Almanya'da İlk Türk Lider

Cem Özdemir, Alman Birlik 90/Yeşiller Partisinin eş başkanlığı görevine seçilerek, Federal Almanya Cumhuriyeti tarihindeki ilk yabancı kökenli parti lider oldu.

banner227

Almanya'da İlk Türk Lider

Cem Özdemir, Alman Birlik 90/Yeşiller Partisinin eş başkanlığı görevine seçilerek, Federal Almanya Cumhuriyeti tarihindeki ilk yabancı kökenli parti lider oldu.

15 Kasım 2008 Cumartesi 20:03
1809 Okunma
Almanya'da İlk Türk Lider

Almanya'da İlk Türk Lider

Avrupa Parlamentosu üyesi Cem Özdemir, Alman Birlik 90/Yeşiller Partisinin eş başkanlığı görevine seçilerek, Federal Almanya Cumhuriyeti tarihindeki ilk yabancı kökenli parti lideri oldu.

Özdemir, bugün
Almanya'nın Erfurt kentinde düzenlenen parti kurultayında delegelerin yüzde 79,2'sinin oyunu alarak parti eş başkanlığı görevine seçildi. 617 delege Özdemir için "evet" oyu kullanırken, 107 delege "hayır" oyu, 46 delege de çekimser oy kullandı.

Özdemir, teşekkür konuşmasında,
Almanya'ya göçmen olarak gelen ailesine de teşekkür etti.

Partinin diğer eş başkanı olan Claudia Roth da, delegelerin yüzde 82,7'sinin oyunu alarak yeniden bu göreve seçildi.

Eş başkanlık görevlerine seçilen Roth ve Özdemir, daha sonra nükleer atık bidonunu temsil eden bir bidonla "davul çaldı."

Almanya'nın Baden-Württemberg eyaletindeki Bad Urach kentinde bir Türk göçmen ailenin oğlu olarak 1965 yılında doğan Özdemir, orta öğrenimini tamamladıktan sonra eğitimci olmak amacıyla sosyal pedagoji okudu.

Özdemir, 1987 yılından itibaren bağımsız gazeteci olarak da çalıştı ve Arjantin kökenli Alman gazeteci Pia Castro'yla evlendi. Özdemir eşi ve kızı Mia Raşa'yla birlikte Berlin'in Kreuzberg semtinde yaşıyor.

Siyasi kariyerine 1981 yılında Birlik 90/Yeşiller Partisine üye olarak başlayan Özdemir, 1989-1994 yılları arasında Baden-Württemberg eyaleti Yeşiller Partisi teşkilatının yönetim kurulu üyeliğinde bulundu.

Özdemir, 1994-2002 yılları arasında Alman meclisi üyeliği yaptı ve 1998 yılından itibaren partisinin meclis grubu iç politika sözcüsü olarak çalıştı.
Görev nedeniyle yaptığı uçuşlar sırasında topladığı mil puanlarını, izin verilmemesine rağmen özel uçuş için kullandığı yolunda haberler yayımlanması üzerine Özdemir, 2002 yılında yapılan genel seçimlerde yeniden milletvekili seçilmesine rağmen, bu görevi üstlenmeyi reddetti.
Avrupa Parlamentosuna 2004 yılından bu yana üye olan Özdemir, burada Yeşiller grubunun dış politika sözcüsü olarak görev yapıyor.

Özdemir, ayrıca Avrupa Parlamentosu AB-
Türkiye Heyeti ve "Kuzey Kıbrıs Temas Grubu" üyesi.

Alman Birlik 90/Yeşiller Partisinin eş başkanı seçilen Cem Özdemir, partisinin iyi fikirleri topluma iletme konusunda geçmişte bazı zorluklar çektiğini, ancak bu fikirlere
Almanya'da ihtiyaç duyulduğunu söyledi.

Özdemir, Erfurt kentindeki Yeşiller Partisi kurultayında oylamadan önce kendini tanıtmak amacıyla yaptığı konuşmada, "İyi fikirlerimizi iletmekte geçmişte zorluklar çektik, halbuki gelecek için bizim fikirlerimize ihtiyaç var" dedi.

Yeşiller Partisinin Sosyal Demokrat Partiyle (SPD) birlikte daha önce 7 yıl boyunca başarılı bir politika yaptığını belirten Özdemir, nükleer enerjiden kademeli olarak vazgeçilmesi, vatandaşlık yasasının modernleştirilmesi ve eşcinsel evliliği konusunda yenilikler yaptıklarını, partisinin sağlanan bu başarılardan dolayı gurur duyması gerektiğini söyledi.

