ve Chad ın İslamizasyonu hareketlerinde de göstermiş bu bölgedeki islami guruplara yardım etmiş ve 1971 yılında müslümanlar Sudan da iktidarı ele geçirince Sudan Başkanı Gaafar Nimery'e Libya ile birleşmesini ve birleşik bir devlet haline gelmelerini önermiştir.

Nimeiry bundan hoşlanmayarak hiristiyanlar ile anlaşmaya varmıştır. Gaddafi'nin Hiçbir zaman İslamiyeti yayma gibi bir politikası olmamış,ancak islami hareketleri desteklemiştir.

Sözde,Komünizm ,Kapitalizm ve Emperyalizm ile mücadele etmeyi ve  sosyal adaleti sağlamayı amaçlamıştır.Fakat aşağıda açıklanacağı üzere icraatı bunun tam tersi olmuştur.

İktidarı sırasında Kapitalist ve Komünist dünya ile siyasi ve iktisadi ilişkiler tesis etmiş ve sosyal adaleti ve doğrudan halk iktidarını sağlamak yerine bir Amerikalı diplomatın ileri sürdüğü üzere ''GADDAFİ AİLESİ ANONİM ŞİRKETİ'' gibi Libya'yı yöneterek kısa  sürede kendisi ve ailesi çok önemli bir şahsi servet sahibi olmuştur.(Bazı düşünürler bunu Mafyavari yönetim olarak tanımlamıştır)

İSLAMCI ve terörist devlet olarak tanımlanmasına ,hatta parya devlet olarak isimlendirilmesine rağmen 11 Eylül İkiz Kuleler hareketi sonrası İslami Gruplarla mücadelenin en hararetli savunucusu olmuş ,Batı ile birlikte bunlar ile mücadele etmiş ve Filistin politikası da önceliğini yitirmiştir.Gaddafi 42 yıllık iktidarı süresince söylemleri ve politikaları ile uygulamaları birbirini tutmayan ,sürekli değişim gösteren bir çelişkili politikalar uygulayıcısı olmuştur.Bu cümleden olmak üzere Filistin Kurtuluş Örgütü ile de sonradan arası açılmıştır.

1970 li yılların başında Libya'nın Türkiye ile iktisadi ilişkileri de gelişmeye başlamıştır.O tarihlerde ilk defa  İzmir Fuarında Libya Stant ları kurulmuş,ancak burada Libya üretimi mallardan ziyade Libya Arap Sosyalizminin ve Yeşil Kitabın Propagandası yapılmış,Yeşil Kitap ve çeşitli hediyeler dağıtılmıştır.Ecevit ile Gaddafi arasındaki ilişkiler hem siyası hemde iktisadi alanda gelişmeye başlamıştır.

Yine o tarihlerde Türkiye de Sanayi bu günkü gibi gelişmemişti.1980 li yıllardan sonra görülen ihracat potansiyeli de yoktu,tersine ciddi Ödemeler Bilançosu zafiyeti bulunmaktaydı.Önemli döviz sıkıntılarımız ve döviz cinsinden borçlanma zafiyetimiz vardı.İhracatı teşvik için,bazı mallara farklı döviz kuru uygulaması bile yapılmıştır..(Dual Currency Rate Applıcatıon)    

Bu nedenle Serbest ve Adil  rekabeti ilke edinen OECD ye üyeliğimizde Ödemeler Bilançosu zafiyeti olan Türkiye ve Yunanistan'a kendi ulusal firmalarını desteklemek konusunda bazı muafiyetler tanınmıştır.Bu cümleden olmak üzere, diğer hususlar meyanında Türk Bayraklı gemilerin korunması bakımından Flag Dıscrımınatıon ve Cargo Reservatıon uygulamalarına bu problemi çözene kadar Müsaade edilmiştir.İşte böyle bir ortamda Libya'nın Türkiye den ithalatı Türkiye için büyük bir önem taşımıştır.

Türkiye de ki üreticiler o tarihlerde  pek ihracatı bilmediklerinden RAM DIŞ TİCARET gibi dış ticaret firmaları sipariş alıp içeride bu malları  ürettirmekte ve bunları ihraç etmişlerdir.Zeytinyağı,Salça ,Kuru Yemiş ,Bakliyat vs gibi mallar ,sonraları ise çelik vs gibi yarı mamül ve mamül sanayi ürünleri de  Libya ya ihraç edilmeye başlamıştır.Bunlar çoklukla Türk Bayraklı gemiler ile taşınmıştır .

1980 yılların ortasından itibaren özellikle 1990 dan sonra  üretici firmalar,diş ticareti öğrenip artık mallarını kendileri ihraç etmeye başlamış ve ürünler  sanayi malları,yarı mamül ve nihai tüketici ürünleri olmuştur.Geçen yıl Libya ya yaklaşık 2 Milyar usd lik ihracat yapılmış olup bunlar çoklukla sanayi ürünleri olmuştur.(Buzdolabı,Demir Çelik ürünleri, İnşaat Malzemesi,Borular,Çimento,Filmaşin,Kablo,Mobilya,Kılima vb)
Zaman içinde Türk şirketleri   Libya ya konvansiyonel düzenli hatlar tesis etmeye başlamışlardır.

Böylece Türkiye de üreticiler küçük parsiyel mallarını da ihraç etme imkanına kavuşmuşlardır.Küçük parsiyelli kırkambar yükler Forwarder'larca depolarda  toplanıp bir gemiyi dolduracak miktara ulaşınca  küçük bir koster ile bu mallar Libya ya taşınmıştır. Sonraları bu konteyner taşımacılığına dönmüştür.Libya'nın Türk Koster filosu için yarattığı potansiyel sadece Türkiye'den olan mallar için değil diğer Karadeniz ve Akdeniz ülkelerinden yapılan ithalat bakımından da önemli düzeyde olmuştur.

Özellikle İtalya'dan hayvan yemi,Karadeniz den ve yine Kuzey Akdeniz'den tahıl vb.

Ancak Libya limanları hep güven duyulmayan ve verimliliğin düşük olduğu limanlar olarak kabul edilerek ,pek çok armatörce rağbet görmemiştir.

Yüksek navlun vergisi ve İsrail boykotu,bazı limanların kötü hava için korunaksız olması ve giden konteynerlerin sürekli hasarlanması ve kaybolması, mal hasarı iddiaları ve bu iddialar karşısında adil bir yargı mekanizmasının olmaması armatörlerimizi Libya limanlarına uğramak konusunda isteksiz kılmıştır.Hele hele son yıllarda bazı gemilerin İsrail'e uğraması nedeni ile tutuklanması,yada Libya'nın kendi deniz nakliyat firmalarına Ya da Tıme charter olarak kiraladıkları gemilere verdiği ucuz yakıtı,bu hakka sahip olmadan bazı Türk Gemilerinin kullandığı iddiası ile tutuklamalar aylarca bazı gemilerin haksız yere Libya'da tutuklu kalmasına neden olmuştur.
Diğer taraftan Libya'nın belli bir yaşın üstündeki gemilerin Libya limanlarına uğramasını yasaklaması Ya da belli şartlara bağlı kılması Türk gemilerinin bu ülkeye uğraması konusunda da bir engel teşkil etmiştir.   

Gaddafi elde ettiği Petrol Gelirleri ile Ülkeyi de imar etmeye girişmiş,ve büyük inşaat projeleri başlatmıştır.Bu ihaleleri ,diğer yabancı firmalar meyanında Türk firmaları kazanmıştır.Böylece Türk inşaat firmaları ilk tecrübelerini burada elde etmişler ,sermaye ve önemli iş makineleri parkı oluşturmuşlardır.

Burada elde ettikleri tecrübe,daha sonra Doğu Blokunun dağılması ile Eski SSCB ülkelerinde ve Orta Doğu da ki inşaat işleri bakımından Türk Müteahhitlerine büyük bir avantaj sağlamıştır.Libya Türk inşaat firmaları için önemli bir okul, kapital oluşturma alanı haline gelmiştir.Bunların malzemeleri de yine çoklukla Türk gemileri ile taşınmıştır.Ayrıca bu firmaların Libya da ki inşaatlarında Türk işçiler ve Mühendisler ve ara elamanlar çalışarak ülkemizdeki işsizlik oranının azalmasında önemli rol oynamış ve bu yolla ekstra gelir elde edilmiştir. Geçen yıl Türk Firmaları Libya dan tutarı 7.5 Milyar usd olan 124 Proje yapım işini almışlardır.Türk firmalarının Libya da 17 Milyar usd lik yatırımı bulunduğu bazı  kaynaklarca iddia edilmektedir..Ancak Libya'da ki son kalkışma ile bu firmaların çoğu bundan zarar görmüşlerdir.

Yine Bülent Ecevit zamanın da Libya ile Türkiye de ortak Joınt Venture lar kurulmaya başlanmıştır.
Bu Türkiye için hem doğrudan yatırım niteliğinde olmuş,hemde istihdam yaratmıştır        


Bunlar; Türk Libya Denizcilik Şirketi(Kapandı),Arap-Türk Bankası ,Türk-Libya Ortak Tarım ve Hayvancılık Şirketi vb (1)

(1)Türk Libya Ortak Denizcilik Şirketinde bu makalenin yazarı da bir dönem sırası ile Murakıplık,Yönetim Kurulu Başkan Yardımcılığı ve Genel Müdürlük görevini üstlenmiştir.

Tüm bunların dışında,Kıbrıs savaşı sırasında Türkiye'ye uygulanan askeri ambargo nedeni ile jet yedek parçaları verilmezken,GADDAFİ bu yedek parçaları Türkiye ye sağlamış ayrıca diğer bazı yardımlarda da bulunmuştur.Bunu sadece Türkiye ye değil,Mısır-İsrail savaşı sırasında Mısır'a da yapmış,gizlice jetlerini Mısır'a geçirmiştir.Filipinlerde,Uganda,Etyopya,Endonezya da sosyalist ve islami gruplara yardım etmiş fakat işin ilginç yanı Slobodan Milisoviç ve Jorg Haıder'e Saddam Huseyin ile birlikte yardım yapmış ve Ortodoks Sırplar ile işbirliğine girerek Bosna ve Kosava müslümanlarına karşı onları desteklemiştir.

Bu örnek GADDAFİ'nin islami anlayışının farklılığını ortaya koymaktadır.İslam Sosyalizmini savunurken Kosova ve Bosna daki müslümanlara ve Arnavutlara yapılan etnik temizleme hareketinde Milisoviç'e yardım etmiştir. 

Kısaca ,GADDAFİ Ya da onun yönetimindeki Libya ,yukarıda açıklanan ve Türk Siyaseti ile uyuşmayan anlamsız davranışlarına rağmen İktisadi açıdan Türkiye için oldukça yararlı olmuştur.

Fakat hal böyle olmakla beraber,zaman içerisinde Türkiye de ki Hükumetlerin siyasi durumuna  ve  Türkiye'nin ittifak içinde olduğu 'Batılı ülkelerin Libya ile ilgili politikalarına bağlı olarak özellikle 1989 sonrası bu ülkeye uygulanan Birleşmiş Milletler Ambargo kararı sonrası Libya ile ilişkiler ya gerilemiş Ya da ilerlemiştir.
Daha da ötesinde Arap Milliyetçiliği ile Libya da çalışan Türk işçileri için Libya halkına yaptığı konuşmalarda  '' Vaktiyle size efendilik yapan ulusları şimdi size hizmet ettirmeye getirdim'' gibi  şovenist söylemlerde bulunmuş Ya da böyle söylediği iddia edilmiştir.

Ayrıca İslam Sosyalizmi olarak uyguladığı rejim tam anlamı ile şeriata uymasa da Türkiye de ki Laik rejimi eleştirmeye başlamıştır.Bu tavırları Türkiye de özellikle Laik kesimde infial uyandırmıştır.Hatta dönem dönem bazı nedenler ileri sürerek Türk müteahhitlerinin hak edişlerini de ödememiştir.

Gaddafi sadece bununla kalmamış,bulunduğu bölgede kendi siyasi rejimini bölgeye yayma konusunda da etkin olmaya başlamıştır.Bu nedenle tam bir İSRAİL düşmanı olarak Filistin devletinin kurulması ve İsrail'in Filistin topraklarından çıkartılması yönündeki Mısır ve Suriye politikalarını eleştirmiş ve bunun dar bir görüş olduğunu amacın İsrail'ın tamamı ile bölgeden çıkartılmasını savunmuş ve bu nedenle SEDAT ve ESAT ı eleştirmiş ,daha sonrada Mubarek'in İsrail ile barış sağlamasını ve ABD ile yakınlaşmasını hazmedemeyerek,Mısır'a yönelik İspoyanaj faaliyetlerine başlamış ve terörist hareketleri 6 kol faaliyetleri ile desteklemiştir,hatta sınır çatışmasına girişmiştir..(2)Daha da ötesinde bu faaliyetlerini diğer Arap ülkelerine doğru genişletmiş.Sonradan itiraf ettiği ve suçu kabul ettiği LOKERBIE(3) olayına karışmıştır.Bu eğilimleri Batı yı ve özellikle ABD ve İSRAİL'i rahatsız etmiştir.

(2)Benzer söylemlerini 2008 yılında ABD Dış İşleri Bakanı Condolezza Rıce'ın 1953 yılından beri ilk defa bir ABD Dış İşleri Bakanının Libya yı ziyaret ettiği bu toplantıda Rıce'a İki devletli bir çözümden yana olmadığını bu söylemi bırakmasını ve çözümün ISRAİLİTİN adı altında birleşik tek bir devlet olduğunu sert bir şekilde dile getirerek tekrarlamıştır.Filistin konusunda ARAFAT yanlısı bir politika izlemiş ve iddia edildiğine göre 1978 yılında ünlü Shıa İmamı Musa Al Sadr'ın Libya ya giderken yolda kaybolmasının ARAFATIN isteği ile Gaddafi tarafından gerçekleştirildiği ileri sürülerek bu tarihten itibaren Gaddafi'nin Arap dünyasındaki imajı kötüleşmiş ve Lübnan ve diğer Arap dünyasındaki SHIA Müslümanları ile Gaddafi'nin arası açılmıştır.

