Yılmaz: "Herkese Hak Tanınacak"

Yeni gemiadamı yönetmeliği için çalışmaların sürdüğünü söyleyen Denizcilik Müsteşarı İsmet Yılmaz, 'Yönetmelik, kendini yetiştiren herkese hak tanıyacak" dedi.

banner217

Yılmaz: "Herkese Hak Tanınacak"

Yeni gemiadamı yönetmeliği için çalışmaların sürdüğünü söyleyen Denizcilik Müsteşarı İsmet Yılmaz, 'Yönetmelik, kendini yetiştiren herkese hak tanıyacak" dedi.

12 Mayıs 2005 Perşembe 16:32
1706 Okunma
Yılmaz:

Denizcilik Müsteşarı İsmet Yılmaz'dan gemiadamlarına müjde: "Yeni yönetmelik herkese hak tanıyacak"

Müsteşarlıkta yeni gemiadamı yönetmeliği için çalışmaların devam ettiğini söyleyen Denizcilik Müsteşarı İsmet Yılmaz, 'Yönetmelik, kendini yetiştiren herkese hak tanıyacak" dedi.

Bureau Veritas'ın (BV) 'Yetki Protokolü'nü kutlamak için sektör temsilcilerine verilen yemekte Denizcilik Müsteşarı İsmet Yılmaz'a son zamanlarda ağır eleştiriler aldığı denizcilik eğitimini sorduk.

Yılmaz, hazırlanan yeni yönetmelik ile birlikte herkese hak tanınacağını ifade etti. Denizcilik fakültelerinden mezun olanların yetişmiş olduğu anlamına gelmediğini, ayrıca kişinin de kendini yetiştirmesi gerektiğini vurgulayan Yılmaz, "Seçenek hakkı tanırsanız orada özgürlük olur. Biz insanlara ehliyet değil sınava girme hakkı tanıyoruz. Eğirimin kalitesini yükseltecek şekilde insanlara alternatif seçenekler sunuyoruz" diye konuştu.

İtalya'da denizcilik eğitimi veren üniversitenin bulunmadığını ve Norveç, İngiltere gibi denizci ülkelerde eğitimin kurslarla yapıldığını hatırlatan Yılmaz, kimseye iki yılda ehliyet verilmeyeceğini ve üç yıl eğitim, bir yıl staj sonrası sınava girme hakkı tanıyacaklarını açıkladı. "Benden dernek üyesi gibi davranmamı istiyorlar ama ben ülkeye karşı sorumluyum" diyen Yılmaz, gemiadamı eğitiminde büyük planlarının bulunduğunu, gemiadamı liman cüzdanlarını ve sertifikalarını daha kaliteli hale getireceklerini kaydetti. Öte yandan mevcut 'Gemiadamı Yönetmeliği'nin STCW'ye uygun olmadığına dair yapılan eleştirilere ise Yılmaz, "Eğer öyle olsaydı Türkiye IMO'da 'beyaz liste'de olmazdı. 2004 Mayısı'nda IMO tarafından STCW gereklerini yerine getirdiğimizden dolayı 'beyaz liste'ye girdik. Sanırım bunun üstüne de çok fazla bir şey söylemek gerekmiyor" dedi.

(Kaynak: DÜNYA GAZETESİ Perşembe Rotası Eki, Kapt. Murat ERDOĞAN)

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Cahit İstikbal 2005-05-12 17:10:00

Bu yazıdaki mantıktan yola çıkarsak; Adalet Bakanlığı Müsteşarı’nı da şu şekilde konuşurken görebileceğiz demektir:

***********

Hukuk fakültelerinden mezun olanların yetişmiş olduğu anlamına gelmediğini, ayrıca kişinin de kendini yetiştirmesi gerektiğini vurgulayan Adalet Bakanlığı Müsteşarı, "Seçenek hakkı tanırsanız orada özgürlük olur. Biz insanlara avukatlık yetki belgesi değil avukatlık sınavına girme hakkı tanıyoruz. Eğitimin kalitesini yükseltecek şekilde insanlara alternatif seçenekler sunuyoruz" diye konuştu.

