"Üniversitemizi İTÜ engelliyor"

DTO Meclis Başkanı Erol Yücel; “Türk Denizcilik Üniversitesi kurulmasına karşı çıkılmasının arkasındaki asıl engel İTÜ ve Denizcilik Fakültesi’dir.” dedi.

banner227

"Üniversitemizi İTÜ engelliyor"

DTO Meclis Başkanı Erol Yücel; “Türk Denizcilik Üniversitesi kurulmasına karşı çıkılmasının arkasındaki asıl engel İTÜ ve Denizcilik Fakültesi’dir.” dedi.

03 Mayıs 2007 Perşembe 21:00
1810 Okunma

Erol Yücel'den Sert Mesajlar

Deniz Ticaret Odası’nın aylık olağan meclis toplantısında ağırlıklı olarak denizcilik eğitimi konusu geçtiğimiz hafta İTÜ Denizcilik Fakültesinde gerçekleşen balık gününde yapılan konuşmalar oldu. Gerek DTO Meclis Başkanı Erol Yücel, gerekse DTO Yönetim Kurulu Başkanı Metin Kalkavan sert mesajlar verdiler.

DTO Meclis Başkanı Erol Yücel; yaptığı uzun konuşmanın hemen hemen  tamamını bu konuya ayırdı. Erol Yücel; konuşmasında Balık Günü’ne neden katılmadığına değinmezken, balık gününde yapılan konuşmaları eleştirdi. Erol Yücel; balık günü yapılan konuşmaları internet sitelerinden okuduğunu ve bu durum karşısında sessiz kalmasının mümkün olmadığını söyleyerek meydana gelen olayların tarihsel bir kronolojisini yaptı.

“4üncü yıla girdik YÖK Bize üniversite izni vermiyor”

4üncü yıl girildiği halde kendilerine denizcilik üniversitesi kurmaları için izin verilmediğini belirten Erol Yücel; YÖK içerisinde bazı YÖK yöneticilerinin kendilerinin denizcilik üniversitesi kurmalarını engellediğini iddia etti.

YÖK’ün bu tutumunun kendilerini ateşlediğini belirten Erol Yücel; artık normal bir denizcilik üniversitesi değil; dünyadaki 15 denizcilik üniversitesi içerisinde ilk üçe girecek bir denizcilik üniversitesi kuracaklarını söyledi.

TÜDEV’in maddi olanaklarının yetersiz olduğunu söylemenin abesle iştigal olduğunu söyleyen Yücel; milli tonajımız kadar bir filonun yerli armatörler tarafından yabancı bayrak altında çalıştırıldığını belirtti.

“TÜDEV’in arkasında TOBB’nin 4. Büyük odası DTO var”

TÜDEV’in arkasında TOBB’nin 4üncü sıradaki en büyük odası DTO’nun ve koskoca denizcilik sektörünün bulunduğunu belirten DTO Meclis Başkanı Yücel; bu yüzden TÜDEV’in maddi imkanlarının yetersiz olduğunu söyleyen zihniyetin bu sektörün kapsamı ve büyüklüğünü anlayamamış olması gerektiğini söyledi.

2007 yılı bütçesinde Yönetim Kurulu Başkanı Metin Kalkavan’ın DTO kaynaklarının %20 sinin eğitim amaçlı kullanılması teklifinin oda meclisine getirildiğini ve bunun oylanarak kabul edildiğini hatırlatan Erol Yücel; “Kurulacak olan Türk Denizcilik Üniversitesi”nin arkasında her yıl Deniz Ticaret Odası bütçesinin %20’si olacak” dedi.

“Kurs adı  Fakülteyi rahatsız ediyor”

Türkiye’nin de imzaladığı STCW sözleşmesine göre belirlenen müfredatla denizcilik eğitimi veren TÜDEV ve benzeri kuruluşların kurs olarak faaliyet gösterdiğini bunun da İTÜ Denizcilik Fakültesini rahatsız ettiğini söyleyen Erol Yücel; İTÜ öğrencilerinin gözüyle bakıldığında İTÜ mezunlarının kurs olarak faaliyet gösteren bir kuruluşla aynı kefeye konulmaktan rahatsızlık duyduklarını; oysa mezun sayısı ne kadar artarsa artsın İTÜ denizcilik Fakültesinden belli bir sayıda öğrenci mezun olacağını, marka olan bir okuldan mezun olan bu öğrencilerin yine her halükarda aranan ve bulunması zor olan gemi adamı konumunda bulunacaklarını söyledi. Bunun sonucunun da daha iyi ücret ve daha iyi mevki olacağının altını çizen Erol Yücel; kendilerinin DTO olarak gerek denizcilik eğitimi veren Anadolu Meslek Liselerine, gerekse yüksekokul ve fakültelere destek konusunda hiçbir ayırım yapmadan destek verdiklerini ifade etti.

