New York'taki Birleşmiş Milletler genel merkezinde Açık Deniz Antlaşması imzalandı.

10 yıllık müzakerelerin ardından, 200'e yakın ülkenin imzaladığı tarihi anlaşma, dünya okyanuslarını korumayı amaçlıyor.

Açık Deniz Anlaşması, mevcut %1,2 oranında korunan deniz alanını 2030 yılına kadar %30'a çıkarmayı hedefliyor.

Anlaşma, belirlenen yeni korunan alanlar ile, derin deniz madenciliğine ve balıkçılığa sınırlamalar getirecek ve potansiyel olarak nakliye yollarının rotalarını değiştirecek.

Denizleri kirleten gemiler de anlaşma yasalaştığında daha fazla incelemeye tabi tutulacak.

Dünya Doğal Hayatı Koruma Vakfı (WWF)'den Jessica Battle; grubun ekibine müzakerelerde liderlik ettikten sonra yaptığı açıklamada, "Açık denizlerde olanlar artık gözlerden, akıllardan çıkmayacak. Artık okyanusumuz üzerindeki kümülatif etkilere, birbirine bağlı mavi ekonomiyi ve onu destekleyen ekosistemleri yansıtacak şekilde bakabiliriz." dedi.

Açık Deniz Antlaşması'nın, open-loop scrubbersların esasına ilişkin tartışmaların yeniden alevlenmesine tanık olması muhtemel görünüyor.

2020 küresel kükürt üst sınırına yaklaşırken tanıtılan yıkayıcıların havadaki emisyonlar üzerinde olumlu bir etkisi oldu, ancak deniz üzerindeki etkileri tartışmalara neden oldu.

İsveç'teki Chalmers Teknoloji Üniversitesi'nde geçen Ekim ayında yayınlanan araştırma, Baltık Denizi'ndeki bilinen kanserojen ve çevreye zararlı maddelerin belirli emisyonlarının %9'a varan oranından, gemilerin egzoz gazı arıtma sistemlerinden çıkan deşarj suyunun sorumlu olduğunu ileri sürdü; bu oranın, daha önce olduğundan çok daha fazla olduğu belirtildi.

Deniz Kirliliği Bülteni'nde yayınlanan Chalmers çalışmasında araştırmacılar, sadece bir yıl içinde, Baltık Denizi'nde egzoz gazı temizleme sistemleri kullanan gemilerden 200 milyon metreküpten fazla çevreye zararlı temizleme suyunun boşaltıldığını tespit ettiklerini açıkladılar. 

Siirt’te barajlarda denetim tekne ile sağlanacak Siirt’te barajlarda denetim tekne ile sağlanacak

Çalışma, scrubber yıkama suyunun, Baltık Denizi'ne salınan bazı kansere neden olan polisiklik aromatik hidrokarbonların (PAH'lar) emisyonlarının %9 kadarını oluşturduğunu, ayrıca, bakır bazlı zehirli boyalarla boyanmış gemilerin Baltık Denizi'ndeki toplam bakır arzının üçte birini oluşturduğunu ortaya çıkardı.