Bu şehir arkandan gelecektir...

Yayınlanma: 01.04.2026 19:52 Güncelleme: 01.04.2026 23:10

İnsan, kaçmayı sever. Hem kendinden hem sorumluluğundan. Bir şehirden bıktığında başka şehre gider. Bir ülkeden bıktığında başka ülkeye. Ama Kavafis diyor ki: nafile.  Nereye gidersen git, sen oradasın. Şehrinin sokaklarını sen taşıyorsun.

Yeni bir ülke bulamazsın,            başka bir deniz bulamazsın.                    Bu şehir arkandan gelecektir. Sen gene aynı sokaklarda dolaşacaksın.      Aynı mahallede kocayacaksın;              aynı evlerde kır düşecek saçlarına.   Dönüp dolaşıp bu şehre geleceksin sonunda.       Başka  bir şey umma                - Bineceğin gemi yok, çıkacağın yol yok.   Ömrünü nasıl tükettiysen burada, bu köşecikte,             öyle tükettin demektir bütün yeryüzünde de.     Konstantinos Kavafis (1863 - 1933) Kavafis diyor ki: "Bineceğin gemi yok, çıkacağın yol yok." Kavafis bunu bir bir kişiye, belki de kendisine  söylüyordu. Ancak bugün bu gerçek bütün insanlığa hatırlatılmalı.  İnsan, kaçmayı sever. Hem kendinden hem sorumluluğundan. Bir şehirden bıktığında başka şehre gider. Bir ülkeden bıktığında başka ülkeye. Ama Kavafis diyor ki: nafile.  Nereye gidersen git, sen oradasın. Şehrinin sokaklarını sen taşıyorsun. Şimdi bu felsefeyi çevirelim: İran'da düşen bomba senden uzakta mı? Küba'nın egemenliğine uzanan el senin de kapını çalmıyor mu? Grönland bir satranç taşı gibi masaya konduğunda, senin toprağın güvende mi? Kavafis'in cevabı açık: hayır. Başka şehir yok. Hepimiz aynı şehirdeyiz. Felsefenin en eski sorusu şudur: iyi nedir? Hukukun en eski sorusu ise: adil olan nedir? Bu iki soru, insanlık tarihi boyunca birbirinden ayrılmamıştır. Ayrıldığı yerde medeniyet çökmüştür. Bugün bu iki soru birbirinden kopmuş durumda. Bir devlet başkanı sivil ölümlerle övünebiliyor. Övünmek — dikkat edin — utanmak değil, üzülmek değil, hesap vermek değil: övünmek. Bu, hukukî bir mesele olmaktan önce felsefî bir meseledir. Çünkü bir insan, başka bir insanın ölümüyle övünebildiği an, öteki kavramını ortadan kaldırmış demektir. Ötekini insan olmaktan çıkarmış demektir. Levinas'ın dediği gibi: "Ötekinin yüzü, sana 'öldürmeyeceksin' der." O yüzü görmüyorsan, o sesi duymuyorsan — felsefi olarak insanlıktan çıkmışsın demektir. "Yapabiliyorsam yaparım." Bu cümle, ilk bakışta pragmatizm gibi görünür. Değildir. Bu cümle, gücü hakkın yerine koyan bir ontolojik tavırdır. Thukydides bunu iki bin dört yüz yıl önce yazmıştı — Melos Diyaloğu'nda Atinalılar, Melos halkına şöyle diyor: "Güçlü olan yapabildiğini yapar, zayıf olan katlanması gerekene katlanır." İki bin dört yüz yıl geçmiş. Değişen ne? Kıyafetler değişmiş. Söylem değişmiş. Bombaların menzili değişmiş. Ama felsefe aynı. Güçlü olan hâlâ yapabildiğini yapıyor. Ve biz — insanlık olarak — hâlâ buna bir cevap üretemiyoruz. Nürnberg bir cevaptı. Kısa sürdü. Birleşmiş Milletler bir cevaptı. Veto hakkıyla sakatlandı. Uluslararası Ceza Mahkemesi bir cevaptı. Güçlü devletler tanımadı. Her cevabımız, gücün duvarına çarpıp döndü. O hâlde soru şu: hukuk yetmiyorsa, ne yeter? Ben diyorum ki: felsefe. Hukuk, normlar koyar. Ama normları yaşatan, onları içselleştiren felsefî bilinçtir. Kant'ın kategorik