Armatörlük altın çağını yaşıyor

Dünya deniz ticaretinin her yıl yüzde 3,5 oranında büyüyeceği varsayılıyor. Kuru yük talebi her yıl yüzde 5'e yakın, petrol tankeri talebi ise yüzde 2'ye yakın artacak.

banner106

Armatörlük altın çağını yaşıyor

Dünya deniz ticaretinin her yıl yüzde 3,5 oranında büyüyeceği varsayılıyor. Kuru yük talebi her yıl yüzde 5'e yakın, petrol tankeri talebi ise yüzde 2'ye yakın artacak.

21 Ekim 2007 Pazar 10:12
1828 Okunma
Armatörlük altın çağını yaşıyor

Dünyanın üretimi Asya`ya kaydı armatörlük altın çağını yaşıyor

II. Dünya Savaşı`nın alevlerinin tüm dünyayı sardığı dönemde, Amerika Birleşik Devletleri, askerlerin yiyecek, giyecek ve teçhizatını taşımak için orta büyüklükte yüzlerce gemi inşa etmişti.

Savaşın bitmesinin ardından gemiler Atlas Okyanusu `nun kıyısındaki limanlara çekildi ve çürümemesi için yeniden boyandı. Gemileri kullanmama kararı alan ABD , üç tarafı denizlerle çevrili Türkiye `ye "Gemileri çok uygun fiyatlara size satalım" teklifinde bulundu. Ancak dönemin lideri İsmet İnönü , "Ne yani biz armatörleri zengin mi edeceğiz?" diyerek öneriyi geri çevirdi. Komşumuz Yunanistan ise aynı teklifi hiç düşünmeden kabul etti. O yük gemilerini alan Oanis şirketi, bugün dünya denizciliğinde söz sahibi bir dev haline geldi. Bundan daha da acısı, satışa çıkarılan bu gemilerden beşini alan Türk armatörün başına gelenlerdi. Adnan Menderes `in başbakanlığı döneminde gemi sahibi olan işadamı, 1960 darbesiyle filosunu kaybetmişti. Çünkü askeri yönetim gemilere el koymuş ve çürümeye terk etmişti. Bu olay, Türkiye `nin denizcilikte neden geri kaldığını gözler önüne seren misallerden sadece biri.

22 Temmuz genel seçimleri öncesinde, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal , Başbakan Tayyip Erdoğan `ın oğlu Burak Erdoğan `ın, denizci kökenli Mecit Çetinkaya ile birlikte gemi almalarını seçimde malzeme olarak kullanmıştı. Muhalefet lideri, gemileri iktidara yüklenmek için diline dolaya dursun , son yıllarda farklı alanlarda faaliyet gösteren işadamlarının denizciliğe olan ilgisi her geçen gün artıyor. Bunun en çarpıcı örneği, kamuoyunda Turkcell `in patronu olarak bilinen Mehmet Emin Karamehmet `in ülkenin en büyük filolarından birini kurması.

Türk iş dünyasının duayeni merhum Sakıp Sabancı , Deniz Ticaret Odası Başkan Vekili Halim Mete `ye, "Altından balık üstünden deniz geçer, biz bu işten anlamayız." dese de yeğeni Yalçın Sabancı da sektörün önemli bir aktörü. Halim Mete , denizciliğin dünya ticaretiyle bire bir ilintili olduğunu belirtiyor. Çünkü dünya ticareti, ürünlerin bir yerden bir yere taşınmasıyla gelişiyor. Taşımacılığın yüzde 90`ı ise denizyoluyla yapılıyor. 2001`deki dünya krizinin ardından Avrupa `da artan maliyetler üretimi Çin , Hindistan , Bangladeş gibi Asya ülkelerine kaydırdı.

