banner209

banner191

banner148

banner179

banner176

26.02.2015, 13:22

Dünya Ekonomisi "Stiff Gemi" Modunda

BU YAZI 28 OCAK 2015 DE YAZILMIŞ VE RAPORLANMIŞTIR. Yazının bu tarih itibari ile değerlendirilmesi gerekmektedir.

Her şeyden önce stıff geminin ne olduğunu açıklamakta fayda bulunmaktadır. Geminin dikine dengesinde yüklü bir geminin ağırlık merkezi ile yanı G ile Metasantr Noktası arasında her gemiye göre değişmekle beraber belirli  makul bir mesafenin bulunması gerekmektedir. Ağırlık merkezi ne kadar aşağıda olursa  M’e  olan mesafesi  artacak ,kuvvet kolu yanı GZ büyüyecek ve Stability Momenti yükselecektir. Böyle bir durumda her hangi bir dış kuvvet ile sancak yada iskele yatan gemi hacı yatmaz gibi hızla doğrulacak ve geminin yalpa periyotları kısalacaktır. Gemi adeta bir dansöz kalçası gibi fıldır fıldır oynayacaktır. Bu hem gemideki yükün mevcut istif pozisyonunda tutulması bakımından hem de gemi personeli açısından rahatsız bir durum yaratacak ve gemi için yüklerin bağlarının çözülerek kayması bakımından risk yaratacaktır.

İşte şu an dünya ekonomisi de aynı bu durumdadır. Artık 3 aylık tahminleri bile tutturabilmek mümkün olmamaktadır. Durumlar haftalık hatta günlük değişebilmektedir. Bir ekonomistin dediği diğerini tutmamakta , her kafadan bir ses çıkmaktadır. Böyle bir kaotik ortamda ise yön tayin etmek oldukça güçleşmektedir.

Bu savımızı ispat etmek üzere gelin sizlerle dünya ekonomisindeki son 1-1.5 ay* içinde ortaya çıkan olayları inceleyerek  hem global ekonomik gelişmeleri hem de 2015 -2016 beklentilerini ortaya koymaya çalışalım. Daha önce 2014 ile ilgili gelişmeleri detayı ile incelediğimiz için bu dönem özet olarak geçilerek son 1 aya odaklanılacaktır.(*Yazı 28 Ocak 2015 de tamamlanmıştır)

ABD

2014 1 ci çeyreğinden sonra ABD ekonomisi hızla iyileşmeye başlamış ve 2 ve 3 çeyrek büyümeleri gayet iyi gelmiştir.4 cü çeyrekten 4 cü çeyreğe büyüme oranı ise IMF tahminine göre %2.6 olmuştur. 2014 büyümesi ise tahminen geçen seneye göre %0.2 artarak %2.4 olacaktır.

İşsizlik oranı ciddi bir şekilde kriz sonrası dönemdeki%10 lardan (bazı analistler bunun gerçekte %15 olduğunu iddia ederler) %5 lere kadar inmiştir. ABD’nin cari açığı ve dış ticaret açığı azalmıştır. Ancak bu ekonomik iyileşme finansal genişleme ile sağlanmış ve ABD  geçtiğimiz yıllar içinde piyasaya 4 Trilyon usd den daha fazla para enjekte etmiştir. Bu ise ülkede hem enflasyonist baskı  hem de ciddi balonlar oluşturma risk ve kaygısını artırmıştır. Bu nedenle de FED tahvil alımını tedricen durduracağını ve sonra faiz artırımına giderek ekonomiyi soğutacağını belirtmiştir. İşte ne olduysa bundan sonra olmuş ve aşırı finansman ile bağımlı olan ekonomiler bundan etkilenmeye başlamışlardır. Dolar Euro karşısında ve özellikle gelişme yolunda olan ve yükselişte olan ülkelerin para birimleri karşısında  değer kazanmıştır. Derken daha önce başlamakla birlikte Eylül 2014 den itibaren aşırı üretim ve düşük talep nedeni ile petrol fiyatları hızla düşmeye başlamıştır. Şu ana kadar bu düşme %55 lere yaklaşmıştır. Bu düşüş pompa fiyatlarına yansıyarak ABD halkının satın alma gücünün artmasına ama diğer yandan girdi fiyatlarının düşmesine yol açmıştır. Manzara bu yönde iken Aralık ayı öncü endeksleri geldiğinde iyinin kötüsü diye tabir edeceğimiz bazı kötüleşmeler başlamıştır. Hatta bu haberler 18 Aralık 2014 tarihinde ‘’US Flash PMI Surveys Sıgnal Warnıngs on Economıc Growth olarak verilmiştir.

Tarafımızdan da bu durum ayrı bir rapor halinde sunulmuştur. Fakat yılbaşına 3 gün kala her tarafta ABD verilerinin çok iyi olduğu vurgulanmaya başlamıştır.  

Buda bizi farklı bir rapor mu okuduk endişesine sevk etmiş ancak öncü verilerde durumun Kasım’a göre biraz törpülendiği görülmüştür. Bu bazı verilerdeki nispi gerileme Ocak ilk haftasında daha fazla telaffuz edilmeye başlamıştır. Ancak bu tarihlerde ABD de enflasyon baskısının pek fazla olmadığı maaş artışlarının olduğu dile getirilirken ,bir hafta 10 gün sonra bunların düştüğü dillendirilmeye başlamıştır. Dünya Bankası raporlarında ‘’US ENGINE IS FAR FROM FUNCTIONING WITH STEADY BEAT’ ’ifadesi ile aynı yönde istikrarlı sonuçlar vermediğini belirterek.US COMMERCE DEPARTMENT’in  Ocak 2015 de yaptığı beyanata istinaden Emlak Satışlarının Aralık Ayında bir önceki aya göre %0.9 düştüğünü, bu konuda yapılan tahminlere göre ise  düşmenin %0.1 olduğunu ortaya koymuştur. CORE SATIŞLAR %0.4 düşmüştür. Bu düşen kalemlerin içinde elektronik ,elbise spor malzemeleri de bulunmaktadır. Ancak gasoline satışları artmıştır.  

 22.01.2015 de Türkiye de bir ekonomi analisti ABD de son verilerde bazı ufak tefek kötüleşme sinyalleri olsa da şimdilik bunun çok önemli olmadığı bu konuda negatif bir söylem için vaktin erken olduğu ve ABD’nin tüm diğer ülkelerden ayrışarak çok iyi durumda olduğu ancak bu düşük petrol fiyatları dengeye gelmez ve istikrara kavuşmaz ise tüm dünya için büyük finansal riskler yaratacağını vurgulamıştır.  27.01.2015 de ise yine bir Türk analist ABD de her şeyin çok yerinde olduğunu son verilere göre tüketici güven indeksinin tavan yaptığını emlak satışlarının arttığını şu an ABD de kötü hiçbir sinyal bulunmadığını belirtmiştir.(1.5 ay içinde sürekli farklı değerlendirmeler)

Bu manzara tahtında kimi FED in Mart’tan önce faiz artırımı yapmayacağını, kimi bunun 2015 ikinci yarısında olacağını söylerken bazıları 2015 de bile olmayacağını iddia etmişler bazıları ise  enflasyonist bir baskı olmasa bile aşırı finansmanın balonlar oluşturma riski nedeni ile ABD ekonomi kurmaylarının 2008 krizi gibi bir durum ile karşılaşmamak için mutlaka faizleri artıracaklarını telaffuz etmeye başlamışlardır. Diğer taraftan yapılan incelemelere ve araştırmalara göre ABD de ekonominin her 7 yılda bir krize girdiğini 2008 den sonra 7 ci yılın 2015 olduğunu ve bu nedenle ABD’nin böyle bir krize girerken hiç olmaz ise faizleri artırmış bir şekilde girmeyi planladığı ekonomi çevrelerinde dillendirilmiştir. Diğer bazıları ise Cumhuriyetçilerin bu faiz artırımını istediği Obama’nın da bunu yapmaya mecbur olacağını belirterek işi siyasi yönden ele almıştır.  Bunların dışındakiler ise Demokratların bu şekilde bir söylemlerinin mutlaka yerine getirilmesi gerektiğini ABD’nin bu gün söylediğini yarın değiştiren bir ülke olmadığını ileri sürmüşlerdir. Görüleceği üzere birbirinden  farklı tüm görüşler sembolikte olsa bir artışın olacağı yönündedir. Ancak her gün bunun gerekçesi değişmiştir. Ben ise dünya bu durumda iken, petrol fiyatları aşağı inerken ,ABD de şimdilik aman aman bir enflasyonist baskısı yokken( fiyat artışları %2 nin altındadır.) Dolarda yaklaşık %6 değer kazanmışken, buda ihracatını ters yönde etkilerken 2015 ilk yarısında bir artış olacağını tahmin etmemekteyim. (Biz bu yazıyı hazırlarken AMB 1Trlyon 140 Milyar Euro’luk alım programını resmen açıklamış, Yunanistan da Syrıza seçimi kazanmış, Çin ,Japonya genişlemeci politikalarına devam edeceğini belirtmiş ve bizim bu ön görümüz , diğer bir çok analist gibi değişerek artık ABD’nin potansiyel balonlara karşı  dünya da regülatör görevi yaparak faizleri duruma göre her an artırabileceğini noktasına evrilmiştir) 

IMF son WEO da ABD’nin 2013 de %2.2 2014 de 2.4 büyüdüğünü 2015 de 3.6 ,2016 da ise %3.3 büyüyeceğini ileri sürerek tahminlerini ABD için  yukarı yönlü revize etmiştir. Hatta küresel büyüme rakamını da aşağı yönlü revize etse de daha  fazla indirim yapmaması ABD ile ilgili beklentisinin iyi olmasından kaynaklanmıştır. ABD 4 cü çeyrekten 4 cü çeyreğe büyümesi ise %2.6 olarak belirtilmiştir. IMF de dünya ekonomisi bu durumda iken ABD ‘nin faiz artırımı yapmamasını istemektedir.

Ancak 22.01.2015 tarihinde Davos ‘ta konuşan IMF Başkanı Lagarde Amerikan ekonomisinin iyi durumda olduğunu ve FED’in faiz oranlarını artıracak olmasının iyi bir işaret olduğunu bununda muhtemelen yılın ortalarında olabileceğini açıklamıştır.
Tüm bu oluşumlara ilave 21.Ocak 2015 de kendilerinin liberal ve kapitalist demokrasi olduğunu iddia eden ABD de Obama orta sınıfı güçlendireceğini, orta sınıfın refah ve gelir düzeyini artıracak reformlar yapacağını mevcut durumun buna imkan vereceğini ABD ekonomisinde bir kırılganlık yada risk algısının olmadığını telaffuz etmeye başlamıştır. 

EURO BÖLGESİ;

Avrupa da işlerin iyi gitmediği herkesin malumudur. Ancak bundan 3 ay önce Rusya-Ukrayna krizi ile birlikte AVRUPA da bir resesyon riskinden söz edilmeye başlamış sonra bu deflasyon riskine dönüşmüş sonra deflasyon değil dezenflasyon  tabirleri telaffuz edilmiştir.  Bu daralmadan Almanya’nın da nasibini alacağı ve artık Almanya’nı n Avro bölgesinin lokomotifi değil katarı olduğundan söz edilmiştir. 

Son 15 gündür ise Almanya’nın 2014 de %1.5 büyüdüğü, işsizlik rakamlarının tarihinin en düşük seviyesinde olduğu vurgulanmaktadır. Tabi %1.5 çok iyi bir büyüme değildir. Ancak 2013 büyüme rakamı olan %0.2 ye göre oldukça iyidir. 2014 4 cü çeyrekten 4 cü çeyreğe büyümesi  ise %1 olmuştur. IMF in Almanya büyümesi için 2015 ve 2016 beklentisi  %1.3 ve %1.5 dur. Tüm bu  figürler yada değerler  IMF’ın  Euro Bölgesi büyüme tahminlerinin üstündedir. Bu husus aşağıda görülmektedir.