imperatifi — "öyle davran ki, davranışının ilkesi evrensel bir yasa olabilsin" — bir hukuk kuralı değildir. Bir bilinç durumudur. Bombayı atan adam, kendi çocuğuna da aynı bombanın atılmasını kabul edebilir mi? Bir ülkeyi gasp eden güç, kendi ülkesinin de gasp edilmesini evrensel ilke olarak kabul edebilir mi? Edemez. Bilir ki edemez. Ama yapar. Çünkü güç, felsefeyi askıya alma lüksü verir — en azından geçici olarak. Geçici olarak diyorum. Çünkü Kavafis burada devreye giriyor: "Dönüp dolaşıp bu şehre geleceksin sonunda." Yaptıkların seni bulacak. Tarih seni bulacak. Vicdan — bastırdığın, susturduğun, kahve ve ekranlarla uyuşturduğun vicdan — seni bulacak. Ama asıl mesele, yapan değil. Asıl mesele, izleyen. Felsefenin en rahatsız edici sorusu, kötülüğü yapana değil, kötülüğü seyredene yöneliktir. Jaspers buna "metafizik suç" diyordu: bir insan, başka bir insanın öldürüldüğü bir dünyada yaşıyor ve hâlâ yaşamaya devam ediyorsa — bu, bir suç ortaklığı değilse bile, bir varoluşsal sorumluluktur. İnsanlar arasında, insan oldukları için, her birinin dünyada işlenen her türlü adaletsizlik ve yanlışın, özellikle de kendi huzurunda işlenen veya habersiz olamayacağı suçların sorumluluğunu paylaştığı bir dayanışma vardır. Bunları önlemek için elimden geleni yapmazsam, bunların suç ortağı olurum. Diğer insanların öldürülmesini önlemek için hayatımı tehlikeye atmamışsam, sessiz kalmışsam, hukuki, siyasi veya ahlaki açıdan hiçbir şekilde yeterince temize çıkarılamayacak bir anlamda kendimi suçlu hissederim... Böyle şeyler yapıldıktan sonra hala hayatta olmam, telafi edilemeyecek bir suçluluk duygusu olarak üzerimde ağır bir yük oluşturur. Karl Jaspers İşte Kavafis'in şiirinin bugünkü anlamı budur. Sen bu şehirdesin. Bu şehirde çocuklar ölüyor, ülkeler tehdit ediliyor, egemenlikler pazarlık masasına konuyor. Ve sen aynı sokaklarda yürüyorsun. Aynı mahallede yaşlanıyorsun. Kaçamazsın. Çünkü başka şehir yok. O hâlde ne yapmalı? Sokrates'e dönelim. Sokrates ne yaptı? Ne ordu kurdu, ne devrim. Sokrates sordu. Soru sordu. Ve soruları Atina'yı o kadar rahatsız etti ki, onu öldürdüler. Sormak, en derin direniş biçimidir. Bu savaş meşru mudur? Bu bomba haklı mıdır? Bu toprak talebi hukukî midir? Kim yetkilendirdi? Hangi mahkeme karar verdi? Hangi hukuk normu buna cevaz veriyor? Bu soruları sormak, militanlık değildir. Bu soruları sormak, insanlıktır. Çünkü insan, soru soran tek canlıdır. Soru sormayı bıraktığında, Kavafis'in şiirindeki kişiye döner: kendi şehrinde, kendi sokaklarında, kendi çaresizliğinde hapsolur. Ben inanıyorum ki insanlık bu şehirden kaçamaz. Ama bu şehri değiştirebilir. Bunun yolu, güçlünün diline teslim olmamaktır. Bunun yolu, erga omnes — herkese karşı borçlu olduğumuz — yükümlülüklerimizi hatırlamaktır. Bunun yolu, Levinas'ın ötekinin yüzünde gördüğü emri yeniden görmektir. Ve bunun yolu, Kavafis'i sonuna kadar okumaktır. Şair diyor ki: "Ömrünü nasıl tükettiysen burada, bu köşecikte, öyle tükettin demektir bütün yeryüzünde de." Tersten okumalıyız bunu: insanlığını nasıl yaşatıyorsan burada, bu köşecikte — öyle yaşatıyorsun demektir bütün yeryüzünde de. Başka şehir yok. Ama bu şehir, henüz bitmiş değil.

Devamını Okumak İçin Tıklayınız