Buna bağlı olarak hammaddelerin bu ülkelere taşınması, mamullerin de Batı`ya ulaştırılması gündeme geldi. O dönemde dünya ticari gemi filosunun kapasitesi 700 milyon dwt (deadweight) iken, 2 milyar dwt tonluk taşıma kapasitesi hasıl oldu. Önce tersaneler hızla büyümeye başladı. Hurdaya çıkacak gemiler kendilerini yeniledi. Navlunlar yükseldi. Filo 1 milyar 50 milyon dwt`ye çıktı.

Talep artınca gemi fiyatları katlandı

Dünya deniz ticaretinin her yıl yüzde 3,5 oranında büyüyeceği varsayılıyor. Kuru yük talebinin her yıl yüzde 5`e yakın, petrol tankeri talebinin ise yüzde 2`ye yakın artması bekleniyor. Denizlerde yılda yaklaşık 15 milyon konteyner sirkülasyonu oluyor. Talepteki yükseliş, gemi fiyatlarında büyük artışa sebep oldu. Ekim 2007`de teslim edilecek olan 76.000 dwt`luk Jian-gam inşa kuru dökme yük gemisi 66 milyon dolara satılırken, 1995 Hyundai inşa 73.670 dwt`luk kuru dökme yük gemisi 34,5 milyon dolar bedelle satın alındı ve sekiz yıl süreyle günlüğü 12 bin dolara geri kiraya verildi. 1993 model 244.275 dwt`luk tek cidarlı ham petrol tankeri ise 42 milyon dolara alıcı buldu. Buna bağlı olarak da Türk denizcilik filosu büyüdü.

7 milyon dwt `den, yabancı bayrak altında faaliyet gösteren gemilerle birlikte 15 milyon dwt`ye yükseldi. Ancak dünya filosu hâlâ ihtiyaca cevap verecek tonaja çıkmadı. Navlunların en az üç ila beş sene daha yüksek seyretmesi bekleniyor. Navlunlar yüksek olunca da sektöre ilgi her geçen gün artıyor. Ülkede dört sene önce 32 olan tersane sayısı 65`e yükseldi. Üç sene sonra bu rakamın 120`ye çıkması bekleniyor. Türkiye `de armatörlüğe başlayanların sayısı hızla artıyor. Biraz sermaye sahibi olanlar için gemi almak çok da zor değil. Oda Başkan Vekili Mete `nin verdiği bilgiye göre yüzde 30`unu kendi imkanları ile ödeyen işadamına 5 seneye kadar kredi imkanı sağlanıyor. Ayrıca gemiler için daha uzun vade tanınırken, uluslararası piyasada alınan faizler de daha düşük. Sermaye sahiplerinin bazıları gemi alırken kimileri de tersanelere ortak oldu. Örneğin, römorkörcülük yapan Hakan Şen , Karadeniz `in en büyük tersanesini inşa etti.

Denizcilik sektörünün ana omurgasını taşımacılık oluşturuyor. Türk ticaret filosu bir ara 12 milyon dwt`ye kadar çıktı. Ancak, 1998 krizinden sonra gerek yurtdışına satılması ve gerekse hurdaya giden gemiler yüzünden bu rakam 7,5 milyon dwt `ye geriledi. Türk siciline kayıtlı olanlar ve Türk sahipli yabancı gemilerle birlikte bakıldığında bugün Türkiye `nin filosu 15 milyon dwt `nin üzerinde ve dünyada 20`nci sırada. Ama çok daha önemlisi, Türk armatörleri gerek Türk tersanelerine gerekse Japon , Güney Kore ve Çin tersanelerine verdikleri siparişlerle gemi yaptıran armatörler sıralamasında 6`ncı sırada yer alıyor.

