DenizHaber Okuru Olumlu Bulmadı

DenizHaber okurları; DTO'nun Kıbrıs'a denizcilik fakültesi açmasını az farkla da olsa olumlu bulmadıklarını verdikleri oylarla gösterdiler.

banner217

DenizHaber Okuru Olumlu Bulmadı

DenizHaber okurları; DTO'nun Kıbrıs'a denizcilik fakültesi açmasını az farkla da olsa olumlu bulmadıklarını verdikleri oylarla gösterdiler.

09 Nisan 2007 Pazartesi 15:16
1839 Okunma
DenizHaber Okuru Olumlu Bulmadı

DenizHaber Okuru Olumlu Bulmadı

DenizHaber okurları; DTO'nun Kıbrıs'a denizcilik fakültesi açmasını denizciliğimiz açısından az farkla da olsa olumlu bulmadıklarını verdikleri oylarla gösterdiler.

Toplam 1436 farklı ip'den oy kullanılan ankette oy dağılımı şu şekilde oldu:

 

Soru: DTO'nun Kıbrıs'ta Denizcilik Fakültesi açmasını denizciliğimiz açısından olumlu buluyor musunuz?

Cevaplar:

  • 640 Oy: Olumlu Buluyorum (%44.57)
  • 747 Oy: Olumsuz Buluyorum. (%52.02)
  • 49 oy: Fikrim Yok (%3.41)

DenizHaber anketleri kullanıcı bilgisayarlarının ip bilgilerini kaydederek aynı ip numarası ile birden fazla oy kullanılmasını engelliyor. Bu şekilde oy kullamıldığında kullanılan oy mükerrer sayılıyor.

Ankete bırakılan yorumlar ise şu şekilde:

ahmet
gönderdi: 1-Apr-2007 22:23
sitedeki biyorumu alıp aynen yapıştırıyorum yorum yazma gereği bile duymadım çünkü bu cümleler her şeyi açıklıyor;DTO kurslara yaptığı maddi yardımı mevcut üniversitelere yapsa kapasiteyi arttırsa veya yeni denizcilik üniversiteleri kursa sizce daha kaliteli denizciler yetişmezmi..eğer cevabınız evetse şunuda sorgulayınız, neden kıbrısa gidip üniversite acılıyorda Tüdev bir üniversiteye bağlanıp fakulte yapılma yoluna gidilmiyo..cevap basit o zaman DTO nun yerine YÖK ün borusu ötecek.Ucuz insanlar yetiştirilemeyecek...
  
okan öngören
gönderdi: 1-Apr-2007 17:10
denizcilik egitimi adına yapılan bişe oldugu için olumlu bakmak lazım..
 
C.SEÇKİN MENGEÇİN
gönderdi: 31-Mar-2007 19:50
DTO kıbrısta tabii açsın ama kendi ülkemizde milyonlarca genç yüksek öğrenim sınavına girerken gereken şartların oluşmasına katkı yapılarak uluslararası kalitede ve her kademede eğitimli gemi adamı yetiştirecek alt yapıya katkı yapmalı taşın altına elini koymalıdır.ÖNCE ÜLKEMİZİN HER TARAFINA DENİZCİLİK OKULU ACMALIDIR.
  
emre evren yurtseven
gönderdi: 28-Mar-2007 16:16
yorumsuz
  
mayk
gönderdi: 27-Mar-2007 21:11
çok kötü

 

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
hakan ay 2007-04-09 19:45:26