O dönemlerde  Imam SADR Libya da bir hapishanede olduğu iddia edilmiştir..Ancak bu rivayet doğru olsaydı son ayaklanmalar ile bu durum açıklığa kavuşurdu.Şu an için böyle bir durum mevcut değildir.  
(3)1988 yılında PANAM Uçağının bomba ile havada parçalanmasına ve parçalarının Güney İskoçya  da Lokarbıe ye düşerek hem uçakta hemde yere düşen parçalar ile bu bölgede toplam 270 kişinin ölümüne sebep olan Libya sabotajı

Uzun süre Libya ya ambargo konmuş(Aslında ilk ambargo terörist faaliyetleri desteklemesi nedeni ile ABD tarafından 1986 yılında konmuş Libya Devletinin ABD deki mal varlıkları dondurulmuş ve siyası/iktisadi ilişkiler kesilmiştir.Lokarbıe olayı nedeni ile Birleşmiş Milletlerin ambargo kararı 1992 de alınmıştır),ancak 2003 yılında Libya ve Gaddafı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyine yazdıkları yazı ile Lokerbie olayı ile ilgili sorumluluğu üstlenmiştir.Bilahare Libya Başbakanı ve Oğul Saif Al İslam yine Birleşmiş Milletlere bir yazı yazarak bu konuda suçlu olduklarına inanmadıklarını beyan etmiş fakat  Gaddafi bu olay için  ve2.7 Milyar usd  tazminat ödemiş ve bundan  sonra Batı ile ilişkileri yeniden düzelmeye başlamıştır.
Saif Al İslam(Seyfülislam) bu konuda suçu hala kabul etmeyerek ödenen paranın suçlu oldukları için değil Batı ile ilişkileri düzeltmek için ödendiğini ileri sürmüştür.(Bunu bu konudaki rüşevt olarak nitelendirmiştir)

2003 de Gaddafi Lokerbie olayındaki sorumluluğu kabul ettikten 5 gün sonra (Nelson Mandela bu meselenin halledilme sürecinde aktif rol oynamıştır)İngiltere Başbakanı Tony Blair Birleşmiş Milletlere baş vurarak Libya ya uygulanan ambargonun kaldırılmasını sağlamıştır.(Ambargonun tam olarak kaldırılması biraz daha zaman almıştır2004-2006 arasında ki süreç içinde tam olarak kaldırılmıştır.)

Bu olaylarda Saif Al İslam da önemli rol oynamıştır.Tony Blair ile Saif arasında iyi ilişkiler olduğu ve Blair 'in Saif'e yazdığı çok samimi ve onu onurlandıran , hatta London of Economıcs School daki Phd tezi ile ilgili yardımcı olma yönünde ifadeler içeren mektubu sonradan ortaya çıkmıştır.Bu mektup sonrası Saıd LOE'e 1.5 Milyon sterlin bağışlamıştır.Lord Mandelson ile de Saif arasında iyi ilişkiler tesis edilmiş ve Mandelson ile müzakerelerde masada ;İngiltere nin Libyadan alacağı Petrol fiyatları ve BP 'nin Libya da petrol arama ve çıkarmaya yönelik 545 Milyon usd lik mukavele,ancak daha ilginçi Lokerbie suçlusu olarak İngiltere de hapiste olan ve ömür boyu hapse mahkum olan Abdel Basert Al-Megrahi'nin durumu da sonradan,Saif'in iddia ettiği  üzere yer almıştır.
Bu müzakereler sonucu Prostat Kanseri olan Megrahi'nin Libya ya geri dönmesine İngiltere tarafından müsaade edilmiştir.

Bu olaylar  siyasi olarak Gaddafi nin olumsuz yönlerini fakat aynı zamanda son yıllarda Batı ile ilişkilerini de ortaya koymaktadır.Fakat diğer taraftan Arap liderliğine soyunması ve bu nedenle bazı Arap Ülkelerini karşısına alması,Arap gücünün parçalanması bakımından İsrail'in işine gelmiştir.Daha da ötesinde Gaddafi önemli bir El Kaide düşmanı olmuştur.Son ayaklanma öncesi,ABD ile ilişkileri iyileşmeye başlayan uysallaştırılmış ve denetim altına alınmış,bölgesinde Batı Ülkeleri ile ilişkileri iyi bir  GADDAFİ ,ABD ve İsrail açısından RADIKAL İSLAMCI bir yönetim yerine ehvenişer olarak kabul edilmiştir.(3)

(3)GADDAFİ'nin uyguladığı ISLAM SOSYALİZM'i yukarıda da belirtildiği üzere bildiğimiz Şeriat uygulamasından farklı olup,Gaddafi ailesinin ve çocuklarının Holywood da,Film artistleri ile düzenlediği partiler eleştiri konusu olmuş ve Libya da halk tarafından hoş karşılanmamıştır.Diğer taraftan içki yasağı olmakla beraber,kaçak içki ve evlerde Kuru Üzüm ve İncir den yapılan alkol tüketimi herkesçe bilinen bir husus olmuştur.Bilindiğinin tam tersine aşırı islami hareketler Libya'nın başına bela olmuş ve rejimin devamı için iç politikada bu tip hareketlere taviz vermek zorunda kalmıştır.

Diğer taraftan Libya'nın %97 si Sünni olup ,İran'ı bir şekilde halletme politikası olan ABD'nin bölgede Shıa karşısında bir Sunni ittifak oluşturması politikası ve bu nedenle Katar da ki son gelişmeler ,Libya-ABD arasındaki olumlu ilişkiler ile de örtüşmüştür.(4)

(4)İşin ilginç yanı halk ayaklanması sonrası bir süre suskun kalan ve durumu izleyen Batı ve ABD ,daha sonra bu yeni oluşumu kendi politikası doğrultusunda kontrol altına almak için yeni bir politika oluşturmuş ve Sünni ittifak Gaddafi ye karşı tavır takınmıştır.Son yapılan yayınlarda  Katar halk hareketi sırasında Gaddafi yi devirmek için Libya ya asker gönderdiğini itiraf etmiştir.

Daha da ötesinde aynı sünni fakat batılılaşma yolunda tepeden,jakoben uygulamalar içine giren KATAR,SUUDİ ARABİSTAN ile birlikte(Arap Birliği olarak),ve bazı iddialara göre bölgede kendileri için tehdit olarak gördükleri  Şii Iran'la da uzlaşarak Suriye'de ki halk ayaklanmasının çözümünde  oğul Esat yönetimi ile muhalifler arasında yeni bir uzlaşmanın sağlanmasına aracılık etmişlerdir.Suudi Arabistan(Riyad), Mısır ve Mübarek ten boşalan alanda Arap Liderliğine ve Politika yapma işine soyunarak Türkiye den rol çalmaya çalışmıştır. Tüm bu oluşumlar Orta Doğu Coğrafyasında kaygan bir zemin üzerinde siyaset yapıldığını ve dengelerin sürekli değiştiğini ortaya koymaktadır.Ancak Kurban Bayramın da Suriye de olan İktidar/Muhalefet çatışmaları bu projeninde şimdilik bir sonuç vermediğini ortaya koymuş ve Türkiye bu konudaki aktif siyasetini
devam ettirmiştir.

Diğer taraftan   son yıllarda i Çin'in ve Hindistan'ın Libya da yatırımları ve Çin ile müşterek Petrol yatırımları ,Çin'in Kuzey Afrika ya girmesi Akdeniz de var olması,Rusya-Çin-Hindistan ittifakının Libya ya uzanması ABD yi rahatsız etmiş ve bir çok siyaset bilimci tarafından Libya'da ki ayaklanmanın arkasında ki neden olarak ileri sürülmüştür.Başka bir görüş ise,diğerleri meyanında,Libya'nın petrol satışlarının bedelinin USD ile ödenmesini kabul etmeyeceğini beyan etmesinin ABD yi rahatsız etmesi olmuştur.Bu durum benzer beyanlarda bulunan Saddam'a ikinci Körfez Hareketinin nedeni olarakta ileri sürülmüştür.(Burada daha sonra açıklanacağı üzere bu konuda başka görüşlerde mevcuttur.)

GADDAFİ'nin iç yönetimi ile ilgili olarak eleştirildiği hususlar ise ;69 dan itibaren kurmuş olduğu Devrim Komitesi vasıtası ile muhaliflerini sindirme politikası uygulaması olmuştur.Libya nüfusunun %10-20 si bu komiteye muhalifler ile ilgili bilgi sağlama yani istihbarat işinde kullanılmıştır.Ayrıca tesis edilen GADDAFİ ye bağlı özel milis kuvvetler ile sindirme ve bastırma politikası uygulanmıştır.Bu siyasi denetim,Hükumet,Fabrikalar ve Eğitim alanında sıkı bir şekilde takip edilmiştir.Siyasi Parti kuranlar yakalanıp idam edilmiş,yabancılar ile siyasi konuşma yapanlar 3 yıl hapis cezasına mahkum edilmiştir.Tam bir korku rejimi uygulanmış,rejim aleyhine Hiçbir harekete izin verilmemiştir.

Halk bu ispiyonaj sisteminden ve tam bir polis devleti uygulamasından,özgürlüklerin olmamasından devrimin başlangıcından bu güne sürekli bir rahatsızlık duymuş ve bu durum halkın yaşam kalitesini düşürmüştür.Suçsuz bir sürü insanda bu sistemde kurban olmuştur.

İdamlar üniversite Kampüslerinde yapılmış ve genç nüfusa bu devrim karşıtlarının akıbeti gösterilerek,aydın genç nüfusun devrim karşıtı eğilimleri törpülenmeye çalışılmıştır.Yurt dışındaki devrim karşıtları ve muhalifleri takip edilmiş ve yurt dışında bunlara suikastler düzenlenmiştir.
Böylece muhalif siyasi kadrolar yetişmemiş,siyasi partiler  ve sivil toplum örgütleri oluşmamıştır  1970 li yıllar boyunca İslami Hizb-ut Tahrir üyesi bir çok kişi idam edilmiştir.1980 lerde ,Libya halkı için popüler olmayan CHAT savaşına karşı çıkan bir çok genç askere gitmemek için işaret parmağını kesmiştir.

Daha sonra bu devrim karşıtlarını ülkeye çağırmış ,gelenlerin affedileceğini ilan etmiş,gelmeyenlerin ölümle cezalandırılacağını,gelenlerin ise affedileceğini,serbestçe ülkeye gelebileceklerini ve yol masraflarını karşılamak üzere kişi başına 1000 usd verileceğini ilan etmiştir.Hatta muhalifler ile arasında bir uzlaşma sağlamak için af çıkarmış ve kendisi bu yeni politika uygulaması için bir hapishaneyi bizzat ziyaret etmiştir.
  
Gaddafi güçlü ve düzenli bir ordu kurmayı da tercih etmemiştir.Onun görüşüne göre halkın tümü asker olup devrimin koruyucusu konumunda olmuştur.Kanımca bu olayın arkasında böyle bir ütopik fikrin tersine,bu coğrafya da rejimler sürekli askeri ihtilaller ile devrildiğinden,kendide iktidara böyle geldiğinden,yabancı ülke Askeri güçlerince eğitilecek güçlü bir orduyu kendi iktidarı için tehlike olarak görmüştür.Bunun yerine kendine bağlı rejim muhafızlarından  ve genç kadrolardan ve paralı Afrikalı askerlerden oluşan bir gücü oluşturmayı tercih etmiştir.32 ciTugay olarak adlandırılan bu elit milis gücünü oğlu HAMİS yönetmiştir.Bu suretle ordu içinde bir denge kurmaya çalışmıştır.Diğer iki oğlu ise Albay SAADİ ve Üst teğmen Hanibal yine ordu içinde komuta kademesinde yer almıştır.

Nitekim son halk hareketi sırasında ordu ,kısa sürede saf değiştirerek,halk hareketine katılmış ve halka karşı Gaddafi yi korumamış,güçlü bir ordu olmadığından,Mısır da olduğu gibi duruma da hakim olamamıştır.

Böylece ikincil statüdeki ordu birlikleri önemli bir muhalif güç olduğunu ortaya koymuştur.Halk hareketini bastırmada Hamis başkanlığındaki 32 ci Tugay kullanılmıştır.

Gaddafi vaktiyle kalkışma ,etnik temizlik ve terörist hareketlerde desteklediği Ülkelerden paralı keskin nişancıları kendini savunmak üzere Libya ya getirmiştir.

Sırbistan dan  Sırp keskin nişancılarının gelmesini ,vaktiyle bu Ortodoks Sırplara müslümanlara karşı yapılan etnik temizlik sırasında yaptığı yardımlar sırasında oluşturduğu ilişkilere bağlamak herhalde afaki bir değerlendirme olmayacaktır.Gaddafi ve ailesinin Libya ordusuna güvenmemesi ve bu nedenle güçlü bir ordu kurmama politikası, kendisinin ve oğullarının Avustralya ve Yeni Zellanda lı özel eğitimli eski askerlerce korunması gerçeği ile de ortaya çıkmaktadır.

Nitekim Gaddafi'nin oğullarından Saadi Nijerya'ya,Hannibal ise Cezayir'e bu korumalarca kaçırılmıştır.Son bilgi olarak Nijerya Saadi ye sığınma hakkı tanımıştır.

