Sevgili Denizhaber Okurları, bu yazımda donatan, gemi kaptanı, işleteni veya acentesi ve gemi adamları açısından önemli bir konu olan Yeni Türk Ticaret Kanunu Taslağı’nın “Deniz Kazaları” ile ilgili Bölümü’ne ilişkin önemli gördüğüm bazı hususlar ile ilgili değerlendirmeler yer almaktadır. Söz konusu  değerlendirmeleri her ne kadar hukuçulara bırakmak gerekse de Kanun ve Yönetmelik vb. gibi mevzuatın en iyi şekilde yürürülüğe girmesi açısından  teknik uzmanların da hukukçulara destek olmasının gerekli olduğunu düşünüyorum.  

Bilindiği üzere; 1 Ocak 1957 tarihinde yürürlüğe giren 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu, ülkemizin ticaret, sanayi ve hizmet sektörlerinin ihtiyaçlarını karşılayan, bahsi geçen sektörlerin ilişkilerini düzenleyen ve bunlar ile ilgili hak ve adaleti sağlayan yasal bir düzenlemedir.

Günümüzde, Avrupa Birliği mevzuatına da uyum dikkate alınarak; bölgesel ve küresel, mal ve hizmet piyasaları ile teknolojik gelişmeler doğrultusunda 1535 maddeden oluşan yeni Türk Ticaret Kanunu Taslağı hazırlanmıştır. Bu kapsamda; Adalet Bakanlığı’nca 1999 yılı sonunda kurulan “Ticaret Kanunu Komisyonu” tarafından hazırlanan ve kamuoyunun görüşüne sunulan yeni Türk Ticaret Kanunu Tasarısı Taslağı TBMM'ye sunulmuş ve Adalet Alt Komisyonu tarafından kabul edilmiştir.

Ulusal mevzuatımızda deniz kazaları mevcut Türk Ticaret Kanunu (TTK) Dördüncü Kitap “Deniz Kazaları” başlıklı 5. Fasıl’da, Yeni Türk Ticaret Kanunu Taslağı’nda da  Beşinci Kitap “Beşinci Kısım”da yer almaktadır.

Mevcut TTK ve yeni TTK Taslağının Beşinci Kitap Beşinci Kısım ”Deniz Kazaları” başlıklı bölümde yer alan hükümlerde deniz kazası türlerinden sadece çatma kaza türü belirtilmekte olup karaya oturma, kıyıya çarpma, genelde çatışma vb. kazaların bir sonucu olan batma, alabora, geminin su alması, yan yatması, yangın, patlama vb. gibi kazalar yer almamaktadır

Beşinci Kitap, Deniz Ticareti Birinci Kısım, Birinci Bölüm “Genel Hükümler” madde 1256 5 (a)’da “Gemi kazası”, geminin enkaz hâline gelmesini, alabora olmasını, karaya oturmasını, çatmayı, gemideki infilâkı, yangını ve arızayı ifade eder;” hükmünde deniz kazalarının açılımı yapılmıştır. Bu hükümde yer alan deniz kazası türleri  yukarıda belirtildiği üzere, yer alması gereken Beşinci Kitap Beşinci Kısım” “Deniz Kazaları” başlıklı bölümde çatma dışında yer almamaktadır.

İkinci Bölüm “Çatma” başlıklı Madde 1286 - (1)’de çatma tanımı “iki veya daha çok geminin çarpışması “çatma” sonucu gemilere ve gemilerde bulunan insanlara veya eşyaya verilen zararın tazmini hakkında uygulanır.” şeklinde yapılmıştır. Brüksel Sözleşmesi’nin 1. maddesi “Deniz gemileri arasında veya deniz gemileri ile içsular arasında olan çatmalar” ifadesi ile çatma olayına karışan gemilerden en az birinin deniz gemisi olduğu belirtilmektedir. Demirli bir gemiye seyir veya hareket halinde bir geminin çarpmasına da çatma denilmektedir. Burada çatışma ve çatma kavramlarını da tartışmak gerekir. Genelde çatma yerine çatışma kullanılmakta ve kaza raporlarında da genelde çatışma olarak yer almaktadır. Çatma tabiri geminin herhangi bir cisme çarpması olarak da ifade edilebilir.