                            2013      2014      2015   2016     4 çeyrekten 4 çeyreğe 
Euro Bölgesi  % -0.5     %0.8          %1.2     %1.4        %0.7

Avrupa’daki en büyük problem yatırımların düşmesi, fiyatlardaki düşme buda iç talebin düşüklüğüne işaret etmektedir. Ancak bunun altındaki yapısal problem  Avrupa nüfusunun yaşlanması ve bu yaşlı nüfusun sosyal güvenlik harcamaları yükü ve yüksek kamu borçları ve birliğin kendi yapısal sorunlarıdır. Bazı ekonomistler bunu Euro Birliğine(Ortak Para birimi) bağlasa da , bu Almanya’nın ihracatının artmasını sağlayan bir unsur olarak önem arz etmektedir. Euro bölgesinde Portekiz, Yunanistan, İtalya, Fransa  kötü bir durumda  ve  Yunanistan ve İtalya resesyonda  iken AB içinde İngiltere iyi olarak ayrışmaktadır. Almanya da keza nispi olarak iyi ülkeler arasında yer almaktadır.

                            2013      2014      2015   2016     4 çeyrekten 4 çeyreğe 
İngiltere           % 1.7       %2.6        %2.7     %2.4        %2.7
Fransa               %0.3        %0.4        %0.9    %1.3          %0.3
İtalya                 %-1.9     %-0.4       %0.4      %0.8        %-0.5
İspanya               %-1.2     %1.4      %2.0       %1.8          %1.9

İngiltere’nin durumu iyidir ancak bunu bütçe açıkları ile gerçekleştirdiğini de göz ardı etmemek gerekmektedir. Avrupa da   klasik KANT Felsefesinden beslenen kaynağını  bulmadan harcama yapmama , disiplinli çalışma ve  kurallara uyma geleneği ile Akdeniz ülkelerinin gevşek, nerde akşam orada sabah borç yiğidin kamçısıdır düşüncesi  savaşmaktadır. Avrupa’da   bu gün için çatışan bu Almanya Disiplinine sahip kıta Avrupası Ülkeleri uygulaması ile gevşek Akdeniz Ülkeleri  uygulamasıdır. Bu gerçekten hareketle Euro ya katılmak sureti ile Fiyatların 4 misli pahalandığı bu Akdeniz ülkeleri Euro bölgesi içinde olmaktan pek hoşnut değillerdir. Bu nedenle de Yunanistan da muhalefet partisi Syrıza seçimleri kazanırsa Euro dan çıkacağını ve genişlemeci reflıtıonary politikalar uygulayacağını beyan etmiştir. Bu ise yeniden AB İçinde kriz yaratmıştır. Hatta Syrıza’nın bazı vergileri kaldıracağı, bazı vergileri azaltacağı soft mali ve genişlemeci politikalar ile krizden çıkmayı deneyeceği  ileri sürülmüştür. Daha da kötüsü bunu başka bir diğer büyük AB ülkesinin takip etmesinin sürpriz olmayacağı belirtilmiştir.(İspanya) Fakat daha sonra  bu hareket başladığı taktirde sonradan çözülmenin durdurulamayacağı endişesi  ve bu nedenle AB’nin Yunanistan’a taviz vereceği ancak bunun derecesinin ve ne gibi tavizler olacağının henüz belli olmadığı(Çünkü önce değersiz Yunan Hazine bonolarının Avrupa Merkez Bankasınca alınmayacağı belirtilmekteydi. Hatta bu Portekiz ve İspanya içinde söylenmekteydi)vurgulanmıştır.  Syrıza da söylem değiştirerek ilk söylemlerini yumuşatmıştır. Önümüzdeki Yunanistan seçimleri (25 Ocak 2015)AB nin yumuşak karnı olacaktır. Fakat buradan radikal bir karar çıkacağını sanmıyorum, Yunanistan istediğini alıp köşeye çekilecektir. 

Not.Bu yazı hazırlanırken bu seçimler olmuş ancak yazının formatı seçim öncesi düşünceler ile seçim sonrasındaki farkı ortaya koyabilmek bakımından değiştirilmemiş aynen muhafaza edilmiştir. Bu durum AMB’nın Varlık alım uygulaması içinde geçerlidir. 
Normal de Yunanistan’ın Euro Bölgesinden çıkması AB’nin işine gelse de , bu riskli oluşumu şu an karşılayacak durumda olmadıklarından buna asla müsaade etmeyeceklerdir.  Ben şahsen Dünyadaki ekonomik eksen kaymasını (ABD-PASİFİK EKSENİ, Bazıları ise tam tersi ABD ve AB’nin Gelişme Yolundaki ve Yükselişte olan ülkelerden ayrışarak ve uzaklaşarak Transatlantik Ticaret ve İş Birliği Anlaşması ile aralarındaki ticareti geliştireceklerini iddia etmektedirler. Ancak unutulmamalıdır ki ABD Asya Pasifik Ekonomik Paktı içinde Pasifik ile ilişkilerinden vaz geçmeyecektir)ve ülkelerin iktisadi büyüme kriterlerini ve 15 yıllık büyüme tahminleri dikkate alarak  max 2030 kadar AB nin mevcudiyetini devam ettiremeyeceğini düşünmekteyim.

 Diğer önemli husus ise Avrupa Merkez Bankasının genişleme politikasıdır. Uzun süredir konuşulmakta olan bu konu  22.Ocak 2015 de artık şekillenmiştir.

 AMB nın 1 Tırılyon Euro’dan fazla bir genişleme yapacağı uzun süredir gündemdedir. Italyan Draghi bir Akdeniz Ekolü insanı olarak buna sıcak bakarken ,Almanya’nın muhalefeti işe çomak sokmakta ve en azından belli kriterlere uymayan devlet tahvillerinin alımına takoz koymaktaydı. Bununla birlikte geçtiğimiz günler içinde İsviçre Merkez Bankası ani bir karar ile 2011 yılından beri  uyguladığı ve İsviçre Frangının değerlenmesinin önüne geçmek için sınırsız döviz satın alarak sağladığı sabit kur uygulamasından yani  1 Euro = 1.20 İsviçre Frangı  paritesinden vaz geçerek kuru dalgalanmaya bırakmıştır. Bunun sonucunda da İsviçre Frangı yarım gün içinde %30 değer kazanarak piyasaları alt üst etmiştir. İsviçre Merkez Bankası ayrıca mevdutlara uyguladığı faizi -0.75 lere çekerken ,libor faizinin de %-1.25 ile %-0.25 arasında negatif bölgede seyretmesine karar vermiştir. İsviçre Merkez Bankası uyguladığı sabit kur politikasını İsviçre Frangının değerlenmemesi için yapmıştı. Ancak bunun için 3 yılda piyasadan 220 Milyar Euro emmek zorunda kalmıştır. Fakat bunun yerine ,Avrupa’daki diğer Merkez Bankalarının uyguladığı gibi politika faizinin borç alma işlemlerinde negatif yapılmasının döviz kuru üzerinde daha etkili olduğunu görerek bunu uygulamaya karar vermiştir. 

Daha önemlisi bu kararın arkasında Avrupa Adalet Divanının AMB’nın  tahvil alımlarında bir sakınca olmadığı şeklindeki beyanı ile Draghi’nin genişleme yapmasına kesin gözle bakılması yer almaktadır. Hatta buna Almanya’nın ses çıkarmadığı ,gizli olarak bunun Merkel ile görüşüldüğü , Merkel’in buna onay verdiği ve bu nedenle Frakfurt Dax ‘ın coştuğu ileri sürülmüştür. 3 gün önceki bu söylem 22 Ocak ta değişerek, Avrupa Merkez Bankasının genişleme yapmasını engellemek için Merkel’ın İsviçre Merkez Bankasına telkinde bulunarak bu hareketi yaptırdığı iddia edilmeye başlanmıştır. 22 Ocakta Piyasaya giren ,sızdırma haberlere göre Avrupa Merkez Bankasının 2015 Mart ayından başlamak üzere 2016 sonuna kadar her ay 50 Milyar Euro’luk genişleme yapacağı ve bunu Birlik içinde  ülke tahvillerini almak sureti ile gerçekleştireceği  belirtilmiştir. Bizim bu raporu hazırladığımız sırada, beklenen olmuş ve SUPER MARIO MART AYINDAN BAŞLAMAK ÜZERE PİYASALARA 2016 Eylül ayı sonuna  KADAR AYLIK 60 MİLYAR  EURO VERECEĞİNİ RESMEN AÇIKLAMIŞTIR. Bu 19 ay boyunca toplam 1 Trilyon 140 Milyar Euro’luk genişleme demektir. AMB bunu tahvil alımı sureti ile yapacaktır. Ancak belirli kriterlerin altındaki riskli devlet tahvillerini ise almayacaktır.(Yatırım yapılabilir ülkeler derecesindeki ülkelerin tahvillerini alacaktır, Yunanistan bu gün için buna uygun bulunmamakla birlikte bazı düzenlemeler ile Yunanistan’ın da bu genişlemeden yararlandırılabileceği  belirtilmiştir. Bu varlık alımı Ülke tahvili ve bir kısım özel sektör tahvillerinin alımı şeklinde yapılacaktır. Bunlar covered bond(teminatlı bono) ve varlığa dayalı senetler olacaktır. Varlık alım programının sadece %20 si risk paylaşımına dayalı olacaktır. (yeni alımların %12 si zararın paylaşımı esasına dayanacak ,ancak AMB ilave olarak %8 lik bir kısmı da  üstünde tutabilecektir. Böylece toplamda %20 lik bir risk paylaşımı gerçekleşecektir.)Bankalara sağladığı uzun vadeli kredilerde faizleri düşürecek ,Politika faizini de 0.05 te sabit tutacaktır.

 Enflasyonu ise %2 nin biraz altına kadar yükselterek deflasyonist baskıdan çıkmayı ve ekonomiyi büyütmeyi hedeflemektedir. Ancak dikkate edilirse AMB’nın bu yeni politikası yada elindeki son kozu  yapısal bir reform değil yanı ‘’qualitative easıng’’ ‘’değil  ‘’quantaıive easıng’’(QE)dir. Oysaki Avrupa’nın sorunu yapısaldır. Bu genişleme hareketinin piyasaya ne kadar fayda sağlayacağı önümüzdeki günlerde test edilecektir. ABD deki  Fed benzeri bu uygulama adeta ABD nin bıraktığını AB’nin alması ve uygulaması niteliğindedir. Fakat yapısal sorunlar halledilmeden bu genişlemeci tedbirler ile yapılan uygulamalar sanırım geçici rahatlatma ve morfin etkisi yapacaktır. Nitekim borsalar coşmuş ancak Euro hızla değer kaybetmeye başlamıştır. 22 Ocak 2015 de sabah 9.13 de 2.7215 olan EURO/TL kuru 18.00 de2.6750 düşmüştür. EURO/DOLAR ise 1.1590 dan 1.1425 e inmiştir. Zaten bu efekti tahmin ettiği için İsviçre Merkez Bankası sözü edilen öncü tedbiri almıştır(Her ne kadar bunu kabul etmeseler de)bu genişleme ile 22.01.2015 de Borsalar dışında ALTIN,EURO, DOLAR hepsi aşağı yönlü hareket etmiştir.  Çünkü piyasalar zaten bunu  çoklukla fiyatlamıştır. Tek fark Euro nun değer kaybetmesi olmuştur. İlginç olan usd genişleme sonucu değer kaybederken yükselen ve genişleme durunca inmeye başlayan altın, AMB genişlemesi ile inmiştir. Tahminim bunun zaten çıkan haberler ile önceden fiyatlanması nedeni ile olmuştur. Çünkü normalde yukarı yönlü hareket etmesi gerekmekteydi .Nitekim öyle olmuş 1 gün sonra altın yukarı yönlü hareketlenmiştir.

