Dolmabahçe Sarayı Yine Tehlike Atlattı

BOĞAZ'da makine arızası yapan ve klavuz kaptanı olmadığı belirtilen yük gemisi, Dolmabahçe Sarayı'na metreler kala römorkörler tarafından son anda durduruldu.

banner106

Dolmabahçe Sarayı Yine Tehlike Atlattı

BOĞAZ'da makine arızası yapan ve klavuz kaptanı olmadığı belirtilen yük gemisi, Dolmabahçe Sarayı'na metreler kala römorkörler tarafından son anda durduruldu.

10 Temmuz 2007 Salı 14:03
1803 Okunma
Dolmabahçe Sarayı Yine Tehlike Atlattı

Dolmabahçe Sarayı büyük tehlike atlattı


BOĞAZ'da makine arızası yapan ve klavuz kaptanı olmadığı belirtilen yük gemisi, Dolmabahçe Sarayı'na metreler kala römorkörler tarafından son anda durduruldu.

İtalya'dan yüklediği konteynerlerle Romanya’ya doğru ilerleyen ‘Beluga sensation’ adlı 135 metre uzunluğundaki geminin, saat 06.30 sıralarında Dolmabahçe açıklarında makine dairesinde arıza meydana geldi. Dolmabahçe Sarayı’na doğru sürüklenmeye başlayan geminin yardım istemesi üzerine Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü’ne bağlı 3 römorkör olay yerine hareket etti.

Demir atmasına rağmen sürüklenen gemi, Dolmabahçe Sarayı’na metreler kala römorkörler tarafından durduruldu. Kılavuz kaptan almadığı belirtilen gemi, römorkörler ile Ahırkapı açıklarına çekildi.

DHA’ya bilgi veren Kıyı Emniyeti Genel Müdürü Salih Orakçı, Boğaz’ın iki günde bir bu tür tehlike atlattığını belirterek, gemilerin kılavuz kaptan alması gerektiğini söyledi. Yaklaşık 2 hafta öncede dümeni kilitlenen gemi, Ortaköy Camii’ne çarpmak üzereyken son anda durmuştu.

Haber: Cengiz ÇOBAN/İSTANBUL, (DHA) 

Fotoğraflar: Süleyman Kaya

Alıntı: Hürriyet Gazetesi
 
 

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Nurettin Yılmaz 2007-07-10 14:19:53

bir insandan nefret edebilirsiniz, onu içinize sindiremeyebilirsiniz, hazmedemiyebilirsiniz.bundan dolayı onu eleştirebilir, yok sayabilir, kötülüğünü isteyebilir, insanları onun aleyhine kışkırtabilirsiniz. etik olsun veya olmasın bunları yapabilirsiniz bu ülkede ve dünyanın çoğu ülkesinde. ama bir insanı -siz layık görün veya görmeyin- meşru yollarla seçilmiş bir başbakanı, bu ülkenin başbakanı olmasından mütevellit kullandığı olanaklar veya şaşaadan mahrum bırakmayı istemek adalet anlayışınıza ters düşmelidir eğer varsa. çünkü birgün sizin desteklediğiniz ama benim tarafımdan sevilmeyen bir başbakanın o sarayda çalışmasını destekleyecek olursanız ben de bunun hesabını sizden sorarım. o zaman aynı çeşit argümanlarla ben de sizin karşınıza çıkıp onun başbakanlığının getirdiği hakları benim şahsi ve siyasi kişilğinden dolayı kırdığım puanlarıyla dengeli bir çöplük, kovuk veya bir izbeye göndermek isteyebilirim. hazmetmeyi istemek başka şeydir hazmetmek zorunda kalmak başka şey.

ayrıca türklerin devlet geleneği, protokoller, bir ülkenin, özellikle devlet geleneği milattan öncelere dayanan bir ülkenin başbakanının nasıl yaşayıp nerelerde yatıp kalkması gerektiğini bilmiyorsanız bilenlere sorun mutlaka yardımcı olacaklardır. bu hususta şöyle bir örnek vermek uygun düşer sanıyorum. hız yapmak iyi birşey değildir, hız felakettir. ama eğer bir alman otobanında araç kullanıyorsanız yavaş gitmeye hakkınız yoktur.işte o zaman başkalarının hakkını çiğnersiniz. bu ülkenin başbakanı eğer bir çalışma salonuna ihtiyaç duyuyorsa bu bu tabii ki bir sarayda olmalıdır.eğer çok nefret ediyorsanız gidince o sarayı dezenfekte edersiniz.

