Atlantik Çatlarken Türkiye'nin Rotası Ne Olmalı?
ABD-İsrail-İran ekseninde patlak veren çatışma, Türkiye'nin önüne büyük fırsatlar koymuştur; lâkin bu fırsatlar mevcut zihniyet kalıbıyla okunamaz, realize edilemez.
Türkiye'nin Pruvasında Avrupa mı Olmalı? Habertürk'teki o programda söylediğim cümleyi tekrar edeyim: ABD-İsrail-İran ekseninde patlak veren çatışma, Türkiye'nin önüne büyük fırsatlar koymuştur; lâkin bu fırsatlar mevcut zihniyet kalıbıyla okunamaz, realize edilemez. Bir kafa değişikliğine ihtiyaç vardır. Ve bu kafa değişikliğinin merkezindeki soru şudur: Çok kutuplu düzenin yeniden şekillendiği bu eşikte, Türkiye gemisinin pruvası nereye dönecektir? Avrasyacı Bakış Karşımızda iki cazibe merkezi var. Bir tarafta, Sayın Cem Gürdeniz'in son derece etkili biçimde dile getirdiği "Avrasyacı reflex": Avrupa'yı Haçlı zihniyetinin bugünkü uzantısı sayan, Gümrük Birliği'nin asimetrisini tarihsel bir mahkûmiyet senedine dönüştüren, Türkiye'nin yönünü kendi havzasında bağımsızlaştırmasını öneren çizgi. Bu çizgi, içerdiği tespitler bakımından kısmen haklıdır. Doğu Akdeniz'de Fransa'nın bir dönem Yunanistan-Mısır ekseninde Türkiye'yi sıkıştıran tutumu, Birliğin çifte standardı, üyelik müzakerelerinin fiilen dondurulması — bunlar reel olgulardır. Ne var ki tespitlerin doğruluğu, çıkarımların doğruluğunu garanti etmez. Causa cognoscendi ile causa essendi aynı şey değildir. Avrupa'nın Türkiye'ye tarihsel bakışındaki problem, onu stratejik bir ortaklığa götüren bütün yolları kapatmamaktadır. Bilakis, tam da bugün, o yolların açıldığı bir tarihsel ânın eşiğindeyiz. Ukrayna'da Atılan Kazığın Failini Doğru Tespit Etmek Avrupa'nın bugünkü kırılganlığını anlamak için önce Ukrayna sorununun gerçek mimarına bakmak gerekir. Soğuk Savaş'ın bitiminde Rusya'ya verilen "NATO bir karış doğuya genişlemeyecek" sözünün, James Baker'dan Hans-Dietrich Genscher'e kadar pek çok belgeyle sabit olduğu malumdur. Bu sözün bozulması bir tesadüf değil, bir stratejidir. Minsk-I, Minsk-II ve nihayet 2022 Şubatı'nın hemen öncesinde İstanbul'da masaya yaklaşan müzakerelerin neden ve hangi telkinle akamete uğradığı, artık akademik literatürde de bir muamma olmaktan çıkmıştır. Boris Johnson'un Kiev ziyaretinden sonra masanın devrildiği — bu, artık spekülasyon değil, kayda geçmiş tanıklıktır. Yani savaşın kaçınılmazlığa itilmesinde başat aktör Washington'dur. Stratejik hedef ise açıktır: Rus enerjisinden koparılmış, sanayisi pahalı LNG'ye mahkûm edilmiş, üretim üssü olarak rekabet kabiliyeti törpülenmiş bir Avrupa. Nord Stream'in akıbeti, bu hedefin sembolik özetidir. Öyleyse mantıken şu sonuca varılır: ABD'nin Rusya ile çatışması kâğıt üzerinde Moskova'ya yöneliktir; reel iktisadi hedefi ise Avrupa'dır. Bu tespit, klasik Atlantikçi okumayı tersine çeviren bir tespittir. Ve önemlidir; çünkü Türkiye'nin tercihinde belirleyicidir. Avrupa Akıllanıyor mu? Fransa Çıkışının Anlamı Asıl sorulması gereken: Avrupa bunu gördü mü? Geç de olsa görmektedir. Macron'un "stratejik özerklik" söylemi 2019'daki NATO beyin ölümü tespitinden bu yana adım adım kurumsallaşmaktadır. Almanya'nın Zeitenwendetravmasından sonra savunma sanayiinde bağımsız kapasite