Argo'nun Boğazlardan Geçişine İzin Yok

banner217

Mitolojideki "Argonaut" efsanesine harfi harfine sadık kalınarak inşa edilen "Argo" gemisinin boğazlardan geçişine, "güvenli geçiş garantisi bulunmadığından izin verilmedi.

Argo'nun Boğazlardan Geçişine İzin Yok

Komşuya mitolojiyi değiştirttik 
 
Yunanistan, Türkiye yüzünden mitolojiyi değiştirdi. Mitolojideki "Argonaut" efsanesine harfi harfine sadık kalınarak inşa edilen "Argo" gemisinin boğazlardan ve Karadeniz’den geçişine, Türkiye "güvenli geçiş garantisi bulunmadığından" izin vermeyince, projenin suya düşmemesi uğruna güzergáh değiştirildi.

MİTOLOJİDEKİ Iason ve hepsi birer mitoloji kahramanı olan arkadaşlarının "Altın Post"u bulmak amacıyla Yunanistan’dan yola çıkarak Karadeniz’in doğu ucundaki "Kolhi Ülkesi"ne, bugünkü Gürcistan’a olan maceralı yolculuğunu anlatan "Argonautlar" efsanesini canlandırmak için 6 yıldır bir porje üzerinde çalışılıyordu. Türkiye, proje kapsamında inşa edilen "Argo" gemisinin kendi sularından geçişine izin vermedi. Proje yetkilileri, bunun üzerine alternatif güzergah arayışına girdiler. Sonunda "Iason’un Kolhi’den geri dönüşünde Tuna Nehri ve Adriyatik Denizi’nden geçtigi şeklinde rivayetler de var" denilerek 88 kişinin kürek çektiği Argo teknesi, Venedik’e doğru yola çıktı. Bir başka deyişle Argo, mitolojik sular Ege, Marmara ve Karadeniz yerine Adriyatik Denizisi’nde seyredecek. Tekne 60 gün süreyle 37 limana uğrayacak. "Argonaut" projesini hazırlayan "Navdomos Enstitüsü" yetkililerinden Apostolos Kurtis, Türkiye’nin ret cevabını "çirkin ve dayanılmaz derecede şaşırtıcı" olarak niteledi.

Kahramanlar gemisi

Mitolojiye göre Iason ve aralarında Herakles, Orfeus, Polideukles, Kastor, káhin İdmon, Telamon, Dioskurlar, Hylas gibi kahramanların olduğu arkadaşları, "Argo" adlı gemiyle zenginliğin ve iktidarın simgesi sayılan "Altın Post"u ele geçirmek için Kolhi Ülkesi’ne doğru yola çıkarlar. Yolda başlarına binbir macera gelir ve hepsini atlatmayı başarırlar.

Hürriyet

YORUM EKLE
YORUMLAR
yıldırım DELİDUMAN
yıldırım DELİDUMAN - 11 yıl Önce

Ancak, liberaller ile İslamcılar arasındaki kırılmalar milliyetçiler için bir avantaja dönüşebilir. ABD’nin başarısızlıkları, AB’nin karasızlıkları, Rusya’nın ve Çin’in yükselişleri milliyetçileri daha da cesaretlendirebilir. Şartların yeni dinamikler oluşturabileceği de unutulmamalı

Türkiye’deki gelişmeleri doğru yorumlayabilmek için doğru bir teşhis gerekiyor. Türkiye’de açıkça dillendirilmese bile ciddi bir güç mücadelesi yaşanıyor ve bu mücadele Türkiye’nin jeopolitik konumunu ve jeostratejik hareket eksenini muhafaza etmesi veya değiştirmesi ile ilgili ve bu süreç Türkiye’de Cumhuriyet rejiminin geleceğini de etkiliyor.

Zbigniew Brzezinski bu mücadeleyi öngörmüş ve 1990 lı yıllarda kaleme aldığı ünlü ‘Büyük Satranç Tahtası’ adlı kitabında, ‘Türkiye’nin (jeopolitik) kimliğini tanımlama sürecini aşamadığını ve üç istikamete çekildiğini; modernistlerin Türkiye’yi bir Batı ülkesi olarak gördüklerini ve bu nedenle de Batı’ya baktıklarını; İslamcıların Ortadoğu’ya ve İslam dünyasına yöneldiklerini ve Güney’e baktıklarını; tarih bilinçli milliyetçilerin ise Hazar Havzası’ndaki ve Orta Asya’daki Türkleri bölgesel dominant güç Türkiye için yeni bir misyon olarak gördüklerini ve Doğu’ya baktıklarını; bu üç perspektifin farklı stratejik eksenler ve bu güç mücadelesinin Türkiye’nin bölgesel rolü ile ilgili belirsizlikler oluşturduğunu’ yazmıştı.

Artık Soğuk Savaş döneminin şartları ve şartlanmaları yok. Artık Soğuk Savaş dönemindeki gibi Batı’nın güçlü bir ulus devlet karakterindeki Türkiye’ye ihtiyacı da yok. Soğuk Savaş döneminde güvenliğini Batı ile işbirliğinde arayan ve Batı’nın değerlerini benimsemeyi çağdaşlaşma olarak kabullenen Türkiye (Devlet), Soğuk Savaş sonrası döneme hazırlıksız girdi ve yeni dönemin şartlarına uyum sağlamakta zorlanırken,rejimin geleceğini de etkileyen, jeopolitik konumu ve jeostratejik ekseni ile ilgili güç mücadelelerinin yoğunlaştığı dönemi yaşıyor.

