Hürmüz Ablukası: Stratejik Hata mı, Büyük Planın Parçası mı?

Yayınlanma: 14.04.2026 08:58 Güncelleme: 14.04.2026 09:00

Trump yönetiminin Hürmüz Boğazı abluka kararı, İslamabad müzakerelerinin çöküşüyle birlikte yeni bir tartışma eksenini gündeme taşıdı. Kararın İran'ın oyun planına hizmet edip etmediği, uluslararası hukuk karşısındaki durumu, Çin'i hedef alıp almadığı ve Avrupa ile Türkiye açısından ne anlama geldiği soruları yanıt bekliyor.

Hürmüz Ablukası: Stratejik Hata mı, Büyük Planın Parçası mı? Trump yönetiminin Hürmüz Boğazı abluka kararı, İslamabad müzakerelerinin çöküşüyle birlikte yeni bir tartışma eksenini gündeme taşıdı. Kararın İran'ın oyun planına hizmet edip etmediği, uluslararası hukuk karşısındaki durumu, Çin'i hedef alıp almadığı ve Avrupa ile Türkiye açısından ne anlama geldiği soruları yanıt bekliyor. Abluka İlanı ve CENTCOM'un Daraltması ABD Başkanı Donald Trump, Pakistan'daki müzakerelerin sonuçsuz kalmasının ardından 12 Nisan 2026'da Hürmüz Boğazı'na girmeye ya da çıkmaya teşebbüs eden tüm gemilerin abluka altına alınacağını ilan etti; ayrıca İran'a geçiş ücreti ödemiş her geminin uluslararası sularda durdurulacağını da duyurdu. Ancak ABD Merkez Kuvvetleri Komutanlığı (CENTCOM) kısa süre sonra kararın kapsamını daralttı: Abluka yalnızca İran liman ve kıyılarına giriş yapan veya buralardan çıkan gemileri kapsayacak; İran dışındaki limanlara seyreden gemiler engellenmeyecekti. CENTCOM ayrıca insani yardım sevkiyatlarının denetlenmek kaydıyla geçişine izin verileceğini de açıkladı. Deniz hukukçusu Av. Kapt. Cahit İstikbal, CENTCOM'un bu düzeltmesini olumlu karşılamakla birlikte yeterli bulmadı. Trump'ın ilk beyanının tüm Basra Körfezi'ni kapsayan geniş formülasyonunun uluslararası hukuka açıkça aykırı olduğunu belirten İstikbal, CENTCOM'un İran liman ve kıyılarıyla sınırlayan ifadesinin savaşan devletlerin hukukuna daha yakın durduğunu ancak ablukanın temel hukuki paradoksunu çözmediğini vurguladı. Savaş İlanı Olmadan Abluka: Hukuki Paradoks Uluslararası hukukta abluka, yalnızca savaşan devletlerin başvurabileceği bir savaş eylemidir. Oysa ABD Kongresi herhangi bir savaş ilanı ya da kuvvet kullanım yetkisi kararı almamış; Trump da resmi açıklamalarında savaş söyleminden özenle kaçınmaktadır. Bu durum kendi içinde derin bir çelişki barındırıyor. "Abluka uygulayacağım dediği zaman ABD kendisini fiilen savaşta kabul ettiğini gösteriyor. Peki Kongre savaş ilanı yapmamış, Trump söylemlerinde savaştan bahsetmiyor. Bu Amerika'nın kendi iç hukuku bakımından da tuhaf bir durum: Savaş ilan etmemiş ama abluka yalnızca savaşan devletlerin yararlanabileceği bir uluslararası hukuk aracı." — Av. Kapt. Cahit İstikbal İstikbal'e göre bir başka temel sorun daha var: İran Hürmüz'ün kıyıdaş devleti, ABD değil. Zorunlu TSS seyrüsefer şeritlerinin tamamen Umman karasularında yer aldığını ve ABD'nin bu sularda harekât için Umman'ın rızasına muhtaç olduğunu vurgulayan İstikbal, "İran orada kıyıdaş devlet; Amerika'nın Hürmüz üzerinde herhangi bir kıyıdaş olma statüsü yok" dedi. İran ayrıca çatışma