Saıf Islam'ın şu an nerede olduğu bilinmese de Nijerya da Tuareg lerce korunduğu iddia edilmektedir.(Tuareg'ler; Cezayir,Mali,Libya,ve Nijerya arasında ki çöl ve steplerde  bağımsız olarak yaşayan 1.2 Milyon nüfusa sahip  ve konfederasyon şeklindeki idari yapı ile yönetilen,genellikle hayvancılıkla uğraşan,erkeklerin mavi giysileri ve peçe takmaları nedeni ile ''Çölün Mavi Giysili Erkekleri''olarak adlandırılan etnik grup)

Tuareg'ler

Rejimini devam ettirmek için ise sözde gerici -ilkel aşiret düzenini kaldırmayı amaçladığını ileri sürmesine rağmen ,aşiret düzenini değiştirememiş ve sırtını kendi aşiretine dayandırarak ,aşiret çekişmelerini ve aşiretlerin kendine karşı birleşmelerini önlemiş,çeşitli çıkar sağlama yöntemleri ile aşiretleri kontrol altında tutmuş,ancak Doğu'da ki aşiretlere pek kaynak aktarmamıştır.Böylece,dil,din,mezhep ve ırk ve kültür olarak homojenite olan Libya 'da  adetleri ve gelenekleri bakımından nispi olarak  birbirinden farklı olan ve birbirlerinden bağımsız yaşayan aşiretler ile Libya da kendine karşı bir birliğin oluşmasını önlemiştir.Zaten son halk hareketi de bu aşiretlerin birbirleri ile savaşı niteliğini taşımıştır.(Gaddafi'nin mensubu olduğu aşiret ile)Bu aşiretler tarihsel süreç içerisinde hep bağımsızlıklarına ve otonomi'ye özen göstermişler,Tripoli ise hakim şehir ve bölge niteliğini taşımıştır.Bu nedenle muhalifler 42 yıl süresince Doğu ya Bengazi ye Hiçbir yatırım yapılmadığını ,Trablusgarb'a kaldırım bile yapılmadığını ve lağım ve atık su şebekesinin 42 yıl öncesinden kaldığını lağım sularının Bengazi Caddelerinden aktığını iddia etmişlerdir.

Libya 'da akraba ve kuzen evlilikleri Arap kültürü ve aşiret  geleneği olarak devam etmiş ve evliliklerde ilk seçim hakkı amca kızlarına ve oğullarına tanınmış ve evliliklerin %20 sı bu şekilde olmuştur.Gaddafi aşiret yaşamını ilkel bulmuş ancak özellikle Doğu aşiretlerinin yaşam tarzını değiştirememiştir.

2010 yılı Basın Özgürlüğü Index'i Libya 'nın 178 ülke içinde bu özgürlüğün en az olduğu ülkelerden biri olduğunu(alt sıralarda 168'nci)ortaya koymuştur.Libyanın Mevcut rejimi tam bir OTOKRACY olmuştur.İşin ilginç yani Gaddafi yi antidemokratik uygulamalar nedeni ile eleştiren Batı ,ve özellikle ABD ve İngiltere istihbarat konusunda birbirlerine karşılıklı bilgi sağlamış ve İngiltere ,İngiltere de yaşayan Libya Rejim muhalifleri hakkında Libya ya istihbari bilgi sağlarken,Libya da karşı istihbari bilgi vermiş, ortak faaliyetlerde bulunmuşlar ve ABD de işkence uygulanmadığı için bu ülke tarafından yakalanan teröristler,yukarıda da söylenildiği üzere, Libya ya getirilerek burada sorgulanmışlardır.Bu durum 2007 den itibaren sona ermiştir.Bu husus son olarak ortaya çıkan belgeler ile ispatlanmıştır.Eğer Gaddafi öldürülmeyip yakalansaydı ve Lahey de yargılansaydı ortaya daha nelerin çıkacağı soru işaret olup bu konuda dedikodu mahiyetindeki söylemler yabancı basın kaynaklarında geçtiğimiz  günlerde yer almaya başlamıştır.

Diğer taraftan Gaddafi ve Ailesi ve Hükumet de yer alan Gaddafiye yakın kişi ve ailelerin iktisadi refahları artarken bunlar mal mülk sahibi olurken geniş halk kitleleri bundan bekledikleri oranda   yararlanamamışlardır.

Gaddafi'nin  ve ailesinin yurt dışında çok büyük nakit ve mal varlığı olduğu çeşitli kaynaklarda ve WİKİLEAKS belgelerinde iddia edilmektedir.

Bu şahsi servet bazı kaynaklarda 160 Milyar usd bazı kaynaklarda ise 200 Milyar usd dir.Gaddafi ailesinin bu serveti eğer halka dağıtılırsa her bir Libya vatandaşına 30.000 usd düşecektir.Özellikle yurt dışındaki bu şahsi servet 2004 yılından sonra oluşmuştur.
Sadece İngiltere deki mal varlığı toplamı 32 Milyar usd dir.(Bazı kaynaklarda  nakit olarak İngiltere deki parası 20 Milyar Euro,Mal varlığı ise 11.6 Milyon Euro dur)ABD bankalarında ise 300-500 Milyon doları bulunmaktadır.2009 yılında depremle yerle bir olan Aquıla kentinde  Gaddafi şahsi olarak 16 Milyon Euro düzeyinde yatırım yapmıştır.

Gaddafi ailesinin Petrol,Doğal Gaz,Telekominikasyon,Kalkınma Alt Yapısı ,Otelcilik,Medya ,Parakende-Dağıtım alanlarında yatırımları bulunduğu iddia edilmektedir..Libya'nın önemli İhracat gelirini elde eden Ulusal Petrol Şirketinden Gaddafi'nin çocukları önemli şahsi gelir elde etmişlerdir.Oğul Seyfülislam'ın kendi şahsi Grubu ONE-NİNE'nın bir şirket ile petrol alanında faaliyet gösterdiği yine bu kaynaklardaki bilgilerdendir.
 
Libyada'ki rejim ile ilgili olarak en önemli eleştirilerden biri de,yukarıdaki paragrafla da ilgili olarak  KLEPTOCRACY  adı verilen sistem olmuştur.Bu iktisadi sistem rüşvet,ve yukarıda izah edildiği üzere devlet gücünün devlet kadrolarınca ve yönetimde olanlarca  kendi menfaatleri için kullanılması anlamındadır.Böyle olunca da ehliyetsiz kadrolar yurt içinde ve yurt dışında göreve gelmiş ve ülke menfaatinden çok kendi çıkarlarına öncelik vermişlerdir..Yurt dışında yapılan yatırımlarda ve JOINT-VENTURE larda ve Dış İşleri Bakanlığı vasıtası ile Elçiliklerde çalışanların çoğunluğu istihbarat elamanları olup-Yurt dışında Libya rejimi muhaliflerini takip etmekte ve diğer istihbari faaliyetlerde bulunmuşlardır

Tüm bu hususlar Gaddafi nin halkın kendi kendini yönetmesi, doğrudan demokrasi ve sosyal adalet ilkeleri ile çelişmekte ve Gaddafi rejiminin halkın sosyal adaletçi bir rejime sahip olması yerine Gaddafi ailesinin inanılmaz servete kavuşmasını sağladığını ortaya koymaktadır.

Libya nın 1982 yılında kurulan LAFICO (Libyan Foreıgn Investment Company)ve 1988 Yılında kurulan OIL INVEST Şirketleri vasıtası ile çeşitli ülkelerde yapılan doğrudan yatırımlar ve kurulan JOINT VENTURE lar politik tayinler nedeni ile istenilen amaca ulaşmamıştır.
Gemi de Elektrik Zabiti olarak  çalışan bir Elektrik Teknisyeninin  karada çalıştığı dönemde evinde elektrik prizini değiştirmek için bile elektrikçi çağırdığı ve ödenmesi için faturasını şirkete sunduğu,ve Hiçbir üretimde bulunmaz iken havuzlu lüks sitelerde şirket parası ile oturma talebi iş hayatında şahit olduğumuz hususlardandır.

Ancak yukarıda her eyleminin çelişkili ve tezatlıklar içerdiğini ileri sürdüğümüz Gaddafi,yeni halk ayaklanması  liderleri tersini savunsalar da,Gaddafi'nin tezatlar içindeki politika uygulaması hususundaki tezimizi kuvvetlendirecek şekilde, halkın eğitimine önem vermiş kaynak ayırmış ve ücretsiz eğitim imkanı sağlamış,Üniversite eğitimi için burs vermiş,Yurt Dışında Eğitim imkanı sağlamış,kadınların eğitimine önem vermiştir.Eğitim konusunda 1969 yılında üniversite okuyan öğrenci sayısı 1969 da 3000 iken 1980 de 25.000 e çıkmış,1980 lerde 32.000 yeni derslik sağlanmış ve öğretmen sayısı 19.000 lerden 79.000 e çıkmıştır.

Libyada Tıp fakültesinde okuyanların %60 ını kızlar oluşturmuştur.

Kadınların eğitimi ve orduya kadınlarında katılması için Askeri Akademi kurmuş ,hatta yurt dışı ziyaretlerinde kendisini korumak için bu kadın asker korumalar görev almıştır..Ancak Teknik Okullar tesis etmesine rağmen yeterli ara sınıf elaman yetiştirememiştir. Halkın  transformasyonunu da gerçekleştirememiştir.Bu nedenle kişi başı gelir 14.000 usd ye çıkmasına ve belli bir kesim iyi gelir elde ederek Batıdan en modern arabaları,televizyon,buz dolabı ve müzik seti vb almasına rağmen ,bunlar bozulduğunda tamir edecek ara sınıf yetiştirilememiştir.

1988 Yılında Libya ziyaretimde televizyonların,buz dolaplarının bozuk olarak kapıların önüne konması ve son model arabaların kapılarının vuruk,farlarının kırık olması ,elektrik direklerinin devrik ,yol kenarlarındaki İtalyan yapımı bariyerlerin çarpık ve tamir edilmemesi şaşkınlık yaratmış ve nedenini araştırdığımda Libya Halkının Afrika'nın en eğitimli Ya da okur yazar oranı en yüksek ulusu olmasına rağmen teknik ara kadroların olmadığı ve  insan sermayesinin yetersiz olduğu ileri sürülmüştür.Bu tespitimiz Çölde Bedevi Hayatı yaşayan bir ulusun şehirleşmenin ihtiyaç duyduğu kadroları oluşturmasının kısa sürede gerçekleşmeyeceği ve paranın her şeyi çözemeyeceği hususundaki sosyolojik gerçeği ortaya çıkarmıştır.Gerçek bir şehirleşme ve bunun gerektirdiği kurum ve müesseselerin ve teknik kadroların tesisi en az 3 nesil gerektirmektedir.


Libya da kamu maliyesi ve bütçe  diğer ülkelerden farklı olarak vergi gelirlerine dayanmamış halkın gelirlerinden vergi alınmamıştır.Kamu harcamalarının %60 -75ı petrol gelirlerinden karşılanmıştır.

Bu seyahatimde teşhis ettiğim diğer bir husus ise hemen hemen her alanda çalışanların Libyalılar yerine (Sekreter,Aşçı,İnşaat Ustası ,Marangoz vb)yabancıların olması idi.Ülkede Doktor,Dişçi,Eczacı vb gibi yüksek eğitim isteyen meslek grupları da çoklukla yabancı uyruklular Ya da misafir çalışanlar olmuştur.Ancak bu duruma karşın üst kademe bürokratlarının %60 ının,eğitimli iş gücünün ise %40 nın yurt dışına gittiği de bilinen bir gerçektir.

İşsizlik oranının %30 olduğu bu ülkede bir çok Libya uzmanının da ileri sürdüğü gibi halk çalışmak istememektedir.Devletten ihtiyaçların çok geliştiği günümüzde yeterli olmasa da çalışmadan belli bir ücret alan halk çalışmak istememiştir.Yine bilindiği üzere Libya da Elektrik,su,yakıt halka bedava olarak verilmiştir.Dünyanın en ucuz benzin ve mazotu da yine Libya'da satılmıştır.Libya'lı gemi sahiplerine Ya da Tıme Caherter esası ile gemi kiralayan işletmecilere yakıt ,yabancılara satılanın yarı fiyatına hatta daha altına satılmıştır.

Yeni evlenen her çifte oturmak için bedava ev tahsisi yapılmış ve Gaddafi iktidarda kaldığı sürece bunun devam edeceği garantisi verilmiştir.
Halkı ev sahibi yapmak için önemli projeler uygulanmıştır.Ancak buna rağmen halk hareketinin arkasındaki en önemli gerekçe bu ev konusundaki sıkıntılar,rejim liderlerinin ve yöneticilerinin Keleptocracy uygulaması ve demokrasi eksikliği olmuştur.

İlginç olan Gaddafi halktan gelen baskılar ile 2010 yılında bu ev sorununu halletmek için,aşağıda izah edilen 2008 yılındaki beyanlarına ilave olarak 28 Milyar usd lik kaynak ayırdığını ilan etmesine rağmen ortaya çıkmıştır.

Bu verilere göre  bizce halk kalkışmasının Tunus ve Mısır dan farklı olarak ekonomik olmaktan ziyade Otokracy ve Kleptoctacy ye karşı olmalarından ve uydu TV ve Internet ortamında artık dünya ile bütünleşen genç nesillerin aynı yaşam koşullarına ve özgürlüklere sahip olma isteğinden kaynaklanmış daha sonra bu gençlere yaşlılar,daha sonrada ,insan hakkı ihlalleri neden ile bazı Gaddafi yöneticileri ve ordu içinde statü itibari ile ikinci sınıf askerler katılmışlardır.