Batı ile işbirliği içindeki modernistler (liberaller), Türkiye’yi Batı ekseninde tutmak için AB üyeliğini bir çağdaşlaşma projesi olarak sunuyor. Jeopolitik vizyon cücesi AB de Soğuk Savaş sonrası dönemin dinamiklerine ayak uyduramıyor ve Türkiye’yi içine almadan küresel oyuncu olamayacağını, Türkiye-Rusya işbirliğinin ise enerji güvenliğini kilitleyebileceğini anlasa da gerçekçi tedbirler geliştiremiyor ve Türkiye ile ilişkilerinde dayatmalarına güveniyor.

AB, Türkiye’yi üye yapma garantisi olmasa bile ucu açık müzakerelerle oyalarken Doğu jeostratejik eksenine kaymaması için onu sıkı bağlarla yapısına bağlamak ve hazmedilir duruma getirmek (şekillendirmek) istiyor. AB, kısa vadeli çıkarları için, başta laiklik olmak üzere Cumhuriyet değerlerinin yıpratılması pahasına Ilımlı İslam’ın temsilcisi olarak güçlenmesini ve bölgesel inisiyatifler kullanmasını teşvik de edebiliyor.

Çok kutuplu dünyaya geçiş sürecinde, Batı’nın güçlü temsilcisi ABD ile Türkiye arasındaki ilişkilerin Soğuk Savaş dönemindeki gibi olması artık mümkün değil. Çünkü, Soğuk Savaş döneminde örtüşen stratejik vizyonları ve güvenlik çıkarlarını yeni dönemde örtüştürmek çok zor. Türkiye’nin jeostratejik eksenini Doğu istikametinde değiştirme olasılığı ürkütse de ABD, Ortadoğu’daki çıkarları için Türkiye’deki yönetimin Ilımlı İslam kimliği ve yeni Osmanlıcılık konsepti ile Ortadoğu istikametine (Güney ekseni) yönelmesini teşvik ediyor ve Türkiye’ye Ilımlı İslam kimliği ile Radikal İslam karşısında rol biçiyor. ( Nitekim, bu yazı kaleme alındığında, Newsweek dergisi,’İslam dünyasında radikalizmi reddeden yeni bir vizyonun şekillenmekte olduğunu ve Türkiye’nin bu projede çok önemli bir rol üstlendiğini’ yazdı.)

ABD ve AB’nin tutarsızlıkları Türkiye’de Batı karşıtı akımları güçlendirirken, Atlantikçilere karşı Avrasyacılıların kozlarını da güçlendiriyor.Hem ABD’nin hem de AB’nin kaygısı Türkiye’nin Doğu eksenine kayması. Türkiye’nin Doğu eksenine kayması Hazar Havzası’nda, Orta Asya’da daha aktif olması, Türk dünyası ile ilişkilerini geliştirmesi anlamına geliyor. Türkiye’nin Doğu eksenine kayması Rusya, Şangay İşbirliği Örgütü ve hatta İran ile ilişkilerini geliştirmesi anlamına da gelebiliyor. İşte buna Batı’nın tahammülü yok. Çünkü, Türkiye’nin Rusya ve İran ile işbirliği yapması sadece Ortadoğu’daki değil, Avrasya’daki jeopolitik dengeleri değiştirme potansiyeline sahip.

O halde ne yapmak lazım? Öncelikle, Türkiye sıkı bağlarla Batıya bağlanmalı (Devletin ve halkının borçlandırılması, ekonominin bağımlı kılınması, yönetimin şekillendirilmesi, Batı güdümlü sivil toplum örgütlerinin faaliyetleri bu amaca hizmet eden tedbirlerin bir kısmı olarak değerlendirilebilir). Türkiye’nin Doğu eksenine kaymasını sağlayabilecek güç odakları(milliyetçiler, ulusalcılar) etkisiz hale getirilmeli;Türkiye’yi Doğu eksenine çekebileceklere gözdağı verilmeli.

Aslında Türkiye’yi Doğu eksenine çekebileceklerin yeni dönemin şartlarına uyum sağlayacak hazırlıkları ve stratejileri yok. Liberaller ve özellikle de İslamcılar ise daha hazırlıklı görünüyor. Ancak, liberaller ile İslamcılar arsındaki kırılmalar milliyetçiler için bir avantaja dönüşebilir. ABD’nin başarısızlıkları, AB’nin karasızlıkları, Rusya’nın ve Çin’in yükselişleri milliyetçileri daha da cesaretlendirebilir. Şartların yeni dinamikler oluşturabileceği de unutulmamalı.

Özetle,Türkiye’nin çok farklı ve kritik bir süreçten geçtiği, mevcut dinamiklerin ivme kazanabileceği ve Türkiye’nin ve Cumhuriyet rejiminin geleceğini jeopolitik konumu ve jeostratejik hareket ekseni ile ilgili güç mücadelelerinin belirleyeceği söylenebilir.

Emekli Tuğgeneral Nejat Eslen / 13.Haziran.2008 / Radikal

SIRADAKİ HABER

banner209

banner191

banner148

banner145

banner179

banner176

banner190