zabitan yetiştirmek için dto üniversiteyi kıbrısa yada türkiyenin herhangi bir iline kurması çok önemli değil.çünkü zaten halen ögrenci yetiştiren üniversitelerde okuyup okulu bitiren öğrenciler ehliyet sınavlarını ya kazanamıyor yada kazansalar bile birçoğu denizde çalışma ücretlerinin eskiye göre çok düşük olduğundan gemilere çalışmaya çıkmıyorlar yada bazıları karada çalışmayı tercih ediyor denizde çalışarak aldına yaını zaten karada alan personelde denizde çalışıp eziyet çekmeyi istemez,bundan dolayı bence dto denizciliği geliştirmek ve sevdirmek yetişmiş eleman kazanmak istiyorsa öncelikle habire gemiadamları yönetmeliği değişikliğini engellemeli,limanlarda bu yüzden aylarca herkes ya sertifika yada ehliyetlerini yenilemek için beklemek zorunda kalıyorlar,dto önce limanlarda gemiadamalrı işlemlerine öncelik ve hız kazandırma çalışması yapmalı ve birde şapkalarını önleriine alıp düşünsünler ve çalışanların ücretlerini hep övdükleri avrupa birliği standartlarına çeksinler kendileri kepçeyle kazanıyorlar zaten ama çalışana kürdan ucuyla veriyorlar,he heğp derler ya ne kazanıyoruz ki çok verelim diye ozaman bu iş bu kadar karlı değilse neden teşvikle yeni gemi yapıyorlar boyuna tersanelerde yer kalmadı gemiler için ama armatörler hala ağlama derdinde yakıt pahalı diyorlardı onuda ötv siz alıyorlar ama çalışana gelince herşey hak getire istisnalar hariç birçoğu hala sigorta prim ücrtelerini bile en düşük asgari ücretden ödüyorlar kıbırs aokul açaçaklarına ellerindeki okulları değerlendirsinler

Avatar
levent ergan 2007-04-09 23:00:15

bir güverte öğrencisi olarak yeni bir okula gerek olmadığını düşünüyorum.okul sayısının kaliteyi düşüreceği kanaatindeyim.bunun yerine mevcut okullar desteklensense iyi olur gibi.

Avatar
Eşref Günay 2007-04-11 00:47:49



Türkiye üniversitelerinde, sermayenin üniversiteyle kurduğu ilişkinin özü, egemen sınıfların tarih boyunca bilim ve üniversiteyle kurduğu ilişki ve ona yüklediği anlamdan farklı değildir. TÜSİAD’ın dönem dönem hazırladığı üniversite raporlarında ortaya konan anlayış; YÖK’ün hazırladığı raporlarda dile getirdiği düşünceler; rektörler, dekanlar, üniversite ve fakülte yönetimlerine egemen olan anlayış, özünde aynıdır. Bu çevreler tarafından “üniversitenin yeniden yapılandırılması” ifadesiyle özetlenen sermaye-üniversite ilişkisinin çerçevesi genel hatlarıyla şöyle açıklanabilir:

Üniversitelerin piyasanın ihtiyaçlarına uygun olarak uluslararası şirketler ve yerli ortaklarıyla yakın ilişkiler kurması, onların ihtiyaç duyduğu konularda araştırma-geliştirme (AR-GE) projeleri hazırlamaları, teknolojik açıdan donanımlı, altyapı sorunları az çok çözülmüş devlet üniversitelerinin bu şirketlerin yan kuruluşları haline getirilmesi, devlet üniversitelerine kaynak olmadığı gerekçesiyle bütçeden ayrılan pay düşürülürken özel üniversiteler ve vakıf üniversitelerinin teşvik edilmesi, bedava arazi tahsis edilmesi, en yetenekli ve başarılı öğrencilerin daha üniversite sıralarındayken bu şirketlerin elemanları olarak çalışmaya teşvik edilmesi, bilimin işlevinin ve amacının, şirketlerin kâr maksimizasyonu için yeni teknolojiler üretmekle sınırlandırılması, devletin ideolojik ihtiyaçlarına uygun olarak üniversitenin sözde bilimsel araştırmalar yapıp raporlar hazırlaması, vb.

12 Eylül sonrası hükümetlerin ve YÖK’ün üniversitelere yönelik karar ve düzenlemelerinin kapsam ve içeriği buna uygun olarak şekillenmiştir. Birçok uluslararası şirket ve onların ülke içerisindeki yerli ortaklarıyla “bilimsel araştırma, teknolojik geliştirme” adı altında projeler hazırlanmış ve uygulamaya konmuştur. Birçok konferans, sempozyum ve uluslararası ölçekte düzenlenen toplantılarla üniversitenin ufku, kapitalist sömürü sisteminin, kâr ve rantı artırmaya dönük girişimleriyle sınırlanmıştır. Her tür bilimsel-teknik gelişme, sermaye düzeninin ihtiyaçlarını karşıladığı oranda geçerli ve yararlı sayılmış; toplumun çıkarına hiçbir proje oluşturulmasına izin verilmemiş, bu tür girişimler ya finanse edilmeyerek, ya da baskı altına alınarak engellenmiştir.