1989 yılı ziyaretimde tespit ettiğim diğer bir husus ise Libya da Üretilen mal çeşitliliği bakımından gelişmiş bir Sanayi olmadığı gibi tarımında  halkın ihtiyacını karşılayacak düzeyde olmaması olmuştur.Oysaki geleneksel ve tarihsel olarak Libya da nüfus tarım ve çobanlık yaparak geçinmiştir.Bu alanda  da aşiretler ve özellikle köle ticareti döneminde Libya ya getirilen siyahlar faaliyetler göstermişlerdir.

Genellikle üretim pazar için değil kendi ihtiyaçlarını karşılamak için  yapılmış,üretim fazlalığı ise pazarda satılarak diğer ihtiyaçlarının karşılanması için kullanılmıştır

Tarımın gelişmemesinin ana nedeni su yetersizliği(5) ve sulak verimli toprak stokunun azlığı olmuştur.

1959 da petrol bulunduktan ve zaman içinde üretim arttıkça Libya da petrole dayalı bir sanayi oluşmaya başlamış ve 1997 lere kadar olan süreç içinde ekonomik yapı değişerek sektörler itibari ile tarımın payı %7 olurken Endüstri %47,Servise sektörleri ise %46 lık paya sahip olmuştur.Servis sektörü içinde de Ulaştırma önemli yer tutmuştur.2010 yılı rakamları ile bu oranlar Sektörlerin GSYIH içindeki % deleri olarak Tarım %2.6,Sanayi %62.9 Servis Sektörleri ise %34.6 olmuştur.Zaman içinde Servis Sektörünün payı düşmüştür. Yıllık Sanayi Ürünleri Artış oranı %2.7 olarak gerçekleşmiştir.

1.729.000 kişiden oluşan İş gücü nün sektörlere göre dağılımı ise tarım %17,Sanayi %13,Hizmet Sektörü ise  %59 olmuştur. 2010 yılı GSYIH sı Satın alma Gücü Paritesi ile 90.57 Milyar usd,Resmi Exchange Rate ile 74.23 Milyar usd ,Satınalma Gücü Paritesi ile Kişi Başı gelir 14.000 usd olmuştur.(6)

Özellikle İnşaat ve Ulaşım alanında yatırım ve üretim artmıştır.Fakat yatırımlar çoklukla Batı ya yapılmış Doğu ihmal edilmiştir.Tripoli gelişmeden en çok nasibini alan bölge olmuştur. 

Bütçe Gelirleri 45.85 Milyar usd,Harcamaları ise 38.75 Milyar usd olmuş ve Bütçe %9.8 fazla vermiştir.İhracatın %95 ini Petrol ve Petrol ürünleri ve  bu mal grubu GSYIH'nın %30 unu ,Petrole bağlı olmayan İmalat Sanayi ve İnşaat sektörü GSYIH nın %20 sını oluşturmuştur.

Petrol üretimi 2010 yılında 1.789 Milyon bbl/gün olup, 2012 de Libya Ulusal Petrol Şirketinin Üretiminin 3 Milyon bbl/gün'e çıkacağı beklenmektedir.Doğal Gaz Üretimi 15.9 Milyar cum(2009),Tüketimi 6.01cum,İhracı 9.89 Milyar cum(Dünyada 21 ci)dir.Doğal gaz ithali yoktur.

Doğal Gaz reservleri ise 1.548 Trilyon cum ile dünyada 23 cü sıradadır.Petrol rezervleri ise  ise 46.42 Milyar bbl dir.

İhraç kalemleri yukarıda da söylenildiği üzere;Ham Petrol,Doğal Gaz,Rafine Petrol Ürünleri , Kimyasallar ve Elektriktir(7).Toplam İhracatı 46.31 Milyar usd olup,dağılımı;İtalya %13,Fransa %13,Çin %9.2,İspanya %9.1 ,Almanya %8.4 ABD %4.5 dur

İthalatı ise 24.65 Milyar usd ve ithal ürünleri Makine,Yarı Mamul Maddeler,Yiyecek/İçecek,Nakliye Equpmanları ve diğer Nihai Tüketim Mallarıdır.İthalat yapılan ülkeler ise ;İtalya %16.3,Çin %10.3,Türkiye %9.7,Fransa %6.8,Almanya %6.4,G.Kore %6.2 Mısır %5.7,Tunus %4.8 dür.

İşin ilginç yanı Libya'da ki ayaklanma sonrası kurulan Geçici Ulusal Konseyi'ni  ilk tanıyanlar Libya'nın yakın ticari ilişkiler içerisinde olduğu ve yurt dışı yatırımlarını yaptığı İtalya,Fransa,İspanya,ve pek ticari ilişkisi olmayan Katar ,bilahare ise Türkiye'nin de dahil olduğu diğer ülkeler olmuştur.

Libya hiç dış borcu olmayan bir ülkedir.(Ancak bazı kaynaklarda Kamu borcunun GSYIH ya oranının %3.3 olduğu yer almaktadır.)Enflasyon oranı ise %2.5 dur.

Bu gün için Libya'nın ürettiği tarımsal ürünler ;Buğday,Arpa,Zeytin,Narenciye,Sebze,Yer Fıstığı,Soya Fasulyesi ve Sığır dır.Ancak tarımsal üretim ülke ihtiyacını karşılamamakta ve tarımsal tüketimin %75 i dışarıdan ithal edilmektedir.

Endüsütriyel Ürünler ise ;Petrol,Petro Kimya,Alüminyum,Demir/Çelik,Orman Ürünleri,Tekstil,El Sanatları ve Çimentodur.

Demir Çelik,Alüminyum,Petro Kimya Ürünleri ve Tarımsal üretimde yeni su imkanı ile gelişme görülmektedir.
 
(5)İçme suyu bile bulunmamakta ,onun yerine  küçük kırmızı bir çeşit meyvenin  suyu içilmekteydi .

1989 yılı tespitlerimize göre Sanat  da,kilim ve diğer bazı geleneksel el sanatı ürünleri  dışında gelişmemişti.


Çünkü geniş halk kitleleri  için şehir hayatı gelişmemişti ve bunun gerektirdiği tüketim malları da mevcut değildi.Halkın böyle bir ihtiyacı da yoktu,zengin bir kesim Lüks ithal mallarını tüketmekte,ancak halk için böyle bir durum mevcut değildi.Bunu en büyük şehirlerdeki dükkanların vitrinlerindeki mal kalitesinden anlayabilmek mümkündü.Bu büyük şehirlerdeki mağazalardaki ürünler,o tarihte Türkiye'de ki bir köy mağazasından farksızdı.

(6)Petrol Zengini ve ''Hıdrokarbon Devlet''olarak adlandırılan Libya'nin GSYIH 90 Milyar usd olurken,Türkiye'nin GSYIH sı 750 Milyar usd olmuştur.Ancak tabi burada iki ülkenin nüfusunu da dikkate almamız gerekir.Libya'nın Nüfusu 6.5 Milyon Türkiye'nin ki ise,73.7 Milyon dur.  

(7)Elektrik ihracatı 117 Milyon kwh,ithalatı ise 48 Milyon kwh dir.

Yine halk sosyal ve kültürel olarak gelişmemişti.;zaten mevcut rejiminde böyle bir kaygısı yoktu.

Libyanın yetiştirdiği dünya çapında iyi bir Romancı,Şair,Tiyatro Ya da Sinema Oyuncusu,Müzisyen,Bilim Adamı,Sporcu(Güreşci ve diğer bazı dallardaki sporcular hariç)Gazeteci ,Düşünür,Ressam ,Doktor ,Hukukçu,Ekonomist,Siyasetçi yoktu.Teknoloji de gelişmemişti.Şarkı söylemek,beste yapmak ticari olarak yasaktı.

Böyle bir rejim altında halkın kültürel Ya da sosyal olarak gelişmesinin de mümkün olmadığı aşikardır.Oysaki Sosyalist Ya da Komünist Rejim altında yönetilen bir çok ülkede ,bu alanlarda önemli gelişmeler olmuş  ve devlet bu alanları desteklemiştir.Küba da bile sağlık hizmetleri çok gelişmiştir.Libya da sağlık konusunda devrim öncesine göre önemli gelişmeler olsa da bu konuda gerektiğinde Mısır ve Tunus un bu imkanlarından yararlanılmiştır.Libyada araştırma ve gelişme faaliyetleri de yok denecek kadar az olmuştur.Libya da gençlerin halk hareketine öncülük etmelerinin en önemli nedenlerinden biri de bu kültürel  ve sanatsal faaliyetler konusunda özgürlüklerin bulunmaması olmuştur.Bunun diğer bir nedeni ise  tüm yukarıda sözü edilen olumsuzluklara rağmen  Gaddafi döneminde halkın nıspi olarak eğitim ve  ekonomik gelir seviyesinin yükselmesi ve bunun ileri bilişim teknolojileri ile,birleşmesi sonucu toplum modernleşerek,mevcut rejim ile bu bakımdan ayrışması olmuştur.Rejim geri kalırken en azından nüfusun belli bir kesimi modernleşmiş ve bunun yarattığı sosyal semptonlar,diğer hususlar meyanında,ayaklanmanın ana  unsurlarından biri olmuştur.

Nitekim Halk ayaklanması sonucu hemen bu boşluk doldurlmuş ve Rap ve Hard Rock türü beste ve CD ler raflarda görülmeye ve Libyalı gençlerin orkestraları ortaya çıkmaya başlamıştır.  

Human Development Index e göre Libya Afrika'nın en gelişmiş ülkesi olsa da ,durum,sanatsal ve kültürel etkinlikler ve hatta bilimsel gelişme bakımından  yukarıda belirtildiği gibi olmuştur.

Ancak bu ,yukarıda da izah edildiği üzere GADDAFİ nin halkın refahı ve eğitimi ve ülkenin kalkınması için bir şey yapmadığı anlamında değildir.Bu yukarıdaki olumsuzluklara karşın ,yapılan olumlu bir sürü şeyde vardır ama ,ne yapılırsa yapılsın mevcut rejimin yarattığı siyasi iklimde umulan gelişme sağlanamamakta Ya da rejim zaten bunu istememekteydi

Çünkü aydınlanma  rejimi sorgulamayı da beraberinde  getirmektedir.Nitekim Gaddafi'nin bu politikasına rağmen,güdümlü ve yetersiz de  olsa halkın eğitimi için yaptıkları ve bunun sonucu toplumun en azından bir kesiminin  mevcut rejim ve idari yapıya göre daha modern ve aydın hale gelmesi ,ve bunların yaşam beklentilerinin rejim ile uyuşmaması kalkışmanın motoru olmuştur.

GADDAFİ nin yaptığı en önemli iş 1984 yılında uygulamaya koyduğu GMMR(Great Man Made Rıver)dı

Libya nın en büyük problemi bilindiği üzere SU idi.Su olmayınca tarımda yeterli ölçüde yapılmamakta ve sebze ve meyve ithal edilmekteydi. Oysaki yapılan tespitlere göre NUBIA da  çölün altında büyük bir yer altı gölü vardı ve burada tatlı su bulunmaktaydı.GADDAFİ bu suyu yer üstüne çıkarmayı ve yapılan insan yapımı gölde/rezarvuarlarda toplayarak sonra bunu insan eli ile yapılmış kanallar ile Güneyden Kuzeydeki sahil şeridindeki şehirlere taşınmasını ve burada hem halkın su ihtiyacını karşılarken hemde tarım yapılmasını amaçlamıştır.

Büyük Sahra Çölün de Nubıan Sand Stone Aquıfer System  altında 500 metre derinlikte toplam 373 Milyar  m3 su bulunmaktadır.Anılan Proje bu Güney deki suyun yerin altından çıkarılarak çok büyük yer altı boruları ve kanallar ile Kuzeydeki rezervuarlara taşınması buradan da Kuzeyde ki şehir ve sahil şeridine aktarılması esasına dayanmıştır.2820 km yer altı boru şebekesi ve kanallar ,1300 sondaj kuyusu ile bu proje bu konudaki  dünyanın en büyük tesisi olmuştur.5 safha olarak planlanan bu proje ile günde 6.500.000 m3 su Tripolı,Bengazi,Sirte,Tobruk ve sahil şeridine taşınacak böylece hem şehirlerin su ihtiyacı karşılanacağı gibi bazı kaynaklarda 135.000 hektar bazı kaynaklarda 155.000 hektar alan sulanmış olacaktır.Gaddafi bu proje ile  çölü Libya bayrağı gibi yeşile döndüreceği iddiası ile yola çıkmıştır.

Proje tutarı 20 Milyar USD olarak planlanmıştır.Ancak tüm safhaların tamamlanması durumunda 50 yıl için proje tutarı 33.7 Milyar usd olmaktadır.Proje 1984 de başlamış ve birinci safha1991 de ikincisi 1996 da tamamlanmıştır.I safha 5.5 Milyar usd ye ,İkincisi ise 8 Milyar usd ye mal olmuştur.Toplam 13.5-14 Milyar usd.3 safha ise  tahminen 6 Milyar usd ye mal olacaktır.

I ci safhada 2 Milyon m3/gün su 1200 km boru sistemi ile As Sarir ve Tazerbo dan Ajdabiya Rezervuarı ile Bengazi ve Sırt'a taşınmaktadır.II Safha ile 2.5 Milyon m3/gün  su Murzug Havzasından Jeffara  /Tripoliye  taşınmaktadır.

Libya baş şehri ilk suyu bu sistemle 1996 yılında almıştır.