Avatar
Özge Işık 2007-07-10 14:48:20

diğer saray ve kasırlar gibi bu da tbmm milli saraylar daire başkanlığına bağlıdır. babamın vakti zamanında orada çalışmasından dolayı çocukluğumun önemli bir bölümü bu sarayda geçti desem yeridir. zaten başkanlık binası da bu sarayın hemen girişindeki pembe renkli binalardadır. burada sizlere verebileceğim en ilginç bilgi, bana çocukkene çok gizemli gelen bu atatürk'e yaptırılan dolaptan geçilerek tuvalete ulaşmasına izin veren gizli geçit hakkında olabilir. bu geçitten geçebilen az sayıdaki şanslı kişiden biri olarak şunları söyleyebilirim: dolabın kapağını açtığınızda içinin boş olduğu anlaşılıyor ama delik hemen farkedilmiyor. yanlış hatırlamıyorsam bir perdeyi neyin çektiğinizde, insan boyutlarında ufak karanlık bir dehlizle karşılaşıyorsunuz. buradan geçip iki adımda oldukça karanlık bir banyo-tuvalete ulaşıyorsunuz. burayı görünce bu sarayda hiç tuvalet görmediğimi farketmiştim. çok çok az ışık giren bu tuvaletin çok kasvetli, ağır derecede eski kokan ürkütücü bir havası vardı. ilginç bir başka özelliği de tam ortada duran klozetti. zannedersem osmanlı ülkesinde kullanılan ilk alafranga tuvalet olma özelliğine sahip olan bu klozet, alıştığımız ölçülerden oldukça büyük ve kalındı ama asıl ilgi çekici tarafı ağız kısmının 8 şeklinde olmasıydı. 8'in beli tabii incecik değil. sistem de şöyleymiş ki, siz bu 8'in yuvarlaklarından birine oturduğunuzda dizleriniz 8in belindeki oyuklara yerleşiyor. 8in öbür yuvarlağı da zannedersem sadece erkeklerin kullanımı için(malum o dönem ataerkil takılan bir dünya düzeni var). 8in sadece oturduğunuz kısmının altında delik var, öbür yuvarlağın eğimi ile yapılan çişler de bu deliğe gidiyor. bir nevi bugünkü klozet ile pisuarın birbirine yapıştırılmış hali denilebilir. ayriyetten aynı eski döenmlerde geçen filmlerde olduğu gibi, duvardan bağımsız olarak ortada duran bir küvet ve onun kallavi musluğu ilginçti. musluğun üzerindeki iki vanadan(ne denir buna?) birinde c* birinde de f* yazıyordu fransız etkisiyle* ayrıca bir de eşşek kadar ahşap karkaslı cam dolap vardı. kapakları mühürlenmişti, içinde de binbir çeşit ufak şişe vardı. tentürdiyot renkli bir tanesinin üzerinde "aspirin" yazıyordu alışık olmadığımız fontlarla ve içerisi yarıya kadar bir tozla doluydu. o dönem aspirin toz halinde sunuluyormuş demek ki demiştik. ve son olarak gerçekten simetriğindeki dolap dolap olarak kullanılmıştır.

Avatar
Devrim Eren 2007-07-10 14:50:07

en çok merakımı cezbeden kısmın ardında neler oldugu bizlere asla gösterilmeyen kapalı kapıları oldugu saray. milyonlarca kapısı var gibidir, bir kapıdan girilir, bir odaya/salona gelinir ve bu salonun mutlaka başka bir yerlere açılan ama sımsıkı kapalı duran kapıları vardır.



