İstanbul; güzelliklerini, hasretlerini ve elemlerini romanlarda yaşamış; sonbahar yaprakları gibi ahenkli ve sessizce şiirlerin mısralarında yer bulmuş; coşkuyla resimlerde aksini görmüş; aşkalarını, seviçlerini, üzüntülerini ve özlemlerini şarkılarda seslendirmiş, her birimizin gönlünde sessizce yer edinmiş ve kalplerimizde çarpan bir melodi olmuştur.

“Her yüzyıla damgasını vuran olaylar ve belirli coğrafya sınırları içinde ona rengini veren olgular vardır. Geçmişi değerlendirme çabasında bugünden geçmişe bakarken bunlar, tarihsel dönemleri-“çağları”-ayırmada ve insanlığın serüvenini serimlemede sınır taşı işini görürler. Ne var ki, içinde yaşanılan çağın özelliğini oluşturan olgular, ancak olaylardan ayıklanıp kandırmacasız ortaya konunca-adları takılınca fark edilir. Bu işi yapanlarsa, çağı görenler ve o çağda yeni olanaklara-bakış, yaşantı ve eylem olanaklarına-işaret edenlerdir: ozanlar ve filozoflardır”(Kuçuradi, Ioanna, “Sanata Felsefe ile Bakmak”).  

Nice şairler, yazarlar  İstanbul üzerine şiirler, romanlar yazmış; ressamlar İstanbul tutkusunu, sevdasını resmetmiş, besteciler İstanbul’a, Boğaz’a olan özlemlerini, sevgilerini bestelerine yansıtmıştır. Bu yazımda, denizcilerimizin, denizi ve İstanbul’u   sevenlerin kendinden, yaşadıklarından, duygularından, tutkularından bir şeyler bulabileceği “İstanbul Şiirleri”nden birkaç mısra aşağıda yer almaktadır. Ayrıca, Türk Edebiyatına değerli katkılarda bulunmuş ve şu anda hayatta bulunmayan Türk şair ve yazarlarını rahmetle, hayatta olanları da saygı ve sevgi ile anıyorum.

Hüseyin Sirat ÖZSEVER (1872-1959): Şiirlerinde özellikle aşk, kadın, doğa ve gurbet temalarını işlemiştir. Şairin “BOĞAZİÇİ NOTLARI” şiirinden birkaç mısra:

Akşamın rengi soldu gün gideli,
Bah maziye açtı bir dehliz
Yaşlı bir levha şimdi mavi deniz
Abanoz gölgelerle çerçeveli

Yahya Kemal BEYATLI (1884-1958): Türk şiirinin önde gelen şairlerinden olan Beyatlı, şiirlerinde özellikle tarihi değerler, İstanbul ve Boğaziçi, aşk, deniz ve ölüm temalarını işleyen şiirleri ile tanınmaktadır. Şairin “BİR BAŞKA TEPEDEN” şiirinden bir mısra:

Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul!
Görmedim gezmediğim, sevmediğim hiçbir yer.
Ömrüm oldukça, gönül tahtıma keyfince kurul!
Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer.

Nice revnaklı şehirler görülür dünyada,
Lakin efsunlu güzellikleri sensin yaratan,
Yaşamıştır derim, en hoş ve uzun rüyada
Sende çok yıl yaşayan, sende ölen, sende yatan.

Nazım Hikmet (1901-1963): Şair ve oyun yazarı olan Nâzım Hikmet, Türkiye’de serbest nazımın ilk uygulayıcısı ve çağdaş Türk şiirinin öncülerinden biridir. 1917'de girdiği Heybeliada Bahriye Mektebi'ni 1919'da bitirip Hamidiye kruvazörüne stajyer güverte subayı olarak atandı. Vatan sevgisini yansıtan eserleri birçok yabancı dile çevrilmiş ve birçok ödül almıştır.