İsviçre Frangındaki yükselme nedeni ile ise  Altının onsu 1300 usd ye çıkmıştı. İsviçre Frangının sabit kalacağına güvenen ve İsviçre Frank’ı üzerinden üzerinden Morgıç yapan Polonya vb bazı ülkeler ve şahıslar bundan zarar görmüşler ve İngiltere Merkezli Foreks işlemcisi Alpari iflasını açıklamış ve Amerikalı Hedge Fon yöneticisi Marko Dimitrijeviç  büyük zarar etmiştir. Bu nedenle altın yeniden emin liman olmaya başlamıştır. Fakat şu an gerçek emin liman ABD dir. FED faiz artırımını da yaptığı taktirde paralar oraya doğru akacaktır. Bu ise bizim için risktir. Zaten yukarıda izah edilen ve aşağıda belirtilecek olanlar TÜRKİYE İÇİN DOUBLE EFFECT yaratan hususlar olmaktadır.

 AB deki bu son gelişmede Türkiye için hem olumlu ,hem de olumsuz olacaktır. Bu nedenle önemli olan bu iki farklı vektörün bileşke momentidir. Bu hususlar TÜRKİYE bölümünde aşağıda açıklanacaktır.

ÇİN ;

Çin’in hali bu konuda uzun süredir detaylı raporlar hazırladığımdan bilinmektedir. Çin hükümeti ,mevcut emlak balonunun ve piyasadaki aşırı M2 nın (100 Trilyon Yuan) ve aşırı iç borçlanmanın yarattığı finansal riskleri ve aşırı kapasiteleri normale getirmek için yapısal reformlar ile ekonomiyi soft landıng politikası ile balonların olmadığı sürdürülebilir  bir büyümenin gerçekleştiği ekonomi modeline dönüştürmeye çalışmaktadır. Ancak duruma göre zaman zaman genişlemeci politikalar uygulamaya devam etmekte ve gerek faizleri indirerek,  gerekse diğer teşvikler ile ekonomiyi ayakta tutmaya çalışmaktadır. Çin de hedeflenen %7.5 luk büyümenin gerçekleşmeyeceği bunun %7.3 hatta daha da altında olabileceği iddia edilirken son IMF raporuna göre Çin büyümesi ve gelecek yıllardaki büyüme tahminleri aşağıdaki gibi olmuştur.

                 2013    2014       2015      2016     4 ci çeyrekten 4 ci çeyreğe
Çin          %7.8       %7.4       %6.8     %6.3      %7.4

İlginç bir şekilde IMF Çin için beklentilerini  2015 ve 2016 için aşağı yönlü revize etmektedir. Daha önce 2015 için beklenti %7.1 idi. Genelde 2015 için %6.8 lik bir beklenti başka tahminlerde görülmemiştir. Ancak diğer bir gerçekte ABD yatırım yapılabilir ülke olarak Çin’i geçmiştir.

Çin de Aralık ayı öncü verileri nispi olarak iyi çıkmamış yapılan teşvik uygulamalarına rağmen böyle bir tablo henüz iyileştirme tedbirlerinin etkilerini göstermediği şeklinde yorumlanmıştır. Ancak Ocak  ayı içinde Emlak Fiyatlarında düşmenin durduğu hatta yükselmeye başladığı kredilerin arttığı söylemleri piyasaya düşmüştür. Bu olumlu bir hava yaratırken 4-5 gün sonra Çin de son zamanlarda çok rastlanan bir durum olmak üzere Çin  bazı usulsüzlükler nedeni ile* iki aracı kurumun  faaliyetini durdurmuş, diğer bazılarına da ağır cezalar kesmiş buda borsaları etkilemiştir.

*Parası  olmayanlara ve gerekli teminatı sağlamayanlara para vererek sermaye piyasasında pozisyon almalarını sağlıyordu. Buna da zaten geçtiğimiz raporlarımızda Sanghai Borsasında Çin’in Asya Piyasalarından ayrışmasının ve yukarı yönlü seyrinin çok reel olmadığı şeklinde belirtmiştik. Çin deki %7.4 büyüme 24 yılın en düşük büyümesi olmuştur. (Çin’deki sıkıntı 100 Trilyon luk piyasadaki M2 , Emlak Balonu ve kapasite fazlası, buna bağlı olarak emlak fiyatlarındaki soğuma ve GSYIH’nın %250 si nispetinde hane halkı, şirket ve lokal hükümet borçlarıdır.)

Çin olarak ise geçtiğimiz günler içinde iç  piyasalarda  50 Milyar ve 60 Milyar Yuan olmak üzere toplamda 110 Milyar Yuanlık ters repo işlemi yapmıştır. 

JAPONYA 

Bilindiği üzere Japon ekonomisi geçtiğimiz yıl teknik resesyona girmişti. Aslında bir taraftan Japon ekonomisi küçülmekte, diğer taraftan ise fiyatlar artmakta idi. Nisan aynında satış vergisi artışının ilk bölümünün yapılmasından sonra Japonya da enflasyon %3.2 ye çıkmıştı. Bu ise ekonomik tanımı ile SLUMPFLASYON’dur. 

ABE 2012 yılında iktidara gelince genişlemeci politikalar uygulamaya başlamış, kurumsal vergileri düşürürken, satış vergilerini artırmayı planlamış, borç rasyosunu 2010-2011 dönemine göre yarıya düşürmeyi vaat etmiş, bölgede Çin ve Kuzey Kore gibi ülkelerin tehdidine karşı  güçlü bir ordu oluşturulmasını ,alt yapı yatırımlarına ağırlık verilmesini ,yapısal reformların yapılmasını programa almıştır. Bu nedenle Japonya ‘nın programı AMB ‘nın politikasından farklı olarak ‘’QQE’’ dir.Yani hem parasal genişlemeyi hem de yapısal reformları içermektedir. 
Bu politika tutmuş ve 2014 ilk çeyreğinde Japon ekonomisi  %1.6 büyümüş ,YEN Düşmüş ve ABE krizden çıktık ekonomi yoluna girdi diye ilk satış vergisi artışını Nisan 2014 de yaparak %5 den %8 e çıkarmış ve sonuç olarak ekonomi daralmaya başlamış ve hem enflasyon hem de ekonomik küçülme başlamıştır. Daha ötesinde satış vergisi artışının ikinci diliminin uygulamaya konulacağı yani %8 den %10 çıkartılacağı ilan edilmiş ve ekonomi daha da kötüleşmiştir. Durumun kötüleşmesi üzerine ABE hem satış vergisini ertelemek hem de mevcut ABENOMICKS politikasına devam için güven oyu almak için  erken seçime gitmiş ve seçimden yine 1ci parti çıkarak mevcut politikasını uygulamaya devam etmiş ve ikinci dilim satış vergisini 18 ay ertelemiştir (2017) Fakat petrol fiyatlarındaki düşme nedeni ile JAPONYA da fiyatlarda düşmeye başlamıştır. Japonya ile ilgili IMF tahminleri aşağıdaki gibidir.

                     2013    2014      2015    2016     4cü  çeyrekten 4 cü çeyreğe
Japonya       %1.6      %0.1     % 0.6  %0.8             %-0.3

Japonya ‘nın  kendi büyümesi ile ilgili tahmini ise 2015 için  %1.5 dan %2 ye çıkarmıştır. 2016 tahmini ni ise%  1.2 yerine %1.6 olarak yukarı yönlü revize etmiştir. 2014 büyümesini ise %+0.5 den %-0.5 e revize etmiştir.  Hedeflediği   %2 lik enflasyon oranını ise  düşen petrol fiyatları ile gerçekleştiremeyeceği için 2015 yılı için %1.7 den %1 e düşürmüştür.  Japonya yıllık 678 Milyar usd lik genişlemesine devam edecektir. Bu genişlemeyi hükümet bonolarını ve diğer security’leri almak sureti ile gerçekleştirmektedir. ABE ‘nin ilk atışta hedefi tutturamadığı bu nedenle atışa devam ettiği  dillendirilmektedir.(Uyguladığı genişleme politikaları için) Diğer bazı ekonomistler ise genelde bir çok ülke genişleme ve finansmana yüklenme politikasını uyguladığı için ABE de aynı yöntemi uygulamaktan geri kalmıyor diye yorum yapılmaktadır. Ancak JAPONYA’nın asıl sorunu yaşlanan  nüfusu ve bunların yarattığı ağır Sosyal Güvenlik harcamalarıdır.

2015-2016 Bütçesi 813 Milyar usd olarak belirlenmiştir. Fakat diğer taraftan borçlanma rasyosunu aşağı çekmeye çalıştığı 3 .cü yıllık döneme girmektedir. Tahvil satışını 4.4 Trilyon Yen düşürerek  36.9 Trilyona indirecektir. Borçlanmayı düşürme politikası gereği. Yani Japonya bir taraftan genişlemeci politika uygulamakta diğer taraftan ise bunu gerçekleştirecek cephanesini azaltmaktadır. Dünya Bankası ön görüsü gerek Euro Bölgesi gerekse Japonya için çok sağlıklı değildir. Durgunluk ve deflasyonun riskinin hala yüksek olduğunu belirtmektedir. Ancak Japonya dan son gelen veriler çokta kötü olmayıp yukarı yönlüdür

YÜKSELİŞTE OLAN EKONOMİLER

RUSYA

Rusya düşen petrol fiyatları nedeni ile ağır ve kötü bir iktisadi süreçten geçmektedir. Rusya’nın Bütçesindeki giderlerini karşılayabilmesi için petrolün fiyatının baril başına 107 usd olması gerekmektedir. Bunun altındaki bir fiyatta bütçe denkliği için rezervlerini kullanmak zorunda kalmaktadır. Bunlarda erimektedir. 500 Milyar usd olan rezervleri 385 Milyar usd ye düşmüştür. Üretim maliyeti ise ayrı bir konudur. Rusya nın Sibirya da üretimi baril başına 70 usd olduğu telaffuz edilmektedir.  Bütçe denkliği için petrol üretip ihraç eden ülkelerin ihtiyaç duyduğu minimum petrol fiyatları ve üretim için ihtiyaç duyulan min fiyatlar aşağıda verilmiştir. Söz konusu fiyat düşmelerinden dolayı Rublenin usd karşısındaki değer kaybı %60 ı aşmıştır.  70 Ruble = 1 usd ye kadar gerilemiştir.   Geçen sene 150 Milyar usd Rusya’dan kaçmıştır. Bu senede  Rusya dan  bu para çıkışının devam edeceği beklenmektedir. 2008 krizinde bu para kaçışı  130 Milyar usd civarındaydı. Gecelik repo faizleri %10.5 dan %17 e yükselmiştir.(Aralık 2014 ortasında)Enflasyon 2014 sonunda 11.4 lere kadar yükselmiştir.