Çok yakında filonun büyüklüğü çoğu yeni gemilerden müteşekkil olmak üzere 20 milyon dwt `yi geçecek. Türkiye `de tanker yaptırma ve satma konusunda önemli gelişme kaydedilirken, bir diğer atılım da konteyner taşımacılığında yaşandı. Aynı zamanda römorkör inşa ederek dünyanın dört bir ülkesine satar hale geldi. Hatta hücumbot tipi hızlı gümrük motorları da inşa edilerek Malezya ve Pakistan `a ihraç edilmeye başlandı. Bu arada "Hep küçük gemilerle mi gideceğiz?" diye düşünen Türkon Holding `e ait Sedef Tersanesi (sahipleri Deniz Ticaret Odası Başkanı Metin Kalkavan ve ailesi) 180 bin tonluk gemi inşa etme kararı aldı. Halim Mete , sektördeki bu açılımda, Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım `ın denizcilikten gelmesinin önemli payı olduğu görüşünde. Mete , Denizcilik Müsteşarlığı `nın işi bilen kadrolardan oluşmasının etkisine de işaret ediyor. Nitekim eski başbakanlardan Bülend Ulusu `nun da denizci olması sektöre katkı sağlamış ve o dönemde verilen kredilerle şirketler gelişirken, Deniz Ticaret Odası kurulmuştu.

Geminin parası yine gemiye harcanmalı

Halim Mete , denizciliğin seyrini dalgalara benzetiyor: "Dalgalar gibi, sektör yukarı çıktığı zaman ne kadar uzun süre kalırsanız o kadar kârlısınız, aşağı düştüğü zaman bu kez ne kadar kısa süre kalırsanız kârlısınız." Mete , yükseliş döneminde dikkatli bir mali sistemle hareket etmenin aşağı indiği zamandaki zararı azalttığına dikkat çekiyor. Tamamı kredi ile alınan gemiler hiçbir zaman borçlarının tamamını ödeyemez. Mete `ye göre denizde `gemiye para koymadan para alınmaz `. İkinci bir kural ise `geminin parası gemiye aittir`. Eğer gemiden daha çok para alıp bununla villa yapar, araba değiştirilirse, bir gün gelir gemi yaşlanır, yerine yenisi konulamaz. Gemilerin ticari ve iktisadi ömürleri 20 ile 30 yıl arasında değişiyor. Eğer armatörlüğe devam edilmek isteniyorsa gemi satılarak veya hurdaya verilerek, elde edilen kaynakla yine gemi alınmalı.

Gelibolu `da ülkenin en büyük tersanesini inşa ediyor

Gemi almak isteyenlerin sayısının artması ve daha büyük gemilere ihtiyaç duyulması tersane yatırımarını da hızlandırdı. Türk Armatörler Birliği Başkanı Şadan Kalkavan , Yardımcı ve Diler grupları ile birlikte Türkiye `nin en büyük tersanesini inşa ediyor. Çanakkale Gelibolu `da yapılacak tersane 350-400 milyon dolara mal olacak. Tersanenin taban alanı yaklaşık 800 bin metrekare. Burada yatlar, tankerler, kuru yük gemileri inşa edilecek. Amirallerle birlikte hazırlıkları süren tersanenin senelik sac işleme kapasitesi 300 bin ton. Kalkavan , yeni tesislerle Türkiye `nin konumunun daha da güçleneceği kanaatinde. Gelibolu `daki tersane ile artık Uzakdoğu `ya sipariş verilmeyecek. Fakat ana makine üretiminde tekel hâlâ yabancıların elinde. İşadamı Şadan Kalkavan , 10 milyon nüfusa sahip Yunanistan `ın dünya denizcilik sektöründen yüzde 16, Türkiye `nin yüzde 1,5 pay almasını geçmiş hükümetlerin denize gereken önemi vermemesine ve kara taşımacılığının daha ucuz olduğu konusunda kanaat oluşturulmasına bağlıyor. Kalkavan `a göre mevcut hükümet ise denizciliğe büyük önem veriyor. Sektörün yüzde 80`i aile şirketlerinin elinde bulunuyor. Denizcilik sektörü daha çok kuru yük taşımacılığıyla ön planda. Yeni dönemde konteyner taşımacılığı büyüyor. Ancak konteynerda sadece deniz değil, kara ayağı da önemli. Şadan Kalkavan , Beşiktaş Denizcilik `in ortaklarından. Türkiye `nin en köklü denizci ailelerinden. Uzak yol zabiti Kalkavan `a göre denizcilik son yılların en cazip mesleği ve en fazla para kazanan sektörü. İşadamı, sektörün gelişmesi için devletin desteği gerektiği kanaatinde: "Devlet denizci olmadan, millet denizci olmaz, bunun başını devlet çekecek."