başladıktan sonra Umman karasularındaki olağan TSS şeridini tehlikeli ilan ederek kendi karasularından geçen yeni bir rota açıkladı; bu hamleyi İstikbal, İran'ın trafik denetimini uluslararası hukuka uygun gösterme girişimi olarak nitelendirdi. İran'ın Oyun Planına Hizmet mi Ediyor? İran'ın çatışmanın başından bu yana izlediği stratejinin merkezinde Hürmüz'ü kapatarak Körfez'deki enerji ihracatını kesmek ve küresel petrol fiyatlarını patlatmak yer alıyordu. Gazeteci Gürkan Zengin, ABD'nin abluka kararının bu hedefe doğrudan hizmet ettiğini savundu. "İran'ın oyun planının en önemli hamlesi Hürmüz'ü kapatmaktı. Şimdi Amerika ne yapmış oluyor? Daha da kapatırım diyor, senin limanlarına uğrayacakları da kapatırım diyor. Bu yaraya şifa değil, İran'ın oyun planına hizmet eden bir açık." — Gürkan Zengin İran çatışma boyunca Çin, Hindistan ve Pakistan gemilerine belirli koşullar altında geçiş izni veriyordu; öğrenildiğine göre bu gemilerden Çin yuanı üzerinden geçiş ücreti de alınmaktaydı. ABD ablukası bu sınırlı trafiği de kapatacak; fiilen Hürmüz'ün tüm ticari deniz trafiğine tamamen kapanmış olacağı bir tabloya yol açacak. İstikbal de aynı sonuca katılarak "Hürmüz fiilen tamamen kapanmış olacak; bu İran'ın oyun planına hizmet ediyor" dedi. Zengin, müzakere sürecinin kendisini de aynı perspektiften değerlendirdi. İslamabad'daki 21 saatlik görüşmenin nükleer programın tamamen imha edilmesi ve Hürmüz'ün ortak yönetimi gibi İran'ın hiç kabul edemeyeceği talepler üzerine inşa edildiğini vurgulayan Zengin, "Hürmüz'ü beraber kontrol edelim demek egemenlik hakkını imha etmek demek. İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Rusların Türkiye'ye 'Boğazları beraber kontrol edelim' demesi gibiydi bu. Zaten bu zemin üzerinde İran oyunu kazanıyor, savaşı kaybetmiyor" dedi. İstikbal de nükleer enerji üretiminin dünyanın her ülkesinin hakkı olduğunu, Türkiye dahil başka ülkelere de aynı dayatmanın yapılabileceğini belirterek bu yaklaşımın uluslararası meşruiyetten yoksun olduğunu söyledi. Çin Hedefi: Altın, Petrol ve Ekonomik Rekabet Tartışmanın en özgün boyutunu İstikbal'in Çin üzerine kurduğu çerçeve oluşturdu. Çin'in ham petrol ithalatının yüzde 45-50'sinin Hürmüz'den transit geçtiğini, bunun içinde İran petrolünün yüzde 12-14 pay tuttuğunu hatırlatan İstikbal, ablukanın Çin'in enerji arzını doğrudan etkileyeceğine dikkat çekti. Zengin de bu tablonun küresel gerilimi başka bir boyuta taşıyacağını vurguladı. "Çin gemilerini mi durduracaksın? Onları mı arayacaksın? Gerilimi küresel bir düzeye çıkartacaksın. İran'ın bundan ne zararı olacak? Memnun olur. Bu sefer Çin'le karşı karşıya gelmeye başlayacaksın." — Gürkan Zengin Ancak İstikbal daha geniş bir stratejik okuma önerdi. Altın fiyatlarının son dönemde tırmanmasını ve şimdi petrol fiyatlarının yükselişini birlikte değerlendiren İstikbal, bu iki gelişmenin Çin'in ekonomik rekabet gücünü yıpratmaya yönelik koordineli bir ABD stratejisinin parçası olup olmadığını sorguladı. "Önce altın fiyatlarının yükselmesini gördük. Şimdi petrol fiyatlarının