IMF’ in Rusya  Büyüme tahminleri aşağıda verilmiştir.;
                2013      2014     2015       2016      4 cü çeyrekten 4 cü çeyreğe 
Rusya      % 1.3     %  0.6    %  -0.3   %  -0.1             %0.0

Oysa Rusya’nın 2015 büyümesi daha doğrusu daralması ile ilgili olarak %-1.5 ,%-5 gibi çeşitli hesaplama ve kestirmeler yapılmıştır. Unutulmamalıdır ki Rusya için petrol fiyatları yeniden 70 usd nin üstüne çıkmaz ise 2015 oldukça kötü geçecektir. Rusya Türkiye için double effect yaratmıştır. Bir taraftan RUSYA ya karşı Ukrayna ile ilişkileri nedeni ile uygulanan yaptırımlar ile Rusya Türkiye ye yanaşmış. İhracatımız artmış, Rusya’dan kaçan paranın bir kısmı Türkiye ye gelmiş ancak çok az kısmı kalıcı olmuş. İhracat bedellerini Ruble üzerinden tahsil eden ihracatçılar ihracat bedellerini Ruble olarak tahsil ederek bunu dolara çevirmekteydiler. Ancak Ruble’nin USD karşısında %60 kadar değer kaybetmesi ile %3.5 karla satış yapan ihracatçı büyük kayıplar ile karşılaşmıştır. Dolar ile çalışanlar ise çalıştıkları Rus firmaların ödeme güçlüğü içine düşmesi nedeni ile alacaklarını tahsilde zorlanmaya başlamışlardır. Yaş sebze ve meyvede en büyük Pazar olan bu alanda çalışan Türk ihracatçılar iflasın eşiğine gelmişlerdir.(Rusya ya 2013 de 2.3 Milyar usd lik ihracat yapılmıştır) Rusya ya sebze ve meyve ihracatımız miktar olarak artmış herkes buraya mal satmaya kalkınca fiyatlar düşmeye başlamış ve miktar artmasına rağmen fiyat düşüşü nedeni ile toplam parasal ihracat çok fazla artmamıştır. Daha da önemlisi Ruble deki değer kaybı durumu daha da kötüleştirmiştir. Turizm alanında Rusya dan gelecek olan turist miktarı düşeceği için beklentiler revize edilmektedir. Rusya’daki müteahhitler anlaşmalarını iptal etmeye başlamışlardır. 1972 den 2014 3.cü çeyreğine kadar RUSYA pazarından müteahhitlerimiz 55 Milyar usd lik iş almışlardır. Ancak şimdi Ruble ve finans krizi nedeni ile bir çok proje iptal edilmektedir. Otomobil ihracatımız %60 düşecektir. Beyaz Et de şimdilik sorun olmasa da yüksek vergiler problem olmaktadır. 

IMF ‘ın Son Raporuna Göre  Yükselişte Olan Ülkelerin Büyüme Tahminleri Aşağıdaki Gibidir.
                                                    2013    2014     2015     2016   4cü çeyrekten 4 cü çeyreğe
Yükselişte olan ekonomiler     %4.7    %4.4  %4.3       %4.7       %4.5
Rusya                                              1.3      0.6     -0.3        -0.1         0.0
Çin                                                   7.8      7.4       6.8         6.3         7.4
Hindistan                                       5.0       5.8       6.3          6.5        5.6
Brezilya                                          2.5       0.1       0.3         1.5        -0.3
Meksika                                          1.4     2.1        3.2        3.5          2.6

Yukarıdan da anlaşılacağı üzere G.KORE ve Türkiye’ yi de dahil ettiğimizde gerek gelişmekte olan ülkeler gerekse yükselişte olan ekonomiler daha önce aynı sepet içinde birbirlerine benzerler iken piyasa reaksiyonları ve gerçekleri bakımından birbirlerinden farklılaşmaya başlamışlardır. Bu sadece gelişme yolundaki yada yükselişte olan ekonomilerde olmamış   Gelişmiş Ülkelerde farklılıklar arz etmeye başlamışlardır. Japonya uzun yıllardır deflasyon ile mücadele etmektedir. AB içinde bazı ülkeler iyi iken diğerleri resesyondadır. Bu durum şimdi gelişmekte olan ülkelerde de görülmeye başlamıştır. Hindistan ve Türkiye burada ayrışırken , daha doğrusu Petrol ve Emtıa ithal eden ülkeler  içinde bulunduğumuz deflasyonist durumdan şimdilik kısa vadede menfaat temin ederlerken , Brezilya, Rusya, Venezualla , Endonezya  gibi ülkeler bundan negatif yönde etkilenmektedirler. Rusya ve Brezilya Faiz artırırken (  Brezilya önce Aralıkta faizleri  11.75  e çıkarmış, daha sonra ise 50 baz puan daha artırarak 12.25 e yükseltmiştir) Peru, Hindistan ,Mısır, İsviçre Faiz indirmiştir. 

 Türkiye de detayı sonra açıklanacağı üzere bu faiz indirim furyasına karşı koyamayarak sembolik ve göstermelik bir indirim yapmıştır. Burada Brezilya’nın durumu daha da kötüdür. Brezilya 2014 e aylık %5.59 enflasyon ile girmiş ve aylar itibari ile bu Eylülde %6.75 e yükselmiş ve Aralık 2014 de ancak 6.41 e inebilmiştir. Brezilya Merkez bankası enflasyonu yeniden %4.5 a indirmek için büyümesi çok iyi olmamakla birlikte faiz artışını yapmak mecburiyetinde kalmaktadır.  Petrol fiyatlarındaki düşme ona bu bakımdan katkı sağlamamakta tam tersi petrol ve önemli bir tahıl ve demir cevheri üreticisi olarak fiyat düşüşleri Brezilya ekonomisini ters yönde etkilemektedir. Brezilya  2014 ilk çeyreğinde  %-0.2 büyümüş(yani küçülmüş) ikinci çeyrek % -0.6 küçülmüş ve 3 cü çeyrekte ilk 6 ayın negatif durumunu izale ederek  %0.1 büyümüştür. Bunu da yatırımlar ve kamu harcamaları ile sağlamıştır. Sonuçta IMF tahminine göre Brezilya ekonomisi 2014 de %0.1 büyüyebilmiştir. Brezilya’nın bu durumu Çin’in durumu ile birlikte 2014 yılında deniz taşımacılığının içinde bulunduğu krizin  izahı olmaktadır.

SAUDİ ARABİSTAN

Sudi Arabistan 4 cü çeyrekten 4 cü çeyreğe 2014 yılında %2 büyümüştür. Ancak 2014 yılında çeyrek dönem büyümeleri 2014 ilk çeyreğinde %6.4 iken sürekli aşağıya inmiştir. Bilindiği üzere Sudi Arabistan’ın İhracatının %87 i si GSYIH nın ise %46 sı petrol üretimine dayanmaktadır.  Bütçe denkliği için yukarıda belirtildiği üzere petrolün fiyatının104 usd baril olması gerekmektedir. Ancak petrol fiyatlarının şu an usd 48.89 barildir. Sudi Arabistan açığını ise 800 Milyar usd lik rezervlerinden karşılamaktadır.
 Diğer taraftan ise petrole bağlı olmamak için diğer alanlara yatırım yapmaktadır. Petrol fiyatlarının düşmesinin arkasında Sudi Arabistan’ın olduğu ve ABD ile birlikte Rusya ve Iranı dize getirmeye çalıştıkları söylenmiştir. 
Ben daha önceki raporlarımda böyle bir ihtimal mevcut olmakla birlikte . Sudi Arabistan’ın Amerika’nın kaya gazından doğal gaz ve petrol üretiminden de hoşlanmadığını ve petrol fiyatlarının düşmesine ve düşük kalmasına müsaade ederek Amerikalı Petrol şirketlerini batırmaya çalıştıklarını izhar etmiştim. Geçtiğimiz günler içinde iki defa ilk defa BRENT PETROL Fiyatı WTI in fiyatının altına inmiş ve bunun arkasında Sudi Arabistan ın olduğu ileri sürülmüştür. Gerek Sudi Arabistan gerekse Irak petrol üretimini düşürmek şöyle dursun bu yıl artırarak üretim artışı ile kayıplarını karşılamaya çalışmışlardır. Çünkü üretim maliyetleri hele hele mevcut kuyulardan çıkarma maliyetleri çok düşüktür. Orta Doğuda Çıkarma Maliyeti usd 9.89 baril. Bulma maliyeti usd 6.99 baril toplam usd 16.88 barildir. Dolayısı ile petrol usd 20 barıl’e de düşse Sudi Arabistan’ı çok etkilemeyecektir. Sonuçta bu Amerika’da muhafaza edilen fonları azaltacaktır. 

2014 EKIM AYINDAN ARALIK 2015 E EKONOMİK DEĞERLENDİRMELERDEKİ DEĞİŞİM.

Buna geçmeden önce Yukarıda verdiğimiz IMF tahminlerine ilave olarak Başka Kurumlarında  Büyüme tahminlerini de vermekte fayda bulunmaktadır.

2014 ile 2015 i mukayese ettiğimizde 2015 tahmini büyüme yüzdeleri her alan ve ülke için geçmişe göre daha iyi olmaktadır. Ancak ortalamayı 2014 ile mukayese ettiğimizde Amerika  otalamayı yukarı çekmektedir.
Goldman Sack’ın Çin için tahminleri IMF den daha iyimserdir. Ama bu birkaç yıldır hep böyledir. IMF ‘ın Çin tahminleri hep aşağı yönlü ve diğer kestirmelerden daha keskin olmaktadır. Bunun nedeni de gördüğü finansal risk ve balonlardır. Daha dorusu Çin’deki büyük iç borçlanma ve M2 nin yani para arzının büyüklüğüdür.

IMF’IN  EKİM RAPORU İLE SON RAPORU ARASINDAKİ FARKLIKLAR AŞAĞIDA ÖZETLENMİŞTİR.  IMF Burada 3 önemli hususa vurgu yapmaktadır.

-Küresel Büyüme tahmini %0.3 düşürülerek % 3.5 indirilmiştir.  Bunun nedenleri aşağıda açıklanacaktır.
-Petrol fiyatlarındaki düşmenin yaratacağı net olumlu etki ,negatif faktörler ile törpülenmektedir.
-Küresel büyüme ile ilgili riskler, petrol fiyatlarındaki düşmenin yukarı yönlü riskleri ile daha dengeli olmaktadır.

Buna göre IMF Revize Büyüme Tahmini Aşağıda verilmiştir.

IMF ‘e göre petrol fiyatlarındaki düşme bazı ülkeler için negatif etkisine rağmen net faydası bakımından küresel büyüme için  olumlu katkı sağlamasına rağmen, diğer taraftan bazı ülke ve bölgelerdeki ekonomik yavaşlama ve yatırımlardaki düşme nedeni ile dünya ekonomik büyüme tahminini aşağı yönlü revize etmiştir.

Son 4-5 ayda ortaya çıkan durum ve olaylar dünya genelinde farklı ülkeleri farklı farklı etkilemektedir. Yeni ortaya çıkan büyümeyi destekleyen  faktörler, örneğin petrol fiyatlarındaki düşme ve YEN ve EURO’daki değer kayıpları  , bazı ülkelerin iç piyasadaki aşırı borçlanma   ve piyasadaki aşırı para arzı problemleri , oluşan balonlar ve kapasite fazlalıkları nedeni ile ekonomilerini sürdürülebilir bir büyüme için küçültmeleri nedeniyle yatırımlarını düşürmeleri ve 2008 yılından miras kalan ekonomik krizin etkileri ile törpülenmektedir. Bu nedenle küresel büyüme için petrol fiyatlarındaki düşme, bazı ülkeler bakımından yarattığı negatif etkiye rağmen olumlu etki yaratsa da , bu mevcut olumsuzluklar tahtında yetmemekte yapısal reformların ,alt yapı yatırımlarının yapılmasına ihtiyaç duyulmaktadır.

IMF ucuz petrol fiyatlarının deflasyon riskini artırdığı bir dönemde real faiz oranlarının artırılmasından kaçınmak için gelişmiş ekonomilerin uyumlu(genişlemeci, gevşek) para politikası izlemelerini önermiştir. Eğer Politika faizleri indirilemiyorsa söz konusu para politikalarının farklı yöntemler ile gerçekleştirilmesini tavsiye etmiştir.