III Safha,I safhaya ilave olmaktadır.700 km ilave boru ile 1.68 Milyon m3/gün su taşınacak böylece ilk safhanın toplam su taşıma kapasitesi 3.68 Milyon m3/gün olacaktır.Toplamda ise günlük taşınan su 6.500.000 m3 ulaşmaktadır.

Yukarıdaki tabloda safhalar itibari ile sondaj kuyuları,rezervuarlar ve boru bağlantıları gösterilmektedir.

Benim Libya ziyaretimde en Lüks otellerin açık büfelerinde  ,tavuk,biraz salata ve domates ten başka bir şey yok iken,iki hafta önceki bir  televizyon programında,Libya da durumun normale döndüğünden bahisle gösterdiği pazarda tezgahlar her türlü sebze ile doluydu.Bu Libya halkının yaşam kalitesinin iyileşmesi Bakımından önemli bir gelişme ve ciddi bir başarıdır.


Libya daki Canlı hayvan ithali şirketi LOHUM vasıtası ile et ithal edilmiş ve  halkın et ihtiyacı karşılanmıştır.Lohum Şirketi Türk Libya Deniz Şirketine yazılı yük garantisi vererek M/V BENWALİD gemisinin İslam Kalkınma Bankası Kredisi ile alınmasına öncülük etmiş,ancak sonra bu sözünü tutmayarak bu gemi anılan şirketin başına bela olmuş ve batışının diğer hususlar meyanında en önemli nedenlerinden biri olmuştur.

1988 yılındaki Libya ziyaretimde sahile yapılmış önemli Turistik komplekslerin varlığını gördüm.Skandinav yapımı bu tesisler otel ve apart evlerden oluşmaktaydı.Ancak faaliyette değildi.Bu tesislerde GADDAFİ'nın sivil devrim muhafızları kalmakta ve Apart evleri Libya daki elçilikler kullanmaktaydı.Aslında proje Kuzey Akdeniz Ülkesi vatandaşlarına hizmet vermek için tesis edilse de o tarihlerde mevcut rejim altında işletilememekteydi.  

GADDAFİ'nin diğer önemli projesi ise CYRENE deki YEŞİL DAĞ projesi olmuştur.Cyrene bilindiği üzere Libya nın doğusunda yer alan arkeolojik alanı ve Antik Yunanın bölgedeki en önemli 5 şehrinden biridir.Daha sonra ise burada Roma Medeniyeti yer almıştır.GADDAFİ hem bu Arkeolojik alanların korunması hemde turizme açılması fakat daha önemlisi Ekoturizm merkezi haline getirilmesini amaçlayan YEŞİL DAĞ projesini uygulamaya koymuştur

Bu proje de çevreye zararlı Hiçbir enerji maddesinin kullanılmaması bunun yerine güneş ve rüzgar enerjisinin kullanılması ve tüm atıkların geri dönüşümü planlanmıştır.GADDAFİ bu proje ile ilgili bir konuşmasında ''Bizim bölgemizde ÇEVREDEN,EMİSYONDAN  söz etmek pek yaygın değildir. Şimdi Gelişmiş Ülkelere katılmak ve bu kavramlara özen göstermenin zamanıdır,konuşmam Kültür ve çevre ile ilgilidir''  diyerek konuşmasını ''BİZ MEDENİYİZ ''diyerek tamamlamıştır.2007 yılında GADDAFİ'nin bu söylemleri burada daha sonra izah edileceği üzere Batı ya yaklaşmasının işaretleri olmuştur.

Bu bölgede Resort'lar ,Oteller,Villalar ve modern köyler yapılması planlanmıştır.Binalar Yeşil Binalardır.Bu projenin arkasında sponsor olarak GADDAFİ'nin oğlu Saif Al -İslam Gaddafi yer almıştır.Al Jabal,Al Akhdar bölgesinin sürdürülebilir gelişmesinin sağlanması ve bu bölgenin tabii ve kültürel yapısının korunmasını ve bölge halkının ekonomik gelişimin sağlanmasını amaçlanmıştır.20 yıl önce bu bölgedeki ormanlık alan 500.000 hektar iken şu an 180.000 hektar kalmıştır.15 yılda su havzası yerin 200 metre altında iken 500 metre altına inmiştir.Roma İmparatorluğu zamanında bu bölgede 1 Milyon m3 su alacak sarnıçlar bulunmasına rağmen,şimdi hala aynı sarnıçlar varken bunları dolduracak su ortadan kalkmıştır.Bu proje yeniden bu bölgenin ihyasını ve doğayı ve arkeolojik kalıntıları korumayı amaçlamıştır.Daha da ötesinde bu projede Alman ve Fransız yatırımlarına imkan sağlanmış ve gerekli mukaveleler imzalanmıştır.Bütün bunlar  Gaddafi ve ailesinin değişen politikalarını ve Batı ya yaklaşımını açıklamakta ve GADDAFİ nin oğlu SAİF-EL İSLAM Batıda eğitilmesi nedeniyle köprü vazifesi gördüğünü ortaya koymaktadır..Bu proje ile 65.000 kişiye yeni iş imkanı yaratılması planlanmıştır.

İlaveten Libya da Telescope Projesine ise 10 Milyon Euro tahsis edilmiştir.

GADDAFİ'nin olumlu yüzü olarak;yaşam beklentisi(yaşam süresi),Çocuk Ölümleri,Okur/Yazar seviyesi,Okulda Geçen Eğitim Seviyesi ,Kişi başı gelir vb gibi kriter Ya da Indexlere göre belirlenen Human Development Index ,devrim sonrası Libya da Afrika nın en yüksek seviyesine ulaşmıştır.0.750-0.799 seviyesindedir.(2010)Bu INDEX bir ulusun refah seviyesini ve yaşam kalitesini ölçmektedir.

Libya da okuma yazma oranı devrim öncesi %10 iken %90 çıkmıştır.Ortalama eğitimde geçen süre 17 yıl olmuştur.

Libya da eğitim ücretsizdir.Üniversite eğitimi için devlet burs vermektedir.Yaşam süresi 57 den 77 ye çıkmıştır.(Kadınlarda 80 Erkeklerde 75.34)Kadınlar ve Siyahlar için eşit haklar sağlanmıştır.Muhacırlar için çalışma hakkı tanınmış ve bir çok alanda fırsat eşitliği yaratılmıştır.Sağlık imkanları ücretsiz olarak sağlanmıştır

İş yaratmak için istihdam programları uygulanmıştır.Gaddafi herkesi ev sahibi yapmak için gerekli finansman ve kredi imkanı sağlamıştır.Sahara bölgesin de yeni yerleşim alanları açılmıştır,halkın tamamı kerpiç evlerde yaşarken şehirlerde yapılan elektriği,suyu,uydu TV sistemi olan yeni modern  evlere taşınmaları sağlanmıştır.Gaddafi tüm halk ev sahibi olana kadar Çadırda yaşayacağını halkına ilan etmiştir.Bu aynı zamanda kendi kültürünün devamı politikasına da hizmet etmiştir.Libya'yı Afrikanın en fazla eğitim imkanına sahip olan ülke haline getirmiştir.Yine Afrika'nın en büyük Nominal Kişi başı gelirine ulaşmasını sağlamıştır.2010 yılında rekor bir büyüme oranı sağlamıştır (%10.6)(6)

(6)Bu çeyrek büyüme oranı olabilir çünkü resmi kaynaklarda 2010 büyüme oranı %4.16 dır)

Gaddafi'nin ilk 15 yılında 1000/Vatandaş başına  doktor sayısı 7 kat, (1000 kişiye 1.9 Doktor),Hastanelerdeki yatak sayısı ise 3 misli artmıştır(1000 kişiye 3.7 yatak).Çocuk ölüm sayısı 1000 doğumda 125 iken (Afrika Ortalaması)1000 doğumda 15 e düşmüştür.Bu oran Afrika ülkeleri içindeki en iyi orandır.2007 rakamı ile 5 yaşın altındaki çocuklarda  olması gerekenin altında kiloya sahip çocuk oranı %5.6 olmuştur.Sağlık harcamaları GSYIH'nın %6.6 sı düzeyinde olmuştur.Şehirleşme artmış şehirlerde yaşayan nüfus %78 e çıkmıştır.Şehirleşme oranı yıllık %2.1 olmuştur.

Libya yukarıda da işaret edildiği üzere hiç dış borcu olmadan gelişmesini ve büyümesini sağlayan bir ülkedir.Halkına aylık belli bir ücret ödeyerek iktisadi refahına katkı sağlamaktadır.

 1988 yılındaki gözlemlerimize göre  yukarıda izah ettiğimiz kötü  tablo zaman içinde değişmiş ithal mallarının bulunduğu büyük Mol' lar ve Süpermarketler açılmıştır. 2006 yılında Tripoli de kurulan LIA(Libyan Investment Authorıty)vasıtası ile yurt dışında bir çok ülkede yatırım yapmış bir çok yabancı kuruluşa ortak olmuştur.Ancak tüm bunlar Libya'da belli bir kesimin yoksulluğunu ortadan kaldırmamış ve Ülkenin Doğu kesimi Batı kadar gelişmemiştir.

Diğer taraftan  demokrasi olmadan,karın tokluğu ve iktisadi refahın bir anlam taşımadığı da aşikardır.Fakat Gaddafi 2004 ylından itibaren ABD ile yeniden ilişkilerini iyileştirmeye başlamış ve özellikle 2007 den sonra Demokrasi ve Batıya yaklaşma konusunda hamleler yapmaya başlamıştır.

Türkiye ile de ilişkilerini yeniden iyileştirmiştir.        

Libya'nın Batı ile ilişkilerini iyileştirmesi yukarıda sözü edildiği üzere Lockerbie olayı ile ilgili olarak suçu kabul ederek ölen 270 kişiye Milyarlarca  usd tazminat ödemesi ve kitle imha silahlarını ortadan kaldırması ile başlamış,yine yaklaşık 10 yıl Libya'da hapiste bulunan 5 Bulgar Hemşire ve bir Filistinli Doktorun serbest bırakılması ile gelişmiş, 2007 yılında Gaddafi Demokrasinin Özellikleri adlı seminere sponsor olmuş serbest piyasa ekonomisini geliştirme alanları teşvik edilmiş ve liberal politikaları belli bir ölçüde  uygulamaya konmuştur.
Yine Darfur krizine çözüm bulmak için Sudanlı kalkışmacılar ile Tripoli de barış görüşmelerine ev sahipliği yapacağını ilan etmiştir.11 Eylül Olayı sonrası ise İslami Terörist hareketlerin en büyük düşmanı olduğunu tüm dünyaya deklare etmiştir.

4 Mart 2008 de Gaddafi Petrol Gelirlerini artık direk olarak halka dağıtacağını ve ülkenin mevcut idari yapısını değiştireceğini ilan etmiştir.Bu plana göre  Dış İşleri,İç İşleri ,Savunma ve Stratejik Planların Uygulama Departmanları dışında tüm bakanlıklar lav edilmekteydi.


GADDAFİ Hükumet yetkililerine yeni bir siyasi dönemin başlayacağını Bakanlık Seviyesinde ve Ulusal Güvenlik Danışmanlığı seviyesindeki kişilerin ve Ulusal Güvenlik Danışmanlığı seviyesindeki görevlilerin artık seçimle geleceğini ve seçimlerin Uluslar arası kuruluşların nezaretinde adil bir şekilde yapılacağını açıkça bilidirmiştir.Bu söylem hükumet nedinde karışıklığa neden olmuştur.

Diğer taraftan AB ve özellikle,İngiltere,Fransa,İtalya,İspanya ,Almanya ile ticari ve siyası ilişkiler içine girmiştir.Türkiye ile zaten bu ilişkileri bulunmaktaydı.Tüm bunlar Libya ve Gaddafi ve Ailesi için yeni bir dönemin başladığının durumun eskisi gibi olmadığının ve demokrasi yönünde önemli adımlar atılmakta olduğunun işareti olmuştur.AB ve ABD de bundan ziyadesi ile memnun olmuştur.Ancak Libya Çin,Hindistan ve Rusya ile de ilişkilerini geliştirmiştir.

Batı ile geliştirilen  iktisadi  ve ticari ilişkiler yukarıda ithalat ve ihracat bakımından  açıklanmakla  beraber aşağıda meseleye daha detaylı olarak değinilmiştir.

Bilindiği üzere Libya'nın şu an için bulunan petrol rezervleri Dünyanın 9 cu büyük rezervleridir.Toplam olarak 46 Milyar Baril rezervi bulunmaktadır.Merkez Bankasında 110 Milyar USD döviz olarak rezervi bulunmaktadır.Hemen hemen gelişmiş ülkelerin çoğunun devlet borcu  bulunmasına ve bunun GSYIH ya oranı çok yüksek olmasına rağmen,Libya nın hiç borcu bulunmamaktadır.DEPT FREE bir ülkedir.Sovereıgn Wealth Funds ve Lıbyan Invetsment Authorıty yatırım için 70 Milyar usd lik fona sahiptir.Libyanın ticaret yaptığı en önemli ülkeler Avrupa Ülkeleridir.Örneğin İtalya ile Çift Yönlü(İthalat/İhracat)ticaret hacmi 12 Milyar usd dir.Libya İtalya'nın petrol ihtiyacının 1/4 ünü karşılamaktadır.Taşıma mesafesi çok kısa olduğundan bu İtalya için büyük bir avantajdır.İtalya,Libya için bölgede en fazla petrol ihracatı yaptığı ülke konumundadır.Libya İtalya'nın UNICREDİT bankasının %7.5 una sahiptir.