Şairin “”GÖZLERİN” şiirinden birkaç mısra;

Gözlerin gözlerin gözlerin,
sonbaharda öyledir işte kestanelikleri Bursa`nın
ve yaz yağmurundan sonra yapraklar
ve her mevsim ve her saat İstanbul.
Gözlerin gözlerin gözlerin,
gün gelecek gülüm, gün gelecek,
kardeş insanlar birbirine
senin gözlerinle bakacaklar gülüm,
senin gözlerinle bakacaklar.

Necip Fazıl Kısakürek (1904-1983):  Necip Fazil, mutemadil bir arayış olan değişme'lerle, alelade dilden gittikce bir tecrit diline, edebi dile, şiir diline ulaşmanın önemli örneklerini vermiştir. Öğretmenlik, fıkra yazarlığı, yayıncılık yaptı. Şairin “CANIM İSTANBUL” şiirinden birkaç mısra;

Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar;
Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar.
İçimde tüten birşey; hava, renk, eda, iklim;
O benim, zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim.
Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur;
Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur.
Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale,
Ve kavuşmuş rüyalar, onda, onda misale.
İstanbul benim canım;
Vatanım da vatanım...
İstanbul,
İstanbul...

Cahit Sıtkı TARANCI (1910-1956): Hece ölçüsünün olanaklarını genişleten şair içtenlik, yalınlık ve akıcı bir söyleyisin egemen oldugu; aşk, doga sevgisi, geçmis,ölüm, özlem, yalnızlık, yaşama sevinci gibi konuların işlendigi şiirlerinde şairanelikten ve şiirsellikten vazgeçmedi. Cahit Sıtkı, kimileri “Muhit” ve “Servet-i Fünun/Uyanış” dergilerinde yayımlanan ilk şiirlerini topladığı Ömrümde Sükût’ta (1933), deney evresinin olağan sayılacak acemiliklerini en aza indirebilen bir şair kimliği kazanmıştı. Şairin “BAHAR SARHOŞLUĞU” şiiirİnden birkaç mısra;

Gökyüzü mahallesi İstanbul’un
Süt beyaz bir martıyım açıklarda
Gemilere ben yol gösteriyorum,
Buğday ve ilaç yüklü gemilere
Bir kanat vuruşta bulutlardayım;
Bir süzülüşte vatanım dalgalar!


 

Orhan Veli KANIK (1914-1950): Türk şiirine yeni bir ses getirmiş olan şair birtakım kalıplardan kurtararak yalın bir dile kullanmıştır. Şairin “İSTANBUL’U DİNLİYORUM” şiirinden birkaç mısra:

İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı,
Önce hafiften bir rüzgar esiyor;
Yavaş yavaş sallanıyor
Yapraklar ağaçlarda;
Uzaklarda, çok uzaklarda
Sucuların hiç durmayan çıngırakları;
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı,
Başında eski alemlerin sarhoşluğu
Loş kayıkhaneleriyle bir yalı;
Dinmiş lodosların uğultusu içinde
İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı,


İlhan GEÇER (1917): Duygusal yönü ağır basan şairi aynı zamanda eleştirilerde yazmıştır. Şairin “YAZ AKŞAMINDA İSTANBUL” şiirinden birkaç mısra:

Cami avlularında dualar sinmiş kuşlar
Gün vuran kubbeler altın yaldızlı fanus
Tepelerde sarışın bir rüya Temmuz
Ufukta renklerin cümbüşü başlar
Mercan kanatlarıyla kolan vuruyor kuşlar

Selvilerden bir hüzün eser, Eyüb’e
Mahzun Haliç akşamlarıpaslı gibidir
O semtin fakir halkı dönerler bir bir
Ellerinde soğan ekmek gün vurmaz evlerine

Cahit KÜLEBİ (1917-1997): Yeni edebiyat akımı içinde yer alan Külebi Anadolu insanının sorunlarını yurt gerçeklerini yalın bir dille anlatmıştır. Şairin “İSTANBUL” şiirinden birkaç mısra:

Anladım bu şehir başkadır
Herkes beni aldattı gitti,
Anladım bu şehir başkadır
Herkes beni aldattı gitti,
Yine kamyonlar kavun taşır
Fakat içimde şarkı bitti.