IMF Gelişmiş Ülkeler arasında bir ayrışmanın olduğunu ABD nin Japonya ve Avro Bölgesinden ayrışarak hızla büyüdüğünü ve 2014 Küresel büyümesinin  lokomotifi olduğunu Avro Bölgesi ve Japonya da ise büyüme rakamlarının  bu kadar iyi olmadığını deflasyon riski olduğunu ancak Japonya nın resesyondan çıkarak eskisine göre nispeten daha iyi olduğunu fakat hala çok büyük büyüme oranlarına uzun süre kavuşamayacaklarını vurgulamıştır.  


 
Gelişme yolundaki ülkeler için Nijerya ,Sudi Arabistan ve Rusya için en önemli büyüme küçültmelerini yapmıştır.

Diğer bir ayrışma ise Gelişme yolundaki ve yükselişte olan ülkelerde olmaktadır. Petrol ve emtia ihraç edenler bu emtia fiyatlarındaki düşmeden olumsuz etkilenmekte, ithal eden ülkeler ise olumlu yönde etkilenmekte ve bu husus cari açık problemleri ve içerdeki enflasyonu kontrol için pozitif etki yaratmaktadır. Ayrıca  Enerji subvansiyonu vs gibi hususları kesmelerine neden olmaktadır. Bu ülkeler buradan sağladıkları fonları iyi bir şekilde kullanarak büyümelerini artırabileceklerdir. Yine Euro ve Yen ile ticaret yapanlar daha ziyade ithalat yapanlar bu para birimlerinin değer kaybetmesi nedeni ile bundan olumlu etkilenecek,  Türkiye gibi ihracatını EURO üzerinden yapan ithalatlarını USD üzerinden yapanlar ise negatif etkileneceklerdir. 

ABD de petrol  fiyatlarındaki düşme nedeni ile halkın gerçek gelirleri artmakta ve bunun bir kısmı da içerideki talebi artırmaktadır. IMF’ın Dünya Küresel Büyüme oranlarını revize etmesinin 3 temel nedeni bulunmaktadır.

1-Çin’ın büyüme tahmini yatırımlardaki artışın yavaşlaması ve çok az artmanın olmasının beklenmesi nedeni iledir. Bu nedenle Çin’in büyüme oranı beklentisi %7 nin altında tespit edilmiştir. Otoriteler geçmiş yıllara göre Çin’ın büyümesinin  azalacağını beklemektedirler. Bu düşük büyüme diğer Asya Ülkelerini de ters yönde etkileyecektir. Bu gerçekleşirse bunun deniz taşımacılığı için negatif sonuçlar yaratacağı izahtan varestedir. OECD’nin de Çin büyümesinin bu yıl ve gelecek yıl %7 civarlarında olacağını ve cari denge fazlasının GSYH2nın %2.75 i düzeyinde olacağını tahmin etmektedir. Bu yavaşlama dengesizlikleri ortadan kaldıracak ,iş gücü yaratma imkanını tehlikeye sokmayacak ve  servis sektöründeki genişleme ile bu bakımdan bir risk yaratmayacaktır. Diğer bazı ekonomistlerde %7 civarında bir büyüme bekleyerek IMF den ayrışmaktadırlar. Çin gerçekten soğuyan emlak fiyatları aşırı şirket, şahıs ve lokal hükümet borçları ile buna karşın Bejing in aldığı tedbirler ile 2014 de sıkıntılı bir yıl yaşamıştır. Bu durumdan çıkmak için Japonya gibi genişlemeci para politikalarına ve teşvik tedbirlerine ihtiyaç duymaktadır. Bu politikalarda zaten Çin’in içinde bulunduğu çıkmazın nedenleridir.

2-Rusya’nın gelecekteki ekonomik durumudur. Rusya’nın büyüme rakamı IMF e göre %- 3.5 olacaktır. Bazı kaynaklarda daha fazla. Bunun nedeni ise yukarıda açıklandığı üzere jeopolitik riskler, düşen petrol ve emtia fiyatlarıdır.(H. Şişmanyazıcı notu S&P Rusya’nın notunu yatırım yapılamaz noktasına indirmiştir)

3-Birçok petrol ihraç eden ve hatta emtia ihraç eden ülkelerin büyüme beklentileri ve tahminleri  IMF’ tarafından aşağı  yönlü revize edilmiştir. Bir çok Petrol ithal eden ülkelerin vatandaşlarının petrol fiyatlarındaki düşmeden yararlanmaları gelişmiş ülkelere göre daha fazla olacaktır. Çünkü gelişme yolundaki ülkelerde bu konudaki sübvansiyon ve vergi muafiyetleri yada düşürülmeleri kaldırılacak yada azaltılacaktır. Sonuçta vatandaşa yansıyan kısmı az da olsa devletlerin elinde bu bakımdan fon kalacaktır. Bunun iyi bir şekilde kullanılması ekonomiye katkı sağlayacaktır.  

Ekim aynına kıyasla Global Ekonomilerde risk dağılımı daha dengeli olmaktadır. 

Dünya bankası ise 2015 tahminleri bakımından IMF e göre daha kötümserdir.  Dünya Bankasının Küresel Büyüme Tahmini 2015 için %5 2016 için ise %3.3 dür.

DÜNYA BANKASININ 2014 YILI DEĞERLENDİRMESİ VE 2015 İÇİN BEKLENTİLERİ.

Gelişmiş Ekonomiler hala geçmişteki finansal krizin etkilerini atlatamamışken (ABD hariç), AB de (İngiltere, İspanya nispeten iyi iken)Yükselişte olan ülkeler geçmiş durumlarından  daha az dinamik ve etkindirler. (Problemde buradadır. Geçmişte doygunluğa erişmiş ekonomilerdeki yavaşlamayı, yükselişte olan ülkeler telafi ederken ,artık onlarda yorulmaya ve eski performanslarını göstermemeye ama doğrusu, daha önceki performanslarını yaratan unsurların negatif etkilerini artık hissetmeye başlamışlardır. H.Şişmanyazıcı notu)

Amerika’nın ve İngiltere’nin  genişlemeci para politikası küresel krizin daha da derinleşmemesinde  ve ekonomilerinin düzlüğe çıkmasında önemli rol oynamıştır. Avrupa ise hala finansal krizin etkilerini telafi etmekle ve yapısal darboğazlar ile uğraşmaktadır. Çin ise dikkatli  bir şekilde ekonomiyi aşağı indirmeye çalışmaktadır. 

Diğer gelişme yolundaki ülkeler ise zayıf dış talep ve aynı zamanda içerde sıkılaştırılmış para politikaları, politik belirsizlikler ve arz cephesindeki dar boğazlar nedeni ile beklenen büyümeyi gösteremeyerek hayal kırıklığı yaratmışlardır.

Bazı belli başlı faktörler, küresel ekonomik durumu etkilemektedir. Gevşek ve  emtia  fiyatları, düşük faiz oranları ancak büyük ekonomilerdeki giderek artan farklı parasal politikalar,  zayıf dünya ticareti ve düşük büyüme oranlarıdır. Yakıt fiyatlarındaki büyük düşüş küresel ekonomik faaliyetleri olumlu etkileyecek ve petrol ithal eden gelişme yolundaki ülkelerin Cari Açıklarının azalmasına katkı sağlayacaktır. Ancak petrol ihraç eden ülkelerin büyüme beklentileri aşağıya inmiş ve bulundukları bölgelerde de etkili olmuştur.

Bu açıklamalar ışığında 2015 küresel büyüme tahmini %3 2017 e kadar ise %3.3 olacaktır. Yüksek Gelir Ülkeleri 2015-2017 arası %2.2 büyüyeceklerdir.  2014 yılında gerçekleşen %.1.8 büyümeden daha büyük olacaktır. Bunun gerisinde ise  bu gelişmiş ekonomilerde işsizliğin giderek aşağı düşerek bu bakımdan sağlanan iyileşme,( Almanya da tarihinin en düşük işsizlik oranına ulaşılmıştır. Keza Amerika ve İngiltere de işsizlik oranları düşmüştür.)düşük finansman maliyetleri, ve finansal konsolidasyonlardaki düşme olacaktır.

Yükselişte olan ekonomilerde ise mahalli problemler büyümeyi engellemişlerdir. Yüksek gelir ülkelerinde iyileşme yavaşça görüleceğinden gelişme yolundaki ülkelerde 2014 deki  %4.4 büyüme 2015 de %4.8 e çıkacaktır. 2017 e kadar ise büyüme %5.4 olacaktır.(Bkz GLOBAL ECONOMIC PROSPECT)

Dünya bankasının büyüme tahminleri IMF e kıyasla  küresel  ve gelişmiş ülke ekonomileri bakımından düşük ,yükselişte ve gelişmekte olan ülkeler bakımından ise daha yüksektir.

Petrol fiyatlarındaki düşme ithal eden ve ihraç eden ülkelerin ekonomilerinde birbirine zıt etkiler yaratacaktır. İhraç eden ülkelerde sermaye harcama ve üretim düşecektir. Çin deki yavaşlama yine küresel ekonomiyi ters yönde etkileyecektir. Düşük petrol fiyatları küresel büyümeye  katkı sağlayacaktır . Düşük petrol fiyatları nedeni ile talep artacak ancak petrol fiyatlarındaki düşme üretim maliyeti nedeni ile birçok kuyunun kapanmasına yeni yatırımların durdurulmasına ve ertelenmesine neden olacak sonuçta hemen olmasa da belli bir süre sonra piyasa da arz talep dengesi oluşacaktır. Fakat bunun gerçekleşmesi zaman alacaktır. Diğer taraftan petrol fiyatlarındaki düşme ve hangi yöne doğru hareket edeceği hususundaki belirsizlik (Bazıları usd 200 Baril’e çıkacağını söylerken diğerleri usd 30 Barıl’e düşeceğini söylemekte, Yeni Sudi Kralı üretim artışını dikkate alarak  bir daha asla 100 usd nin üstünü görmeyeceğini iddia etmektedir.)yatırımcıları upsıde rsikler nedeni ile endişelendirmektedir. Ancak bundan daha önemlisi Dünya Bankası Raporlarına göre Bakır Fiyatları’da düşerek Demir Cevheri , Petrol Fiyatlarındaki düşme kervanına katılmıştır. Bakır Londra Piyasasında %6.6 düşüş göstermiştir. Son 5.5 yılın en alt seviyesidir. Bu ise inşaat sektörü ve elektrik sanayinde kullanıldığından bu alanlarda daralma olduğuna işaret etmektedir. 

TÜRKİYE ,YUNANİSTANDAKİ SEÇİMLERİN ve  YUKARIDA SÖZÜ EDİLEN GELİŞMELERİN TÜRKİYEYE ETKİSİ 

ÖNCE YUNANİSTAN;

Bilindiği üzere Yunanistan’daki erken seçimi Syrıza nın lideri Aleksis Çipras kazanmıştır. Çipras Sağcı Bağımsız Yunanlılar (ANEL) Partisi ile koalisyon için anlaşmış ve Cumhurbaşkanından hükümeti kurma yetkisini almıştır. Böylece  Yunanistan da oligarşi sona ererek  tarihsel olarak Venizelos, Zaimis,Mıçotakis,Karamanlis, Papendreu  gibi aileler tarafından yönetilen Yunanistan ilk defa bu elit kesimin dışından bir radikal solcu tarafından yönetilecektir. Çipras Yunan halkında oluşan tepkilere tercüman olan bir seçim bildirgesi ve hükümet programı ile seçimleri kazanmıştır. Bilindiği üzere 2012 yılında da  Yunanistan’ın içine düştüğü ekonomik kriz üzerine Yunanistan’ın morotoryum ilan edeceği  Euro bölgesinden çıkacağı konuşulmaya başlanmış ve hemen bu olaylar sonrası seçime gidilmiş ve bu seçimlerde de Çipras ,bizim Yunagül’ün Suçu

Ne adlı makalemiz de belirttiğimiz tüm hususlara bir cevapmış gibi bu yazımdaki tüm hususları içeren bir seçim vaadinde bulunmuştur.