Guantanamo üssünde masum olduğu halde yıllarca tutulan Murat Kurnaz ile ilgili konunun aydınlatılması için Avrupa Parlamentosunda yoğun çaba harcadığını da ifade eden Özdemir, Kurnaz'a bu üste bulunan masum insanların kurtarılması sözünü verdiğini, bunu başarmak için de partisiyle birlikte mücadele etmek istediğini kaydetti.

Özdemir,
Almanya'daki öğrenci harçlarının da kaldırılmasını istediklerini hatırlatarak, çevreyi korumak yerine otomobil lobisini desteklediği gerekçesiyle SPD'li Çevre Bakanı Sigmar Gabriel'i de eleştirerek, kendi partisinde çevre ve doğanın korunması konusunda çok bilgili insanlar bulunduğunu belirtti.

Sol Partiyi de, "ABD'yi suçladığı, ancak Küba ya da Rusya'da insan hakları ihlalleri söz konusu olduğunda sesin çıkartmadığı" gerekçesiyle eleştiren Özdemir, nükleer atık nakliyatının durdurulması ve nükleer enerjiden vazgeçilmesi için mücadelelerini sürdüreceklerini söyledi.

Eğitim alanındaki eksikliklerin de giderilmesi gerektiğini, mevcut durumda sosyal açıdan zayıf ailelerin çocuklarının iyi eğitim alamadığını belirten Özdemir, "Nereden gelirlerse gelsinler, bizim için herkes önemli" diye konuştu.

Delegelerin bazı sorularını da yanıtlayan Özdemir, medyayı çok sevdiği konusundaki haberlerle ilgili bir soru üzerine, medyayla ilgilenmenin parti başkanlığı görevi için kötü bir şey olmadığını söyledi.

Partinin diğer eş başkanı olan Claudia Roth da, oylamadan önce yaptığı konuşmada, nükleer atık nakliyatına karşı mücadele etmeyi sürdüreceklerini belirterek, "Nükleer santrallerin kapatılması süresini uzatmak isteyenler, ülkedeki sosyal barışı tehdit ettiklerini bilmeli" dedi.

Tüm başarılarına rağmen henüz yapacak çok işleri olduğunu,
Almanya'da sosyal adalet açısından eksiklikler bulunduğunu ifade eden Roth, ayrıca Irak'ta insan onurunun ayaklar altına alındığını, bu nedenle Iraklı mültecilere yardım edilmesi gerektiğini kaydetti.

Göçmenlerin Alman toplumuna uyumunun sağlanması gerektiğine de işaret eden Roth, göçmenlerin topluma katılımları için eşit haklar verilmesi ve vatandaşlık yasasının modernleştirilmesi gerektiğini sözlerine ekledi.

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
yıldırım DELİDUMAN 2008-11-18 14:50:42

“Herkes çoğunluğun adına konuştuğunu sanıyor ama biz azınlık adına konuşuyoruz” diyor. Mücadelesi, dinamiğini azınlıkların temsili sorunsalından alıyor. Çelişkiyi, yerleşik düzenin ‘mesai saati’yle yerlilerin ‘kum saati’ arasındaki uyumsuzluk olarak gördüğünü söylüyor. Dünyanın mesai saatine kayıtsız şartsız ayak uydurmaya yanaşmayacaklarını tekrarlıyor. Dünya solunun tıkanmış diline karşı iktidara aday olmayan, uzun vadede tamamıyla iktidarsızlaştırılmış bir dünya için yontulan dişi bir dil.



Hayatın küçük lütufları, tam da göğsünüzün iyice karardığı, bulutlandığınız anlarda elinizden tutuverir. Başınızı okşar. Çoktan tükendi sandığınız yaşama iştahınızı bir anda coşturur. Hayatı yaşanılası kılan, o küçük lütuflarıdır. Küçük olmalarının nedeni, ıskalanmaya, kanıksanıp görmezden gelinmeye yatkın oluşlarındandır. İktidarın uğultulu itiş kakışı içinde pekâlâ es geçilebildiklerinden. Vakitsizliğe kolayca kurban edilebilirliklerinden.

Hayatın küçük lütufları, dişidir. Onlara açık olmak güçlendirir, ama iktidar sahibi yapmaz insanı.

Gabriel Garcia Marquez’in Subcomandante Marcos’la yaptığı söyleşiyi bulup okuyun.