“Türk Denizcilik Üniversitesi kurulmasına karşı çıkılmasının arkasındaki asıl engel İTÜ ve Denizcilik Fakültesi’dir.”

YÖK’ün denizcilik politikasını İTÜ Denizcilik Fakültesi’nin yönlendirdiğini iddia eden Erol Yücel; kendilerinin bir sivil toplum kuruluşu değil; 5174 sayılı kanunla kurulmuş bir meslek teşekkülü olduklarını; hangi hükümet olursa olsun iyi ve yakın ilişki içerisinde bulunmaları gerektiğini belirti.

“Hükümete teşekkür etmek yalakalık mı?”

Hükümetin eğer denizcilik dışındaki uygulamalarında kamuoyunu rahatsız eden bir durum varsa bununla ilgilenecek kurumların bulunduğunu; kendilerinin denizcilikle ilgili uygulamaları konuştuklarını belirten Yücel; “2003-2007 yılları arasında mevcut 59. Cumhuriyet Hükümeti 18 kanun, 114 yönetmelik, 38 tebliğ ve 21 bakanlar kurulu kararı olmak üzere toplam 191 mevzuat değişikliği yapmışsa, bu hükümete teşekkür etmek yalakalık mı?” diye sordu.

“Başbakanın sözleri kabul edilemez”

Başbakanın Tandoğan mitingi için söylediği “Bunlar bindirilmiş kıtalar”  daha sonra ifade ettiği ancak sonra düzelttiği “Anayasa Mahkemesi kararı demokrasiye sıkılmış kurşundur” sözlerinin kabul etmenin mümkün olmadığını ancak bunlara cevap verecek ülkede başka kurumların bulunduğunu belirten Erol Yücel; kendilerine bu yüzden “Türk Denizcilik Üniversitesi kurma izni vermiyorlarsa vermesinler” dedi ve ekledi: “Elbet bir gün bu müsaadeyi alacağız”.

Kendilerinin YÖK’ü değil YÖK’ün başında bulunan 1-2 kişiyi eleştirdiğini söyleyen Yücel; YÖK’ü Türkiye için gerekli gördüklerini belirtti

“Üniversitemizi mutlaka kuracağız”

Üniversitelerini mutlaka kuracaklarını belirten Erol Yücel; Galatasaray, Okan, Lefke gibi üniversitelerin denizcilik eğitimine girmelerine her türlü desteği vereceklerini ifade etti. Burada dünyanın en büyük simülasyon merkezini kuracaklarını  söyleyen Yücel; böylece ülke kaynaklarının doğru kullanılmış olacağını belirtti.

DenizHaber.Com

 

 

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Anar Kosen 2007-05-04 00:00:01

Sayın Yücel,



A.B. de deniz ticaret odasının kurmuş

olduğu bir denizcilik üniversitesi mevcutmudur?

Veya A.B.

herhangi bir ticaret odasının kurmuş olduğu sektörel üniversite varmıdır?



Uzlaşmadan bahsedenlerden bahsediyorsunuz acaba hangi uzlaşmadan bahsediyorlar diyorsunuz. Ortada ne var ki ortasını bulacağız. Bizim tarafımızda her şey net ve açık.Siz ve sizin zihniyetinizde

olanlar Sektörel Denizcilik Üniversitesini bu ülke sınırlarında kuramayacaksınız.Bir günde hepsini transfer edersiniz ertesi gün 2 misli

öğretim üyesi göreve başlar.

80 lerde militarizmin desteğiyle taş mektebi elimizden aldığınız gibi kolay olmaycak karşınızda dünyanın ilk üçüne girmiş bir fakültenin asırlık bir camiası (her nekadar iyi yönetilmesede)var.Arkamızda T.C.nin en köklü deniz mühendislik dallarını içeren bir üniversite var.