tırmanmasına sıra geldi. İkisini bir arada düşündüğümüzde, Çin'in büyük altın talebi de var, bu acaba Çin'in ekonomisini zora bırakma ve küresel rekabet edebilirliği zayıflatma bakımından Amerika'nın stratejik bir politikası olabilir mi?" — Av. Kapt. Cahit İstikbal Zengin ise Çin boyutunu daha geniş bir rekabet çerçevesine oturttu. Venezuela hareketi, Grönland yaklaşımı ve şimdiki İran krizinin hepsinin Çin'e yönelik küresel rekabetin unsurlarına dönüşüp dönüşmediğini sorgulayan Zengin, "ABD ile Çin arasında 570 milyar dolar ticaret hacmi var. Avrupa ile 800 milyar dolarlık ticaret var. Bu birbiriyle o kadar entegre ki bunu taşıyamazsın" dedi. "Great Reset": Sıfırlama mı, Yeniden Konumlandırma mı? İstikbal, tartışmanın en geniş ufuklu analizini Trump'ın bir konuşmada ağzından kaçırdığı "Great Reset" ifadesi üzerinden yaptı. Bu kavramın Türkçeye genellikle "büyük sıfırlama" olarak çevrildiğini, oysa "reset" kelimesinin aynı zamanda yeniden yerleştirme ve yeniden konumlandırma anlamları taşıdığını vurguladı. "Reset'i sadece sıfırlama olarak çeviriyoruz ama kelime aynı zamanda yeniden yerleştirme, yeniden konumlandırma anlamı taşıyor. Trump'ın ağzından kaçması rastlantı olmayabilir. Acaba dünya ekonomisini mi yeniden büyük reset yapacaklar? Yoksa BM başta olmak üzere dünyadaki siyasi yapılanmayı mı büyük bir reset yapacaklar? Bu soruların cevabı henüz belli değil." — Av. Kapt. Cahit İstikbal İstikbal bu noktada iki farklı okuma olasılığını masaya yatırdı. Birinci okumaya göre hedef ekonomiktir: dolar egemenliğini pekiştirmek, ABD'yi küresel enerji piyasasının merkezi yapmak, Çin'in rekabet gücünü yıpratmak. Altın ve petrol fiyatlarının aynı doğrultuda tırmanması bu senaryoyu besliyor. İkinci okumaya göre hedef çok daha geniş ve siyasidir: BM başta olmak üzere küresel yönetişim kurumlarının yeniden yapılandırılması. ABD'nin son iki yılda çok taraflı kurumlarla yaşadığı gerilimler bu okumaya malzeme sunuyor. İstikbal soruyu açık bıraktı: "Ekonomik bir yeniden konumlandırma mı, yoksa BM'i de dahil edecek küresel boyutta siyasi bir yeniden konumlandırma mı peşinde oldukları henüz belli değil." Avrupa'nın Zor Durumu: ABD'nin Umurunda mı? İstikbal'in tartışmaya taşıdığı kritik sorulardan biri Avrupa'ya ilişkindi. Hürmüz'ün kapanmasının yalnızca Çin'i değil, enerji arzı büyük ölçüde Körfez'e bağlı olan Avrupa ekonomilerini de derinden etkileyeceğini belirten İstikbal, asıl soruyu şöyle ortaya koydu: Avrupa'nın bu denli zor bir konuma düşmesi ABD'nin umurunda mı, yoksa istediği bir şey mi? "Acaba Avrupa'nın zor duruma düşmesi Amerika Birleşik Devletleri'nin umurunda mı, yoksa istediği bir şey mi? Avrupalıların artık Amerika Birleşik Devletleri'nin peşinden gitmekten vazgeçip kendi stratejik hedefleri noktasında hareket etmeleri gerekiyor. İlk iki Dünya Savaşı Avrupa'nın enerji yoksunu olması yüzünden çıktı. Şimdi üçüncüsü de onu belirleyici olma noktasında." — Av. Kapt. Cahit İstikbal İstikbal, Avrupa'nın enerji güvenliğini ABD direktiflerine göre değil kendi coğrafi ve ekonomik gerçekliklerine göre kurması