Üniversiteye finansman sağlamak, öğrencilerin yeteneklerini değerlendirmek ve ilerletmek propagandasıyla kendisine meşru temeller oluşturmaya çalışan bu egemen yaklaşıma göre üniversite ve bilim; Koçlar, Sabancılar, Eczacıbaşılar ve onların işbirliği yaptığı yabancı tekellerle uyum içerisinde çalıştığı oranda ayakta durabilir ve çağın ihtiyaçlarına yanıt verebilecek kurumlar olarak varlığını sürdürebilir. Bunun içindir ki, kamu arazileri, ormanlık alanlar bu kesimlere yasadışı yollardan ve bedava verilerek peşkeş çekilmektedir.

Sermaye-üniversite ilişkisinin nasıl bir amaç taşıdığının çarpıcı örnekleri Türkiye’deki üniversiteler şahsında saymakla tükenmeyecek kadar çoktur. Siyanürlü altın aranmasının, nükleer santrallerin kurulmasının, insan ve çevre sağlığı açısından hiçbir zararı olmayacağı doğrultusunda “bilimsel raporlar” hazırlayacak kadar alçalmış, kamuoyu önünde bunu savunarak üniversite kürsülerinde akademik kariyer yükseltecek kadar bozulmuş ve kirlenmiş, sermayenin boyunduruğu altına girmiş üniversite öğretim görevlileri sistem tarafından üretilmekte ve desteklenmektedir.

Üniversitelerde düzenlenen konferanslarda ve panellerde, borsanın iyilikleri üzerine methiyeler düzecek, girişimcilik ruhu ve kolay para kazanmanın, kısa yoldan köşe dönmenin yolları üzerine bilimsel seminerler veren, bunu üniversitenin çağa ayak uydurmasının zorunlu adımları sayan profesörler, doçentler el üstünde tutulmaktadır. Enerjiden sağlığa, ulaşımdan iletişime birçok alanda toplumun ihtiyaçlarına yanıt vermeyi amaçlayan projeler geliştirmeyi gereksiz sayıp, bu konuda hiçbir sistemli çalışma desteklenip finanse edilmezken, devlet üniversitesindeki dersini bırakıp özel üniversitedeki dersine yetişen, şirket davetlerinde, yemeklerinde boy göstermeyi “bilim ahlakına” uygun sayan bir akademisyen tipini üniversiteye hakim kılma onuru sermaye-üniversite ilişkisinin bu çağdaş yorumuna aittir.

Üniversiteye hakim kılınan bilim dışı anlayışın çarpıcı örneklerini, ders kitaplarında bilimsel öğretiler olarak okutulan saçmalıklarda da görmek mümkündür. İktisat, kapitalistlerin sömürü ve talanını haklı göstermek için okutulur ve özelleştirmeler, yabancı sermaye, aşırı kâr hırsı ve tekelcilik övülüp kutsanır. Kapitalizmin ekonomik krizlerini güneş lekelerine ya da azalan marjinal faydaya bağlayarak açıklamak, iktisadi doktrinler olarak öğretilir. İşletmecilik, en kısa yoldan “voleyi vurmak” ve emek sömürüsü üzerinden servete servet katmanın bilimi olarak “genç girişimcilerin” yüceltmesiyle beyinlere kazınır. Matematik, fizik, kimya ezberlenmesi gereken karmaşık formüller ve şekillerden ibaret, sadece kârlı yatırımların ölçüm ve proje araçları olarak vardır. İletişim fakültelerinde kitle haberleşmesi ve hukuk ilişkisi üzerine okutulan “bilimsel” derslerde, 12 Eylül’ün basın ve düşünce özgürlüğü üzerindeki baskıcı ve sansürcü tutumu haklı gösterilebilmekte ve gerekçeleri sayfalarca anlatılabilmektedir.

Sermaye-üniversite ilişkisi üzerine cafcaflı sözlerle yürütülen popüler propagandanın üniversiteyi içine ittiği ve giderek derinleşen uçurumun göstergesi durumundadır. Burjuvazinin bilim anlayışının ve üniversite öğrenimine egemen olan ideolojisinin yarattığı tablodur. Amaçlananın, üniversitenin toplumun, emekçi halkın yanında, bilimin amaç ve işlevlerine uygun olarak varlığını sürdürmesini savunan anlayışın, bu doğrultuda halkta ve öğrencilerde var olan beklentinin bütünüyle yok edilmesi, karalanıp unutturulması olduğu ise açıktır.

banner209

banner191

banner148

banner145

banner179

banner176