Kapukule'ye Modern Sınır Kapısı

Edirne Kapıkule Sınır Kapısı'nın Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği'nce (TOBB) Yap-İşlet Devret modeliyle modernizasyonu çerçevesinde düzenlenen temel atma töreni yapıldı

banner217

Kapukule'ye Modern Sınır Kapısı

Edirne Kapıkule Sınır Kapısı'nın Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği'nce (TOBB) Yap-İşlet Devret modeliyle modernizasyonu çerçevesinde düzenlenen temel atma töreni yapıldı

09 Nisan 2008 Çarşamba 00:23
2092 Okunma
Kapukule'ye Modern Sınır Kapısı

Kapukule'ye Modern Sınır Kapısı

EDİRNE - Törene katılan Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Hayati Yazıcı, ''Bizim ana muhalefetin ufku hala Misak-ı millinin sınırları dışına çıkamadı. Oysa biz 2002'den beri Türkiye'nin kapılarını dünyalara açıyoruz, bu ülkede bazıları kafalarını Kapıkule'den dışarı çıkaramadılar'' dedi.
Türkiye'nin dış ticaret hacminin AK Parti iktidarının ardından sürekli arttığının altını çizen Yazıcı, 2002 yılından itibaren komşu ülkelerle de ticarete önem verilmeye başlandığını söyleyen Yazıcı, ''2002 sonunda Bulgaristan'la ticaret hacmimiz 888 milyon dolarken, 2007 yılı sonunda 4 milyar 12 milyon dolara yükselmiştir. Hedefimiz 10 milyar doları yakalamaktır. Bulgaristan yaşadığı tüm krizlere rağmen Ocak 2007'de AB üyeliğine kabul edildi" dedi.
Gümrük kapılarının modernleşmesiyle, AB yolundaki Türkiye'nin de imajının artacağını belirten Yazıcı, ''AB adaylık sürecimizde ve dış ticaretin 300 milyara yaklaştığı noktada gümrük kapılarımızı da modernize ediyoruz. Türkiye'nin itibarını yükseltecek, gümrük kapılarını modernize edip, çağdaş imkanlarla donatıyoruz. Hantal yapının yenilenmesi için gayret sarf ediyoruz. Müteşebbisin önündeki engeli kaldırırken, gümrük personelinin çalışmasını modern hale getirmenin peşindeyiz. Gümrükten (mal çıkarma işkencesi) tabirini kaldırmak istiyoruz" dedi.
Konuşmaların ardından yenilenecek hizmet binaları ve yolcu gişelerinin temelini, Bakan Yazıcı, TOBB Başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu ve Edirne Valisi Nusret Miroğlu butona birlikte basarak attılar.
Bir gazetecinin ''Kapıkule'de şu anda temeli atılan alanın ruhsatı olmadığını biliyor musunuz?'' yönündeki sorusunu ise Bakan Yazıcı, şöyle yanıtladı:
''Devletin ruhsatsız işi olmaz. Valimiz ve belediye başkan vekilimiz inşaatın ruhsatının olduğunu söylüyor. Üzüm mü yemek istiyorsunuz, bağcı mı dövmek istiyorsunuz. Bu hayırlı bir iştir, kaçak olarak nitelemek doğru değil. İnşallah kısa zamanda tamamlanacak.''(AA)

DenizHaber.Com

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
yıldırım DELİDUMAN 2008-04-10 11:19:30

ABD ekonomisindeki düşüşü sadece son dakika hamleleriyle geçiştirmeye çalışırken, Büyük Buhran'dan beri en kötü krize tanık olabiliriz. ABD'nin sadece ticaret ve bütçe açığı yok, liderlik açığı da var. Muhtemelen daha uzun ve derin bir düşüş yaşanacak, ıstırabı da tüm dünya çekecek. Bulunduğumuz konumdan bakınca söz konusu düşüş, son 25 yıldır yaşanan, belki de Büyük Buhran'dan ( 1929 ) beri görülenlerin muhtemelen en kötüsü olacak.