FİAT,FINMECCANICA ve ENİ nın ve Juventus Futbol Takımının önemli hisselerine sahiptir.2008 de görülen finansal krizde Libya İtalya ya büyük destek vermiştir.Ancak kendisi Goldon Sachs Grubu ile yaptığı işlemlerde 1.3 Milyar USD kaybetmiştir.Son ayaklanma ve Batının müdahalesi ile baskı ile İtalya  Libya'nın yurt dışındaki finansal varlıklarını dondurmak zorunda kalmıştır.Ancak ,bunlar Ülkenin Merkez Bankası ve LIA(Libya Yatırım İdaresinin)varlıkları değildir.2009 yılında AB'nin Libya ile iki yönlü dış ticaret hacmi 37 Milyar USD ye ulaşmıştır.Almanya,Fransa ve İspanya bu ticarette önemli rol oynamıştır.Son zamanlarda Libya ile önemli ticari ilişkilere giren Fransa nın son halk ayaklanmasında , Gaddafi'nin kaybedeceğini anlaması ve Ayaklanan Halk Hareketinin öncüleri(Libya Geçici Ulusal Konseyi Liderleri) yardım için Fransayı ziyaret edince ,yeni oluşacak rejimle iyi iş ilişkileri tesis ederek mevcut iktisadi ilişkilerini kaybetmemek tersine geliştirmek için,Libya ya yapılacak olan askeri harekette öncü olma rolüne soyunmuş,ancak bu hareketi,Libya ile Tarihsel, Kültürel  ve Ticari  köklü ve önemli ilişkileri olan  Türkiye'nin de müdahalesi ile geriletilmiş ve önü kesilmiştir.

Ancak bu Fransa'nın Libya üzerindeki geleceğe dönük emellerinin sona erdiği anlamında olmayıp,önümüzdeki günlerde karşılaşacağımız en önemli sorunlardan biri olacaktır.Kleptocracy sanırım bu yeni dönemde de Libya 'da devam edecek ve Batı bu zafiyeti kendi çıkarına iyi bir şekilde kullanacaktır.

Libya Avrupa'nın Petrol ihtiyacının %10 unundan fazlasını karşılamaktadır.2004 den sonra normalleşen ilişkiler ile ABD'nın Libya ile iki yönlü ticaret hacmi 2.6 Milyar USD civarındadır.

İngiltere'nin Libya ile ticareti 2.5 Milyar usd civarındadır.İngiltere geçtiğimiz yıllar içinde Libya dan yatırım almaya başlamıştır.Libya 100 Milyonlarca usd yi Londra'da ki ticari Emlak Piyasasına yatırmıştır.Geçen sene LIA İngiltere de yatırım için 8 Milyar usd ayırmıştır.

Bu önemli bütçe sorunları olan ve bütçe açığını kapatmak için 40 Milyar tutarında Devlet Mülkü satım planı bulunan İngiltere için bu çölde su bulmuş gibi olmuştur.

Batı ile bu olumlu ilişkiler de yukarıda söylenildiği üzere GADDAFI nin oğlu Saıf -Al islam 'ın ve onun batılı danışmanlarının büyük rolü olmuştur.Saif  yukarıda da söylenildiği üzere Londra Ekonomi Fakültesinden doktor unvanı ,ve yine Londra nın en lüks semtinde Hampstead Garden'e komşu oldukça pahalı bir Malikane satın almış ve zaman zaman orada yaşamaya başlamıştır.

Genç GADDAFİ İngiliz Sosyetisine girmiş,Prens Andrew ile arkadaş olmuş ,birlikte tatile çıkmış ve Backıngham Palace ve Wınstor Castle girip çıkmaya başlamıştır.

GADDAFİ ve oğlu Mutasım öldürülürken,Batı ile ilişkileri yürüten ve bir çok önemli bilgiye sahip olan Saıf El İslam'ın yakalanamaması ve nerede olduğunun kesin olarak bilinmemesi(Tuareg'lere sığındığı dedikodusu dışında) ve yakalanırsa Lahey de yargılanacağının bildirilmesi acaba tesadüf müdür?kanımca şimdilik stepne olarak tutulan SAİF'in ilerde ve gerektiğinde Libya da siyaset sahnesinde rol alması şaşırtıcı olmayacaktır.

Yukarıda söylemlerimiz ile yazımızda gel gitlerin olduğu,bir taraftan Gaddafi yi eleştirirken diğer taraftan kötülediğimiz,bir taraftan Libya halkının bazı parametreler bakımından durumunun iyi olduğunu ileri sürerken diğer taraftan bunun böyle olmadığını savunmamız çelişkili gibi gelebilir.Ancak yazının esası zaten buna dayanmaktadır.Bu hem Gaddafi'nin uygulamalarında ortaya çıkmakta hemde Libya halkının mevcut yapısında görülmektedir.Libya halkı diğer Afrika ülkelerine göre nispi olarak bir çok bakımdan iyi olmakla beraber,olması gerekenin altındadır.En azından diğer petrol zengini Körfez ülkelerine  göre refah bakımından geridir.Üniversiteye giden öğrenci sayısı artmasına ve nüfusun mevcut rejime göre modernleşmesine rağmen medeni bir toplum olmayıp,kabile sistemi ve düzeni hakimdir.İşaret etmek istediğimiz hususta budur.

LİBYADAKİ HALK AYAKLANMASININ ARKASINDA NE VARDIR?

Bu sorunun cevabı olarak muhtelif görüşler bulunmaktadır.Bu görüşler aşağıda belirtilmiştir.

1-''Libya'nın Çin ve Hindistan ile iyi ilişkiler içine girmesi ve Çin'in Libyada Petrol yatırımları yapması ,Gaddafi'nin Petrol satışlarında usd ile ödemeyi kabul etmeyeceği hususundaki beyanları ABD yi rahatsız etmiş ve Rejimi değiştirmek istemiştir.Tunus'ta,Mısır da meydana gelen ayaklanmalarda bunun için iyi bir ortam yaratmıştır.''Eğer bu sav  doğru ise böyle bir hareketin liderinin olması gerekirdi.CIA ajanlarının geniş halk kitlelerini etkilemesi ve ayaklandırması,böyle bir kapalı bir rejimde hele hele nüfusun %20 sının Libya İstihbaratına çalıştığı bir ülkede kolay bir iş değildir.Bir yabancı ile siyasi bir konuşma yapmanın cezası bile yıllarca hapistir.Hareketin internet üzerinden örgütlendiği düşünülse bile ,Libya da Internet kullanımı,çok yaygın değildir ve oldukça pahalıdır.

Yani CIA ajanlarınca bir kalkışma başlatmak çok kolay bir yol değildir.Kaldıkı GADDAFİ son yıllarda uysallaştırılmış ve ABD ile ilişkilerini düzeltmiştir.İsrail ile ilgili söylemleri bile yumuşamış ve Libya yı El Kaidenin hareketleri karşısında düşmemiş son kale olarak ileri sürerek bunun İsrail 'in güvenliği açısından önemli olduğunu vurgulamıştır.ABD bu kalkışma sonrası GADDAFİ nin bu savaşı kaybetme ihtimalinin yükselmesinden önce Fransa gibi hemen GADDAFİ karşıtı bir tavır izlememiştir.Bu hareket ABD kaynaklı olsaydı GADDAFİ'nin düşmesini başından beri aktif bir siyaset ile desteklerdi.(Bu sav doğruda olmayabilir,her ihtimale karşı Uluslar arası siyasette çift yönlü bir politika da izlenebilir)

2-''Bu hareket GADDAFİ'nin  son söylemleri  ve Saif Al İslam'ın Batıya yaklaşması nedeni ile Hükumet de yer alan Ya da Gaddafi çevresindeki elit bir tabakanın imkanlarını kaybetme korkusu ile Komşu ülkelerdeki kalkışmayı uygun bir zaman olarak değerlendirmiş ve halk hareketine öncülük etmiş olabilirler.''Buda mümkün olmakla birlikte  zayıf bir ihtimaldir.İşaretlerde bu yönde değildir.İktidardaki mevcut bazı kadroların kalkışmacılar safına geçmesi,Gaddafi'nin kalkışmayı şiddetle bastırması sonucu olmuştur.

3-''Libya'da ki muhalifler ve özellikle aşırı ve radikal islami gruplar,komşu ülkelerdeki kalkışmanın başarı kazanması üzerine harekete geçerek ,sonradan bunlara uydu kanallarından Batıdaki yaşamı izleyen ve kendi yaşamları ile mukayese eden ve daha batı tarzı yaşamak isteyen grubun katılması ile genişlemiştir.''Oysaki tam tersi olmuştur.Hareketi başlatan islami gruplar değil modernleşme yanlısı ve mevcut rejime göre daha modern hale gelen gençler olmuştur.15 Şubat 2011 de Bengazi Polis Karakolu önünde toplanan yüzlerce Libyalı  ile hareket başlamış ve çoğunluğu modern gençler oluşturmuştur.Sonradan hareket Derne,Begda ve Zintan gibi şehirlere sıçramıştır.Genç hareketine sonradan yaşlı grup ve daha önce Hükumette yer alan Bürokratlar dahil olmuştur.

4-''Libya da bir kesimin ve özellikle GADDAFİ Ailesinin ve çevresindeki elit kesim çok lüks içinde yaşarken,halkın bundan yararlanamaması ve Afrika'nın en büyük kişi başına milli gelirine sahip olmasına rağmen bunun adil olarak dağılmaması ve halkın isteklerinin tam olarak karşılanmaması ama bunlardan daha önemli olarak özgürlüklerin bulunmaması,ve iletişim araçları ile dünyayı daha yakından takip etme imkanına kavuşan modern genç halk kitlelerini komşu ülkelerdeki kalkışmanın başarı kazanması üzerine harekete geçirmesi olabilir.''Belki de en sağlıklı alternatif budur.Sonra   Hükümetin bunu bastırmak için insan hakkı ihlallerine baş vurması kalkışmanın boyutunu geliştirmiştir. Gaddafi yönetiminde iktidarda olanların kalkışmacılara katılımı ve Gaddafi'nin bunu kanlı bir şekilde bastırma yöntemi bu hareketi yapısı itibari ile Tunus ve Mısır kalkışmasından ayrıştırmıştır.Bu ayrışmanın diğer bir unsuru da Libya da ki refah düzeyinin ,anılan bu iki ülkedeki kadar kötü olmamasıdır.  

5-''Diğer bir alternatif ise Batının ürettiği mallara karşı pazarın giderek daralması üzerine,yeni pazarların oluşturulması ve zengin ancak demokrasinin olmadığı ve GSYIH nın önemli bir bölümünün ülkeyi yöneten sınırlı bir azınlığın elinde toplanması ve bununda talep yaratmaması nedeni ile,bu ülkelerde demokrasinin tesisi ile ulusal gelirin çok fazla olmasa da ancak eskisine göre daha fazla olarak geniş halk kitlelerine yayılması ve bu surette bu ilave gelirin talebe dönüşerek yeni pazar imkanlarının yaratılması olabilir.''Mısır,Tunus,Libya ve Suriye(Suriye olayı daha farklı olsa da) de ki ayaklanmaların arkasındaki en önemli neden olarak bu ileri sürülmektedir. Batının yıllar öncesinden planlanan böyle bir ajandası olmakla beraber bunun Tunus'tan başlaması yöntemi hususunda tereddütler bulunmaktadır.

6-''Başka bir sav  ise; bu bölgedeki tüm İslami ülkelerde ılımlı İslamın tesisi ile,aşırı radikal İslamın Batı için tehlike olmaktan çıkartılması ve bu coğrafyalarda taban bulamaması ve marjinalleşerek zaman içinde kaybolmasının Batı tarafından hedeflenmesidir''Ancak GADDAFİ zaten bu aşırı radikal islami hareketleri kendi rejimi içinde tehlike görmekte ve son halk hareketinin arkasında El Kaidenin olduğunu ileri sürmekteydi.

7-Gaddafi ailesi lüks, marjinal ve İslami örf /adet dışında yaşarken ve Yurt dışındaki mal varlıkları 200 Milyar usd ye ulaşmışken (Libya'nın Yıllık GSYIH'nın hemen hemen 2 misli,)halkın kendilerine asgari bazı imkanlar sağlansa da,özellikle ambargo döneminde Nüfusun 1/3 nin yoksulluk sınırı altında yaşama mahkum edilmesi,evvelce kırsal alanlarda yaşayan nüfusun şehirleşme ile şehirlere göç ederek ihtiyaçlarının çeşitlenmesi fakat kendilerine sağlanan imkanlar ile bu ihtiyaçların karşılanamaması ,kısaca daha modern ve daha iyi yaşama ihtiyacı fakat tüm bunlardan çok daha önemlisi genç nüfusun Batıdaki özgürlüklere ve tüm imkanlara kavuşma ihtiyacı bu olayı tetiklemiş,sonra bunlara mevcut uygulamadan memnun olmayan dinci kesim ve sürekli ihmal edilmiş Doğu bölgesi Aşiret mensupları en sonrada  (Gaddafi bir hiyerarşik yapıyı ret etse de) üst derecedeki idari kadrolar ve askerler katılmışlardır.Batı ise sonradan olaya müdahil olarak ,bu kalkışmanın kendi çıkarları doğrultusunda ve kontrollerinde gelişmesini ve sonuçlanmasını istemiştir.

Sanırım birbirlerine yakın olan bu 4 cü ve 7 ci alternatifler en makul olanlarıdır.   