3 adet padişaha mekan olmuştur: abdülaziz, abdülmecit, sultan reşat. ayrıca atatürk hayatının son birkaç ayını burada, hasta yatagında geçirmiştir. hastalıgı iyiye gitmedigi için ankara'ya dönememiş, dolmabahçe sarayında kalmak zorunda kalmıştır. hastalıgının ilk aylarında kaldıgı yatak odası, dünyanın bütün cumhurbaşkanlarını içine atsak, pek sıkışıklık yaratmayacak derecede büyüktür. ayrıca burada atatürke kolaylık olsun diye tuvalete giden bir gizli geçit yapılmış ve salonun estetiğini bozmasın diye bu geçitin kapısına dolap şekli verilmiştir. (orayı da göstermezler adama) ayrıca gene salonun estetigi daha dogrusu simetrisi bozulmasın diye aynı kapıdan (yani dolaptan) karşı duvara da yapılmıştır. ve bu, gerçekten dolaptır. daha sonra atatürk, ölmesine 3-4 gün kala, daha küçük bir odaya alınmıştır ve zaten burası duvarları altın varaklı yıldızlarla dolu, tavanı mavi, çiçek desenleriyle dolu bir odadır. insanı üzer.



banyo, tuvalet, hamam gibi yerlerin tavanları güzeldir. içeri güneş ışıgı girsin diye tavanlara ufak cam yuvarlaklar yerleştirilmiştir. ayrıca padişahın validesine ait olan bir hamam vardır. oldukça şıktır. onun haricinde selamlıgın girişindeki merdivenler-ki adı kristal merdivendir-de çok güzeldir ve büyülüdür. buradan daha bir asaletle yürümek icab eder. muayede salonu ise zaten 36 m yüksekliği ve 25 m'lik çapı olan müthiş kubbesiyle kelimeleri kifayetsiz bırakan bir mekandır. bunca ihtişamın içinde bu padişahların gittikçe daha da fazla görkeme, gösterişe kapılması aslında bir nebze olagan bir şeydir

Avatar
tolgahan uygun 2007-07-10 14:59:10

Hemen her hafta görüyoruz ki,istanbul'da sürekli böyle seyler oluyo.Ama hep kılpayı atlatılıyor bu tip kazalar.Pek anlamam ve İstanbul'da yaşamıyorum ama bir gün Allah korusun bu gemilerden bir tanesi duramayıp bu yere çarpsa,veya şöyle söyleyim;bu gemi 135 metre boyunda bir gemi..Maximum 8000-9000 dwt lik bir gemi.Eğer bu kazaya maruz kalan gemilerden bir tanesi 150-160 bin tonluk dev bir tanker olsa ne olurdu gercekten merak ediyorum.Buna kısa zamanda bir çare bulunmazsa Allah korusun çok daha kötü sonuçlar çıkacaktır şüphesiz.

Avatar
Hamza Ceylan 2007-07-10 19:28:03

Boğazlarımız Marmara Denizi ve Karadeniz’i dünya denizlerine bağladığı için, bu Coğrafi Konumundan ötürü biz istesek de istemesek de binlerce yabancı gemi bu suyolundan geçmekte ve yararlanmaktadır.



Ancak, bu yararlanma sırasında yabancı bir geminin neden olacağı bir kaza sonucunda ortaya çıkacak, ölümler, yangınlar, kıyıların ve yapıların hasar görmesi, gemiler ve yüklerin kayıpları, deniz trafiğinin aksaması ve çevre kirlilikleri gibi zararlar ise temelde doğrudan bizi, Türkiye’yi ilgilendirmektedir.



Hem bu nedenle, hem de İstanbul Boğazı, Marmara Denizi ve Çanakkale Boğazı Türkiye’nin karasuları içinde bulunduğundan buradaki güvenliği sağlamak Türkiye’nin hakkı ve görevidir.



Bu nedenle, Türkiye Boğazlarda kazaları önlemek ve güvenliği sağlamak için gereken tüm önlemleri almalı, çalışmaları yapmalıdır.



