IMO Genel Kurulu Konseyini Seçti

Merkezi Londra'da bulunan Birleşmiş Milletler'in denizcilikteki uzman kuruluşu Uluslararası Denizcilik Örgütü'nün (IMO) 25. Genel Kurulu, 2008 ve 2009 yıllarında Konsey'de...

banner227

IMO Genel Kurulu Konseyini Seçti

Merkezi Londra'da bulunan Birleşmiş Milletler'in denizcilikteki uzman kuruluşu Uluslararası Denizcilik Örgütü'nün (IMO) 25. Genel Kurulu, 2008 ve 2009 yıllarında Konsey'de...

26 Kasım 2007 Pazartesi 14:59
1862 Okunma
IMO Genel Kurulu Konseyini Seçti

IMO Genel Kurulu 2008-2009 Konseyini Seçti

Merkezi Londra'da bulunan Birleşmiş Milletler'in denizcilikteki uzman kuruluşu Uluslararası Denizcilik Örgütü'nün (IMO) 25. Genel Kurulu, 2008 ve 2009 yıllarında Konsey'de yer alacak üyelerini seçti.

Konsey için seçim 23 Kasım 2007 Cuma günü yapıldı. Türkiye bu oylamada  (c) grubundan 5. Kez yeniden konsey üyeliğine seçildi. Bu oylamanın sonucuna göre 40 üye ülkeden oluşan yeni IMO Konseyi şu üyelerden oluştu:

(a) Grubu: Çin, Yunanistan, İtalya, Japonya, Norveç, Panama, Kore Cumhuriyeti, Rusya Federasyonu, İngiltere ve ABD.

(b) Grubu: Arjantin, Bangladeş, Brezilya, Kanada, Fransa, Almanya, Hindistan, Hollanda, İspanya ve İsveç.

(c) Grubu : Avustralya, Bahama, Şili, G. Kıbrıs, Danimarka, Mısır, Endonezya, Jamaika, Kenya, Malezya, Malta, Meksika, Yeni Zelanda, Nijerya, Flipinler, Suudi Arabistan, Singapur, Güney Afrika, Tayland, Türkiye.

Türkiye, Konseye üyelik için ilk  başvurusunda 1999 yılında seçilmişti. Türkiye IMO tarihinde ilk başvurusunda üyeliğe seçilen 2. ülke olmuştu.  Daha önce sadece Finlandiya ilk başvurusunda üyeliğe seçilebilmişti.

IMO Konsey seçimlerindeki a, b, ve c grupları için şu kriterler göz önüne alınıyor:

(a) grubundaki on üye, Uluslararası Gemi Taşimacılığı hizmetleriyle yoğun olarak uğraşan ülkelerden seçiliyor.

(b) grubundaki on üye, Uluslararası Deniz Kaynaklı Ticaret ile yakından ilgili ülkelerden seçiliyor,

(c) grubundaki 20 üye, üstteki iki madde kapsamında olmayan ancak seyir ve deniz taşimacılığına özel ilgisi olan ve dünyanın büyük coğrafi alanlarının temsi edilmesini sağlayacak olan ülkelerden seçiliyor.

Bu şekilde Konsey 40 ülkeden oluşuyor. Ancak konsey içerisinde alınacak kararlarda oylama yapılırken a, b ve c grubu oyları eşit ağırlığa sahip bulunuyor.

Genel Kurul’dan sonra IMO’nun en yetkili organı olan Konseyin IMO içerisinde çok önemli ve saygın bir işlevi var.