gerektiğini savundu. Rusya'nın yanı başında durduğunu, doğalgaz ve petrolü oradan alabileceğini, ancak ABD baskısıyla bu seçeneği dışladığını ve bunun yerine çok daha pahalı seçeneklere yönelmek zorunda kaldığını vurguladı. Zengin de bu noktaya katılarak Körfez açılmadan ABD'nin ne Avrupa'nın ne de Güneydoğu Asya'nın işini çözebileceğini belirtti. "Amerika'nın özel bir bağımlılığı yok bölgeye. Ama küresel ekonomiler birbiriyle o kadar entegre ki Avrupa ekonomileri Amerika'dan bağımsız mı? Güneydoğu Asya ekonomileri Amerikan ekonomisinden bağımsız mı? Körfezi açamadığın sürece hiç kimsenin hiçbir işini çözememiş durumdasın." — Gürkan Zengin Türkiye'nin Yeri: Avrupa Sistemi Tartışmanın en dikkat çekici bölümlerinden biri Türkiye'nin stratejik konumlanması üzerineydi. İstikbal, bugün yaşanan krizin yalnızca İran ya da Çin meselesi olmadığını; egemenlik haklarının hiçe sayıldığı bir düzen anlayışının "bugün onlara, yarın başkalarına, bize hepimize" tehdit oluşturduğunu vurguladı. Bu çerçeveden Türkiye'nin geleceğine bakan İstikbal, keskin bir stratejik tercih ortaya koydu. "Bizim yerimiz ne Uzak Doğu, ne orası, ne burası. Ben orta ve uzun vadede NATO'da değil, Avrupa'nın savunması ve Avrupa sistemi içerisinde geleceğimizi görmemiz gerektiği kanaatindeyim. Ama orada da dersimizde çok çalışmamız lazım. Şu andaki gidişat bizi o noktaya taşıyacak şekilde değil." — Av. Kapt. Cahit İstikbal İstikbal bu tercihin gerekçesini Avrupa'nın kendi savunmasını kurma zorunluluğunda da somutlaştırdı. Avrupa'nın artık ABD liderliğindeki yapılardan bağımsız biçimde kendi stratejik özerkliğini inşa etmesi gerektiğini, bu süreçte Türkiye'nin de bu yeni Avrupa mimarisinin doğal bir parçası olduğunu söyledi. Sürdürülebilirlik ve Sonraki Adım Her iki isim de ablukanın kısa vadeli olduğu konusunda hemfikir. Zengin, önümüzdeki birkaç haftada petrol fiyatlarının gideceği yerin kararın sürdürülebilirliğini sınayacağını vurguladı. "Bu olayı 3 gün, 5 gün, 2 hafta, 3 hafta yapabilirsin. Ondan sonra müzakere edecek ve İran'la konuşacak. İran petrol gelirlerinden oldu diye teslim mi olacak? Komik misiniz? Dalga mı geçiyorsunuz? Yok böyle bir dünya." — Gürkan Zengin İstikbal de ablukanın ateşkes üzerindeki riskini açıkça dile getirdi. ABD gemilerinin İran kıyılarına fazla yaklaşması halinde İran'ın bunu egemenlik ihlali olarak değerlendirip ateş açabileceğini, bunun yeniden tam çatışmaya kapı aralayacağını belirtti. İsrail faktörünü de sürekli bir risk olarak gören her iki isim, ateşkesin kırılgan yapısının mevcut tabloda daha da inceldiği tespitinde buluştu. Hürmüz Boğazı ablukası Pazartesi sabahı itibarıyla fiilen uygulamaya girdi. Kararın stratejik tutarlılığı, hukuki meşruiyeti ve küresel etkileri önümüzdeki günlerde sahada sınanacak. Ancak tartışma, boğaz meselesinin artık yalnızca ABD-İran geriliminin değil; küresel enerji güvenliği, Avrupa'nın stratejik özerkliği, Türkiye'nin uzun vadeli konumu ve belki de çok daha büyük bir yeniden yapılanmanın kesişim noktasına oturduğunu açıkça ortaya koyuyor.

Devamını Okumak İçin Tıklayınız