banner246

banner176

banner242

banner191

banner249

banner148

banner244

banner179

banner248

banner145

15.09.2021, 13:30 79

1 TEMMUZ DENİZCİLİK VE KABOTAJ BAYRAMI

1 TEMMUZ DENİZCİLİK VE KABOTAJ BAYRAMI

                Kapitülasyon Fransızca’dan dilimize geçmiş bir kelimedir. Anlaşma, geçici ve sürekli olarak bir memlekette yaşayan yabancı uyruklu kişilere tek taraflı olarak tanımış hak ve imtiyazlar manalarına gelmektedir. Osmanlı Devleti, altı asır varlığını sürdüren ve bu altı asrın büyük bir kısmında dünya üzerindeki olaylara doğrudan veya dolaylı olarak müdahil olan, devrinin en büyük devletlerinden biridir. Üç kıtaya yayılan toprakları, büyük nüfus potansiyeli, önemli ticaret yolları üzerinde bulunması ve stratejik konumuyla dönemindeki siyasi, iktisadi ve askeri her gelişme Osmanlı Devleti’nin ilgi alanına girmiştir. Osmanlı Devleti, olaylara yön verebilmek, büyük devlet olabilmek ve diğer devletlere karsı üstünlüğünü sürdürebilmek için iktisadi, siyasi ve askeri araçlara başvurmuş ve bunda da genel anlamda 18.yüzyıla kadar başarılı olabilmiştir. Osmanlı İmparatorluğunun en kudretli ve Kuvvetli olduğu zaman Batılı devletlere lütuf olarak bahşedilen Kapitülasyonlar 17. Asrın başlarında coğrafya keşifleriyle Avrupa’nın zenginleşmesi, iktisaden kalkınmasına karşılık Osmanlı İmparatorluğu’nun mali, iktisadi, askeri, sosyal ve politik sahalardaki zafiyeti üzerine lütuf olarak verilen hakların devletin başına bela hale gelmesine sebep olmuştur.

Osmanlı İmparatorluğu verdiği kapitülasyonlar denizciliğimizi büyük ölçüde etkilemiştir. Yabancı gemilere de kabotaj hakkı tanındığından Osmanlı sancağını taşıyan gemilere kabotaj tekeli tahsis edilmemiş ve deniz ticareti güçlü yabancı deniz ticaret filolarının egemenliğine geçmiştir. Yabancı tüccarların sınırsız ticaret yaptıkları serbest bir Pazar olmuştur. Limanlar arası gemi işletebiliyorlar, limanlar gibi kazanç kaynaklarını ele geçirip buna karşılık hemen hemen her türlü vergiden muaf oluyorlardı. Gelir kaynakları kapitülasyonlara bağlı olduğundan ortaya çıkan mali sıkıntıları gidermek amacıyla 1854 yılında başlayan dış borçlanma mali iflası getirdi. Dış borçlar ödenemez olunca da 1881 yılında Kapitülasyonları elinde bulunduran devletler İmparatorluğun tüm gelirlerine el koyarak “ Düyunu umumiye “ yönetimini kullanarak alacaklarını tahsil etmeye başlamışlardı. Bunun neticesinde İmparatorluk kapitülasyonlardan daha tehlikeli sonuçlar doğuracak imtiyazlar vermek zorunda kalmış bunun sonucunda da Sadece ekonomik bağımsızlığını kaybetmiş olmakta kalmayıp aynı zamanda mali esarete de girmiş oldu.     

Osmanlı İmparatorluğu’nun 19 yüzyıl boyunca 20 yüzyıl başlarında kendi milli çıkarları için ileriye doğru atmış olduğu her adım Avrupa Devletlerinin itirazı ile karşılanmıştır. İtirazın dayanak noktası her zaman kapitülasyonlar olmuştur. Bu engel bir türlü aşılamadığı için ülkede sermaye birikimini sağlamaya yönelik olarak kurulan yeni ticari ve iktisadi müesseseler bundan büyük zarar görmüşlerdir. Kapitülasyonlardan güç alan yabancı sermaye Osmanlı imparatorluğunu borçlandırmaktan başka kamu işletmelerini de ele geçirdi. Demiryolu, rıhtım, tramvay, elektrik, tünel, telefon havagazı gibi alanlarda özel girişimler kurulurken; madencilik, bankacılık, sigortacılık, gibi alanlarda büyük şirketler kurdular. Rusya ile yapılan Kırım Savaşı sonrasında Osmanlı İmparatorluğu denizciliğimizin temel kurumları Fransız, İngiltere gibi bu savaşta bize yardım eden devletlere paylaşmak zorunda kalmıştır.  Demiryollarına ait rıhtım ve limanların Alman ve Fransızlara verilmesi Osmanlı İmparatorluğu’nun Deniz Egemenliğinin giderek yok sınırına getirmiştir.