 

Vedat TÜRKALİ (1919): “Bir Gün tek Başına” romanı ile 1974 yılında Milliyet Yayınları roman yarışmasında birincilik kazanan ve 1976 yılında Orhan Kemal Roman Armağanı verilen şair senaryo yazarlığı, film yönetmenliği ve tiyatro ile uğraşmıştır. Şairin “İSTANBUL” şiirinden birkaç mısra:

Salkım salkım tan yelleri estiğinde
Mavi patiskaları yırtan gemilerinle
Uzaktan seni düşünürüm İstanbul
Bibir direkli Halicinde akşam
Adalarında bahar
Süleymaniyende güneş
Hey sen ne güzelsin kavgamızın şehri

Ve uzaklardan seni düşündüğüm bugünlerde
Bakışlarımda akşam karanlığın
Kulaklarımda sesin İstanbul
Ve uzaklardan
Ve uzaklardan seni düşündüğüm bugünlerde
Sen şimdi haramilerin elindesin İstanbul

Atilla İLHAN (1925-2005):  Atilla İlhan şiir ve hikayelerine ilaveten TRT için hazırladığı senaryolarıyla da ünlüdür. Çeşitli gazete ve dergilerde çalışan şairin “İSTANBUL AĞRISI” şiiirnden birkaç mısra;

Kanatları parça parça bu Ağustos geceleri
Yıldızlar kaynarken
Şangır şungur ayaklarımın dibine dökülen
Sen
Eğer yine İstanbul'san
Yine kan kopuklu cehennem sarmaşıkları büyüteceğim
Pançak pançak şiirler tüketeceğim.

Ümit Yaşar OĞUZCAN (1926-1984): Şair şiirlerinde aşk, ölüm, özlem temalarını işlemiş ve şiirlerinin çoğu bestelenmiştir. Şairin  “İSTANBUL’U SEVMEK” şiiirnden birkaç mısra;

İstanbul’ sevmek ölmek gibi bir şey
Bir ömür boyunca durmadan yanmak
Erimek her gecesinde biraz daha
He sabah alev halinde uyanmak

Anlaşılmaz, vazgeçilmez bir tutku bu şehir
En hüzünlü şarkıdır söylediği dalgaların
Bulamazsın çoğu gün bir dost yüzü arar da
Dalıp gidersin köpüklü izlerine mavnaların
İstanbul’ sevmek ölmek gibi bir şey
Ölmek mi? O da bir yerde yaşamak demektir
Yaşamak, bu şehirde sen vardın diye
İstanbul’u sevmek seni sevmektir.

Talat Salih HALMAN (1931): Kültür Bakanı olan şair şiir çeviri ve yazılarıyla tanındı. Şairin  “İSTANBUL” şiiirnden birkaç mısra;

Hangi ayazmadan su içsem
Başında kaç batın
Susuzluktan ölüştür
İstanbul
Çağların görmekten korktuğu
Düştür.

Barış PİRHASAN (1951): Senaryo yazarı olarak tanınan şairin “KÜÇÜKSU İSKELESİ” şiirinden birkaç mısra;

Boğazın
En yalnız
İskelesi
Derinden
Kemer yolunda
Bir Selçuk minaresinden
Hoşça kal
Küçüksu
İskelesi  


            

Değerli Denizhaber Okurları, satırlarıma nice şairler gibi İstanbul ve deniz tutkumu yansıtmaya çalıştığım “İstanbul Diyar-ı Cennet” şiirimden birkaç mısra ile son vermek istiyorum.

Hasrete bürünür İstanbul’un geceleri
Gündüzlere iner mavi morluklar
Boğaz’ın buruk bakan mavi gözlerine
Hatıralar nakşedilir sessizce

Bir İstanbul var bu gönüllerde
Sevenlere yoldaş olmak,
Sırdaş olmak için
Hüzün dolu sözcüklere
sevgileri katmak için..