Sizinse sadece sermayeniz var onuda

kısıtlı öğretim üyelerini transfer etmekten bahsedip aba altından gösteriyorsunuz.Bu uslubunuz devam ettikçe mevcut uzlaştığımız konulardada sizin ve bizim tarafımızdan zarar göreceklerin artışını hızla gözlemleyeceksiniz.

Şunu hiç unutmayınki yönetim etiğini belirlediğiniz çok güvendiğiniz sermayenizi bu ülkeden esirgeyip

dışarı çıkartsanızda yani kısaca istihdamı ortadan kaldırsanızda

o bir türlü gücü karşısında hazmedemediğiniz YDO ruhu ekmeğini sizin global rakiplerinizde çıkartmaya devam edecektir.

Bu geçmiştede böyle oldu bundan sonrada böylece olacaktır...

Avatar
Ahmet Arif 2007-05-04 00:43:51

gördüler

yedi cihan,

in, cin kaf dağının ardındakiler,

kıtlık da kıran da olsa

gördüler analar neler doğurur

aman aman hey...



dünyalar vardır elvan,

bir su damlasında, bir kıl ucunda,

meyvalar vardır, meyvalar,

ağacı, omcası yok,

sana vurgun, sana dost.

beride kabil'in murdar baltası

ve kan değirmenleri,

kader kahpesi.

beride borazancıları o puşt ölümün,

hazır ırzını vermeğe

yiğitler vuruldukça.

timsah kısmı çünkü yavrusunu yer

akarsu duruldukça.

cadı, yalan hamurunu dağ - dağ yoğurur

aman aman hey



bu zindan, bu kırgın, bu can pazarı,

macera değil.

yaşamak, sade "yaşamak"

yosun, solucan harcıdır.

öyle açar ki murat.

susuz, güneşsiz de kalsa, koparılsa da

şavkı, bulut güllerinden daha bir suna,

daha bir burcu - burcudur.



bu zindan, bu kırgın, bu can pazarı

macera değil

sardığım toprağımın altın sabrıdır.

o sert, erkek hüznüdür lahza başında

cıgara değil.

ve sevgilim uykusunda bağrır

aman aman hey...



meltemin bir tadı, ustura ağzı

biri, kız memesi, tılsım,

yağmurun bir damlası süzülmüş küfür,

bir damlası, aşk.

senin uykuların hayın,

düşlerin kardeş.

duyar mısın, anlayıp sızlar mısın ki?

gece, samanyollarında rüzgar çıkıncayadek,

mısralarım kardeş - kardeş çağırır

aman aman hey...



serabın bir sonu vardır,

ufkun, sıradağın sonu.

uçarın, kaçarın bir sonu vardır

senin sonun yok.

mandaların, kavakların pazarı olur,

senin pazarın olamaz.

sensiz nar çatlamaz, bebek gııı demez.

beni böyle şair, dizane etmez,

kızımın çatal göğsü.

senin yüzün suyu hürmetinedir

buğdalara, cevizlere yürüyen

kara toprağın ak südü...



bir bilsen kimlere tasa, kedersin,

anlar mısın, şaşırıp ağlar mısın ki?

bir bilsen kardeşlerim ne can çocuklar

ve bilsen nasıl vurur beni bu duvar.

akşam - akşam, kara sevdam ağırır

aman, aman hey...

Avatar
kaptan adem 2007-05-04 10:45:12

Neden İTÜ Denizcilik Fakültesinin ya da diğer fakültelerin kapasitesini arttırmaya çalışmıyorsunuz? Neden daha çok öğretim görevlisi yetiştirilmesi için katkı sağlamıyorsunuz? Niçin illa size ait bir fakülte peşindesiniz? Çünkü her yerde sadece sizin borunuz ötsün istiyorsunuz. Kurs lafına karşı olan sadece biz değiliz, anayasa mahkemesi de karşı. Eşitlik varsa bir ülkede, kurs ile fakülte bir olamaz. Size bir yol daha, gidin kurulmuş özel bir üniversiteye bir denizcilik fakültesi açın. Ama olmaz değil mi dedik ya boru meselesi...