Kapitülasyonlar yüzünden Osmanlı sancağını taşıyan gemiler lehine kabotaj tekeli tesis edemeyen Osmanlı İmparatorluğu teknolojik gelişmelere de ilgisiz kalınca dünya denizciliğindeki yerini ve önemini kaybetmiştir. 1914 yılında İmparatorluğun deniz ticaret filosu ortala taşıma kapasitesi 304 ton olan 326 parça motorlu gemi ile birkaç yelkenli gemiden ibaretti. Buna karşılık Osmanlı kıyılarında deniz taşımacılığının % 90’ı yabancı gemiler ile yapılıyordu.

19 yüzyılın sonları ve 20 yüzyıl başlarında Osmanlı İmparatorluğu kapitülasyonların kaldırılması konusunda girişimlerde bulunur. Kapitülasyonların kaldırılmasına görünüşte razı olan ilk devlet Almanya oldu. Ama 1890 yılında imzalanan dostluk anlaşması, pek çok imtiyazlar alınması yanında Almanya en korunan ülke durumuna getiriliyordu. 1909 yılında Avusturya-Macaristan arasında imzalanan ticaret anlaşmasında ileride toplanacak uluslararası bir konferansta, Avusturya’nın kapitülasyonların kaldırılması teklifini getireceği kabul edildi. 1912 yılında ise İtalya’dan aynı söz alındı. Ama bunlardan da bir sonuç elde edilmedi.

                I.Dünya Savaşı patlak verince 26 Ağustos 1914 tarihli Padişah iradesi ile kapitülasyonlar 18 Eylül 1914 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere kaldırılmış ve bir nota ile yabancı devletlere bildirilmiştir.

                Bu karara en başta müttefikimiz Almanya olmak üzere diğer bu kapitülasyonlardan yararlanan devletlerden Fransa, İngiltere, İtalya ve Rusya kapitülasyonların böyle tek taraflı olarak kaldırılamayacağı huşunda itirazda bulunmuşlardır. Kapitülasyonların ikili anlaşmalara dayandığını ve dolayısı ile tek taraflı olarak kaldırılamayacağını belirterek elçilikleri vasıtasıyla tepki göstermişlerdir.

                Kapitülasyonların kaldırılmasından sonra Osmanlı kanunlarında eski antlaşmalarından kaynaklanan hükümlerde yeniden gözden geçirilmiştir. Çıkarılan bazı geçici kanunlarla kapitülasyonların kaldırılmasının yarattığı yasal boşluğun doldurulması hedeflenmişti. Osmanlı kanun ve nizamlarında eski antlaşmalarından ve kapitülasyonlardan doğan bütün hükümlerin geçersiz olduğu ilan edilir.    Fakat Osmanlı İmparatorluğu I.Dünya savaşından yenik çıkmıştır. Galip devletler imzalanan Sevr Anlaşması ile kapitülasyonların İttihat ve Terakkinin 18 Eylül 1914 tarihli deklarasyonlarından önceki konumlarına gere dönülmesi ve o ana kadar bu kapitülasyonlardan yararlanamayan ülkelerinde bu kapitülasyonlardan yararlanması konusunda İstanbul hükümetini ikna etmelerine rağmen Ankara hükümet Sevr Anlaşması ile birlikte bu kararı da tanımadı. Mustafa Kemal önderliğindeki Ankara Hükümeti Kurtuluş Savaşı sırasında kapitülasyonların kesin olarak kaldırılması kararını aldı. Bu yolda ilk önemli girişim ve destek 16 Mart 1921 yılında Sovyetler Birliği ile yapılan anlaşmada gerçekleşti. Anlaşma’nın 7. Maddesine; Kapitülasyon usulünün, her ülkenin ulusal gelişmesinin özgürce sürmesi ve egemenlik haklarının bütünüyle kullanılmasıyla bağdaşmadığını kabul ederek, Türkiye’de bu yöntem ile herhangi bir bicimde ilişkili her türlü yetkilerin ve hakların kullanılmasını geçersiz ve kaldırılmış sayar

I.Dünya savaşından sonra ülke işgal edilmiş başta Mustafa Kemal olmak üzere Türk aydınları bu işgalden kurtulmak üzere hareke geçmiştir. 1919 yılından 1922 yılına kadar süren mücadele 26 Ağustosta başlayan büyük Taarruzdan sonra 9 Eylül 1922 İzmir’den düşmanı denize dökülmesinden sonra ülke işgalden kurtarılmıştı.  