Bu geçen ömrümde güzellikleri sevdim,
Onlara bağlandım
Bu İstanbul diyar-ı cennette
Gözlerimi yumdum
Sevgilerimi bıraktım...
                                            
                                Nur Jale ECE


Sevgiyle kalın....


Not: Bu makale İstanbul Üniversitesi Denizcilik Klubü Yayını ALESTA Dergisi’nin “Geçmişten Günümüze İstanbul’da Deniz Ulaşımı” Aralık 2007 Özel Sayısı’nda yayımlanmıştır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Nehir Otacı 2008-01-07 18:21:38

1)orhan veli - istanbulu dinliyorum (cem karaca)



2)ümit yaşar oğuzcan - sensiz istanbul (ayşe egesoy)



3)necip fazıl kısakürek - canım istanbul (ibrahim sadri)



4)yavuz bülent bakiler - gözlerin istanbul oluyor birden (oya seymen)



5)bedri rahmi eyüboğlu - istanbul destanı (savaş ay)



6)yahya kemal beyatlı - bir başka tepeden (kerem yılmazer)



7)ceyhun atuf kansu - öğretmen istanbul'u düşünüyorum (şebnem kısaparmak)



8)a kadir - beşiktaş tramvayı (erhan abir)



9)sunay akın - istanbul (çiğdem tunç)



10)nedim - kaside (yusuf ziya özkan)



11)cahit zarifoğlu - mavi gök orda mı? (uğur arslan)



12)bedri rahmi eyüboglu - istanbul destanı 2 (ayla algan)



13)rıfat ılgaz - köprü (nevzat şenol)



14)sait faik abasıyanık - köprü (hayri küçükdeniz)



15)cahit sıtkı tarancı - bahar sarhoşluğu (kenan ışık)

Avatar
Sevim Aksu 2008-01-07 18:23:38

merve sebnem oruc'un istanbul'a yazdığı şiiri.



boğaz'ın ağıtı



git...

git aşkım.

gitmek zorundasın

zor olsa da gitmek.

bırak, ayvaz ağlasın arkandan.

ahab koşadursun peşinde.

adonis bakamasın yüzüne.

git kadınım.

boğma kendini sularımda,

yıkma beni depreminde.

git sabahlarımın yıldızı.

git ve kurban et kendini.

sen öde kefaretlerini ölümlülerin,

tutulamamış sözlerin bedeli biz olalım.

azrail azletsin seni.

lucifer tutuşsun ihanetinde.



git...

kıyılarımda buluştuğum sevgilim.

en hazin hüznüm.

arkana bakma ve git.

bu günah taş yapar seni de,

beni de...

git, en sevdiğimin şiiri.

“yazanı yok.” kadınım,

“sevdalısı çok.”

git, yoksa cinayetler eksik olmayacak sokaklarından,

kan deryaları yıkayacak kaldırımları.

“su yüzüme” çıkacak dibimde yatan enkaz.

gitmezsen gitmeyecek maskesiz cellatlar bu diyardan,

ahir zaman katliamları hiç bitmeyecek.

tükeneceğiz kabil’in kahkahaları,

habil’in çığlıkları ile.



belki bu şehir kalmazsa...

belki bir şehir kalmazsa...



git...

git sevgilim.

irgat türkülerinin şehri.

eskimeyen senfonim.

git yoksa bitmeyecek bu kumar.

senin üzerine oynanan...

senin üzerinde oynanan....

esrarlı güzelliğine katlanamayacak şaşkınlar.

akrebin kalbi timsahın gözyaşını akıtacak.

aksak eşeğin ağırına gidecek ahmak aşiftelerin ahitleri,

kör nalbant öc almaya and içecek.

ve sana senin mektubun,

senin kanınla yazılacak.



git aşk-ı amirem.