Adalet Bakanlığı Müsteşarı; avukatlık sınavına girip kazanan insanların avukatlık yapabilme hakkının barolarca neden engellenmeye çalışıldığını ise anlayamadığını açıklayarak; “Kongo ve Uganda gibi ülkelerde de hukuk fakülteleri yok ve buralarda kurslarla avukatlık belgesi veriliyor” dedi.

***********

Yukarıdaki açıklamaları çeşitli meslek dallarından örneklerle çoğaltmak mümkün; ancak önemli birkaç yanıltmanın altını çizmek isterim.

1- İtalya’da denizcilik üniversitesi olmadığı; Norveç ve İngiltere’de kurslarla yeterlik belgesi verildiği doğrudur. Ancak ABD’de de üniversite eğitimi ile verildiği kurslara izin verilmediği de bir başka doğrudur. Kaldı ki İtalya, İngiltere ve Norveç gibi ülkeler denizci yapacak vatandaşlarını bulamamaktadırlar ve bu konuda bizim rakibimiz değillerdir. Bizim rakibimiz olan Bulgaristan, Ukrayna, Rusya, Hindistan, Çin gibi ülkeler zabitan düzeyinde denizcilik eğitimlerini üniversite düzeyinde, üstelik çoğunda da 5 yıl süreyle vermektedirler. Bazı ülkeleri örnek verip diğerlerini vermemek bu konuda TARAF OLUNDUĞUNU gösteriyor.

2- Beyaz liste’ye Türkiye girdi. Evet ama Türkiye Beyaz Liste’ye girerken gelen denetçilere Denizcilik Fakültesi gösterildi, eğitimi burada veriyoruz dendi. Öte yandan Gürcistan da beyaz liste’ye girdi. IMO’nun beyaz listesi “white list” yerine artık “white wash” olarak anılıyor. Gerçekçi bir kriter değil.



Önemli olan denizci zabitler olmak için dirsek çürütmüş, üniversiteye girmiş gençlerin, onların anne babalarının ve ailelerinin hevesinin kırılmamasıdır. Konuyla ilgili kişileri demeç verirken tarafsız olmaya ve konunun işine gelmeyen boyutlarını kamuoyundan saklamamaya davet ediyorum.

Avatar
Fikri Kahveci 2005-05-15 19:10:43

Sayın Cahit İstikbal beyin üslubunu yadırgamamak elde değil. Son derece polemikçi bir üslupla yorum yazmış.

Herşeyden önce, Türkiye’de sadece bir tane hukuk fakültesi bulunmadığını hatırlamak gerekiyor. İkinci olarak, Adalet Yüksek Okulu diye bir okul da mevcut. Üçüncü olarak, hukukla ilgili bazı görevlere hukuk fakültesi mezunu olmayanlar da atanabiliyor. Mesela Siyasal Bilgiler Fakültesi mezunları idari hakim olabiliyorlar.

Türkiye’de sadece bir hukuk fakültesi bulunsaydı, muhtemelen Adalet Bakanlığı da buna alternatifler üretmek ihtiyacı duyardı.

Eskiler “Teşbihte hata olmaz” derler. Bu, teşbihte, benzetmede hata yapmamak gerektiğini ifade eder.

Şayet bazı ülkeleri değil de bütün ülkeleri örnek alacaksak, Türkiye’nin de kendi başına örnek olabileceğini hatırlamak gerekir. İtalya, İngiltere ve Norveç’in bizim rakibimiz olmadığı yargısı ise abartılıdır.

Beyaz Liste’ye girerken Türkiye’nin Denizcilik Fakültesi’ni göstermesinden daha tabiî ne olabilir?! Türkiye’de başka öğrenim kurumu yok ki... Şayet kurslar da açılırsa, onlar da gösterilir; bundan kim kuşku duyabilir ki?!