Bu seçim vaadinde Çipras diğer hususlar meyanında, ’iktidara gelirse Türkiye ile ilişkilerini düzelteceklerini ve silahsızlanma konusunda Türkiye ile karşılıklı Morotoryum ilan edeceklerini, adaların silahlardan arındırılmasını gündeme getireceklerini ,

Yunanistan’ın İsrail ile yaptığı askeri işbirliğini iptal edeceğini. AB nin 130 Milyar Euro luk yardım paketini ret edeceklerini ve Türkiye barış konusunda iyi niyetli ise kendilerinin bu konuda gerekli adımları atacaklarını beyan etmiştir. Ancak ne yazık ki seçimleri o tarihte kazanamamıştır.

Bu defa Çipras seçim propagandasında  aşağıdaki hususları vaat etmiştir.
-Yoksulluk sınırı altında kalan kesime ücretsiz elektrik ve ısınma yardımı yapmayı,
-Yine yoksulluk sınırı altında kalan halk kesimine yiyecek yani gıda ve kira yardımı yapmayı ,
-Evvelce zenginlerden alınan vergileri yeniden ihya ederek uygulamaya koyacağını ancak buna karşı fakir halk kesimlerinden aldığı bazı vergileri kaldırmayı bazılarını düşürmeyi. Gelir vergisi alt sınırının 5000 Euro’dan 12000 Euro’ya çıkarılmasını,
-Ücretsiz sağlık hizmetinin düzeltilmesini  ve emekli maaşlarını  iyileştirilmesi için 13 Milyar Euroluk bir paketin devreye sokulmasını. Toplamda 17.2 Milyar Euro’luk bir iyileştirme programı uygulamayı, 
-Yunanistan da işsizlik oranı %25.8, genç işsizlik oranı ise %50 nin üstünde olup ,yeni istihdam imkanları yaratarak, iki yıl içinde 300.000 kişiye istihdam imkanı yaratılmasını,
-Yurttaşların bankalara ödeyemedikleri banka borçlarının silinmesini,
-Asgari ücretin 750 Euro ya yükseltilmesini,
-AB ve IMF ın kemer sıkma politikalarına karşı olup bunları gevşeteceğini , 1953 yılında Almanya ya yapılan uygulama paralelinde kamu borçlarının yarısının silinmesini geri kalanının ise uzun vadeye yayılarak yeniden yapılandırılmasını, faizlerin düşürülmesini,
-Yoksulluk sınırı altında kalan ve uzun süre işsiz kalanlara bedava toplu ulaşım imkanı sağlanmasını,
-Demokrasinin daha doğrusu  katılımcı demokrasinin güçlendirilmesini,
-Almanya dan  2. Dünya Savaşında Yunanistan da yarattığı can ve mal kaybı için  150 Milyar Euro’luk   tazminat talebinin istenmesini,

Ancak önceleri gerekirse Euro bölgesinden Nato ‘dan çıkarım gibi söylemleri sonradan yumuşamıştır. Fakat genel anlamı ile AB, IMF ,DÜNYA BANKASINA karşı olduğu da bilinen bir gerçektir. Kamulaştırmayı ise yapmayacağını belirtmiştir.

Çipras’ın bu söylemleri seçim vaadi olarak çok iyi olmakla beraber bunlar nasıl gerçekleştirilecektir? Üstelik GSYH nın % 174üne varan kamu borcunu ödeme mükellefiyeti varken  bunu nasıl yapacaktır?

Şu an Yunanistan’ın kamu borcu 316 Milyar Euro* olup, Yunanistan hazinesinde 2 Milyar Euro para bulunmaktadır.  

Ayrıca 30 Milyar usd lik uzun vadeli kaynak kullanmıştır. Temmuz ve Ağustos aylarında toplam 7 Milyar Euro borç ödemesi bulunmaktadır. 2015 yılında toplam olarak IMF ve AVRO BÖLGESİNE 18.5 Milyar Borç ve 4 Milyar faiz ödemesi yapacağı basında yer almaktadır.

Çipras’ın  mevcut borç yükünün yarısının silinmesi yarısının ise uzun vadeye yayılarak yeniden yapılandırılmasını talep etmesine Dünyadaki 35 Ekonomistten  destek gelmiştir. 

*Bazı kaynaklarda 360 Milyar Euro bazılarında 350 Mlyar Usd

Bu tüm ekonomistlerce makul karşılanmaktadır. Çünkü amaç kamu borç stokunun GSYH ya oranını düşürmek ise kemer sıkma politikası ile GSYH büyüyemediğinden ,borç ödense de, GSYH içindeki payı düşmemektedir. (Çipras  da bırakın ben genişlemeci politikalar ile ekonomiyi canlandırayım, istihdam yaratayım, ekonomiyi büyüteyim bu yolla borçları ödeyecek kaynak yaratayım  demektedir ) 

 Aynı şekilde dünya üzerindeki 35 ekonomist de  ödeme gücü olmayan Yunanistan gibi ülkeleri kemer sıkma politikaları ile boğmanın dünya ekonomisini ters yönde etkilediğini ,tam tersi dünya ekonomisini canlandırıcı ve krizden çıkmasını sağlayacak politikaların uygulanmasını tavsiye etmektedirler.

Çipras ‘ın yukarıda da söylenildiği üzere Euro bölgesinden çıkacağını tahmin etmemekteyim.  Aslında şu an Yunanistan’ın Euro bölgesinden çıkması AB yada Almanya için çok önemli olmasa da bu hareketin yaygınlaşması İspanya(Podemos  Partisi) ve Portekiz’e sıçraması endişe yaratmaktadır. Bu nedenle  IMF hemen sert bir söylem ile muhtemel olumsuzlukların önüne geçek istemiş , AMB örtülü bir şekilde Yunanistan’ın Euro bölgesi içinde kalmasını tavsiye etmiştir. Fransa Yunanistan ile müzakereyi tercih edeceğini ilan etmiş, Bundesbank müzakereci bir yaklaşım göstermiştir.  Kısaca 26 Ocakta siyaset sahnesi bu şekilde gelişmiştir. Çipras geçmiş hükümet özelleştirmede çok başarılı sayılmaz iken ondan daha fazla bir özelleştirme yapamayacağına ve  Euro bölgesi içinde para da basamayacağına göre ya vergileri artıracak buda zengin kesimde infial uyandıracak ve yatırımları etkileyecektir. Geriye sadece AB ve IMF ile uzlaşarak bir yeniden borç yapılandırılmasına gidilmesi ve bu şekilde yeni kaynak temini  kalmaktadır. Olacak olanda budur. Yada ipler kopacak bundan herkes zarar görecektir. Bu ikinci alternatifi şu an kimse göğüsleyemeyecektir. Ancak Yunanistan’a verilecek bir aşırı  taviz İtalya, Kıbrıs Rum Kesimi ,Portekiz İspanya’yı da harekete geçirecek, İrlanda’yı rahatsız edecektir. Bu nedenle AB ‘nin de elinde istese de çok fazla bir şey bulunmamaktadır. Bir de gönülsüz parasal  genişlemeye evet diyen Almanya’nın muhalefeti varken yapılacak çok fazla bir şey bulunmamaktadır. Bu zıt iki  kutuptan ortaya çıkacak olan borç silinmesinden çok yeniden  borç yapılanması olacaktır, Çünkü AB için Syrıza hareketinin AB den taviz koparma bakımından başarı kazanmaması gerekmektedir. Bu hareketin başarılı olması bu hareketin diğer alanlara da yayılması sonucunu doğuracaktır.

 Başaramaması ise ,Yunanistan’ın bu son umudunun da kaybolması  ya Çipras’ ı radikalleştirecek, buna AB nin aynı tonda cevabı ise her iki tarafı da kaosa sokacaktır. Makul olan orta yol olacaktır. Şüphesiz mevcut olaylara Syrıza olayının da eklenmesi Euro ‘yu önemli ölçüde düşürmüştür. 

Euro 11 yıldır en alt seviyesine inmiştir. Buda bizi şüphesiz ters yönde etkilemektedir. Bu muhtemel etkiler;

-Türkiye de %10 Enflasyon varken ve fiyatlar artarken TL karşısında 1.5 yılın ,usd karşısında ise 11 yılın dibini gören Euro ihracatının %50-55ini EURO ile yapan ihracatçı için negatif etki yaratmaktadır.

 Diğer taraftan Türkiye ye gelen Avrupalı Turistler için yeni alım güçlerine göre Türkiye eskisine göre daha pahalı olmaya başlamaktadır. Euro esaslı  Turizm gelirlerimizin TL karşılığı ise düşmektedir. 

Diğer sıkıntı ise Türkiye İthalatının %60ını usd ile %40 ını ise Euro* ile yapmaktadır.(Boolomberg Ege Cansen katılımı ile yapılan söyleşide yapılan açıklama) toplamda ithalatımız ihracatımızdan daha fazla olduğundan TL nin Euro karşısında değer kazanması bu bakımdan ithalat giderlerimizin bir kısmını düşürmektedir.(İhracat gelirlerimiz azalsa bile)(*Oysaki diğer kaynaklarda ithalatımızın %90-95 inin USD ile olduğu, bazı kaynaklarda Euro ile ithalatımızın %28.5 larda olduğu  belirtilmektedir.)

Pahalanan USD ,ithalatımızın büyük bir bölümü usd ile yapıldığından TL esaslı ithalat giderlerimizi artıracak ,ithal edilen ara mal bakımından adeta nihai ürünlerimizi   pahalandıracak, diğer taraftan  düşen Euro bu sefer ithalatımızın artmasına neden olarak dış ticaret açığımızı artıracaktır. Bu usd ödemeli ara malı yerine fiyat farkı yoksa (sadece kur farkı önemli olacak ise )usd ödemeli mal yerine Euro ödemeli malın ikame edilmesi bakımından faydalı olurken, özel tüketim harcamaları(ithali) artışı bakımından negatif etki yaratacaktır.

Rusya’ya yapılan AB uygulamaları nedeni ile Rusya’nın karşı uygulama olarak Yunanistan dan alımlarını Türkiye ve başka ülkelere kaydırması Yunanistan da negatif etki yaratmıştır. Yunanistan için büyük Turizm geliri sağlayan Ukraynalı ve Rus turistler jeopolitik riskin sonucu  ile oldukça azalmıştır. Çipras ‘ın  Rusya ile  ilişkileri geliştirmesi ve bunda bir şekilde başarılı  olması düşünülse bile  Rusya’nın durumu ortada olduğundan ,sağlayacağı pek bir fayda olmayacaktır. Bu durumda nispeten bölgede iyi durumda olan Türkiye ile iş birliği daha öncede söylediğim gibi Yunanistan için bir çıkış kapısı olacaktır.  Çipras’ın iyi ilişkileri devam ettireceği diğer ülke ise Çin olacaktır. Çin gelecek 10 Yıl içinde 1.1 Trilyon USD yi dış dünyaya ihraç edecek ve yatırım yapacaktır. Yunanistan ile Çin ilişkileri zaten iyi olduğundan bu ilişkiler gelişerek devam edecektir. Yine bilindiği  yada Türkiye’de kamu oyunun çok farkında olmadığı ama benim yaklaşık 8 ay önce hazırladığım raporlarda  belirttiğim üzere ;Yunanistan alternatif tarım üzerine odaklanmaya devam edecektir. Çünkü büyük şehirlerdeki işsiz kesim köylerine dönerek topraklarında organik ( agro tarım)tarım yapmaya  ve değişik sebze ve meyve türlerini üretmeyi denemeye başlamışlardır. Ayrıca  kozmatik sanayi  ve ilaç sanayi için tarımsal ürünler yetiştirmeye başlamışlardır.