İhtilaf Devletleri Osmanlı İmparatorluğuna ilk barış teklifi Sevr anlaşması ile yapmıştır. Ancak Sevr Anlaşmasını Ankara hükümetince kabul edilmemesi neticesinde sonuçsuz kalmıştır. İkinci Barış teklifi I.İnönü Savaşından sonra Londra Konferansı sonunda yapılmış 12 Mart 1921 tarihindeki teklif Serv Anlaşması’ndan bazı değişiklikler getirmiş II. İnönü savaşının başlaması sonucu tartışılmadan sonuçsun kalmıştır. Üçüncü barış tekliği 22 Mart 1922 tarihinde (Sakarya Zaferi ve Fransız Hükümeti’yle imzalanan Ankara Antlaşmasından sonra) Paris’te İhtilaf Devletleri Dışişleri Bakanları tarafından yapılmıştır. Sevr’den uzaklaşmış olsa da bu teklif bile TBMM’nin milli amaçlarından uzaktı. Dördüncü barış teklifi, Lozan Antlaşmasıdır. 21 Kasım 1922’ tarihin de başlayan Lozan Konferansı görüşmelerinde başta sınırlar olmak üzere birçok konuda anlaşmalar sağlanmıştır. Ancak içinde Kapitülasyonların kaldırılmasını kabul etmeyeceklerini belir belirtmesi üzerine 31 Ocak 1923 görüşmeler kesilmiştir.  

Lozan görüşmelerine ara verilmesinden çok önce 17 Şubat 4 Mart tarihleri arasında İzmir’de bir İktisat Kongresi düzenlenmesi düşünülür Aralık 1922 tarihinden itibaren böyle bir kongrenin toplanacağı haberi o dönemde yayınlanan tüm gazetelerde yer alır.  İzmir’de bir kongrenin toplanması önerisi ilk kez İktisat Bakanı Mahmut Esat Bozkurt tarafından yapılmıştır. O, siyasal örgütlenmede “mesleki temsil” sisteminden yana bir düşünceyi benimsemişti. Yani kongreye katılacakların her meslek grubundan seçecekleri temsilcilerinden oluşmasından yana idi. Mahmut Esat Bey bu isteğini 21 Kasım 1922’de M. Kemal Paşa’ya telgraf çekerek hem onayını hem de şayet uygun görürse kongrenin fahri başkanlığını üstlenmesini istedi. M. Kemal Paşa ise hem kongre fikrini hem de onun fahri başkanlığını uygun gördüğünü bildirdi.

4 Mart 1923 tarihinde Başlayan Kongre Mustafa Kemal Paşanın açış konuşmasıyla başladı. Mustafa Kemal Paşa yaptığı konuşmada özetle “ Ülkemizi esir ülkesi yaptırmayız. Nihayet bugün dünya bilsin ki millet tam bağımsızlığın sağlandığını görmedikçe yürümeye başladığı yoldan bir an durmayacaktır. Ben Ulusal egemenliği ulusal iktisat egemenliği olarak anlarım. Aksi halde varılacak sonuç açıktır. Görünüşte Türkiye bizim fakat aslında ülkemiz iktisaden bizden çok yabancıların ülkesi bir sömürge olacaktır. Siyasi ve Askeri zaferler ne kadar büyük olursa olsunlar İktisat zaferi ile taçlandıramazlarsa eldi edilen zaferler sürüp gidemez, az zamanda söner. Zannolunmamınki yabancı sermayeye karşıyız hayır bizim memleketimiz geniştir. Emek ve sermaye gereken teminatı vermeye her zaman hazırız. Yabancı sermaye bizim emeğimizi tamamlasın bizim için ve onlar için faydalı neticeler versin  

Mustafa Kemal Paşanın bu açış konuşmasından sonra 1135 delegenin katıldığı başlamıştır. Kongrenin iki amacı bulunmaktadır. Birincisi Yeni Türk Devletinin İktisadi, Sosyal ve siyasi esaslarını tıpkı Erzurum ve Sivas Kongrelerinde olduğu gibi tespit edip onu Türk halkına benimsetmektir. İkincisi ise Lozan Barış görüşmelerin ’de anlaşmazlık nedeni olan İktisadi, Hukuki ve Sosyal konularda ilgili olarak Türk Milleti’nin kesin görüş ve tavrını bütün dünyaya ilan etmektir. İzmir İktisat Kongresinde 28 Şubat 1923 günü ticaret denizciliğimizin konularını görüşmüş Kabotaj, Ticareti Bahriye Bankası, Denizciliğin himayesi, Sanayii bahriyenin himayesi, Ticareti bahriyenin himayesi Balıkçılık Balık yağcılık, Meslek mekteplerinin tesisi gibi 24 maddelerden oluşan karar almıştır. İzmir İktisat Kongresinde alının kararlar kongreye katılan 1135 delege tarafından onaylandıktan sonra tüm yurda dağıtılıp okutulmuştur.