Avatar
Ayşim Uçmak 2007-05-04 12:12:40

okul yapan Türkiye burjuvasını düşünmeden ve tanımlamadan evvel hele bir burjuvaziyi tanımlayalım, Türkiye’deki burjuva sınıfının varlığı bir ortaya çıksın sonra devam edelim. eğer her zengine burjuva sıfatı veriyorsak ise toprak ağalarından da bahsetmemiz icap eder.



devlet sosyal görevleriyle (hizmet değil, görev) tanımlanan bir kurumdur. asli görevlerinin içinde de eğitim yer alır. devlet ayni zamanda bu görevlerin planlamasını da yürütmekle mükelleftir (DPT)

eğitim yatırımları, yatırımın niteliğine göre devletin kurumlarına (ilk ve orta öğretim için milli eğitim bakanlığına, yüksek öğretim için devlet planlama teşkilati ve yüksek öğretim kurumuna) başvurularla karara bağlanır ve gerçekleştirilir. devletin her donem yapması planlanan yatırımlar belirlidir ve gelen bağış talepleri de bu plana Gore değerlendirilerek kaynaklar uygun şekilde bir sonraki doneme aktarılır.



nasıl kulağa hoş geldi değil mi yukarıda söylediklerim? her yatırım devlet kontrolünde, planlanarak, düşünülerek gerçekleştirilmiş, bağışlar da yerini layıkıyla bulmuş. "bu böyle olmuyor ama" diye sızlanırken nereye şikayet ettiğimizi bilelim evvela; bunun sorumlusu bağısı yapan değildir. bağısı teşvik eden devlettir bilakis.



birilerini eğitime yönelik bağışları/hibeleri vergiden muaf tutuluyor diye suçlamak da neyin nesiymiş ben idrak edemiyorum. devlet bu yatırıma izin veriyor ise, ben devletin o yatırımla alakalı planları incelediğini ve o yatırım dolayısıyla bilmem nekadarlik yatırımını ertelediğini veya başka sahaya kaydırdığını düşünürüm. devlet eğer buna muktedir değil ise de o bağısı yapanı değil, planlamayı becerememiş veya planlananı yürütememişi suçlarım.



Türkiye’de eğitim yatırımı ihtiyacı aşikar iken, eğitime yönelik her turlu yatırıma talep yüksek iken çıkarılmış bu yasadan (eğitim yatırımlarının vergiden muafiyeti) birileri faydalandıysa, faydalandığı yasalarla bir eğitim kurumu kurduysa, bu kurum da Türkiye cumhuriyeti yasalarına tabiyse kim kimi niye suçluyor? devlet yasamanın hızından ve etkinliğinden şikayet edip ve dahi eğitim yönetimi üzerindeki yükü hafifletip, isleri hızlandırmak isteyerek bu tur yasalar çıkarmıştır. yürütmeyi denetleyecek kurumları mevcuttur, denetim organları vardır. bunların çalıştığına inanmıyor iseniz hedef bu yatırımları gerçekleştiren ve sizin gelişigüzel sınıf sıfatını taktiğiniz ' burjuvazisi' değildir.



öte yandan, Türkiye’de kurulmuş üniversiteler vakıf üniversiteleridir. vakıf kelimesinin anlamını tartışmak istemiyorum ama vakıf denetleme kurumlarının ne olduğunu düşünmenizi isterim. kaldı ki Türkiye;deki vakıf üniversitelerinin verdiği eğitimin içinin bos olduğunu iddia etmek de oldukça haksiz olur; yarattıkları 'makul' maddi kaynaklar sayesinde çektikleri öğretim üyesi kalitesi en azından eğitim kalitesini pek çok devlet üniversitesinin üzerine çıkartır. açıkçası Türkiye’de itü, Boğaziçi, odcu dışında uluslar arası saygınlığa sahip başka devlet üniversitesi olmadığını söylemem size ağır gelebilir ama bu bahsettiklerim bile 'ayıp olmasın diye saygın' sınıfındalar. üzülerek belirtiyorum ki buğun en eski üniversite olan İstanbul üniversitesi’nin adını verseniz bile birilerine bu bir şeyi değiştirmeyecek uluslararası arenada.