Konseyin görev ve yetkileri şöyle sıralanıyor:

  • Konsey üyeleri Genel Kurul’un bir sonraki oturumuna kadar görevde kalır, görevinden ayrılan üyeler ise yeniden seçilebilir.
  • Konseyin toplanabilmesi için 21 üyenin bulunması ile yeterli çogunluk oluşturulmuş sayılır. Konsey, bir ay önceden yapılan davetle başkanın veya üyelerden en az 4’ünün isteğiyle görevlerinin gereğini yerine getirebilecek sıklıkta toplanır. Toplantılar konseyin belirleyebileceği herhangi bir yerde yapılabilir.
  • Konsey, Deniz Güvenliği Komitesi, Hukuk Komitesi, Deniz Çevresini Koruma Komitesi, Teknik İşbirliği Komitesi ve diğer örgütlerin birimlerinin önerilerini göz önünde tutarak, Genel Sekreterlik tarafından hazırlanan taslak programı ve bütçe hesaplarını dikkate alır ve bunları hesaba katarak Organizasyonların genel itibar ve önceliklerine göre onların bütçe ve çalisma programlarını Genel Kurul’a tanıtır ve sunar.
  • Deniz Güvenliği Komitesi, Hukuk Komitesi, Deniz Çevresini Koruma Komitesi, Teknik İşbirliği Komitesi ve diğer örgütlerin birimlerinin raporlarını, teklif ve tavsiyelerini alır ve bunları Genel Kurul’a iletir; Genel Kurul’un oturumu olmadığı zaman Konsey’in yorumları ve tavsiyeleri ile birlikte bilgi için üye ülkelere gönderir.
  • Genel Kurul’a Örgütün parasal durumlarını kendi yorum ve tavsiyeleri ile birlikte sunar.

DenizHaber.Com

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
yıldırım DELİDUMAN 2007-11-27 16:05:01

HATIRLAMAKTA YARAR VAR DİYE DÜŞÜNÜYORUM!!!



MİT Müsteşarı

Emre TANER;

Bulunduğumuz dönem, gelecekte

birçok ulus-devlet ve milletin hızlı bir şekilde

tarih maratonunu kaybetmeye başladığı süreci anlatmaktadır.



Türkiye, gerek stratejik gerekse jeopolitik önemi nedeniyle kendisini hiçbir zaman olayların akışına bırakma ya da "bekle-gör-tavır al" taktiği ile sınırlama lüksüne sahip değildir. Uluslararası sistemi ayrıntılı ve isabetli bir tanımlamayla (kendi konumu ile ilgili) taktik, stratejik ve yüksek stratejik tutumlara sahip olmak zorundadır. Yalnız savunma pozisyonunda olmak Türkiye’ye haiz şartlar nedeniyle kabul edilemez bir davranış olacaktır. Bu nedenle de Türkiye tüm kartlarını/avantajlarını maksimum düzeyde bir verimlilikle değerlendirmek durumundadır.



Dünyadaki tüm değerlerin, ilişkilerin, sistemlerin ve düzenlerin, ister sosyal-ekonomik-siyasi ister ahlaki-dini olsun yeniden şekillendiği ve hatta tanımlandığı bir süreç içinde bulunmaktayız. Yaşadığımız bu süreç, aynı zamanda, parçası olduğumuz uluslar arası sistemin de kuralları, başrol oyuncuları ve figüranlarıyla mevcut olandan çok farklı bir boyutta yeniden belirlenmeye ve hatta doğmaya çalıştığı bir döneme kaynaklık etmektedir.



Tarihi yakından incelediğimizde görüyoruz ki uluslararası sistemde istikrar hiçbir zaman uzun süre mevcudiyetini koruyamamıştır. Sistemin bir veya birden çok noktasında mutlaka bir değişim yaşanmıştır. Bunun etkileri geçmişte daha çok bölgesel nitelikte olsa da günümüz şartlarında, özellikle her alanda yaşanan küreselleşmenin sonucu olarak global düzeye taşınmıştır.



20. yüzyılın ikinci yarısında kurulan iki kutuplu dünya düzeninin uzun süre devam etmeyeceği önceden öngörülebilir bir olgu olmakla birlikte 1990 ve sonrasındaki sürece hazırlıksız yakalanılmıştır. Elbette bunun en önemli nedeni, sistem içindeki yapılanmaların ve analizlerin statükocu yaklaşıma koyu bir muhafazakarlıkla sahip çıkmalarıdır. Bu nedenle de geleceğe yönelik tahminler bu katı/kuralcı yaklaşım içinde başarısız olmuştur.