  • İzmir İktisat Kongresi’nden bir buçuk ay sonra 23 Nisan 1923 tarihinden ikinci Lozan Konferansı görüşmeleri başlamıştır. İzmir İktisat Kongresinden alınan kararlar Lozan görüşmelerinde Türk tarafının temel esaslarını oluşturmuştur. Lozan görüşmelerinde Türk heyetinin kapitülasyonların kaldırılması husunda tavizsiz duruşu sonunda 24 Temmuz 1923 tarihinde İmzalanan Lozan Anlaşmasının 28.maddesi ile Kapitülasyonlar kaldırılmıştır.  Türkiye Lozan Barış Antlaşması’nın yürürlüğe girmesinden sonra yabancı bayrak taşıyan gemiler için kabotaj yasağı koymakta acele etmemiş ve Yabancı Firmalara Türk Kara sularında tanınan Kabotaj ise elde yeterli gemi olmaması nedeniyle 30 Haziran 1926 tarihine kadar uzatılmıştır.
  • Cumhuriyetimizin ilan edildiği 1923 yılında Limandaki küçük hizmet tekneleri, istimbotlar, çatanalar, Osmanlı Seyr-i Sefain İdaresi, Şirket-i Hayriye, Haliç Şirketi, gemileri dahil toplam 271 adet gemi mevcuttu. Karadeniz’de Hopa’dan İğneada ’ya Ege’de Enez’den Akdeniz’deki Samandağ önlerine kadar kıyısı olan bir ülke de hepsi hepsi 271 deniz aracı kürekle yürütülen yelkenle yol alan küçük sandalları saymazsanız toplam 271 deniz aracı 
  •  1911 yılında Başlayan Trablus Savaşı, Balkan Savaşı, I.Dünya Savaşı ve Cumhuriyetin ilanına kadar geçen sürede 50 yakın gemimizi kaybettik. Elde kalanlar ise bakıma ve ciddi bir şekilde onarıma ihtiyaçları vardı. İlk önce elde mevcut olan gemiler büyük onarımdan geçirildi. Seyr-i Sefain İdaresi on dört yolcu-Yük gemisi vardı bunların dokuz bin gros tonun üzerindeydi yaş ortalaması otuz sekiz idi.
  • Bu eski gemilerle Karadeniz, Marmara Ege ve Akdeniz’deki limanlara yolcu ve yük taşıyorlardı. O dönemlerde kara ve demir yolu yok denecek kadar az olması nedeniyle yolcu ve yük taşımaları büyük ölçüde deniz yolu ile yapılıyordu.
  • 1924 yılında Devlet eldeki olanaklar içinde Karadeniz, Marmara, Kocaeli ve Miralay Nazım Bey gemilerini 1925 yılında Çanakkale, Anafarta, Mersin, Antalya, Büyükada, 1926 yılında ise Ankara, Ege, İnebolu, İzmir, Bandırma (Ülgen), Konya Sinop gemileri ile dört adet Römorkör satın alındı. Yeni alınan gemiler ile Kabotaj seferlerini yapmak için yeterli sayıda gemiye ulaşan devlet 19 Nisan 1926 tarih ve 815 Sayılı “ Türkiye sahillerinde nakliyatı bahriye (Kabotaj) ve limanlarla karasular dahilinde icra sanat ve ticaret hakkında kanun “ ile 1 Temmuz 1926 tarihinde geçerli olmak üzere yabancı bayrak taşıyan gemileri (ve yabancıları) kabotaj seferleri ve liman hizmetlerinden men etmiştir.
  • Bu kanunun I Temmuz 1926 tarihinde yürürlüğe girmesi ile Türk kıyılarında bir noktadan başka bir noktaya yük ve yolcu taşıma ticareti, kıyılarda limanlarda çeki römorkörcülük ve kılavuzluk hizmetleri ile tüm liman hizmetlerini yerine getirme hakkı Türk bayrağına sahip gemiler ve deniz vasıtalarına mahsus kılındı. Bu kanunla Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları dışında kimsenin yapamayacağı meslekler sayıldı. Buna göre balık, istiridye, midye, inci, mercan, sedef avcılığı, kum, çakıl ihracı kazazede gemi kurtarma, enkaz kaldırma, batık çıkarma, dalgıçlık arayıcılık, kılavuz kaptanlık, kaptanlık, çarkçılık, tayfalık, amelelik, rıhtım hamallığı ve bilumum deniz esnaflığı yabancılara yasaklandı.
  • Kurtarma-yardım hizmetlerinde dahi yabancı gemilerin çalışması ve yabancı kaptan gemi adamı mütehassıs eleman istihdamı Bakanlar Kurulunun iznine tabi tutuldu. 1Temmuz 1935 tarihinden itibaren de   “Denizcilik ve Kabotaj bayramı” olarak kutlanmaya başlandı.

           

Yorumlar (0)
18
açık
banner102
Günün Karikatürü Tümü