arayışı, AB'nin ortak silahlanma fonu, Fransa'nın son dönemde Ukrayna meselesinde Washington'dan ayrı ses vermesi, hatta Polonya'nın bile zaman zaman bu eksene kayan tutumu — bunların hepsi tek bir gerçeği işaret etmektedir: Avrupa, kendisini ekonomik olarak boğan müttefikinin farkına varmıştır. Burada kritik nokta şudur: Avrupa için Rusya bir askerî tehdit değildir; olamaz da. Rusya'nın Ukrayna'da gösterdiği konvansiyonel performans, Polonya hattını aşıp Berlin'e yürüyecek bir gücün karikatürünü çizmektedir. Avrupa için akılcı politika, Rusya ile ticari-enerjetik bir modus vivendi kurmaktır. Bu akılcılığı dinamitleyen ABD'dir. Avrupa'nın bu denklemi nihayet okuyor olması, Türkiye için tarihsel bir penceredir. Türkiye İçin Çıkar Ortaklığı Çerçevesi Şimdi mesele üyelik perspektifi değildir; o defter — Sayın Gürdeniz'in haklı olarak işaret ettiği üzere — şu konjonktürde kapanmıştır. Mesele, contractus societatis'in farklı bir versiyonudur: Çıkar ortaklığı temelinde bir stratejik ittifak. Bu ortaklığın zemini hazırdır: Birincisi, savunma sanayii. Avrupa'nın silahlanma gündemi, Türkiye'nin son yirmi yılda inşa ettiği savunma kapasitesi için tarihsel bir pazardır ve aynı zamanda bir entegrasyon vesilesidir. Eurofighter meselesinde Sayın Gürdeniz'in dile getirdiği asimetri kaygısı haklıdır; ancak çözüm İngiliz tedarikinden kaçmak değil, Avrupa'nın silahlanma fonuna eşit ortak olarak dahil olmaktır. KAAN, ALTAY, MİLGEM gibi platformların Avrupa pazarına açılması, asimetriyi simetriye çevirir. İkincisi, enerji. Türkiye, Hazar-Doğu Akdeniz-Karadeniz havzalarının tek toplanma noktasıdır. ABD'nin LNG gemilerine alternatif arayan bir Avrupa için Türkiye, müzakeresi yapılması zorunlu bir koridordur. Üçüncüsü, göç ve güvenlik mimarisi. Avrupa'nın iç istikrarı, Türkiye'nin sınır rejimine fiilen bağlıdır. Bu, Avrupa'nın kabul etmek istemediği ama yaşamak zorunda olduğu bir bağımlılıktır. Dördüncüsü ve belki en önemlisi, Ukrayna sonrası mimari. Karadeniz'in güvenliği, Montrö'nün sürekliliği ve bölgesel istikrar Türkiye'siz tasavvur edilemez. Avrupa bu gerçeği nihayet teslim etmektedir. Tarih, Coğrafya ve Akıl Avrupa'nın Haçlı seferlerinden başlayan zihnî kalıbı reddedilemez. Lâkin tarih, jus cogens hükmünde bir kader değildir. Soğuk Savaş'ın hemen başında Almanya'yı NATO'ya alan akıl, bir nesil önce Stalingrad'ı yakanı eşit ortağa dönüştürmüştür. Tarihsel düşmanlıklar, çıkar denklemi değiştiğinde geri çekilebilir kategorilerdir. Türkiye'nin pruvası ne ABD'nin amiral gemisinin peşinde sürüklenmek, ne de Avrasyacı çağrının uçurum kenarına çekildiği bir körlüğe teslim olmaktır. Pruva, kendi coğrafyamızın aklî gereği üzere Avrupa'ya — tabiri caizse, Avrupa'nın en zayıf, dolayısıyla Türkiye'ye en muhtaç olduğu şu eşikte — dönmelidir. Bu, Batı'ya teslimiyet değildir; bilakis Batı'nın iç çatışmasından doğan boşluğa Türkiye'nin stratejik aklıyla yerleşmesidir. ABD'nin ekonomik hedefinin Avrupa olduğu bir dünyada, Avrupa'nın doğal stratejik müttefiki Türkiye'dir. Bunu önce biz görmek zorundayız; çünkü görenin masada, görmeyenin menüde olduğu bir çağdayız. Pruvayı Avrupa'ya çevirelim — ama bu kez gemiyi biz idare edelim.