Dünyadaki istihbarat teşkilatları da sistemin birçok aktörü ya da oyuncusu gibi bu yeni "belirsizlikler" dünyasını öngörememiştir. Ayak sesleri özellikle teknolojik gelişmeler ve bu gelişmelerin öncülük ettiği farklılaşan ekonomik ilişkilerle ortaya çıkan, çoğu kez küreselleşme olarak nitelendirilen ve dünyadaki insan toplulukları arasında siyasi sınırların ortaya çıkardığı iletişim limitlerini belirsizleştirerek bir "değer devrimi" de yaratan bu radikal değişim süreci, sarsıcı bir hızla her şeyi etkisi altına almış, savunma ya da uyum mekanizmaları geliştirmeye imkan tanımamıştır. Soğuk Savaş döneminin ortaya çıkardığı katı kurallarla işleyen istihbarat teşkilatları da ortaya çıkan bu yeni ve inanılmaz derecede oynak ortam karşısında ister istemez yetersiz kalmışlardır.



İçinde bulunduğumuz 21. yüzyılın ilk çeyreği, uluslararası ilişkiler ve güvenlik alanında yüzyıl boyunca önemli değişimlere yol açacak parametrelerin gelişmekte olduğu bir evreyi de işaret etmektedir. Bulunduğumuz dönem, gelecekte birçok ulus-devlet ve milletin hızlı bir şekilde tarih maratonunu kaybetmeye başladığı süreci anlatacaktır. Bu devletler sadece gelişememekle ve dünya yönetiminde söz sahibi olanlar arasına dahil olamamakla kalmayacak; aynı zamanda birçoğu günümüz teknolojik devriminin ve küresel ekonominin rekabetine dayanamayıp ulusal egemenliklerini de büyük ölçüde yitireceklerdir.



Gerek ulusal güvenliğin sağlanmasında gerekse dış ve iç politikaların yürütülmesinde güvenlik ortamını şekillendiren pek çok yeni yöntem, aktör ve vasıtanın görünür görünmez etkisi hissedilmektedir. Ulusal ve uluslararası düzeyde gerçekten sağlam politikalar üretebilmek ve uygulayabilmek için ulusal güvenlik ve ulus-devlet yapısına yönelen tehdit ve kaynakları iyi algılayabilmek, ulusun karşı karşıya olduğu fırsatları ve tehditleri öngörmek, doğru analiz edebilmek ve uygun vasıtalar ile karşı koymak zorunluluğu / ihtiyacı her zamankinden daha fazla hissedilir hale gelmiştir. 21. yüzyıl güvenlik ortamı, istihbarat fonksiyonlarının önemi ve etkinliğini hiç olmadığı kadar arttırmıştır.



Önümüzdeki dönemde de uluslararası sistemin, kuralları belirlenmiş stabil bir yapıya kavuşacağını ummak ve bu yönde tanımlamalar geliştirmek faydasız bir uğraş olacaktır.



Son derece kaygan bir zemin üzerine oturmuş uluslar arası ortamda Türkiye, bir yandan yakın zamana kadar değişik çap ve karakterde savaşların yer aldığı ve halen potansiyel çatışma tehditlerinin bulunduğu Balkanlar, diğer yandan birçok bakımdan sürtüşmelere sahne olan ve çeşitli istikrarsızlık potansiyelleri taşıyan Kafkaslar ile yaklaşık 40 yıldır fiili çatışmalar ve terörist faaliyetlerle yoğrulmuş Ortadoğu’nun arasında bir iç hat pozisyonuna sahip halde bulunmaktadır. Ayrıca bu pozisyon kademeli olarak Orta Asya’ya açılan alanlarla da bağlantılıdır.



Bu üç bölgenin ve Orta Asya’nın birçok bakımdan küresel politikaların ve "rol" savaşlarının belirli açılardan yoğunlaştığı alanları oluşturduğu da bir gerçektir. Dolayısıyla yeni sorun ve tehditler doğrultusunda 21. yüzyılda doğuya doğru genişleyen dinamik bir alan söz konusu olmakta ve bu durum Türkiye’nin gittikçe genişleyen bir alanda merkezi pozisyon kazandığını/kazanacağını göstermektedir.