Ayrıca, Yeni TTK Taslağı’nın bazı hükümlerinde gemi kazası bazı hükümlerinde deniz kazası ifadesinin yer alması tabirler arasında bir standardizasyonun olmadığını göstermektedir. Beşinci Bölüm Deniz Yoluyla Yolcu Taşıma Sözleşmesi I- Taşıyanın sorumluluğu Madde 1256 - (1) “Taşıyan, yolcunun gemi kazası yüzünden ölmesi veya yaralanmasından doğan zarardan sorumludur.” hükmünde de deniz kazası gemi kazası olarak ifade edilmiştir. Deniz kazası gemi kazası olarak ifade edilecekse “Deniz Kazaları” başlıklı Bölüm yerine “Gemi Kazaları” başlığı yazılmalı ki doğru olanının deniz kazaları olarak ifade edilmesi ve diğer hükümlerde gemi kazası olarak geçen ifadelerde de deniz kazası tabirinin kullanılmasının uygun olacağı düşünülmektedir.

Söz konusu Kanun Taslağı’nın Beşinci Kısım” Deniz Kazaları”nın İkinci Bölümü’nde yer alan “Çatma” başlıklı Madde 1286-(1)’de “Bu Bölüm hükümleri, iki veya daha çok geminin çarpışması “çatma” sonucu gemilere ve gemilerde bulunan insanlara veya eşyaya verilen zararın tazmini hakkında uygulanır.” hükmü yer almaktadır.

“Deniz Kazaları” Bölümü’nün “Çatma”ya ilişkin hükümlerinde; çatma dışındaki deniz kazaları sonucunda gemilere ve gemilerde bulunan insanlara veya eşyaya verilen zararın tazminine ilişkin uygulamalar ne olacak? Bu sorunun cevabı  1286-(2)’de “Geminin, bir manevrayı yapmak veya yapmamak yahut seyir kurallarına uymamak suretiyle başka bir gemiye veya gemide bulunan insanlara veya eşyaya çatma olmaksızın zarar vermesi hâlinde de, çatma hakkındaki hükümler uygulanır.” hükmünde mi yer alıyor? Bu hükümde yer alıyorsa çatma dışındaki deniz kazalarınının sonucu zararların tazmininin tümünü karşılayabiliyor mu? Her bir deniz kazası türünün farklı sonuçlar ve boyutlar doğurabileceğini dikkate aldığımızda anılan hükümde sadece çatma kaza türünün yer almasının büyük bir eksiklik olduğunu ve konunun deniz hukukçuları tarafından incelenmesinin gerekli olduğunu düşünüyorum.

Bilindiği üzere; deniz kazalarının incelenmesi suretiyle, deniz kazalarına neden olan faktörlerin tespiti ve tanımlanması, personelin ve yolcuların denizde can emniyetinin arttırılması ve deniz çevresinin korunması ile denizde can, mal ve çevre emniyetine yönelik uygulamaların geliştirilmesi, ileride olası benzer kazaların oluşmasını önlemek amacıyla gerekli tedbirlerin alınmasının sağlanması ve ülkemizin uluslararası sözleşmelerden doğan yükümlülüklerinin yerine getirilmesi için Denizcilik Müsteşarlığı bünyesinde Deniz Kazalarını İnceleme Komisyonunun oluşturulması kararlaştırılmıştır. Bu kapsamda; hazırlanan Deniz Kazalarının İncelenmesine İlişkin Yönetmelik 31.12.2005 tarih ve 26040 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanıp yürürülüğe girmiştir. Söz konusu Yönetmeliğin Tanımlar Kısmı Madde 4’de deniz kazasının tanımı şu şekilde yapılmıştır.

Deniz kazası: Gemide olan bir olaydan kaynaklanan ve/veya bir gemi ile ilişkili olarak; Ölüm veya ölüm tehlikesi bulunan, tam/kısmi uzuv kaybı ile sonuçlanan yaralanmalar; İnsan kaybı; Geminin batması veya terk edilmesi yahut kayıp sayılması; Gemide ağır maddi hasar meydana gelmesi; Geminin çatışmaya uğraması, geminin karaya oturması; Gemi veya gemilerden kaynaklı çevresel zarar oluşması gibi sonuçların bir veya birden fazlasını meydana getiren olayı” ifade eder.