The Guardian Joseph StIglITz

Hükümetler güçlü önlemler almadıkları takdirde, dünya çapında hissedilen finansal kriz daha da kötüleşecek. En güçlü adımınsa söz konusu küresel girdabın kaynağı ABD'de atılması gerekiyor.

Amerika'nın bugün karşı karşıya bulunduğu ekonomik sorun kısmen, düzenleyici olarak kendi merkez bankasına ve siyasi süreçte de Bush yönetime karşı duyulan güven krizinde yatmakta. Krizin ortaya çıkış ve ele alınış tarzı söz konusu güven eksikliği için yeterli kanıt oluşturmakta. Herşeyin yolunda gittiğine dair gözüpek açıklamaları benzeri görülmemiş ve şeffaf olmayan şirket kurtarmalarıyla faiz oranlarındaki aceleci indirimlerin izlemesi, ABD Merkez Bankası'na ve yönetime ilişkin güvenin dibe vurmasına yol açtı; tıpkı Amerikan bankaları ve risk yönetme yetilerine olan güvenin serbest düşüşe geçmesi gibi.

Fed güven vermiyor

Bush'un maliyesinin piyasaların kendi kendini düzenlediği ve bunlara müdahale edilmemesi gerektiği yönündeki sabit ısrarının ardından düzenleme ihtiyacını kabul etmesi ilk başta rahatlatıcı görünebilir. Ancak planın ana unsurunu söz konusu sorunlardan bizzat sorumlu kurum konumundaki Merkez Bankası'na daha fazla denetim yetkisi vermenin oluşturması pek de güven sağlamıyor. Merkez Bankası krizi önlemek için hangi yetkilerini kullandı ki, şimdi daha fazla denetimle daha iyisini yapacağına dair bir güvence bulunsun?

ABD'nin finansal sıkıntılarının altında farklı ama birbiriyle bağlantılı üç sorun yatmakta. Birincisi bir borç krizi söz konusu ki, bunun örneği milyonlarca Amerikalı'nın evlerinin değerinden daha yüksek emlak

kredisi borcu içinde olması.

İkincisi, bu kadar çok ödenemeyen borç ve bunların miktarı konusunda böylesi bir belirsizlik varken ortaya bir kredi krizi çıkmakta. Bankalar kendi sorunlarının boyutlarını bile bilmiyorken nasıl başkalarına güvenip de kredi açsınlar? Fakat ortadaki sadece bir likidite yetersizliği sorunu değil, mevzu bundan daha derin; bilançolar feci yara almış durumda ve bir şekilde düzeltilmeleri gerekiyor.

Üçüncü sorunsa makro-ekonomik. ABD emlak sektöründe patlamaya sahne olmaktaydı ve bu da tüketim furyası yaratıyordu. Hanehalkı tasarruf oranları sıfıra indi. Irak savaşı ve buna eşlik eden petrol fiyatlarındaki yükseliş de ekonomiyi baskı altına aldı. Petrole veya Irak'taki Nepalli müteahhitlere yatırılan para ülke içinde içinde harcanmıyor. Bu dolarlar ekonomiye fazla bir teşvik sağlamıyor.

Merkez Bankası'ysa likidite bolluğuna imkân tanıdı ve geri dönmeyecek krediler verilirken, borçlar aşırı boyutlara varırken denetleyiciler yüzlerini başka tarafa döndü. Bir bakıma ekonominin dönmeye devam etmesi, savaşın faturasının gizli kalması, Amerikalıların bedelsiz savaşabileceklerine inanmaları için bunu yapması gerekiyordu. Emlağa akıtılan yüzmilyarlarca dolar savaşın olumsuz etkilerini telafi etti. Ancak oyun artık bitti. İşlerin daha kötüye gitmemesinin tek nedeni ABD'nin tıpkı batık emlak kredileri gibi kendi problemlerini de ihraç etmiş olması. Doların düşüşü ABD ihracatına yardımcı olurken, başka ülkelerin ABD'ye ihracatına darbe vurdu. Bu, Büyük Buhran zamanında hâkim olan 'komşunu yoksullaştır' (beggar thy neighbour) siyasetinin 21. yüzyıldaki türevi.