Bu süreç içinde Türkiye, gerek stratejik gerekse jeopolitik önemi nedeniyle kendisini hiçbir zaman olayların akışına bırakma ya da "bekle-gör-tavır al" taktiği ile sınırlama lüksüne sahip değildir. Uluslararası sistemi ayrıntılı ve isabetli bir tanımlamayla (kendi konumu ile ilgili) taktik, stratejik ve yüksek stratejik tutumlara sahip olmak zorundadır. Yalnız savunma pozisyonunda olmak Türkiye’ye haiz şartlar nedeniyle kabul edilemez bir davranış olacaktır. Bu nedenle de Türkiye tüm kartlarını/avantajlarını maksimum düzeyde bir verimlilikle değerlendirmek durumundadır. Elbette bunu gerçekleştirebilmesi hiç de kolay değildir.



Ulusal gücü sağlamanın ve korumanın en etkili yolu, istihbarat fonksiyonlarımızın ulusal güvenlik politikalarımızı ve ulusal çıkarlarımızı destekleyecek şekilde yapılandırılması ve geliştirilmesidir.



Öte yandan jeopolitik ve stratejik konumu itibariyle oldukça zor bir coğrafya üzerinde bulunan Türkiye için güçlü bir ekonomi, kusursuz bir dış politika ve caydırıcı bir askeri yapılanma şeklinde adlandırabileceğimiz çok sağlam üç ayağa sahip olmak bir zorunluluk olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu üç ayağın ifade edilen özellikleri içinse güçlü, dinamik, etkin, esnek, hareket kabiliyeti yüksek ve yaratıcı bir istihbarat yapılanmasına ihtiyaç vardır.



Ülke olarak içinden geçmekte olduğumuz bu zorlu dönemde, özellikle merkezinde bulunduğumuz ve bir parçası olduğumuz uluslar arası sistemin gelişim süreci, Milli İstihbarat Teşkilatı olarak duyduğumuz sorumluluğu en üst seviyeye çıkarmış durumdadır. Ulusal güvenliğimizin ve ulusal çıkarlarımızın gelişimine katkıda bulunacak bir stratejik istihbarat yaklaşımı bağlamında Teşkilatımızın mevcut yapısının yukarıda ifade edilen ihtiyaçlara cevap verecek şekilde hem organizasyon şeması bakımından hem de söz konusu şemaya işlerlik kazandıracak/hayat verecek organizasyon kültürü açısından revize edilmesine yönelik 2006 yılında başlattığımız çalışmaları 80. yılımızı da kutlayacağımız 2007 yılı içinde sonuçlandırmak amacındayız. Böylece 21. yüzyılın beraberinde getirdiği koşullarla Türkiye için taşıdığı özel önem doğrultusunda, ulusal çıkar ve ulusal güvenlik politikalarımız bağlamında Milli İstihbarat Teşkilatı üzerine düşen görevi en mükemmel şekliyle yerine getirebilecektir.



Milli İstihbarat Teşkilatı olarak vizyonumuz, birlik ve beraberlik içinde ülkemizi içinden geçilmekte olan bu muğlak ve tehlikeli dönemden başarıyla daha da güçlenmiş olarak çıkarmak ve çocuklarımıza gurur duyacakları bir gelecek bırakmaktır.



Milli İstihbarat Teşkilatı mensupları; halkımızdan, resmi-özel kuruluşlardan ve medyamızdan aldığı destekle, sorumluluklarını sonsuza dek yerine getirme kararlılığı içindedir.

06 Ocak 2007 tarihinde, çalışanlarımız ve emeklilerimiz ile birlikte, Türk Milli İstihbarat Teşkilatının 80. kuruluş yılını kutluyoruz. Türkiye Cumhuriyeti Devletine ve Milletimize 80 yıldır hizmet edebilmenin görev şuurunu, daha da güçlü olarak hissediyoruz.





Büyük Türk Milletine saygılarımızı sunuyoruz.



(05.01.2007 tarihli 80. kuruluş yıldönümü açıklaması)





banner209

banner191

banner148

banner145

banner179

banner176