17 yıldır yerlilerle birlikte Lacando’nun ormanlarında yaşayan, Meksika’nın, Latin Amerika’nın, giderek dünyanın kaderi üstüne taptaze, çıtır çıtır bir dil üreten güzel gözlü Marcos’un anlattıkları iyileştirir sizi de. “Herkes çoğunluğun adına konuştuğunu sanıyor ama biz azınlık adına konuşuyoruz” diyor. Mücadelesi, dinamiğini azınlıkların temsili

sorunsalından alıyor. Çelişkiyi, yerleşik düzenin ‘mesai saati’yle yerlilerin ‘kum saati’ arasındaki uyumsuzluk olarak gördüğünü söylüyor. Dünyanın mesai saatine kayıtsız şartsız ayak uydurmaya yanaşmayacaklarını tekrarlıyor.

Dünya solunun tıkanmış diline karşı iktidara aday olmayan, uzun vadede tamamıyla iktidarsızlaştırılmış bir dünya için yontulan dişi bir dil.

O dilde hamasetin en ufak tınısına, şahadetle beslenen şanlı savaş lehçesine yer yok.

Öncelikle edebiyatla büyüdüğünü, 12 yaşına bastığında kendisine hediye edilen güzel ciltli ‘Don Kişot’un, Shakespeare’in, Lorca’nın, sonra Llosa’nın, Marquez’in ve diğer Latin Amerikalı yazarların kendi suç ortakları olduğunu söylüyor. “Edebiyat, içinde barındırdığı sarkazm ve mizahla bizi Marx ve Engels için işe yaramaz kılmıştı” diyor. Daha sonra okumuş onları. Ama “Arkadaşlarınız sizi komünist olarak görüyor mu?” sorusuna, “Hayır, sanmıyorum. Ancak, beni bir turba benzetirlerdi. Dışı kırmızı, içi beyaz.” diye cevap veriyor. Yazmakta olduğu kitabı anlatırken “Felsefemizde ne kadar çok çelişkiyi barındırdığımızı anlatmayı deneyeceğim” diyor. “Bir devrimci ordunun neden iktidarı ele geçirmek istemediğini, bir ordunun görevi olmasına rağmen neden savaşmadığını yazmaya çalışacağım.”

Marcos’un başucu kitaplarından olduğunu söylediği, Lorca’nın ‘Çingene Romancero’su’nu açıyorum. “Geniş sümbül eteğiyle ay / geldi demirci ocağına. / Oğlan aya bakar, bakar hep / oğlan öyle kalakalmış da.” dizeleriyle başlayan.

Özgürlüğün sınırı, düşgücü! Yüzde yüz sivil, yüzde yüz hülyalı bir dilin kışkırttığı düşgücüyle genişler özgürlüğün ufku.

Marcos’un örneğini verdiği o dişi dil nasıl bir şey öyleyse?

Çapkın bir dil, öncelikle. Şefkati, şiddeti denetimsiz.

Doğurgan; bütün ihtimallere ve imkânlara açık.

Yolunda menzili kesin, hedefi keskin tutmayı düstur edinmeyen, her şeyden öte militarist hiyerarşinin aksanıyla zedelenmemiş bir dil.

Yaşayan her şey karşısında bir mucizeyle yüz yüze gelmiş gibi şaşkın, hayran ve saygılı bir dil.

Entelektle meselesini çözerken yüreğini asla karartmayan, mizah duygusunun bilediği sonsuz düş gücüyle sevinç ve mutluluk dışındaki her şeyi ikincil gören bir dil.

Özgürlük ve eşitlik dili. Aşk ve devrim dili.

İktidarın her türü karşısında saygısız; vermenin, her an verebilecek kadar biriktirmenin hazzından vazgeçmeyen bir dil.

Hizaya sokulup hazırolda bekletilirken yanındakinin alnının terini silebilen bir dil. Laubâli

dedikleri dil.

Sayın’ları, saygıdeğer’leri umursamayan bir dil. Başkanım’ları, efendim’leri tiye alan bir dil.

Her şeyi birbiriyle tartarak değerlendirmeye yanaşmayan, her şeyi özgül varoluşuyla çizen bir dil.

Yaşamaya kışkırttığı için bozguncu bir dil.

İktidara aday olmadığı için her dem taze bir dil.

Soyunmaktan korkmayan; kuytularda süslenip püslenip öyle ortaya çıkmayan bir dil. Çıplak bir dil.

Korkulara, yasaklara, törelere pabuç bırakmayan bir dil.

Cesur; cesaretini böbürlenmeden gösteren bir dil.

Şiirini özgürlükten alan bir dil. 16.11.2008 /YILDIRIM TÜRKER/RADİKAL

banner209

banner191

banner148

banner145

banner179

banner176