öte yandan biliyorum ki vakıf üniversiteleri arasında en azından temel bilimler alanında özellikle Bilkent uluslararası alanda tanınan bir yer, yeni yeni Sabancı da katılır gibi bu klasmana, ileride mezun şayisi arttıkça artar sanıyorum, trend öyle. araştırma yapmayıp sadece eğitim veren vakıf üniversitelerinin durumunu ise bilmiyorum açıkçası; onları yüksek miktardaki eğitim talebine yönelik açılmiş herhangi bir devlet üniversitesinden ayıran tek tarafın, maddi olanakları yüzünden ülkeyi terk etmekle yüzyüze bırakılan akademisyen kadrosuna evsahipligi yapması olduğunu düşünüyorum.



burjuvanın elindeki kaynakları nasıl aktaracağı ise denetlemelerden geçebildiği surece kendi kararıdır, öyle olmalıdır. nedeni çok basit; eğer yatırım yapabilecek kadar başarılı olabildiyse, o yönetim biçimini devam ettirmesinde bir beis yoktur. öte yandan bu biçimler arasında "zira, ''gençlerimiz okusun, adam olsun'' diye yanıp tutuşan zengin kişi, eğer gerçekten samimi ise, okul yapmak için harcadığı parayla deli gibi yatırım yapıp tek bir üniversite açarak , okula girebilen küçük bir azınlığı sevindirmek ve devlet üniversitelerine kıyasla avantajlı mezunlar vermek yerine, yapmak istediği ''yardımı'' adam gibi yadsındır" gibi bir yaklaşımın yaratacağı zararı açıklamak isterim tek cümleyle: bilim sıradanlık üzerine kurulamaz. amacınız innovative (bunu yenilikçi olarak çeviremeyiz, buluşçu da komik geliyor kulağa, bir bilen çevirsin) eğitim vermek ise, ki bu oldukça önemli bir kavramdır, bu durumda yapacağınız yatırımın da buna yönelik olması gerekir. uygulama için eğitim vermek ile icada/ mucide yönelik yatırım yapmak arasındaki fark buradadır. size burada niye herkesin mucit veya uygulamacı olmayacağını anlatmaya mecalim yok, anlayacak kadar farkında olduğunuzu varsaymak isterim.



sonuçta, devlet eliyle izin verilmiş, devlet mekanizmalarınca kontrol altında olan bir eğitim kurumu, parası vergiden düşülse de, neticede devlet tarafından bu yatırımın planlanlandigi da göz önüne alındığında zararlı olmaktan çok uzaktır. bilakis devlet mekanizmalarından daha hızlı davranıldığı için bu yolda zaman kazandırır. bu tur yatırımların 'içi bos' sıfatına hükmetmek için devlet üniversiteleri ile vakıf üniversiteleri arasındaki içi boşluk/doluluk farkına somut örnekler vermek icap ed er; aksi hurafedir, vesvesedir. vakıf üniversitelerinin beyin göçünü engellemedeki ve tersine beyin göçündeki fonksiyonu tekrar değerlendirilmelidir. tüm bunları değerlendirdiyseniz yukarıda okudunuklariniz içindeki devlet kelimesi gecen yerlerde hükümet kelimesini kullanmak dönemsel sorumluluğu da paylaştırıp politika da yapabilirsiniz lakin bu içinde bulunduğumuz eğitim ve innovasyon ihtiyacını değiştirmez.

Avatar
Ahmet Uçmak 2007-05-04 12:20:16

samimi olmayan kesimdir.



zira, ''gençlerimiz okusun, adam olsun'' diye yanıp tutuşan zengin kişi, eğer gerçekten samimi ise, okul yapmak için harcadığı parayla

deli gibi yatırım yapıp tek bir üniversite açarak, okula girebilen küçük bir azınlığı sevindirmek ve devlet üniversitelerine kıyasla avantajlı mezunlar vermek yerine, yapmak istediği ''yardımı'' adam gibi yapsındır.

önce gidip Türkiyedeki okulları modernize etsin, eğitim kalitesini yükseltsindir. laboratuarı olmayan okula laboratuar kursundur.



hatta, madem kar güdülmeyen bir davranıştır, okul açıp öğrenci bekleyeceğine, kalkınmamış bölgelere ücretsiz kurslar açsındır, eğitimdeki fırsat eşitsizliğine darbe vursun dur.



zira, bir okul yapmak için gerekli parayla, onlarca okul modernize edilip, binlerce öğrenciye hizmet götürülebilir, zaten işadamları verimlilik açısından bunları hepimizden daha iyi hesaplayabilir.



eğitime asıl destek budur, ve böyle işlere imza atan bir çok kişi vardır. ama onların adı, üniversiteleri olmadığı için, tüm toplum tarafından şükranla anılmaz. Kahraman baba mertebelerine ulaşmaz.



ama, yok, ben holdinglerime yönetici, gemilerime adam yetiştireyim, sosyo ekonomik düzeyi yüksek aile çocuklarını bağrıma basayım, aradan sıyrılan yoksul ama zeki öğrencileri kapayım amacı güdülüyorsa,

''milletin gözüne şirin görüneyim'',

''vicdan istimnası yapayım'' ,

''cümle alem beni parmakla göstersin, saygıyla ansın'' gibi karışık duygular besleniyorsa, gerekli bir hadisedir...