Yoksul Amerikalı zor durumda

Krizle başa çıkmak çok yönlü bir yaklaşım gerektiriyor. En başta evsahiplerine evlerinde oturmaya devam etmeleri için yardımcı olmalıyız. Zengin Amerikalılara cömert yardımlar sunulmakta; vergi indirimleri sayesinde hükümet yüksek gelir düzeyindekiler için evsahibi olmanın bedelinin yüzde 50'sini üstüne almakta. Ancak ev almak için canını dişine takan yoksul Amerikalılara çok az yardım sağlanıyor. İcraların çoğu belli bölgelerde gerçekleşiyor. Bu bozukluğun yayılıp derinleşmesinin önünü almak için resmi programlar gerekiyor.

Diğer yandan Bear Stearns veya Northern Rock bankalarında gördüğümüz üzere hükümetin batan bankaları kurtarması gerekecek. Ancak bunun daha iyi yapılması şart. ABD yönetimi sigorta primleri için tek kuruş talep etmezken, Bear Stearns'ın hissedarları çeyrek milyar dolardan fazla bir parayla dolaşmakta. Hükümetin, çoğu saldırgan alacaklılarca istismar edilen ve sadece oturdukları evi değil, tüm tasarruflarını kaybeden yoksul evsahiplerine gelince ahlaki tehlikeden endişe ettiğini söyleyip, yatırım bankaları söz konusu olunca kayıtsız kalması rezil bir durum. Yatırım bankaları riskleri yönetme kabiliyetleriyle övünüyor. Küresel düzenleyici çerçeve söz konusu kabiliyet üzerine oturmakta. Ancak riskleri

öyle bir yönettiler ki, kendilerinin kazanan, başka herkesin kaybeden olmasını sağladılar. Diğer herkesin şimdi enkazı toparlaması gerekecek.

Para Çin'e kayabilir

Açıkça belirtmeliyiz ki, bu tür bir para politikası ve son dakikadaki bu şirket kurtarmaları sadece ekonominin çöküşünün önüne geçebilir ama onu diriltemez. Keynes'in vurguladığı gibi bu bir ipi iteklemeye benziyor ve küreselleşme çağında bu daha bir böyle. Emlak fiyatları düşerken, yeni likidite akışı evsahiplerinin daha fazla alım yapmasını veya bankaların

daha fazla kredi açmasını sağlamaz.

Para daha güvenli ve daha çok getirili başka yerler arayacaktır, tıpkı Çin

gibi. Ancak Çin de şimdilerde ABD'nin kendi ekonomisindeki varlık balonları karşısında sergilediği sorumsuzluktan endişe etmekte.

Merkez Bankası bile maliye politikasına gerek olduğunu kabul ediyor. Ancak ihtiyaç duyulan bugüne kadar verilen türden, yani çok az, çok geç ve kötü tasarlanan uyarıcılar değil. Bütçe açığı muhtemelen yeni bir rekora koşarken harcanan her dolar için uyarıcı miktarını azami düzeye getirmek önem teşkil ediyor. Seçim dönemi politikaları yönetimi birşeyler yapmaya zorlayabilir ya da en azından Kongre birşey yaparken önüne çıkmasına mani olabilir.

Bulunduğumuz konumdan bakınca söz konusu düşüş, son 25 yıldır yaşanan, belki de Büyük Buhran'dan beri görülenlerin muhtemelen en kötüsü olacak. ABD'nin sadece ticaret ve bütçe açığı yok; liderlik açığı var. Bunu neticesi muhtemelen daha uzun ve daha derin bir düşüş olacak. Istırabınıysa tüm dünya çekecek. 10/04/2008 The Guardian Joseph StIglITz (Eski Dünya Bankası baş ekonomisti, 2001'de Nobel ödülü aldı, 13 Mart 2008 ) / Radikal 10.04.2008

banner209

banner191

banner148

banner145

banner179

banner176