Böylece hem kendilerine iş yaratmışlar hem de içinde bulundukları bölgenin gıda zinciri bakımından piyasaya taze organik ürün sunmaya başlamışlardır.  Aslında Yunanistan’ın şikayeti bu kırsal kesimdeki halkın büyük şehirlere göç ederek işsizliği artırdığı yönündeydi.  Daha da ötesinde Yunanistan’ın CAP Programı tahtında aldığı destekler ile Pamuk vs gibi geleneksel tarımsal ürünlerini üretmek yerine bu agro ve nano teknoloji ürünlerin üretilmesinde odaklanması önerilmektedir. 2014-2020 arasında CAPCammon European Agrıcultural Polıcy)tahtında Yunanistan’a kırsal kesim desteğini de içermek üzere 19.5 Milyar tahsis edilecektir.

Yunanistan da tarım kesiminde 528.000 çiftçi çalışmakta olup  toplam iş gücü potansiyelinin %12sini oluşturmaktadır. Tarım kesiminin yarattığı değer ise 16 Milyar USD ve GSYH nın %3.6 sı olmaktadır. Çipras ‘ın tarıma ağırlık vermesi halkın refahı bakımından önemli bir unsur olacaktır. 1994 -1995 li yıllarda Rusya ve Ukrayna ile Bulgaristan’ı mukayese ettiğimde Rusya  çok büyük bir ekonomiye sahip olmasına rağmen  Halk sokaklarda 3-4 çürük elma, yada hurma, 5-6 domuz sosisini ,Türkiye’den gelme bebe bisküvisini satarken  Bulgaristan’ et ,süt, yağ, tarımsal ürünler bakımından kabili kıyas olmayan zenginlik içindeydi. Bu nedenle tarım ülkelerin refahında ihmal edilmemesi gereken bir alan olmaktadır. AB 2012 yılında Yunanistan da bu alanda 66.977 Milyon harcama yapmıştır. Yunanistan balık ve deniz ürünleri üretiminde AVRUPA da başı çekmektedir. 

 Avrupa’nın toplam balık üretiminin yarısını üretmektedir. Bizde de son yıllarda yediğimiz bazı balık ürünleri Yunanistan dan gelmektedir. Ancak zaman zaman bizde satmaktayız. 

Diğer önemli ürünü  Zeytinyağıdır. Dünyanın 4 cü büyük zeytinyağı üreticisidir. Diğer ürünler ise Pamuk, Domates ,Şeftali (bu 3 üründe oldukça iyidir)son iki üründe dünyada başı çekmektedir. Diğer ürünler ise tütün, üzüm, şeker pancarı, şarapçılık, sakız, badem vs dir. Tarımsal ürünlerde kendi kendine yeter bir ülke olup hayvancılıkta aynısını söylemek mümkün değildir. Dağlık olması nedeni ile (%80)toprakların %30 u işlenebilmekte bununda %37 si sulanabilmektedir.
 Diğer taraftan ise Hizmet sektörünü ağırlık vererek Yunanistan’ı bir sağlık , eğitim  ve Innovatıon yaratma merkezi haline dönüştürmeye çalışması Çipras ın yararına olacaktır. Yunanistan da bu alt yapı mevcuttur. (Bu konularda da Türkiye ile işbirliği içine girebilir)

Türkiye Yunanistan dan başlıca, Ham Pamuk ,yakıt, Suni Plastik ,Madenler, Bakır tüp ve  boru, Alüminyum Levha ,kimyasallar ithal etmekte, Fuel Oıl,  Demir Çelik Ürünleri Tekstil ve Konfeksiyon, Suni Plastik malzeme ithal etmektedir.(Bkz Tarkya Kalkınması Yunanistan Ülke Raporu)Yukarıda söylenildiği üzere bu ticaretin geliştirilmesi. Yunanistan da dibe vuran ancak Türkiye de zirveye çıkan inşaat sektörünün Libya ve Rusya da karşılaştığı güçlükler nedeni ile Yunanistan’a kaydırılması, Yunanistan’ın AB zenginlerine Yunanistan Adalarında çevre hassasiyeti, tarihsel ve kültürel mirasa saygılı olarak  ev/ villa satar hale gelmesi her iki ülke içinde cazip alanlar olacaktır. Diğer bir alan ise Yunan Filosunun tamir ve bakımının Türkiye deki tersanelerde yapılmasıdır. Bunlar karşılıklı barter anlaşmaları ile de yapılabilecek olan hususlardır.

AB’NIN PARASAL GENİŞLEMESİNİN TÜRKİYE VE DÜNYA AÇISINDAN ÖNEMİ 

Burada önemli olan bu genişlemenin ne kadarı piyasaya girecektir.  Çünkü petrol fiyatlarının düşüklüğü avantaj sağlasa da gelecekte ne olacağı belli olmadığından yatırımcılar önlerini göremediklerinden daha temkinli davranmaktadırlar. Yine Avrupa da Yunanistan olayı, Rusya-Ukrayna Krizi gibi jeopolitik riskler paranın real ekonomiye girmesinde problem oluşturacaktır. Ancak şu da bir gerçektir ki mutlaka bunun olumlu bir etkisi olacak Türkiye ye önümüzdeki günlerde Fon akışı başlayacak, ÇiN’den ve Uzak Doğudan  ve Türkiye’den Avrupa’ya ihracat artacak ve buda özellikle deniz taşımacılığında olumlu etki yaratacaktır.

Diğer taraftan biz daha önceki raporlarımızda AB nin 500 Milyar Euro’luk bir genişleme yapacağını beklemekteydik .Oysaki AB bu sefer bunu 1 Trilyon 140 Milyar Euro’ya yükseltmiş ve ucunu da açık bırakmıştır. Hedeflerine ulaşıncaya kadar bunun uygulanacağını piyasaya lanse etmiştir. Japonya gibi ülkelerde genişlemeci politikalarına devam kararı almış Yunanistan olayı çıkmış, Çin son 3-4 gündür iç piyasada  50 Milyar Yen ve 60 Milyar Yen olarak  toplam 110 Milyar ters repo işlemleri  yapmaya başlamış ve bunların hepsi  ABD nın bu sefer artık bir regülatör olarak piyasada oluşacak muhtemel balonları önlemek için ABD deki enflasyonu da kontrol ederek gerektiğinde faiz artırımı yapmasını ve bunu bu yılın ortası olan tahminlerimize göre daha da öne çekmesini gündeme getirmeye başlamıştır.  IMF Başkanı Lagarde de buna geçtiğimiz günlerde dikkat çekmiştir. Tüm bunlardan anlaşılacağı üzere   bu raporu yazmaya başladığımız an ile bitirinceye kadar geçen safhada bile bir çok tahmin ve düşünce değişebilmektedir.

BU DEĞİŞİKLİKLER KARŞISINDA TÜRKİYEDE NELER OLACAKTIR.

Bilindiği üzere Türkiye hızla büyürken ortaya çıkan Cari açık GSYIH nın %9.7 lerine çıkınca ekonomide bir yumuşak iniş ön görülerek frene basılmış ve düşük büyüme düşük cari açık politikası yada iç tasarruf oranını artırarak sürdürülebilir bir büyüme sağlanması tercih edilmiştir. Cari açığımızın da büyük olmasının en önemli nedenlerinden biride petrol ve doğal gaz giderlerimizdir. Şimdi ham petrol fiyatlarındaki düşme Cari denge açığımızın düşmesinde önemli rol oynamaktadır. Petrolün fiyatındaki her 10 usd lik düşüş Cari açığımızda 4.4 Milyar usd lik düşüş yaratmaktadır. Sn Şimşek 16 Ocak’ta henüz petrol fiyatlarındaki düşmenin Cari açığa yansımadığını düşme bu şekilde devam ederse yada bu seviyede kalırsa  cari açığın GSYH nın % 3-4 üne inebileceğini belirtmiştir. Petrol fiyatlarındaki düşme enflasyonu da aşağı çekmektedir. Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı’ya   göre bu yıl Türkiye de enflasyon orta noktası %5.5 olmak üzere %4.1 ila %6.9 arasında gerçekleşecektir. 2016 yılında ise orta noktası %5 olmak üzere %3.2 ila %6.8 arasında orta vadede ise %5 olarak gerçekleşecektir. Piyasa analistlerinin beklentisi ise %6.3-7 arası olmaktadır. Büyüme için Sn Şimşek %4 ön görürken diğer kaynaklar %2-3 gibi bir ön görüde bulunmaktadırlar. 2015 Türkiye Cari Açığı iseSn Şimşek’ten farklı olarak  Bazı analistlere göre 35 Milyar usd ve GSYH oranı 4.5 ,Diğerlerine göre 40 Milyar 500 bin usd yada %5 dir. 2015 bütçesi 473 Milyar Lira olarak ,  bütçe açığı ise 2014 ün altında olarak 20.9 Milyar olarak ön görülmüştür. Buda yaklaşık %4.4 dür. GSYH ya oranı ise çok daha düşüktür. Bu Maastrıcht Kriterleri olan Bütçe açığının GSYH oranı olan %3 un çok altındadır. Faiz açısından politika faizi 50 baz puan düşürülerek% 8.25 den %7.75 e düşürülmüştür. Merkez bankasının faizleri daha aşağı çekmemesinin nedeni FED İn faiz artırımı ile fonların ABD ye kayması ile bir sıkıntı ile karşılaşılmaması ve enflasyonun  azdırılmaması olmaktadır. FED in alacağı karar sonrası ,içeride enflasyonu da takip ederek ılımlı ve dengeli bir faiz indirme politikası izlenecektir. Merkez Bankasının enflasyon hedefi %5 .5 ise zaman içinde faizlerinde bu seviyelere doğru inmesi sürpriz olmayacaktır. Ancak problemimiz işsizliktir. İşsizlik oranı 10.40 olup genç işsizlik oranı %19.7 dir.  Bir çok analist bunun çift haneli seviyelerde kalacağını beklemektedir. Ancak beklenti %10 nun altında fakat 9 un üstünde olmaktadır. Buda büyüme ile alakalıdır. %4-4.5 altında büyümelerde yeni istihdam yaratamamaktayız.

Hükümetin 2014 Orta Vadeli Beklentisinin revize edilmiş hali aşağıdaki tabloda gösterilmiştir.


 
Diğer problemimiz ise tasarruf yaratamamamızdır. Yaratılan tasarrufun GSYH ya oranı %12-13 düzeyindedir. Ancak yatırım için ve hedeflenen büyümeyi gerçekleştirmek için GSYH nın %25 i kadar kaynağa ihtiyacımız olmaktadır. 

Bu ise dışarıdan sağlanmaktadır. Şu an sıkıntı olmasa da ,Sn Başçı Fed in faiz artırımı ile dünyadaki fonların AB ye kayması ve USD nin daha da değer kazanması ile bunlardan Türkiye’nin negatif etkilenmemesi için şimdilik kontrollü hareket etmektedir. Diğer taraftan Hükümet tasarruf oranını artırmak için yeni tedbirler almaya başlamış ve bunlar dün(28 Ocak ‘ta ilan edilmiştir)(Geçmişteki bireysel emeklilik uygulamasına ek olarak ,emlak alanlara %15inin devlet tarafından karşılanması gibi)

Tasarruf konusunda aslında Türk Toplumu tasarruf etmiyor demek doğru olmayacaktır. Bunun doğru tanımı ekonomiye faydalı doğru tasarruf yapmıyor olacaktır. Türkiye’deki yastık altı altın bedeli 150 Milyar usd dir.Bu yaklaşık hane halkı borcuna eşit bir miktardır. Ama ekonomiye bir katkısı olmamaktadır. Bu nedenle bankalar altın mevduat hesabı uygulaması yapmışlar  fakat çok fazla istenen amaca ulaşamamışlardır. Yastık altı altın Türkiye de bir sosyolojik olgu olup güven zafiyetine işaret etmektedir. Diğer taraftan yine Türk halkı Gayri Menkul’a yatırım yapmakta ve tasarrufunu bu şekilde kullanmaktadır. Bana göre buda atıl bir yatırımdır. Önemli olan  toplumun iş yapabilme ve iş yapabilecek kaynakları yaratabilmesi ve doğru yatırımlar yapması ve parasını doğru alanlarda değerlendirmesidir. Bu ise Finansal Okur Yazarlığı gerekmektedir. Bu husus önümüzdeki günlerde  daha çok konuşulacaktır.   