Zaman Ya da tarihi süreç bu alternatiflerin hangisinin doğru olduğunu Ya da hangilerinden beslendiğini ortaya çıkaracaktır.Ancak  şahsi olarak ,başta ne ABD'nin nede AB nin Gaddafi yi düşürmeyi istediği sanılmamaktadır.Çünkü son yıllarda tarz ve politika değiştiren Gaddafi'nin Batı için tehlike olmadığını ve zaman içinde kendiliğinden demokrasiye geçme sürecine gireceğini düşündükleri sanılmaktadır.Çünkü insan yaşlandıkça ve zenginleştikçe Sosyolojik olarak devrimci niteliğini kaybetmekte ve uysallaşmaktadır.Oğul Gaddafi Seyfülislam ise Batı elitleri ile çok iyi ilişkiler kurmuş hatta kanka olmuştur.

Nato'nun son hareketi ise Gaddafi'nin gideceği kesinleşince ve İnsani olmayan bir halk kıyımı başlayınca ,ve GADDAFİ sonrası iktidara gelecek olan rejimin ne olacağı belli olmadığından ,olayı kendi kontrollerine alarak istedikleri bir rejimin tesisi amacına matuf olmuştur. Bu yeni rejimin kendilerine mevcut Gaddafi yönetiminden daha iyi imkanlar  sağlayacağı düşüncesi ile durumdan vazife çıkararak ancak daha doğrusu durumdan menfaat sağlamayı amaçlayarak sonradan olayda aktif rol oynamaya soyunmuşlardır. 

Aslında Tunus ta başlayan ve Mısır'a yayılan  olayların arkasında da organize bir projenin olduğu bazı kaynaklarca iddia edilmektedir.Bu iddia da bulunanlar çok sayıda Tunus ve Mısır vatandaşının belli merkezlerde Internet ortamında zincir oluşturularak kalkışmayı başlatmaları konusunda eğitildiklerini iddia etmektedirler.Diğer bazıları ise Internet yolu ile gençlerin belli bir program ile bilinç altlarının etkilenerek kimseye Ya da bir lidere bağlı olmayarak aynı anda harekete geçmelerinin sağlandığı bir toplumsal mühendislik projesi gibi gibi ütopik görüşleri ileri sürmektedirler.

Bu gibi fantastik görüşlere katılabilmemiz pek mümkün değildir.Çünkü bu ülkelerdeki halk hareketi sonrası tesis edilen yeni rejimlerin kendilerini zengin etme peşinde koşup halk için pek bir şey yapmayan totoliter liderlerin ortadan kaldırılmasının ve mal varlıklarına el konulmasının dışında şu ana kadar bu hareketi başlatanlar lehine eskisinden bu güne farklı olan bir sistem henüz tesis edilmemiştir.
Sadece eski rejimler makyajlanmıştır.Dolayısı ile Arap Baharı'nın arkasında bir batı etkisini aramak pek mantıklı olmayacaktır.

Batı olaylar başladıktan sonra ,hareketin kendi çıkarları doğrultusunda gelişmesi,ve istemedikleri yeni bir durumun ortaya çıkmaması için bu hareketlerde aktif rol almışlar ve belki de bunda yukarıda izah edilen bir çok altrenatif etkin olmuş,yada bu halk hareketleri bu konudaki amaçlarına hizmet etmiştir.Kısaca Batı bu olayların öncüsü ve birincil aktörü değil ikincil rolü üstlenen tarafı olmuştur.

Peki Arap Baharının gerçek sebebi ne olmuştur.Bunun için yukarıdaki gibi komplo teorileri üretmeye gerek yoktur.Son hareketlere de odaklanmamak icap etmektedir.Bu konuda bize Sosyoloji Ya da Sosyal Siyaset İlmindeki Büyük Adam Teorisi bir fikir verebilir.Bu teoriye göre Büyük Adam diye bir kavram yoktur.Büyük Adam bardağı taşıran son damladır.Aslında bardağın taşmasını sağlayan büyük adamın bireysel niteliği değil bardağı taşırmaya yetecek kadar içinde binlerce damlanın birikmiş olmasıdır.İşte toplum bir değişim için belli bir potansiyeli biriktirince bir büyük adam tüm toplumu peşine takarak gerekli değişimi sağlayabilmektedir.

 Arap Baharının arkasında da bu gerçek yatmaktadır.Burada bu hareketi başlatacak ve öncülük edecek bir lider bir büyük adamda da çıkmamış,fakat  sosyal medya bu görevi üstlenmiştir.
Dolayısı ile Tunus'da yaşanan Kleptocracy ve Otocracy ve iktidara hakim olanların giderek zenginleşirken halkın sefalet içinde yaşaması,sosyal adaletin , fırsat eşitliğinin ve özgürlüklerin  olmaması, yıllarca halk içinde önemli bir mutsuzluk ve tepki oluşturmuş,son olayla bir sıradan vatandaşın kendisini yakması son damla olarak bardağın taşmasına neden olmuştur.


Bu hareketin başarılı olması da,benzer duruma sahip olan ancak sivil toplum örgütleri ve sosyal sendikaları ile Mübarek  karşıtı sol hareketlerin geliştiği ve Müslüman Kardeşler vasıtası ile yükselişe geçen İslami kitleleri harekete geçirmiştir.Kısaca her 3 ülkede de bu hareketler halkın kendi potansiyeli ve dinamikleri sonucu ortaya çıkmıştır.Bu hareketler tarihe Lideri olmayan ancak Sosyal Medya Güdümlü Hareketler olarak geçecektir.bazı Sosyoloğlar her 25 yılda bir toplumda böyle bir enerjinin oluştuğunu ancak artık günümüzde toplumda oluşan bu gazı sosyal medyanın ateşlediğini ileri sürmektedirler.Günümüzde gelişen İletişim ve bilişim imkanları yeni Ekonomik , Sosyolojik ve Siyası tepki ve durumları ortaya çıkararak bu alanda yeni dinamik olmaktadır.

BUNDAN SONRA LİBYA'DA NE OLACAKTIR?

Bu konuda elimizde kehanet de bulunacak bir sihirli küre bulunmamaktadır.Ancak tarihsel sebep/sonuç ilişkileri göz önüne alınarak,mevcut durumun gerçeklerini ve geleceğe dönük mevcut küresel politikalar değerlendirilerek sadece varsayım olarak bazı ön görü ve tahminlerde bulunabiliriz.

1-Libya'da mezhepsel,kültürel,etnik bir homojenite bulunmaktadır.Bu demokrasi tesisi için iyi bir alt yapıdır.Ancak Aşiret yapısı ve Aşiretler arasındaki çekişme ,Aşiretlerin otonom ve birbirinden bağımsız yaşama  karakteri, ve aşiretlerin ekonomik ve sosyal farklılıkları ise burada bir engel teşkil etmektedir.Zaten kavram olarak Aşiret yapısı ile demokrasi birbirleri ile çelişen kavramlardır.Diğer taraftan bazı aşiretler mevcut durumu değiştirmek isteyen,diğer bazı aşiretler ise bunu sürdürmek isteyen taraflardır.Diğer bir kırılma noktası da harekete öncülük edenlerin arasında fikirsel bir homojenite nin olmayışıdır.Bir gurup Gaddafi ye göre daha sağda ve İslami yaşam biçimini ve islami şeriata göre yaşamak isteyenler,diğer grup gençler ise daha batı yanlısı ve islami şeriatın dışında yaşamak isteyenlerdir.Bu iki grubun yaşam felsefesi birbirine taban tabana zıttır.Fakat islami gelenek bu konuda daha ağır basmakta ve batı yaşam tarzını benimseyen genç nüfus daha marjinal kalmaktadır.İşin ilginci Aşiret Ya da kabile bireyleri arasında dayanışmada  tarihsel olarak çok sağlam değildir.Kabile kararlarına sadakat tarihsel süreç içinde koşulsuz olmamıştır.Bunlar İtalya sömürgesine karşı özgürlüklerine kavuşma hususunda aralarındaki fikir ayrılıklarını bırakarak  kollektif vatanseverlik kavramı etrafında birleşmişlerdir.Bu olgu son kalkışmanın da esasını teşkil etmiştir. Son ayaklanmada  Kabileler 23 Şubat -9 Mart arasında bir dizi beyanatlarda bulunmuşlardır,ancak bunların çoğunluğu kabile çıkarlarını bir yana bırakarak bu sosyal yapıların vatanseverliğini ortaya koymuştur.Bu söylemler kabile bireylerinin ekonomik ve sosyal farklılıkları nedeni ile  her zaman birbirleri ile uyumlu olmamıştır.Yani yeknesak bir kabile görüşünü yansıtmamıştır,farklı farklı söylem ve görüşler ortaya konmasına rağmen ortak ve birleştirici unsur vatanseverlik olmuştur.Yani kabile bireyleri arasında bu bakımdan bir solidarite bulunmasa da bunları birleştiren ortan nokta kollektif vatanseverlik kavramı olmuştur.
Önümüzdeki dönemde yeni rejimin tesisinde önemli rol oynayacak olan nitelik Kabile mensupları arasındaki akışkan ,yeknesak olmayan dayanışmanın ve fikir farklılıklarının kollektif vatanseverlik kavramı ile birleşmesi olacaktır.Ancak yeni durumda Gadadfi den kurtulunduğuna göre yani birleşmelerini sağlayan ortak düşman ortadan kalktığına göre yeni vatanseverlik kriterinin ne olacağı şüpehelidir.
Diğer taraftan gerçek bir demokrasinin tesisi için toplumda demokrasi kültürünün gelişmiş olması gerekmektedir.Libya da şu an böyle bir sivil alt yapı bulunmamaktadır.

Yine bilindiği üzere demokrasi Fransız İhtilalinden bu yana Burjuva ile Proletarya'nın arasındaki iktidar mücadelesidir.

Libya da ise oluşmuş ne Burjuva nede Proletar bir sınıf Ya da bunların örgütleri bulunmaktadır.Gerçek ve Liberal bir demokrasinin tesisi için halkın gelir seviyesinin yüksekliği yani zengin  ve kültür seviyesi yüksek halk da  Libya da yaygın bir şekilde mevcut değildir.
Okur yazar oranın yüksekliği bu anlamda bir kültür sayılmamaktadır.Kurulacak olan demokrasi kanımca ,aşiret mensuplarının ve saf değiştiren eski bürokratların dahil olduğu bir ayan/eşraf,bürokrat demokrasisi olacaktır.Bu bürokratların ise hem sayısı çok fazla değildir,hemde bunlar vaktiyle halkın şikayetine konu olan hususları uygulayan fakat,Gaddafi'nin insan hakkı ihlallerine daha fazla sağır kalamayan gruptur.Diğer tecrübeli hükumet mensupları ise kalkışma sırasında Uluslar arası Kuruluşlar nezdinde müzakereleri yürüten grup olan bir anlamda suçlu durumunda olanlardır.Bu nedenle Tunus ve Mısır dan farklı olarak geçiş süreci içinde bu yeni harekete öncülük edecek iyi eğitimli bir siyası kadro bulunmamaktadır.

Bu cümleden olmak üzere kurulacak olan demokrasi Batı güdümlü bir sözde /göstermelik demokrasi Ya da 2-3 partinin olduğu Elaktral demokrasi(Seçim Demokrasisi,Partiler arası rekabetin olduğu ancak seçilmişlerin tam olarak iktidara sahip olamadıkları demokrasi) olacaktır.
Burada da Batı yanlısı bir Neo Liberal Parti ve aşırı dinci radikal islamcı sağ parti arasında bir yarışın olacağı beklenmektedir.Bazı Batı kaynaklarında halk hareketinin öncüleri içinde Libya ya sorgulanmak için getirilen eski teröristlerden birinin de olduğu iddia edilmektedir.Halk hareketi öncüleri Libya'nın kaynaklarının Batılı güçlere sömürtülmeyeceği iddiasında bulunmaktadırlar.


Ancak tüm bunlara rağmen 42 yıllık Gaddafi yönetimi süresince Libya da ne bir siyasi parti ne de sivil toplum örgütü kurulmuştur.Bu nedenle Libya da yukarıda sözü edilenler dışında eğitimli bir siyasi kadro da bulunmamaktadır.Diğer taraftan  Batı ile Doğu Aşieretleri  arasında bir rekabetin olacağı düşünülmektedir.Ancak tarihsel olarak Batı hep iktidara sahip olan grup olmuştur.

Dolayısı ile Libya yı demokrasiye geçişte zorlu bir süreç beklemektedir.Bu bakımdan dan da Libya Tunus ve Mısır dan ayrışmaktadır.Diğer taraftan gerçek bir demokrasiden söz edebilmek için Libya da ki rejimin tarifini ne şekilde yaparsanız yapın halkın dini inançlarını özgürce ve Hiçbir sınırlamaya tabi olmadan yaşayacağı ve devletin din işlerine karışmayacağı ve dini referanslarla devleti yönetmeyeceği  Laik bir sistemin olması gerekmektedir.Ancak yapılacak yeni Ana Yasanın buna ne kadar uyacağı da şüphelidir.Çünkü bazı kaynaklardaki bilgilere ve Ulusal Geçiş Konseyinin söylemlerine göre yapılacak yeni Ana Yasa İslami kuralların ağırlıklı olduğu bir Ana Yasa olacaktır.

Nitekim bazı şehirlerde göndere El Kaide bayrakları çekilmektedir.İstek ve söylem bu olsa da, bu islami referansların ölçüsü Batı'nın buna nereye kadar göz yumacağına bağlı olacaktır. 

2-Arap Baharı bir ONUR,ÖZGÜRLÜK VE REFAH savaşı olmuştur.Her üç ülkede de bu hareketler ONURU tesis etmekle beraber ÖZGÜRLÜK ve REFAH bakımından eskiye göre önemli bir fark bulunmamaktadır.Önümüzdeki günlerde belki özgürlük konusunda bazı iyileşmeler olacak,ancak refahın sağlanması hususu ise zaman alacaktır.Bazı kaynaklar bunun 10 yılı aşkın bir süreyi alacağına işaret etmektedir.