IMO’nun Beyaz Liste’si için gerçekçi bir kriter olmadığı değerlendirmesi de yine abartılı. Ayrıca daha önce bundan bile mahrumduk.

Cahit Bey, “Önemli olan denizci zabitler olmak için dirsek çürütmüş, üniversiteye girmiş gençlerin, onların anne babalarının ve ailelerinin hevesinin kırılmamasıdır” diyerek olayı denizcilik dışı bir düzeyde ele alıyor. Önemli olan sadece bu değildir; asıl önemli olan bütün bir ülke çıkarlarıdır, bütün bir denizcilik camiasıdır.

Tekelciliğin en son savunulabileceği alan eğitimdir. Adı fakülte, okul veya kurs, her ne olursa olsun, önemli olan orada verilen eğitimin kalitesidir. Şayet açılacak kurslarda iyi eğitim verilemezse veya Denizcilik Fakültesi iyi rekabet ederse, zaten yine sınavları Fakülte öğrencileri kazanacaktır. Önemli olan eğitimin ismi değil muhtevasıdır. Her ne kadar kurstan bahsediliyorsa da, öğrenimin uzunluğu dikkate alındığında bunun lisans düzeyine yakın bir eğitim olduğu anlaşılıyor. Burada sözü edilen şey iki aylık kurslar değil.

Türk tarihi boyunca yeni kurumların oluşturulması her zaman tepkiyle karşılanmıştır. Eski kurumlar yeni rakiplerle rekabete girmek yerine, eskiden sahip oldukları avantajların sürdürülmesini istemişlerdir. Benzer bir tepkinin Denizcilik Fakültesi için verilmesi çağdaş eğitim anlayışı ile bağdaşmaz. Rekabet yokluğu daima atalete yol açar. Yeni eğitim kurumlarının açılması dinamizm ve canlılık getirecektir.

Denizcilik Fakültesi elbette ki gururumuzdur; ama Türk denizciliği Denizcilik Fakültesi için değildir; Denizcilik Fakültesi Türk denizciliği içindir.

Bu gerçeği hepimiz anlamalıyız.

Avatar
Cahit İstikbal 2005-05-16 07:34:56

Söyledikleriniz; aslında benim söylediklerimi doğrular nitelikte. Bir kaç açıklama:

1- Ben "Üniversite düzeyinde denizcilik eğitiminden" bahsediyorum. "Denizcilik fakültesi tek olsun" demiyorum. Zaten tek değil. Dokuz Eylül var, KTÜ var.. Yetersizse yen fakülteler açılsın, buna da taraftarım. Verdiğim örneği saptırmışsınız.

2- IMO'nun beyaz listesi gerçekçi bir kriter değildir; çünkü kolay bayrak ülkeleri de dahil neredeyse bütün IMO üyesi ülkeler bu listededir. Bu listenin hiç bir geçerliliği de yoktor. Nitekim Türkiye de Beyaz Listede yer alan Gürcistan'ın yeterlik belgelerini bildiğim kadarı ile kabul etmemektedir. Bu beyaz listenin yeterli kriter olmadığına en güzel örnektir.

3- Ben fakülteler ve lisans düzeyinde eğitim veren kurumlar arasındaki rekabete karşı değilim. Üniversitenin kurs ile rekabete sokulmasına karşıyım. Bu tüm sistemi temelden yıpratır. Konu budur ve çok nettir. Demagoji sosu bu gerçeği örtmeye yetmez.