Kazaları önleminin yolu, kazaların nedenlerini belirleyip bu nedenleri ortadan kaldırmaktır. Çünkü bilindiği gibi : ”Aynı nedenler, aynı koşullar altında, aynı sonuçları doğurur”.



Yaptığımız araştırmalar, bugüne kadar Boğazlarda ortaya çıkan kazaların üç ana nedeni olduğunu göstermektedir. Bunlar:





1) Deniz trafik güvenliğini sağlayan kurallarımızdaki eksiklikler.



2) Bulunan kuralları uygulatacak, gemileri bilgi verecek, trafiği yönlendirecek “Gemi trafik hizmetleri”nin bulunmaması.



3) Kılavuz kaptan almayan gemilerdir.



Bu üç ana kaza nedenini ortadan kaldırabilmek ve güvenliği sağlayabilmek için şu üç



Çalışma yapılmalıydı:



1) Deniz trafik güvenliğini sağlayan kurallarımızdaki eksiklikleri gidermek.



2) Çağdaş bir “Gemi Trafik Hizmetleri” kurmak.



3) Boğazlarımızdan geçen tüm gemilerin kılavuz kaptan almasını sağlayıcı çalışmalar yapmak ve “Kılavuzluk Hizmetleri”ni çağdaş örneklerine benzer bir duruma getirmek.

Avatar
mehmet ozyabasligil 2007-07-12 16:52:44



DENİZ KAZASI GEMİ YÜK MÜRETTEBAT VE ÇEVRE İÇİN ÇOK BÜYÜK POTANSİYEL RİSK İLE BİRLİKTE TELAFİSİMÜMKÜN OLMAYAN VEYA OLAMIYABİLEN BİR TEHLİKEDİR,BU TEHLİKENİN ÖNLENMESİ İSE FEDAKARANE, BİLİNÇLİ,PROFESYONEL ÇALIŞMALARIN BİR ÜRÜNÜDÜR. BAHSE KONU DENİZ TEHLİKESİ ALTINDAKİ GEMİ YÜK VE PERSONEL İLE ÇEVREYE GELEBİLECEK HASARI ÖNLEYENLERE TDİ İSTANBUL LİMAN İŞLETMESİ MÜDÜRLÜĞÜNE AİT AÇIK DENİZ KURTARMA REFAKAT ACİL MÜDAHALE RÖMORKÖRLERİ TDİ ZÜBEYDE ANA VE TDİ KIZKULESİ RÖMORKÖRLERİ KAPTAN VE MÜRETTEBATLARI İLE KIYI EMNİYETİNE AİT KURTARMA 2 RÖMORKÖR KAPTAN VE MÜRETTABATLARINAOPERASYONA KUMANDA EDEN TDİ İST LİM İŞL MÜD KILAVUZ KAPTANINA BİR DENİZCİ/KURTARMACI VE İSTANBULLU OLARAK MİNNET VE ŞÜKRANLARIMI ARZ EDERİM.



DENİZ KURTARMA VE TAHKİM UZMANI

Avatar
Makine Metropolis 2007-07-14 23:51:59

yanılsamalar alla pulla bana

renkli hayat

bana hayalimi sat

oynat herkesi de ateşini al

bu bomba elde patlar



vahşi piyasa

acıya tuz ve para

şu kalpağı da tak

önce içini boşalt

yarın rüzgarlar nerden esecek?

şimdi ver afyonu halka



diretme, olmaz bu elbise bana

makinen değilim ki ben senin

imajın değilim ki ben senin

soytarın değilim ki ben senin



gözyaşını sat, suya sabuna dokunma

bu düzen yağmacı, kimi kraldan da kralcı

aman dikkat et, sponsor kızar

son şarkın ne marka



diretme, olmaz bu elbise bana

gazeten değilim ki ben senin

kanalın değilim ki ben senin

yalakan değilim ki ben senin

banner209

banner191

banner148

banner145

banner179

banner176