`Laz Ziya , zenginleri denizden uzak tuttu`

Deniz Ticaret Odası Başkan Vekili Halim Mete , 1600`lü yıllardan beri denizcilik yapan Kafkas kökenli bir aileye mensup. Türk bayraklı gemileri dünyanın her yerinde Türkiye `yi temsil ediyor. Mete `nin üzerinde durduğu önemli bir nokta ise eski Türk filmlerinde ve Kurtlar Vadisi dizisindeki `Laz Ziya ` gibi mafya babası tiplemelerinin armatör olarak gösterilmesi. Mete , armatöre zaman zaman kaçakçı gözüyle bakılmasından şikayetçi. Halbuki İngiltere `de insanlar, `Benim ülkemle diğer ülkeler arasındaki ticareti sağlayan bu kişi olmazsa benim kazancım olmaz` düşüncesiyle armatörlerin karşısında önünü ilikleyip saygı gösteriyor. Sektörde yaşanan bir diğer sıkıntı da 1999`da dünya denizcilik sektörünün krize girmesinden sonra bazı armatörlerin iflas etmesi. Bu olayın ardından bankalar, armatörlerin üzerini kırmızı kalemle çizdi. Gazetelerde boy boy haberler çıkınca sektör büyük yara aldı. 2001 krizinin Türkiye `yi vurmasıyla bankalar da denizcilerle aynı konuma düştü. Armatörlerle yeniden anlaşmalar yapıldı; ancak 2003`e kadar 1999`un izi silinmedi. 2003`ten itibaren gemiciliğin itibarı yeniden arttı. Bugün bankalar, yeni projeler için armatörlerin kapısını aşındırıyor.

YARIN: Armatörler, kıyılardaki yetki karmaşasından şikayetçi

Zaman

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Gurhan Uysal 2007-10-21 19:52:12

Ismet Inonunun Marshall yardimiyla verilen gemileri geri cevirdigi iddiasi ona atilan bir iftiradir ve hic kimse kanitlayamamistir.Amerika bize sanayi ulkesi degil bir tarim ulkesi rolu bictigi ve Turkiyenin dunyanin tahil ambari olacagi saftsatasini pompaladigi icin Marshall yardimiyla gonderilen agirlikli malzeme bicerdoverler olmustur.Darbeden sonra gemilerinin curutuldugu soylenen armator Ipardir ve ne yazikki dogrudur.Ancak Menderes zamanindada, kendi ucagini uretmeye baslamis hatta danimarkaya ihrac etmis Turkiyenin dis telkinlerle bu fabrikayi kapattigini ve her alandaki dis bagimliligimizin o gunlere uzandigini unutmamak gerekir.

Avatar
murat birecik 2007-10-21 21:10:21

sayın editör,



dost acısını söyleyecektir!



500 sayfa yazı yazıyor veya aktarıyorsunuz, ama en...en...en...

önemli unsuru aşağıdaki tek cümleyle geciştiriyorsunuz!!!