4- Benim yorumumda İTÜ denizcilik fakültesinden bahsetmediğim halde Fikri bey, bu takıntınız neden? “Önemli olan denizci zabitler olmak için dirsek çürütmüş, üniversiteye girmiş gençlerin, onların anne babalarının ve ailelerinin hevesinin kırılmamasıdır” evet, bu insanlar çalıştılar, rekabete girdiler ve diğer öğrencilerin önünde üniversiteyi kazandılar. Şimdi birileri çıkıp, maratonda geçtikleri rakiplerini minibüsle taşıyıp önlerine bırakırsa bu gençler mağdur olmaz mı? Demoralize olmaz mı? Aileleri üzülmez mi? Ve hepsinden önemlisi bu "HAKSIZLIK" olmaz mı?



Avatar
Fikri Kahveci 2005-05-16 08:59:03

Cahit İstikbal Bey’e,

Konuya sizin yaklaşımınız çerçevesinde bakmak gerekirse şunları söylemek zorunda kalırız:

1. “Üniversite düzeyinde eğitim” ölçütü de kesin bir “gerçekçilik” taşımaz. O yüzden mesela YÖK’ün bir denklik uygulaması var. Üniversite düzeyinde eğitim, kerameti kendinden menkul bir üstünlüğe işaret eder. Bir eğitimin adının “üniversite düzeyi” olması tek başına birşey ifade etmez. Salt isimden hareketle değerlendirme yapmak demagoji olur. Bir adamın adının “Korkmaz” olması, onun her halükarda korkmayan bir adam olduğunu göstermez. Şayet kursların ders müfredatı ile ilgili eleştiri ve öneriler yapılırsa bu daha iyi niyetli ve yapıcı bir eleştiri anlamına gelir. Konuyu bu düzeyde tartışmak icap eder.

2. Beyaz Liste yeterli bir kriter olmasa bile, bugünkü konjonktürde gerekli bir kriterdir.

3. Konunun İTÜ Denizcilik Fakültesi kapsamında ele alınmaması noktasında size hak veriyorum. Fakat sorunu salt öğrenciler açısından ele almak yerine, genel olarak denizciliğin geleceği bakımından değerlendirmek daha doğru ve gerçekçi bir yaklaşım olur.

Avatar
Cahit İstikbal 2005-05-16 11:19:52

Gelelim olayın Türk Denizciliğinin çıkarları boyutuna...

1- Üniversite eğitiminden kurs eğitimine düşüş Türk denizciliğinin hayrına olabilir mi? Lise giriş sınavında bile sorulamayacak kadar basit bir soru...

2- Üniversite düzeyinde denizcilik eğitiminin cazibesinin ve bununla bağlantılı olarak taliplilerinin ve giderek de puan düzeyinin düşmesi Türk Denizciliğinin hayrına olabilir mi?

3- Toplumda genel olarak adalet duygusunun zedelenmesi Türkiye'nin hayrına olabilir mi?

Bu sorulara cevabı "Hayır" olanlar "peki öyleyse kimin hayrına olabilir" sorusunun cevabını düşünmeye başlayabilirler...

Evet, Norveç ve İngiltere genelde AB ülkeleri deniz iş gücü ihracında bizim rakibimiz değillerdir. Oralara girişte bizim rakibimiz Hırvatistan, Bulgaristan, Rusya Uzak Doğu dur... Oralardaki denizcilik eğitimine bakmamız oralardaki düzeyin üzerine çıkmamız ülkemiz ve denizciliğimiz adına daha olumlu olacaktır diye düşünüyorum.



Son Söz: KURALSIZLIK KURAL DEĞİLDİR. İLKESİZLİK DE İLKE OLMAMALIDIR:





Avatar
Fikri Kahveci 2005-05-16 11:48:18

Cahit İstikbal Bey’e cevabı için teşekkür ederim. Her halükârda sorunların konuşulması ve düzeyli bir tartışmanın sürdürülmesi faydalı olur diye düşünüyorum. Farklı fikirlerin seslendirilmesinde her zaman yarar vardır.