git ve beni hiç olmadığım gibi bırak.

ne olur bakma bana buğulu gözlerinle.

mor gülüşlerimin şehri.

güzide dirilişim.

kadim istanbul!

git!

bak, io da gitmişti.

sen sadece git.

göz yaşımın tuzunu basarım yaralarıma.

kendi kendime yeterim ben.

bakarım başımın çaresine.

devinir, dalgalanır, sonra durulurum hem.

sana ne!

benim için üzülme.

sinsilik yapma en dişisinden.

bu ilk yıldızsız gecem olmaz,

merak etme.

bozmaz bizi ayrılık.

elbet buluşacağız yine.



acı dinlenmekte,

acı seni beklemekte,

acı bize acılar getirmekte...

seyret bak sessizliği.

dinle bak suskunluğu.

canavar en kıymetli uykusunda.

esrik uyanış bu toprakların kutsallığında ürperecek

sonsuzluğun sonunun dirilişine.

ve dans etmeye başlayacak tüm kara melekler

şeytanın beyaz ilahisinde.

ya sen...

sen ne yapacaksın o zaman?

taşıyabilecek misin gücünün dehşetini?

verebilecek misin hak ettiğini kötülüğe?

intiharın iffetine...

şehvetin bekaretine...

masumiyetin mesafesiz felaketine...

fark etmedin mi, üstümdeki gemiler hep bilgiç, hep iddialı?

ve batmak bilmiyor şehir hatları vapurları.

kırmızı i.e.t.t. otobüsleri geceleri hazırlıyor kumpasları.

ama saf kadınım...

üsküdar’da hep asil, karaköy’de yaşlı,

beyoğlu’nda şımarık, moda’da hala havalı...



git kadınım.

bilirim, sen hep cinayetleri sevdin.

sevebilecek misin peki,

ölümün kendisini?

kendi cesedini?

sus.

sus, ağlama.

çok sızlandın bu gece.

sırılsıklam oldu sokaklar.

sus.

sus, leandra.

susmak en güzel hamledir, unutma.

sessizlik olsun en vahşi saldırın.

kötüydü bize yaşattıkları belki,

ama değmez bunca köpürmeye.

çok kızmışsın, erkekcesine.

pek şahlanmışsın,

dönmemek üzere eskiye.

beyaz atlarımın prensi.

prenseslerimin şehri.

yarim istanbul!

haydi git!

git de düşmesin gökkubbe tepemize.

bir nuh tufanı getirirdim elimden gelse,

yıkardım köprülerin bacaklarını,

şu nüfuzsuz nüfusun üzerine.

ama komazlar burada bizi de.



n’olur dur!

sakın hazırlanma son gecene.

sürme parlak kırmızı ışıklarını bu akşam.

giyme açık saçık tavernalarını, barlarını,

yusuf görmüştü rüyasını,

inci taneleri döküp saçlarına

yedi tepene

yedi yeni gerdanlığını geçirme.

hazırlama kendini şehvetle süsleyip

dumanla meraklandırdığın

ter kokulu kapanış ayinine.

öfkenle yok etme görkemini,

ahenkli vedanla git,

adice ahkam kesmektense.



yoruldun, biliyorum,

hırpalanmış bedeninden,

tükendin rüzgarına kattıklarının kirinden.

yeter, biliyorum,

arayışlarının ısrarından,

anlamsızlıklarda kayboluşlarından.

aşkımızı kurutuşlarından.

şimdi git!

akislerinde seviştiğim kadınım.

canım istanbul!

hazır gece himayesine almışken

bütün itaatkar sahiplerini

kutu kutu evler içinde,

kapalı perdeler ötesinde.

kalamış'ta, aşiyan'da, bebek'te...

ve göğsünün altına sakladığın hainler,

tattırmaya hazırlanırken

ihanetin en gösterişlisini,

en şatafatlısını bize,

sirkeci'de, laleli’de, eminönü’nde...

git sevdiğim.

gidiver de,

şaşırsınlar yollara koyulmak üzereyken

kapılarının önlerinde.

bak,

nasıl donakalacaklar ve delirecekler

kurulu planları suya düşünce.

ah sevgilim,

ne demişti, o ak sakallı dede?