''ana makine üretiminde tekel hâlâ yabancıların elinde''



75.000 liklerin ana mk. leri nerede yapıldı??? ya 26.000 liklerin ki??? irili ufaklı bir dizi şehir hatlarının ki?



gerçek arkadaşm binali, in sahaya...



hodri meydan, pilavdan dönenin kaşığı kırılsın.



saygılarımla

murat birecik

Avatar
Behram Solak 2007-10-21 23:50:21



amerikan generali marshall tarafından harvard üniverstesinde bir konuşmada ortaya atılan daha sonra politika olarak belirlenen plan.truman zamanında başlatılmıştır.esas olarak avrupa ülkelerine borç vermeye dayanır ancak tabiyki altında yatan sebep avrupada bir pazar sahibi olarak o paraların tekrar amerikaya ticaret ile dönmesini sağlamaktır.başarılıda olunmuştur



türk lirasının dolar karşısında düşüşünün başladığı tarih olarak bilinir. (bkz: o günden sonra belimizi doğrultamadık)



ikinci dünya savaşı sonrası dönemde, abd tarafından avrupa ülkelerine yardımda bulunmak ve bu ülkeleri kısa zamanda geliştirip güçlenmelerini sağlamak amacıyla hazırlanan bir programdır. savaştan sonra avrupa ülkeleri, yıkılan ekonomilerini onarmak için yoğun bir çabaya girişmişlerdir. bunun için gerekli olan makine ve donatım ancak abd'den sağlanabilirdi. dolayısıyla bu ülkelerin tüm döviz ve altın rezervleri abd'ye akmış ve büyük bir döviz darboğazı içine sürüklenmişlerdi.



bu koşullar altında zamanın abd dışişleri bakanı george c. marshall, avrupa'ya programlı yardım yapılması önerisinde bulundu. bunun üzerine bir avrupa onarım programı (european recovery program) hazırlandı. öneri sahibinin isteminden dolayı buna marshall programı da denir.



marshall programı, 1948 yılında başkan truman tarafından imzalanan bir kanun ile kabul edildi. program dört yıllık bir süreyi kapsamaktaydı. program çerçevesinde yapılan yardımlara da marshall yardımları denmektedir. abd, yardımları karşılığında avrupa ülkelerinden ekonomik ve mali bağımsızlıklarını artıracak yönde çaba göstermelerini, bu amaçla gerekli iç önlemleri almalarını ve aralarında yakın bir işbirliği gerçekleştirmelerini istiyordu. böylece avrupa ülkelerinin abd'ye bağımlılıkları da azaltılmış olacaktı.



bu ortamda avrupa ülkeleri aralarında gerekli işbirliğini gerçekleştirmek ve marshall yardımlarını dağıtmak üzere avrupa ekonomik işbirliği örgütü (oeec)'nü kurdular. 17 batı avrupa ülkesinden her biri, 1948-1951 dönemini kapsayan bir plan hazırlayacak, ekonomisini toparlayacak, üretimini artıracak ve dış açığı azaltacak önlemler alacaktı. bu planlar oeec tarafından gözden geçirilecek ve aralarında uyum sağlanacaktı. aslında bu koordinasyon, abd'ye bir ölçüde üye ülkelerin ekonomik, para ve mali politikaları üzerinde denetim olanağı sağlıyordu.



marshall programı'nın başlıca iki amacı vardı. birisi, sağlanacak dış yardımlarla avrupa ülkelerinin yıkılan ekonomilerinin onarımına ve kalkınmalarının gerçekleştirilmesine katkıda bulunmak, diğeri de komünizmin batı avrupa'daki yayılışına engel olmaktı.



savaş sonrası dönem dünyada "soğuk savaş"ın başlangıç dönemidir. dolayısıyla abd, ne pahasına olursa olsun komünizmin yayılışına set çekmek istiyordu. diğer yandan, batı avrupa, abd'nin geleneksel bir piyasası durumundaydı. o bakımdan bu piyasayı yeniden canlandırmakla ihracat olanaklarını artırmayı umuyordu.



avrupa onarım programı'nın uygulandığı dört yıllık süre içerisinde abd, avrupa'ya 11.4 milyar $ yardım yaptı, bunun %90'ı doğrudan hibe şeklinde idi. en fazla yardım alan ülkeler ingiltere (%24), fransa (%20), federal almanya (%11) ve italya (%10) idi.