Ne armatörler geldi geçti tarihe karıştı bu ülkede.

Sizinde onların yanında yer almanızı temenni ederim

Avatar
K.ZİYA TANKUT 2007-05-04 12:35:48

HAYATTA OLAN BÜTÜN MEZUNLARLA BİRLİKTE

KARAKÖYDEN DTO UNUN ÖNÜNE KADAR YÜRÜNÜP

SİYAH ÇELENK BIRAKILMALIDIR.EN ÖNDE MEZUN ÖĞRETİM

ÜYELERİMİZ SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİMİZ YÖNETİM KURULLARININ VE SENDİKA BAŞKANIMIZIN

YÜRÜYECEĞİNE HİÇ ŞÜPHEM YOK.

UYUMA YDO TAŞMEKTEBİNİ ELİNDEN ALAN ZİHNİYETE

KARŞI YDO RUHUNA SAHİP ÇIK.

Avatar
emree 2007-05-04 13:12:59

mevcut tekel kırılmak üzere,herşeyde olduğu gibi önüne geçilemez... elinden oyuncagı alınmıs cocuksunuz sanki,artık sırtınızı dayanadıgınız markanın sonu yaklasıyor ve bir gün bütün kamu yönetimlerindende eleneceksiniz yavaş yavaş...

Avatar
Kerim Şiraz 2007-05-04 20:56:48

Konu üzerinde herkesin üç beş söyleyecek fikri var, herkes durumun ne olduğunu ve niye olduğunu biliyor, hepimiz devlet harici eğitim (ve diğer insani konulardaki) katkılarının devletin mevcut aczi dolayısıyla talep edildiğini biliyoruz.



Birileri bu yardımları yaparken, en basitinden okula kendi adini veriyorsa dahi bu bir kurumsal kimlik çalışmasıdır elbette. Bu görmek için büyük deha gerektiren konunun farkına varmış olmak bunun olmasını engelliyor mu, hayır. Bunun varlık nedeni olan ihtiyacı ortadan kaldırıyor mu, hayır. Ayni şeyleri birbirimize anlatıp duruyoruz.



Okul yapan Türkiye burjuvazisi, okul yapan yabancı sermaye ya da pazarlama iletişimi aracı olarak toplumsal hizmet projelerini kullanan her kurum bundan bir katkı sağlıyor kendine fakat bunun olmasını engellemek mümkün değil iken, bu faaliyetlerden topluma en büyük katkının nasıl sağlanacağını bir dakika olsun düşünen yok.



Bu durumun farkında olan ve bundan içten içe rahatsızlık duyan Türk solunun tipik hastalığı burada da gösteriyor kendini ve meselenin kendisini konuşmak, çözümünü konuşmanın ve duruma göre pozisyon alabilmenin önüne geçiyor. Zekâ değişik durumlara adaptasyon yeteneğidir. İşi kurnazlıkla karıştırmadan, ilkeleri unutmadan ama tabu haline de getirmeden, pozisyon alabilip sorunlara çözüm üretenler olmadığı surece de devam edecektir bu sorunlar. Aksi takdirde bugün burjuvazinin sosyal sorumluluk projelerinin pazarlama iletişimindeki rolünü konuşup "vah bizi, çocuklarımızı markalarına kurban ettiler" diye, yarin da bekle gelmeyen siyasi iradenin nerede kaldığını konuşurken "vah aradan yüzyıl geçti toplumu toparlayamadık" noktasına varırız.



Zamanla alınamayan tedbirler ve surecin nasıl işlediğine iyi bir örnek olarak şu verilebilir, Belki komik geliyor kulağa ama ülkenin yüksek öğretiminde yok’tan medet umulmaya başlandı bilmem farkında mısınız?

banner209

banner191

banner148

banner145

banner179

banner176