“...issız bir gecenin sonunda haykırırsanız

suçlarının cezalarını yüzlerine,

ödetemezler lanet-i hakikati size

aydınlığın indinde...”.

evet, belki de,

geç kaldık ikimiz de.

ama gitmezsen,

selanı okutacak bir minare kalmayacak bu şehirde.

bulunmayacak ardından ağlayacak ucuz bir fahişe.

sarnıcın direkleri de saklayamayacak

çektiğimiz işkencenin izlerini,

yuşa’nın tepesi, hisar’ın taşları,

yedikule’nin zindanları bile.



n’olur git...

adalarımda gizlice buluştuğum sevgilim.

aytaşı duruşlu şehrim.

güzelim istanbul!

seni ben sevdim tek,

bir tek.

katıksız, karşılıksız, ölesiye.

sanıyorsun ki çekmiyorum acı,

gidiyorsun diye...

özlemeyecek miyim seni?

ciğerime saplanmıyor mu sanki en derininden hançer?

ama, düşününce,

suç biraz da sende!

bence...

hayatımız grotesk bir şölen olmadı mı,

müdavimlerinle

ve senle?

satmadın mı mutluluğumuzu

önce göçmenlerine,

şimdi yerlilerine?

sen de sarhoş olmadın mı

kendi güzelliğinle?

vermedin mi ayyaşına meyhane,

ruhbanına ibadethane,

satılmışına kerhane?

aynalarımdaki yansıman yanılsaman oldu.

kaybettin bizi gerçekte.



git...

artık git.

yavaş yavaş yok olmalarına tutulduğum şehrim.

nutku tutulmuş kederim.

kaderim istanbul!

dinlenmekteyim şimdi sultanahmet’de,

bir köşede...

görenler her sigara içişimde,

kibritim yok sanıp

bir yenisini vermekte.

bilmiyorlar ki artık,

bir yanım tayfaları öldürmekte,

bir yanım seni düşünmekte.

kızgınım belki ama,

geçer birazdan,

lütfen üzülme.

sana kıyamam ki ben,

dayanamam yüzünü düşürmene.

bile bile aşk benimki,

tüm erdeminle...

bütün sefaletinle...

kalkedon’daki kırışmış ellerini de sevdim,

balat’daki buruşmuş yüzünü de.

uykudan uyandığında ben öptüm seni

altı on beşte,

beşiktaş vapur iskelesi’nde.

herkes uyuyordu.

sen vardın bir tek,

ve ben...

beyaz yakalı kaptanların hayaletleri bir de.



git...

git artık bebeğim.

ekşi kirazlar çıkacak,

o vakit gel.

buralar da temizlenmiş olur o güne.

gördüklerimizden kireç kesilmez suratlarımız.

bakakalmayız olana bitene.

güneş geri gelecek,

o zaman gel.

martılar söz verdiler,

vazgeçecekmiş balıklar intikam almaktan.

salacak’tan kız kulesi’ne bakacağız yine,

ve rakıyı biz içeceğiz bu sefer.

asma bahçelerini gezeceğiz birlikte.

şimdi git.

aşure zamanı gel.