Ayrıca, 21.10.2006 tarih ve 26326 no’lu Resmi Gazete’de yayımlananarak yürürlüğe giren “Deniz Çevresinin Petrol ve Diğer Zararlı Maddelerle Kirlenmesinde Acil Durumlarda Müdahale Ve Zararların Tazmini Esaslarina Dair Kanunun Uygulama Yönetmeliği”nin Onbirinci Bölüm olan “Çeşitli ve Son Hükümler” Madde 52-(1)’de “Yangın, patlama, mekanik ve yapısal bozukluklar dahil gemi hasarlanmaları, çatışma, kirlilik, bozulan gemi dengesi ve karaya oturma gibi olaylar sonucunda, can, mal ve çevre emniyeti açısından tehlike altında bulunan ve/veya tehdit altında bulunan geminin/gemilerin belirlenecek emniyetli ve güvenli deniz alanlarına yönlendirilmesi ve kabulüne, Denizcilik Müsteşarı veya yetkilendirdiği bir personelin başkanlık ettiği bir komisyon tarafından karar verilir…..“ ifadesi yer almakta olup bu maddede deniz kazası türleri belirtilmiştir. 

Mevcut ve yeni TTK Taslağı’nda deniz kazası türlerinden sadece çatmanın yer alması,  “Deniz Çevresinin Petrol ve Diğer Zararlı Maddelerle Kirlenmesinde Acil Durumlarda Müdahale Ve Zararların Tazmini Esaslarina Dair Kanunun Uygulama Yönetmeliği” ile “Deniz Kazalarının İncelenmesine İlişkin Yönetmelik”de diğer deniz kazası türlerinin de yer alması Kanun ve yönetmelik gibi mevzuatlar arasında bir örtüşme olmadığını göstermektedir.

Anılan Kanun Taslağı’nın Beşinci Kısım” “Deniz Kazaları”nın İkinci Bölümü’nde yer alan Çatma bölümün III. “Kılavuzun kusuru” başlıklı alt bölümü Madde 1291-(1)’de “Gemi, zorunlu danışman kılavuz veya isteğe bağlı kılavuz tarafından sevk edilirken onun kusurundan ileri gelen çatmadan geminin donatanı sorumludur.” hükmü yer almakta olup Türk Boğazları’ndan hem ticari hem harp gemilerinin geçişini düzenleyen Montrö Anlaşması’nın Kısım I Ticaret Gemileri başlıklı 2. maddesi gereği kılavuzluk ve römorkaj hizmetlerinin ihtiyari olması nedeniyle bu hükümde yer alan zorunlu danışman kılavuz ifadesinin Türk Boğazları’ndan geçiş için Montrö Sözleşmesi ile aykırı olduğu düşünülmekte olup bu hükümde Türk Boğazları dışında zorunlu kılavuz şeklinde değiştirilebilir. Ayrıca, danışman kılavuz yerine sadece kılavuz tabirinin kullanılmasının daha uygun olacağı düşünülmektedir.

Söz konusu Kanun’da çevre kirliliğinin yer aldığı Dördüncü Kitap “Taşıma İşleri” başlıklı Beşinci Kısım-Yolcu Taşıma” F) Taşıyıcının sorumluluğu Madde 914 - (1)’de  “Taşıyıcı, yolcuları rahat bir yolculukla ve sağlıklı olarak gidecekleri yere ulaştırmakla, özellikle hava, ses, yer ve çevre kirliliğine meydan vermemek için gerekli düzeni kurmakla, gerekli diğer tüm önlemleri almak ve mevzuatta öngörülen kurallara uymakla yükümlüdür.” hükmü yer almakta olup anılan Kanun’da çevre kirliliğinin neleri kapsadığına ilişkin bir hüküm bulunmamaktadır.

Beşinci Kısım Deniz Kazaları, Üçüncü Bölüm Kurtarma IV Tarafların Yükümlülükleri olan 1303 (3) maddesinde "çevre zararı; kirlenme, bulaşma, yangın, patlama veya benzeri önemli olayların, kıyı sularında ve ona bitişik bölgelerde insan sağlığına veya deniz canlılarına ya da kaynaklarına verdiği ağır maddî zararı ifade eder.” hükmü yer almaktadır. Söz konusu hükme deniz kazası türlerinden çatma, karaya oturma, batma vb. gibi kıyı yapılarına zarar verecek ve ekolojik dengeyi bozacak diğer kazaların ve çevre zararı tanımına kıyı yapılarına verdiği zararın da ilave edilmesinin uygun olacağı düşünülmektedir.  

Sonuç olarak, 1 Ocak 1957'den itibaren 50 yıllık süre içinde, yürürlükte olan Türk Ticaret Kanunu’nun günün koşullarına uygun hale getirilmesi amacıyla hazırlanan ve TBMM Adalet Alt Komisyonu tarafından kabul edilen Yeni Türk Ticaret Kanunu Taslağı’nda deniz kazalarına ilişkin yukarıda belirtilen hususların değerli hocalarımız,  hukukçularımız, denizcilik kuruluşları ve ilgili organlar tarafından yeniden değerlendirilmesinin ve uygun görülen değişiklik önerilerinin TBMM  Adalet Alt Komisyonu’na ivedilikle sunulmasının sektöre katkı sağlayacağını düşünüyorum.