aza miktarda olmakla birlikte türkiye de yardım alan ülkeler arasında idi. marshall programı, amerikan yardımının sadece bir yönü idi. 1945'de başlayan amerikan yardımı, 1955'e kadar 51 milyar doları buldu. bu yardımlar tüm batı blokuna yapılan yardımları kapsar.



sadece turkiye'ye degil pekcok ulkeye yapilan, o donemde komunizmin yayilmasini engelleme amacli yardimlardir.



yardimin esas hedefi yunanistan dir turkiye de yunanistan in savunma hattinin ucunda bulunmasi hasebiyle yardimlara dahil edilmishtir. zaten yardim meblaglarina bakildiginda yunanistan in turkiye ye yapilan yardimin uch misli yardim gittigini gordugumuzdede bu gerchek chok rahatlikla farkedilmektedir.



eskisehirde uretime tamamen hazir vaziyetteki ucak fabrikasi, nasilsa abd ucak veriyo biz uretmesekte olur denip tup uretimine baslatilmistir.

yuce abd yol yapiyoo allah razi olsun denip demiryolu yapimi durdurulmustur..

bu sekilde baslayan "abdye sirti dayayip, onun verdikleriyle yasama" aliskanligi bugun kontrolden cikmis, aksi mumkunatsiz hale gelmistir.

sagolasin abd...





önce kullanılmış eski teknoloji makinaları yardım niyetine verip sonra yedek parçaları için makina parasına yakın bir miktar istenen sözde yardım.



avrupa kalkınma projesi olarak lanse edilen marshall planı'nın hayata geçirilmesine dair ilk hareket 1947'de 16 ülkenin katılımıyla paris'te gerçekleşen bir konferanstı. ilginç olan nokta, doğu avrupa ülkeleri ve sovyetler birliğinin de plan dahilinde düşünülmesiydi. ancak bu devletler katılımcı olmayı reddetti. sovyetler, marshall planı'nın truman doktrinininden hemen sonra ortaya atılmasında bir art niyet aramış, marshall'ı truman'ın uygulama alanı olarak görmüş, bıu yüzden olaya pek şefkat göstermemişti. kendi şefkatini esirgediği yetmezmiş gibi, doğu avrupa ülkelerini de programa katılmamaları yönünde etkiledi, baskı yaptı, yaladı yuttu.



pariste yapılan konferansta yardım edilecek ülkelerin ihtiyaçlarının belirlenmesi için katılımcı devletlere anket tadında belgeler verilmiş, bu anketlerin sonucuna bakılarak bir rapor yazılmış ve bu rapor a.b.d.'ye iletilmişti. bu rapora sadık kalınarak 4 yılı kapsayacak avrupa kalkınma projesi, nam-ı diğer marshall yardımları başlamış oldu.



marshall yardimlarinin genel felsefesi truman doktrini ile cizilmistir.



sovyet guvenlik sistemini cevreleyen ulkeleri guclendirmek ve bati blokunda kalmalarini saglamak, mumkunse sovyet guvenlik sistemi icindeki uydu devletlerinde bati blokuna kaymasi icin atmosfer hazirlamak.



ikincisi sovyetler tarafindan engellenmistir.



birincisi basarili olmustur.





o zamanki uluslararası iktisat görüşü çerçevesinde türkiye ye biçilen tarım ülkesi olması karşılığında verilen para yardımı.



paralar tarıma gitmesine rağmen, ülkede sanayi üretimi ve kitler artmaya devam etmiştir.



bire bir ilişki kurulamaz belki ama ülkedeki hertürlü yozlaşmanın başlangıcı bu yardımların alım zamanına denk gelir.