çiçeklerin bekareti bozulmamış olur hem de,

yakmış olurum tüm geçmişi eskiye dair.

yeniden kurarız bu kentin medeniyetini.

uçurtmaları sevmeye başlarım ben de.



istanbul...

ayyaş kadınım benim.

ayaz,

kuru,

ama iliğime kadar,

bir mezarlık esintisi geziyor üzerimde.

içerindeki ses

devamlı duyma bozukluğu yaptı bende.

yokluğunda sevişmeyeceğim,

söz,

başka şehirlerle.

ben seni seveceğim yine.

sadece....

seni konak belleyen asalaklar ayak basamazlar gölgelerine.

nöbet tutmak için uyumayacağım hiç bir gün,

ve hiç bir gece,

bekleyeceğim başında senin her şeyinin,

her yerinin.

sırf senindiler diye.



git...

git sevgilim.

git yoksa yaşatmayacak seni bu hantal beden.

bu ekmek verdiklerin,

bu toprak verdiklerin...

git artık.

ve haliç'te bir bülbül kafesine koy beni,

altından boynuzlarını seyredeyim kendi kendime.

yol yok başka.

gitmekten gayrı

yoksa bu illet öldürecek ikimizi de.

elbet, diyorum, görüşeceğiz,

ama, biliyorum,

kandırıyorum, seni de, beni de.

ama,

bu ise tek hak ettiğimiz,

gurbetse mahkumiyetimiz,

masum

ve temiz değiliz aslında biz de.

o zaman, git artık.

elveda sevgilim.

elveda ehl-i mekan

elveda şehr-i harikulade.

Avatar
Yıldız Şahsuvar 2008-01-07 18:27:12

seni goruyorum yine istanbul

gozlerimle kucaklar gibi uzaktan

minare minare, ev ev,

yol, meydan.



geliyor bogazici nden dogru

bir iskeleden kalkan vapurun sesi,

mavi sular ustunde yine

bembeyaz kizkulesi.



ziya osman saba





istanbul da gece var mi

odamdaki ne oyleyse

bulutlar kusmuyorlar mi,

perdeleri biz cekince



perdeleri kaldir, lutfen

seslerimiz duyulsun,

istanbul um gorunsun,

safak vakti gelirken...



celaleddin celik



annemin dili

babamın dili

istanbulumun dili

istanbullumun dili



istanbulumun efendisi

hanımefendisi

sokaklarımın bekçisi

yoğurtçusu, balıkçısı



can dilimi konuşanım

canım benim

ninnilerimi bu dil söyledi

masallarımı bu dil



bu dille duydum türkülerimi

bu dille okudum şairlerimi

“zalim beni söyletme derunumda neler var”



asaf halet çelebi

Avatar
rasim sinel 2008-01-08 17:08:25

44 yıldır istanbul bogazında yaşayan birisi olarak,istanbul'un güzelliklerini bir ankaralıdan duymak oldukça güzel bir duygu

tsk ederim çalışmaların için,bir de pier loti yi ekleseydin daha doyumsuz olurdu,

Avatar
hüseyin güngör 2010-02-25 22:07:19

SIRLAR VE İSTANBUL BOĞAZI



Varoluşundan başladı İSTANBUL BOĞAZI’NIN sırları.

Savaşlar yaşandı, nice efsaneler yazıldı adına,

Aşkları, entrikaları, tarihe mal olan isimleri,

Ebedileştirdin ISTANBUL.



Paylaşılmaz bir kadın misali,

Zarafetin ile büyüledin ne büyük imparatorları.

Hazinene sahip olanları, ihanet edene kadar sakladın,

Kim seni severse onu davet ettin ruhunu okşamaya.



Değerini bileni sultan ettin yüreğine.

Bilmeyeni sildin hafızalarda bir daha anılmasın diye



Sırlarla dolu batıkları, anlatmak için sonraki nesillere

Yuttun boğazının derinliklerine, İSTANBUL



Ne kavimler ne uygarlıklar ne imparatorluklar geldi geçti,

Eğer bir gün konuşmaya başlarsan,

Bir gün toprağında ve boğazın altında olanları kusmaya başlarsan,

Kimine utanç vereceksin yaşadıklarından,

Kimini yücelteceksin İstanbul semalarında.

Dudaklarımda, yüreğimde, Ruhumdasın İSTANBUL

HÜSEYİN GÜNGÖR

EFTALYA DIVING & EXTREME SPORTS

banner209

banner191

banner148

banner145

banner179

banner176