Deniz kazaları sonucunda ortaya çıkan zararların tazminine ilişkin manevra alanımızın hukuk çerçevesinde olduğunu düşünürsek söz konusu alanın içini ne kadar iyi doldurabilirsek sorunların çözümüne o kadar etkin ve çabuk ulaşabiliriz.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Everest Yuceil 2007-12-06 16:11:36

"ticaret kanunu hazırlayan komisyon, roma hukukuna dayanan batı avrupa ticaret hukukile (sic) ser'i hukuka dayanan mecelle arasında devam edegelmekte olan geniş ayrılığı bundan sonra da muhafaza etmek niyetinde idi. diğer taraftan, birbirinden tamamı ile ayrı olan esaslara müstenit iki kanunun yanyana getirilmesinin birlikte getireceği güçlükler ve vüzuhsuzluk ta gözönünde tutluyor ve giderilmesi arzu ediliyordu.



23 temmuz 1850 tarihli eski ticaret kanunumuz (kanunnname-i ticaret), 1807 tarihli fransız ticaret kanunun kısmen hatalı bir tercümesi idi. bu kanunda, poliça ve iflas hukuku bir tarafa bıraklırsa, o zaman bile eskimiş olan ticari sıfat ve ehliyet, ticari defterler, şirketler, mal ayrılığı, borsalar ve borsa tellalları, ticari rehin, komisyonculuk gibi müesseseler noksan bir tarzda biraraya getirilmişlerdi. ticari muameleler hakkında sarahat yoktu. ticari muameleleri, ticaret kanununa zeyl olarak 30 nisan 1860 tarihinde, ticari muamelelerin teşkiline dair ısdar edilen kanun sayıyordu.

mahkemeler bu kanunları boşluklarını doldurmak için evvelemirde ticari teamüllere müracaat edecekler, bunların bulunmadığı hallerde hükümetin zımni muvafakatile fransız içtıhat ve ilim kitaplarından istifade edeceklerdi. fakat bu usul mecelle'nin neşrinden sonra terk edildi.

ticaret mahkemeleri ticaret kanununun hükümlerini tamamlamak için tacir ve ticari vakalara dair muhtelif hükümler ihtiva eden mecelleye müracaat edeceklerdir. fakat bugün yürürlükte olan ticaret kanunu hazırlayan komisyon, mecelle'nin inikat ve tefsirine dair ihtiva ettiği hükümlerin ticaret kanununun akit tiplerine mani olmak istiyordu. bu itibarla, akitlere dair konacak kaidelerden evvel taahüdatı ticariyeye (ticari borçlar) dair dair umumi hükümlerin tedvini düşünüldü. bunun için bir örnek arandı ve bu örnek son zamanlara kadar avusturyada yürürlükte kalan 1861 tarihli umumi alman ticaret kanunu ile birçok hükümlerinde bu kanuna uyan 1875 tarihli macar kanununda bulundu."

Avatar
FATİH YILMAZ 2007-12-13 13:01:31

Sevgili Jale, her zamanki gibi muhteşemsin, gerçekten tebrik ederim. Bence TBMM Adalet Alt Komisyonu üyelerinin bu makeleyi kesinlikle okumaları gerekir.



Özellikle 1989 “Exxon Valdez”, 1997 “Nahodka”, 1999 “Erika”, 2002 “Prestige” felaketleri, hatta son 1 ay içindeki “Volgoneft139” ve “Hebei Spirit” felaketleri göz önüne alınırsa, belirttiğin deniz kazalarına ilişkin düzenlemelerin, özellikle “tanker” tipi gemiler dikkate alınarak hazırlanmasında da büyük fayda var diye düşünüyorum. Örneğin, iki kuru yük gemisi çarpıştığı veya çatıştığında mal – can kaybı riski vardır ancak, bunun sonucunda oluşan çevre kirliliği riski yüksek değildir. Ama, kazanın taraflarından biri tanker tipi bir gemi ise, binlerce ton petrolün denize sızabileceğini düşünürsek, daima var olan can ve mal kaybı riskinin yanında, potansiyel çevre kirliği riski çok daha yüksektir.



En içten sevgi ve saygılarımla, başarılarının devamını dilerim.

banner209

banner191

banner148

banner145

banner179

banner176