Şimdiden Tunus ve Mısır da halk eskisinden farklı bir durumun sağlanmadığı iddiasında bulunmaktadırlar.

Libya da durum diğer ülkelere göre daha zor olacaktır.Halk silahlanmış,başarı kazanmış,kendilerine güven gelmiştir.Gerçekleştirdikleri yeni durumun nimetlerinden de yararlanmak isteyeceklerdir.Ancak burada da aşiretler arasında da sen daha fazla bu olayda rol oynadın oynamadın tartışması başlayacaktır.Silahlı ve silahla istediğini almaya alışmış bir toplumda her zaman için kurulacak rejim için tehlike oluşturacaktır.İşin ilginci bu silahların bir envanteri de yoktur.Nitekim daha 1-2 gün önce belli taraflar arasında şiddetli çatışmalar yaşanmış ve Gaddafi'nin ve rejimin sona ermesine rağmen ,karışıklık ve satışmalar sona ermemiştir.Bu nedenle dağıtılan bu sılahların toplanması ve  güçlü ve düzenli bir ordunun kurulması elzem görülmektedir.Böylece eli silahlı halkın bir grubu ordu mensubu olarak kontrol altına alınacak ve kurulacak olan rejimin korunmasında kullanılacak ve halkın militer gücü bu yolla kontrol edilmeye çalışılacaktır.Bunun oluşumunda ise kontrolü kendi elinde tutmak isteyen Batı öncü olacaktır.

Bu ise Libya ya yeniden silah satımını gündeme getirecektir.Diğer taraftan NATO Libya hareketi nedeni ile yaptığı harcamaları kurulacak yeni hükumetten talep edecektir.

Bu silahlar ile yerle bir edilen tüm alt ve üst yapı yeniden inşa edilecektir.Bunda da NATO hareketi içinde yer alan ülkeler bu yeniden inşa ve ihya programı içinde yer almak isteyecek ve bedelini de yine Libya halkı ödeyecektir.

Tüm bu harcamalarda Libya nın petrol gelirlerinden karşılanacaktır.Hatta Libya borçlandırılacaktır.Halk Hareketi mensupları her ne kadar kaynaklarının Batılı güçlere sömürtülmeyeceği hususunda söylemlerde bulunsalar da Gaddafi ve rejiminden kurtuluşu kendileri tek başlarına sağlamamışlardır.

Ortada ödenecek bir bedel bulunmaktadır,ve bir şekilde ödenecektir.

Real Politk,yada Politik Realizm de ahlaki prensiplere ve yasalara uyulmaz,ülkeler güç,jeopolitik,ekonomi ve stratejik menfaatlerini gözetirler.Bu nedenle Libya ya yapılan Nato müdahalesinin Libya halkının refahını,demokratik rejim özlemlerini ve bir Tiran tarafından insani olmayan müdahaleye tabi tutulmasını önlemeye yönelik olduğunu düşünmek saflık olacaktır.Bu hareketin altındaki amaç bu ittifakın Libya kaynakları üzerindeki geleceğe dönük emel ve çıkarlarıdır.Nitekim yer altı ve üstü kaynakları zengin olmayan bazı ülkelerdeki benzer olaylara böyle bir müdahale yapılmamıştır.


Dolayısı ile Libya da amaçlanan batı benzeri bir demokrasiye geçiş,Noe-Liberal Politikaların uygulanması ,Serbest Piyasa Ekonomisinin tesisi,Devlet Şirketlerinin özelleştirilmesi ve bunların Çok Uluslu Şirketlerce satın alınması olacaktır.Libya ya doğrudan yatırım yapılacak ve Libya kaynakları Batı lı şirketlerce işletilecek ve yönetilecek,kurulacak Batı yanlısı iktidarlarda buna imkan sağlayacaktır. Neo-Liberal politikalar ile tesis edilen yapıda Libya müteşebbislerinin bu yeni sistemde etkin rol oynamasını düşünmek içi boş bir retorik olacaktır.Çünkü ne sermaye yapısı nede teknik bilgi düzeyi buna müsait değildir.Batı bu konuda ne kadar Müsaade ederse ve ne kadar yardım ederse o kadarı sağlanacaktır.Bir çok Batılı uzman ve exper bu işte rol oynayacaktır.Batılı sivil toplum örgütleri Libya da mantar gibi çoğalacaklardır.Ancak bunların bazıları insani düşünceler ile Libya halkına yardım etmek istese de çoğunluk kendi ülkelerinin çıkarlarına ve emellerine hizmet edeceklerdir.Fakat bu konuda Batılı siyaset bilimciler aynı kanıda değillerdir.Onlara göre Siyah gözlüklü batılı uzmanların Libya da boy göstermeleri antipati yaratacaktır.Bunlar Libya da ki yeni düzenin tesisinin kendi işleri olmadığını bunun Libya halkının kendileri tarafından gerçekleştirilmesi gerektiğini ileri sürmekte,fakat bunun ise kendileri için bir felaket olacağından söz etmektedirler.Dolayısı ile durum Batı içinde çok kolay olmayacaktır.Batı bunu sanırım çok ortaya çıkmadan kendilerine bağlı devşirme Libyalılarca gerçekleştireceklerdir.
Bu ise parçalanmış kabile düzeni içinde çok kolay bir iş değildir.

İşte bu noktada Türkiye ideal bir ülkedir.Kalkışma sırasında olaya insani düşünce ile yaklaşan belkide yegane ülkedir.Dini ,kültürel ,tarihi geçmişli ve ilişkileri olan Türkiye'nin Libya'nın bu yeni geçiş döneminde etkin rol oynaması ilgili tüm tarafların menfaatine olacaktır. 

Ancak beklentilere göre, yukarıda söylendiği üzere Libya da liberal ekonomiye geçilecek,halk tüketime alıştırılacak,bunun alt yapısı tesis edilecek ,yabancı yatırım ve girişimciler bu yeni pazarı kendi çıkarları doğrultusunda kullanacak,halk bazı hususlar bakımından daha iyi durumda olsa da diğer bazı hususlar bakımından belli bir süre sonra daha kötü durumda olacak elit ve marjinal bir kesim bu nimetlerden yararlanırken,halk sadece nispi  olarak bu iyileşmeden pay alacaktır.Aslında talep oluşturmak için sermayenin tabana yayılması Batı nın çıkarına olmakla birlikte bunun düzeyi çok fazla olmayacaktır.Tüm bu oluşumlarda Birleşmiş Milletlerden sızan bilgilere göre Dünya Bankası,IMF ,AB ve lider ikili aktörler önemli rol oynayacaklardır.Yeni durum artık Libya'yı iş ve ticaret yapma konusunda problemli bir ülke konumundan çıkaracaktır.

Dolayısı ile Libya yı zorlu bir süreç beklemekte olup Libya halkı,bundan önemli bir menfaat sağlayamayacaktır.


Benzer uygulamalar Mozambik,Bosna-Hersek,Doğu Tımor,Kosava,Irak ve Afganistan da olmuş Liberal Ekonomi uygulaması ve Batı güdümündeki demokrasi uygulaması ,tüm mali ve teknik yardımlara rağmen bu ülke halklarına eskisine göre daha iyi bir durum yaratmamıştır.

29 Şubat ta Libya da kurulan Geçici Ulusal Konsey , adil seçimlerin yapılması ,yeni bir Ana Yasa'nın tesisi ,çeşitlilik ilkesine dayanan bir siyasal sistemin kurulması ve evrensel ilkelere bağlı siyasi ve sivil toplum kuruluşlarının kurulmasınını hedeflese de ve Libya kaynaklarının batı tarafından sömürülmeden Libya halkının çıkarına ve halkın sosyal refahının artırılmasına kullanılmasını amaçlasa da,söylemde kolay olan bu hususların gerçekleştirilmesi yukarıdaki açıklamalarımızın ışığında çok kolay olmayacak,hatta aşiretler arası çekişmenin Libya'yı bir Konfederasyona  taşıması bile gündeme gelebilecektir.

Tüm bu süreçte yukarıda işaret edildiği üzere Türkiye'nin aktif Libya siyaseti hem Libya halkının hemde Türkiye'nin menfaatine olacaktır.Türkiye şu an bölgede hem tarihsel,dinsel ve kültürel geçmişi hemde şu anki ekonomik ve teknik düzeyi ile ve real poltik dışında insani ve moral  prensiplere göre Libya ya yaklaşan bir ülke olarak bu süreçte Libya ya yardım edecek samimi tek ülke olmaktadır.

Ancak Türkiye'nin bu siyasi enerjisi bu olayla ilgili olarak kasten Ya da bundan bağımsız diğer amaçlarla Doğu da sönümlendirilmeye çalışılmaktadır.Libya halkının bu gerçeği görmesi ve kendi geleceklerinin tayininde Türkiye'nin birikimlerine önem ermesi ve bundan yararlanması kendileri için tarihsel bir şans olacaktır.    

Sonuç olarak,42 yıl önce İslami  Sosyalist Halk Cemahiriyesi iddiası ile yola çıkan GADDAFİ ne İslami nede Sosyalist bir rejim kurabilmiştir.Doğrudan Halk idaresi söylemi de sadece lafta kalmıştır.Sosyal Adaletçi ve eşitlikçi politikaları da söylemleri ve idealleri oranında gerçekleşmemiş ve Libya'nın kaynakları kendisi,ailesi ve bir avuç iktidardaki elit zümre tarafından paylaşılmıştır.Batı ya kafa tutan ve Libya nın kaynaklarının Batıya sömürtülmeyeceği iddiası da,halkını sömürerek oluşturduğu 200 Milyar usd lik servetine Batı tarafından el konulması ile akamete uğramıştır.Bu kaynaklar bir ölçüde yeni kurulacak Hükumete serbest bırakılsa bile ,kendinden kurtulma maliyeti olarak yine onlarda kalacaktır.


Tekrar yazımızın başına dönersek,GADDAFİ 'nin kendi halkı için yaptıkları,rejimin ilk kuruluş idealleri ve  buna göre yapması gerekenler ile mukayese edildiğinde devede kulak kalmış bazı hususlar dışında 42 yıllık bir süreç boşa harcanarak  yeniden ve bu sefer üstelik Batı ya gebe bir şekilde başlangıç noktasına geri dönülmüştür.

ANCAK,Gaddafi bir çok parametre ve iktisadi yaşam  bakımdan ülkesini Afrika'nın en iyi uluslarından biri haline getirmiştir.Bu bakımdan da Libya Mısır ve Tunus dan ayrışmaktadır.Burada eleştirdiğimiz yaptıklarının ülke imkanlarına göre yapması gerekenin çok altında olması ve özgürlükler konusundaki zafiyeti,ve bunun sonucu ve yanlış politikaları yüzünden  ülkesini ideallerinin tam tersi olarak Batının kucağına itmiş olmasıdır.İdeali olan doğrudan ve gerçek halk iktidarını gerçekleştirebilmiş ve sosyal adaletçi ve eşitlikçi politikaları hayata geçirebilmiş olsaydı,sanırım bu günkü olaylar yaşanmayacak,''zaten benim bir siyasi ve idari unvanım ve rolüm yok ben devrimin kardeş ve sembolik lideriyim ''söylemi gerçekte hayata geçirilecek ve Libya halkı özlem duyduğu çağdaş bir demokratik rejime kavuşabilecekti.
Bu gün buna kavuşmuş gibi görünen Libya halkının Tam Bağımsız ve Ekonomik Özgürlüğe sahip bir ülke olmayacağı  ve halk için umulan refaha ulaşılamayacağı hatta iç karışıklıklara gebe bir  ülke haline gelebileceği sanırım fantastik bir beklenti olmayacaktır.


Çünkü geçtiğimiz tarihsel süreç ve bir çok benzer  ülkedeki  durum bize bunun böyle olmayacağını örnekleri ile ortaya koymaktadır. Bu durumun gerçekleşmemesi için Libya'nın yegane şansı bu süreçte Batı yerine Türkiye'ye yaklaşması ve Türkiye'nın yardımı ile bu geçiş sürecini gerçekleştirmesidir.Batı'nın ise buna ne kadar Müsaade edeceği şüphelidir.             

Yorumlar (3)
hüsamettin canbilen 8 yıl önce
değerli ağabeyim,

Eline sağlık mükemmel bir yazı ve Libya gerçeğini öğrenmek isteyenler için belgesel lezzette bir eser.

Teşekkürler.
Cahit İstikbal 8 yıl önce
Objektif bir analiz. Bağnazlıktan ve fanatiklikten uzak analizler keşke daha çok yapılabilse.
Harun Şişmanyazıcı 8 yıl önce
Sevgili kardeşim H.Canbilen ve Sn İstikbal değerli görüş ve değerlendirmelerinize teşekkür ederim.Saif el İSLAM dün yakalandı.Saif'in ne şekilde yargılanacağına ve Saif ile ilgili gelişmelere önümüzdeki günlerde dikkat etmek gerekecek.Çünkü Saif Libya nın Batı ya dönük yüzü olup Gaddafi nin velihatı ve Libya da Liberalizasyon hareketini başlatandı,Batı ile çok iyi ilişkileri vardı.Tabi muhtemelen bir çok bilgiyede vakıftı.Bu nedenle Saif ın yargılanma süreci ve bu süreçdeki beyanları muhtemelen tüm dunya için çok ilginç olacaktır.

Bekleyip göreceğiz.

Saygılarımla
15°
kapalı
Günün Anketi Tümü
DenizHaber.Com Tema güncellemesi yaptık. Yeni site dizaynımızı nasıl buldunuz?
DenizHaber.Com Tema güncellemesi yaptık. Yeni site dizaynımızı nasıl buldunuz?