Paradigmanın İflası...
Ateşkes, yalnızca 40 gün süren, barut ve kan kokulu bir çatışmayı durdurmadı; aynı zamanda İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana üzerine titrediğimiz, ezberlediğimiz ve sığındığımız küresel sistemin tabutuna son çiviyi çaktı.
Bu sabahın erken saatlerinde sağlanan ateşkes, yalnızca 40 gün süren, barut ve kan kokulu bir çatışmayı durdurmadı; aynı zamanda İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana üzerine titrediğimiz, ezberlediğimiz ve sığındığımız küresel sistemin tabutuna son çiviyi çaktı. Fikret Başkaya’nın o meşhur Paradigmanın İflası kitabını okuyanlar bilir; eser, sarsılmaz sanılan resmi ezberlerin ve sistemlerin kendi ağırlıkları altında nasıl çöktüğünü anlatır. Bugün bu başlığı, küresel jeopolitik, uluslararası hukuk ve askeri strateji için kullanmak zorundayız. Zira 40 gün süren İran ile ABD-İsrail savaşı, bize eski dünyanın araçlarının, kurallarının ve devasa platformlarının artık tamamen hükmünü yitirdiğini sahada kanıtladı. Uluslararası Hukukun İğdiş Edilişi Karşımızdaki ilk ve en yakıcı iflas, uluslararası hukukun bizzat mimarları tarafından enkaz haline getirilmesidir. Savaşın patlak veriş şekli ve ABD'nin saldırgan taraf olarak konumlanması, uluslararası hukukun en temel, emredici normu olan jus cogens kurallarının açık bir ihlaliydi. Bununla da kalınmadı; ABD Başkanı Trump'ın "İran medeniyetini yok ederim" şeklindeki tüyler ürpertici tehdidi, sadece Birleşmiş Milletler (BM) Şartı’nın 2. maddesinde yer alan "güç kullanma tehdidi ve güç kullanma yasağının" çöpe atılması değil, aynı zamanda alenen bir insanlık suçu manifestosuydu. Peki ne oldu? Uluslararası sistemin sigortası olması gereken BM, derin bir felç hali yaşadı. Sayıları bir elin parmaklarını geçmeyen, omurgalı ve saygı duyulacak birkaç devletin cılız itirazları dışında, o çok övülen "uluslararası toplum" adeta buharlaştı. Hukukun üstünlüğü yerini, kaba gücün fütursuzluğuna bıraktı. Bu, sadece bir sistemin krizi değil, hukuki paradigmanın tam ve kesin iflasıdır. Çeliğin Kibrine Karşı Aklın Zaferi: Askeri Bir 'Paradigma Kayması' Yaşadığımız ikinci büyük kırılma ise askeri kuvvet ve operasyon tekniklerinde yaşandı. Buna bir iflastan ziyade, devasa bir paradigm shift (paradigma kayması) demek çok daha doğru olacaktır. Yıllardır milyarlarca dolar harcanarak inşa edilen yenilmezlik mitleri, bu 40 günlük sahada sınandı. Dünyanın okyanuslardaki jandarması olan ve bir şehrin nüfusunu barındıran devasa uçak gemileri, havacılık harikası olarak pazarlanan F-35'ler veya göklerin yaşlı ama ölümcül kaleleri B-52 bombardıman uçakları... Tüm bu dev ve hantal platformların, devirlerini fiilen doldurdukları ortaya çıktı. Savaş bize gösterdi ki; milyar dolarlık bu stratejik platformlar, maliyeti yüz bin doları bile bulmayan otonom sürüler, kamikaze dronlar ve akıllı seyir füzeleri karşısında son derece kırılgan ve savunmasızdır. Asimetrik harp, simetrik kibri yenmiştir. Büyük strateji ustası Sun Tzu, yüzyıllar öncesinden bugünün savaş meydanını şu sözlerle özetler gibidir: "Savaşta başarılı olmak, suyun doğasına benzer. Su, yüksekten kaçar ve aşağıya doğru akar. Tıpkı suyun kendi akışını üzerinde aktığı toprağın doğasına göre şekillendirmesi gibi, asker de zaferini karşısındaki düşmanın durumuna göre şekillendirir." Esneklikten yoksun, maliyetli ve hantal "goliath"lar, çevik, ucuz ve sürprizlerle dolu "davud"ların sapan taşları karşısında çaresiz kalmıştır. Yıkıcı Gücün Demokratikleşmesi ve Yeni Gerçeklik Bu savaşın bize gösterdiği bir diğer hayati paradigma kayması da "Stratejik Caydırıcılığın Demokratikleşmesi"dir. Eskiden düşmanının başkentini veya kritik altyapısını felç etme yeteneği, sadece trilyon dolarlık ekonomisi olan süper güçlerin tekelindeydi. Ancak bu 40 gün gösterdi ki; artık nispeten dar bütçeli, ambargolarla boğuşan bölge ülkeleri dahi, ucuz ama yüksek teknolojili asimetrik araçlarla küresel güçlere devasa stratejik bedeller ödetebiliyor. Yıkıcı güç artık tekelleşmiş değil, dağıtık ve erişilebilirdir. Bu durum, "Benim ordum büyük, istediğimi yaparım" doktrinini sonsuza dek tarihe gömmüştür. Sonuç olarak; silahlar şimdilik sustu, duman dağılıyor. Ancak ortada geri dönülecek bir "eski normal" yok. Uluslararası hukukun naif metinlerine güvenmenin bedelinin ağır olduğu, devasa savaş makinelerinin birer çelik tabuta dönüşebileceği yeni bir çağa uyandık. Paradigma iflas etti. Artık yeni dünyanın parametrelerini, bu acı gerçekler üzerinden yeniden okumak zorundayız. Suyu okuyamayanlar, okyanusta boğulmaya mahkumdur.