abd dışişleri bakanı general george marshall, ikinci dünya savaşından sonra savaş sırasında zarar gören avrupa ülkelerinin yeniden imarı konusunda "avrupanın yeniden imar programı" konusunda bir fikir ortaya atmıştır. çeşitli ülkelerin de katıldığı bir toplantılar zincirinden sonra bu imar programına 5 milyar dolar ödenek ayrılmıştır. bu program çerçevesinde 1948-1952 yılları arasındda uygulanan bu yardımlarda abd, avrupa ülkelerine 13 milyar dolarlık bir yardım yapmıştır. bu yardımdan en büyük payı avusturya (677 milyon dolar ve belçika (559 milyon dolar) almıştır. türkiye ise önce 225 milyon dolar yardım almış, daha sonra bu miktar 450 milyon dolara çıkarılmıştır.



türkiye 2. dünya sawaşına katılmadığı halde, sawaşta mağdur olan ülkelere werilmesi kararlaştırılan bu yardımdan -türlü cambazlıklarla- faydalanmıştır. bu bi siyasi başarı mıdır, ulvi onursuzluk mudur ben de bunun ikilemindeyim yıllardır.



kötü süt tozu ve biskuvi karsılıgı verilen askeri üst izinleri bu plana dahildir..



"amerikan bezi" kavramını da unutmayalım





1950'lerde yapılan yardımlarla türkiye karayolları genişletildi. türk sinemasının oluşmasına katkısı oldu. yollar olduğu için artık filmler dağıtılabiliniyordu bütün yurda. salonlar açıldı her yerde. iç göç hızlandı. (insanlar traktör alıcak parayı biriktirmek için kente koştu) arabesk kültürü bile oluştu.



yılllarca mareşal yardımı diye bilindi halk arasinda



ciddi bir bakışla,ekonomik açıdan pakistan, iran ve iraktan farklı olmamamıza neden olan yardım...kendi teknolojisini üretemeyen ve büyük çoğunlukla montaja dayalı bir ekonomiye sahip olmamızın temel nedenlerinden biri...





abdnin, sscb etki alanına girmesi olasılığı bulunan ülkelerin sscb güdümüne girmemesi ve/veya abd etki alanına girmesi için bu ülkelere askeri ve kültürel yardım yapması gerekliliğini savunan ve daha sonra resmi politika haline gelmiş olan doktrin. türkiye abdden ilk yardımı bu plan gereğince almıştır.

Avatar
Çelik Kemal 2007-10-21 23:54:30

Mudanya, Derince, Çardak, Silivri ile bu ikisini kardeş, ve İngiliz yapımı olduklarını düşünerek olduğum yerde dönüp duruyordum. Önce Ümit bey uyandırdı, sonra da 2. dünya savaşında Kraliyet Donanmasının çıkartma gemilerini (LCT)Satın al-Kirala programı çeçevesinde Birleşik Devletlerden aldığını buldum.



Muhtemelen Ezine ve Arıburnu Amerikan kökenli, zira bu teknelerin bazılarının gövdeleri çeşitli Amerikan tersanelerinde yapılıp, konvoylarla parçalar halinde Ingiltere'ye yollanmış, orada toplanmış ve Paxman-Ricardo makineler ile donatılmışlar. Normandiya çıkartmasına LCT, LST vs tiplerinde 2000'den fazla tekne katılmış, 226 sı batmış/kullanılamaz hale gelmiş, İşe yarayanlar Pasifik cephesine gönderilmiş. İyi kötü yüzenler, çalışanlar Avrupa sahillerinde hizmet aracı olarak kullanılmış. Özellikle Pasifik'e gidenler hakkında birçok site var, mürettebat ya da yakınları tarafından oluşturulmuş. Ancak Avrupa'da savaşanlar hakkında pek bir şey yok. Ünlü Marshall planı yürürlüğe konunca bu gemiler elden geçirilip "müttefiklere" dağıtılmış. Bu teknelere Birleşik Devletler donanmasında isim verilmemiş (belki bizde de böyle bilemiyorum) sadece borda numaralarıyla anılmışlar. Mutlaka biryerlerde vardır ama, artık tarih oldukları için nette ulaşabilmek kolay değil herhalde, payımıza düşenlerin numaralarını bulamadım. Eğer bizim donanmada çıkartma gemilerine borda numarası yanı sıra isim de verilmiyorsa Bozcaada hattına verildiklerinde Ezine ve Arıburnu adını aldılar.