Başka iki önemli sorunumuz ise verimliliğimizin düşüklüğü ve yenilik yani ınnovatıon yapamamamızdır. Bu iki husus ise bizim Orta Gelir Tuzağı içine girmemizin nedeni olmaktadır.  Bundan kurtuluşumuz ise ancak eğitim kalitemizi ve düzeyimizi yükseltmekle olacaktır. Geçmişte bir dizi eğitim reformu yapılsa da sahada ders  vererek bunu ölçen biri olarak son 10 yılda yetiştirdiğimiz öğrencilerin kalitesi içler acısı olmaktadır. Acilen amaca matuf bir orta ,lise Yüksek Öğretim reformunun ülkemizde gerçekleştirilmesi kaçınılmaz olmaktadır. Türkiye’nin ekonomide sıradan  Generallere değil çok iyi Generallere, fakat daha çok savaşacak er ve erbaşlara ihtiyacı vardır. Bunlarda teknik ara elamanlardır.

Ham petrol fiyatlarındaki düşme Makro Ekonomik dengelerimiz bakımından olumlu olurken diğer taraftan petrol ihraç eden ülkelerin dış ticaretimiz ve özellikle ihracatımız içinde önemli yer teşkil etmesi nedeni ile  bu sefer tersine etki yaratmaktadır. Buna birde bölgemizdeki jeopolitik risklerin sonuçları  eklenince  iş iyice içinden çıkılmaz olmaktadır. Türkiye bir mevsimde hem yazı hem kışı yaşayan  ülke konumuna girmiştir. Önemli olan makro planda bunun net bakiyesinin ne olduğunun tespitidir. Ama daha önemlisi petroldeki düşüşten elde edilen fonların popülist harcamalar yerine yapısal sorunların hallinde kullanılmasıdır. Bu Türkiye için büyük bir şanstır.

SONUÇ

Yukarıda sizlere kısaca son 1.5 ayda Dünya ve Türkiye Ekonomisindeki değişlikleri bilerek gün be gün  farklı söylem , beyan ,oluşum ve raporlara istinaden ortaya koydum buda  her bakımdan ne kadar bir volatil  piyasada olduğumuzu ispatlamaktadır. Buradan çıkarabileceğimiz bana göre 5-6 temel unsur bulunmaktadır.

-İÇİNDE BULUNDUĞUMUZ KÜRESEL KRİZ KONJONKTÜREL DEĞİL YAPISALDIR.(Buna Deniz Taşımacılığı da dahildir)
-DOLAYISI İLE BUNUN ÇÖZÜMÜDE FİNANSAL TEDBİRLER İLE DEĞİL YAPISAL TEDBİRLER İLE OLACAKTIR. BU İSE HEM ZAHMETLİ HEMDE UZUN SÜREÇLİ BİR HUSUSTUR.
-DÜNYA FİNANSKOLİK OLMUŞTUR. GİDEREK DAHA FAZLA FİNANSA İHTİYAÇ DUYULMAKTADIR. ANCAK FİNANS ARTIKÇA ,YAPISAL REFROMLAR YAPILMAZ İSE YAPI DAHA DA BOZULMAKTADIR (Bu tipik bir alkoliğin yada eroin bağımlısının  durumu gibidir)Finansman kısa dönemli rahatlamalar, fakat daha sonra daha büyük sıkıntılar yaratmaktadır. Ancak yapısal reformlar ile desteklenmiş parasal genişlemeler kalıcı çözümler yaratmaktadır.(QQE gibi)
-DÜNYA YAŞLANMAKTA VE BUNA BAĞLI OLARAK TALEP AZALMAKTA,ÇALIŞANLARIN BAKMAKLA YÜKÜMLÜ OLDUKLARI NUFÜS ARTMAKTADIR.
-FİNANSMAN EMEKTEN DAHA FAZLA KAZANMAYA BAŞLAMAKTA BUDA GELİR DAĞILIMINDAKİ ADELETSİZLİĞİ GİDEREK ARTIRMAKTADIR.VAKTİYLE GELİŞME YOLUNDAKİ ÜLKELERDE GÖRÜLEN BU SIKINTI ARTIK DOYGUN EKONOMİLERDE DE GÖRÜLMEYE BAŞLAMIŞTIR.
-AŞIRI FİNANSMANIN YARATTIĞI BESİLİ TALEP SERMAYE PİYASASINDA AŞIRI ŞİŞMELERE VE BALONLARA NEDEN OLMAKTADIR. DÜNYANIN  ŞU AN ULAŞTIĞI REFAH SEVİYESİ HAK ETTİKLERİ BİR REFAH SEVİYESİ OLMAYIP EMEKLERİNİN KARŞILIĞI DEĞİLDİR. ANCAK PROBLEM ARKASINDAKİ SUBVANSİYONU ÇEKİNCE GELİNEN GERÇEK NOKTA TÜM DÜNYADA MUTSUZLUK VE HUZURSUZLUK YARATMAKTADIR.
-JEOPOLİTİK RİSKLER VE ÇEVRESEL FAKTÖRLER ARİZİ DEĞİL KONJONKTÜREL OLMAYA BAŞLAMIŞTIR.GELECEKTE DÜNYA DAHA BÜYÜK ÇEVRESEL MALİYETLER İLE KARŞILAŞACAKTIR.
-HEM GELİŞEN EKONOMİLER ,HEM DE GELİŞME YOLUNDAKİ ÜLKELER BİRBİRLERİNDEN AYRIŞMAKTA FARKLI EKONOMİK REAKSIYONLAR GÖSTERMEYE BAŞLAMAKTADIRLAR. MERKEZ BANKALARININ POLİTİKALARI VE UYGULAMALARI FARKLI FARKLI OLMAYA BAŞLAMIŞTIR.
-ARTIK YAVAŞ YAVAŞ KÜRESELLEŞMENİN SONUNA GELİNMEKTEDİR. TÜKETİM MERKEZLERİNE YAKIN ‘’MANUFACTURING HUB’’LARDA ÜRETİM YAPILMAYA BAŞLAMAKTADIR.BUDA DENİZ TAŞIMACILIĞINDA İKİ DEFA OLAN TAŞIMALARI ARTIK 1 İNDİRECEK VE BU BAKIMDAN TALEP AZALMASI YARATACAKTIR.
-GELİŞME YOLUNDAKİ ÜLKELER ARTIK YORULMUŞ OLUP 2004 ÖNCESİ VE 2008 KRİZİ SONRASI PERFORMASLARINI GÖSTEREMEMEKTEDİRLER. DOYGUNLUĞA ULAŞMIŞ EKONOMİLER İSE ESKİDEN OLDUĞU GİBİ BU YÜKÜ ÜSTLENECEK DURUMDA DEGİLLERDİR. ÇÜNKÜ HALA FİNANSAL KRİZİN MİRASI OLAN DAR BOĞAZLAR VE PROBLEMLER İLE UĞRAŞMAKTADIRLAR.
-ÇİN ARTIK NET MAL İHRACATÇISI OLMAK YERİNE SERMAYE İHRACATÇISI OLMAYA ÇALIŞIRKEN,ABD TAM TERSİNİ YAPARAK YENİDEN ÜRETİME ÖNEM VEREREK İHRACATÇI ÜLKE YOLUNDA İLERLEMEKTE VE AB NİN YAKIT İHTİYACINI RUSYA YERİNE KENDİSİ KARŞILAMAYI PLANLAMAKTADIR.
-DÜNYADA ROTALAR DEĞİŞMEKTEDİR. ESKİDEN BATI AFRİKADAR ABD YE GİDEN PETROL ŞİMDİ UZAK DOĞUYA GİTMEKTEDİR.
-BÜTÜN DÜNYA GÖZÜNÜ ALT SHARAYA DİKMİŞTİR. GELECEK BU BÖLGEDE GÖRÜLMEKTEDİR. ÇİN BU BÖLGEDE ÖNEMLİ ATILIMLAR YAPMAKTA BUDA ABD ‘Yİ RAHATSIZ ETMEKTEDİR. TÜRKİYE’DE LİBYA’DAN RUSYA’DAN ÇIKARAK BU BÖLGEYE VE CEEZAYİRE GİRMEYE ÇALIŞMAKTADIR.

28.01.2015 ISTANBUL.

NOT:Benim bu yazımı sonuna kadar okuyanlar ,Şubat sonu itibari ile durumu değerlendirdiklerinde 1 ay içinde dünyada oluşan kısa vadeli oluşumların bizim ön gürülerimiz paralelinde olduğunu  teşhis edecklerdir.

Yorumlar (2)
Cem 4 yıl önce
Yazı amacı itibariyle güzel ve genel olarak güzel hazırlanmış. Ancak TALEP/ARZ ve finansman konuları hakkındaki bilgiler oldukça yüzeysel kalmış. Şuan Kapitalizmin kendi çıkmazını yaşıyoruz ve bunu POSTMODERN yaklaşımlarla çözmeye çalışıyoruz. İşe yarar mı? Elbette yaramaz ki, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk bunu 100 yıl önce görmüş ve milli ekonomi modelini kurmuştur. Çözüm halen de aynıdır, milli bir ekonomi, milli üretim, milli eğitim vb... Ulus devletlerin sonunu getirmeye çalışan küresel şirketlere rağmen hala şansımız var.



Bu yüzden sevgili yazarımızın analizin sonuna çözüm olarak bir model getirmesini beklerdim. Herkes bu analizleri yapabiliyor ancak bir adım ötesine geçen olmuyor. Kalıcı yapısal çözümler diyerek havada bırakmaktansa bir sonraki yazınızda da çözüm modelinizi belirtme dileğinizle.






Harun Şişmanyazıcı 4 yıl önce
Değerli Cem kardeşim,

Bu gibi yazılar durum tespit raporlarıdır. Adeta Dünya ekonomisinin genel olarak resminin çekilmesidir. Daha da önemlisi yazının başlığında olduğu gibi anlık değerlendirme ve görüşlerin değiştiği ve her bakımdan çok volatıl bir piyasa içinde olduğumuzun ortaya konmasıdır. Yoksa mevcut ekonomik sistemin yanlışlığını eksikliğini ortaya koyan buna alernatif ekonomi model önermelerini ortaya koymayı amaçlayan yazı değildir. O tip yazıların tekniği önce mevcut sistemin eleştirisi buna iliŞkin arugumanların ortaya konması sonra ise gerekçeleri ile alternatif bir modelin ortaya konması ile olur. Bizim amacımız bu değildir. MESELA BÖYLE BİR YAZIYA ELEŞTİRİ GETİRME DÜŞÜNCESİNE SAHİP VE KAFASINDA MEVCUT NİZAMA ALTERNATİF BELLİ BİR MODEL GELİŞTİRME YETİSİNE SAHİP BİRİ OLARAK SİZİN BÖYLE BİR YAZIYI YAZIP BURADA YAYINLAMANIZ VE BİZİM SİZİN DEĞERLİ FİKİRLERİNİZDEN YARARLANMAMIZ SANIRIM HEPİMİZ İÇİN DAHA YARARLI OLACAKTIR.

Sevgilerimle,
25°
az bulutlu
Günün Anketi Tümü
DenizHaber.Com Tema güncellemesi yaptık. Yeni site dizaynımızı nasıl buldunuz?
DenizHaber.Com Tema güncellemesi yaptık. Yeni site dizaynımızı nasıl buldunuz?