Avatar
David Porter 2007-10-21 23:58:48

1855 yılında David Dixon Porter kaptanlığında bir gemi Marmara Denizi’nden giriş yapar İstanbul Boğazı’na. Tophane açıklarında demirleyen bu gemi tüm İstanbul’un ilgi odağı olur. Geminin İstanbul’a geldiğini duyan herkes, ama herkes Tophane’ye doğru koşar. Neden mi? Bunun nedeni geminin direğine asılı bayrak. Evet öyle bir bayraktır ki bu; üstünde çok ama çok sayıda yıldız vardır ve İstanbul’lu bu denli yıldızlı bir bayrakta ilk kez birarada görmektedir. Tahtta dönemin padişahı Sultan Abdülmecid oturmakta. Abdülmecid, saray penceresinden şöyle bir bakar limana:



-Lala bu gelen kim ola?



-Devletlim, Amerika Birleşik Devletleri derler namına.



Abdülmecid şaşırır.



-Tek başlarına gemi alamamışlar da birleşmişler de mi almışlar? Kim bu Amerika? Neden geldi bir savaş gemisi, David Dixon Porter kaptanlığında İstanbul’a? O yıllarda mavi ceketliler, yani Amerika süvarileri kararlı. Kızılderililerin işini bitirecekler ve o yıllarda Kızılderili direnişi Amerika’da iç bölgelere, yani çöllere çekilmiş ve süvariler oraya atlarıyla giremiyorlar. Çölde ne gider? “Çölde giden bir hayvan olsa, kizilderililerin işini bitireceğiz” derler ama öyle bir hayvan yok ki! biri çıkıyor diyor ki:



-Efendim çölde giden bir hayvan var.



- Bedir?



-Deve



-Ne?



-Deve



Bakın o yıllarda biz Amerika’yı, Amerika ise deveyi tanımıyor. Dünya bir zamanlar böyle bir yerdi. Karar alınıyor, kimde var deve? Osmanlı’da.



-Gidilsin 30 deve satın alınsın.



David Dixon Porter o 30 deveyi satın almak için geldi İstanbul’a. Aldılar ve gittiler. İşte bu da bizim tarihimizde Amerika Birleşik Devletleri’ne ilk ve tek silah yardımımızdır.







Ne gariptir ki, o zaman Amerika’ya yardım eden Türkler, daha sonraki yıllarda Amerikan yardımına muhtaç hale gelecekti.

Avatar
3.kaptan 2007-10-22 15:32:13

Armatörlük altın çağını yaşıyor ama gemiadamlarıda bir o kadar kötü bir dönemde.Düşen dolar giderek personelin maaşlarınıda etkiliyor.Kimse bu konuda konuşmuyor.Neden artık maaşlar euro olarak verilmiyor.Bugun türkiyede arabadan bir çok şeye kadar euro olarak fiyatlandırılmıyor mu? Alınan maaşlar dünya standartlarının çok altında değilmidir?

Avatar
deniz 2007-10-23 13:26:21

Mürettebat bulma sıkıntısından dolayı gemiyi yerinden oynatamicak, yardımcıları devreye alamıcak Makinistlere bile ne paralar veriliyor sırf gemileri kaldırabilmek için. 2003 te 1800 usd alan adam 3500 usd vermezseniz gelmem diye haber gönderiyo. Köprüüstü zabitleri de ona keza. Bi de hala çıkıp buralarda yok euro olsun bilmem ne olsun diye yazıp komik duruma düşmeyin...

banner209

banner191

banner148

banner145

banner179

banner176