Böyle olmakla birlikte adı “kurs” diye bir eğitim ve öğretim faaliyetini küçümsemek doğru olmaz. Örneğin bugün Türkiye’de üniversiteyi kazanmada dersanelerin yani kursların büyük etkisi olmaktadır. Geçen yıl lise birincilerinin yaklaşık üçte biri hiçbir yeri kazanamadı. İşte bu yüzden öğrenciler kurslara ihtiyaç duyuyor. Denizcilik Fakültesi öğrencilerinin de önemli bir bölümünün üniversiteye girişte kurslardan faydalandıklarını gözardı etmemek gerekir.

Zaman gazetesinin bugünkü sayısının manşetinde şu ifade yeralıyor: “İş bulamayan üniversite mezunları çıraklık kurslarında meslek ediniyor.”

Şunu kabul etmek gerekir ki, meslek edinme açısından bazen (evet bazen) kursların lisans öğrenimine göre avantajı olabilir. Çünkü akademik eğitimle meslekî eğitim farklı şeylerdir. Meslekî kurslarda pratik daha büyük ağırlık taşır. Bu gerçek, denizcilik eğitiminin lisans düzeyinde verilmesinin gereksiz olduğu anlamına gelmez elbette. Dolayısıyla konuyu “Ya şu, ya bu” gibi bir tercih noktasına getirmemek gerekir. “Hem şu, hem de bu” diyebilecek şekilde esneklik sağlanmalıdır.

Puan düzeyinin yüksekliği veya düşüklüğü taleple ilgili bir konudur. Talep varsa puan yükselir, yoksa düşer.

Aslında Cahit Bey’in Denizcilik Fakültesi öğrencileriyle ve eğitimin kalitesiyle ilgili kaygılarını paylaşmamak mümkün değil. Fakat bu yöndeki eleştirilerin isabet derecesi uygulamaya bakılmadan anlaşılamaz. Dolayısıyla yeni projelere fırsat tanımak gerekir.

Denizcilik Fakültesi öğrencilerinin yeni uygulamadan rahatsızlık duymaları ve üzülmeleri doğaldır. Fakat bunun adaletsizlik ve haksızlık olarak nitelendirilmesi insafla bağdaşmaz. Haksızlık, bir hakkın çiğnenmesi anlamına gelir. Denizcilik Fakültesi öğrencilerine bu konuda herhangi bir taahhütte bulunulmuş değildir. Onların önlerinin kapanması, iş edinme imkanlarının kısıtlanması da sözkonusu değildir. Sözkonusu olan sadece rekabettir. Burada Denizcilik Fakültesi öğrencilerinin ellerinden alınan hiçbir hak yok. Bu nedenle yeni uygulamayı haksızlık ve adaletsizlik olarak adlandırmak isabetli olmaz kanısındayım.

Avatar
Cahit İstikbal 2005-05-16 12:25:04

Fikirler temel omurgalar üzerine kurulur. Omurgası yoksa ne olur? Önerilen çözüm de omurgasız olur.

Mimar Sinan üniversite mi bitirmişti bugün de pratikten mimar yetiştirelim derseniz bu ne derece doğru olur?

Sayın Fikri Kahveci ile bu temel noktada anlaşmamız olanaklı değil. Ben kursları hafife almıyorum; tam tersine yararlı olduklarını kabul ediyorum. Çıraklık kursunda edinilecek meslek vardır, edinilmeyecek meslek vardır. Lisans eğitimiyle edinilen hangi meslek çıraklık kurslarıyla da edinilebiliyor? Üniversitede bilgisayar mühendisi olursunuz; kursta bilgisayar teknisyeni olursunuz. Üniversitede elektrik mühendisi olursunuz; kursta elektrik teknisyeni olursunuz. Örneğin Elektrik teknisyeninin imza yetkisi olmaz; elektrik mühendisi imza atabilir. Bütün bunlar hiç bir zaman kurslarla üniversite mezunlarının eşit yeterliğe ulaşmadıklarını gösterir.

Denizcilik alanında bunu delmeye çalışmanın süslü mazeretleri geçerli değildir. Sayın Kahveci der ki; talep yoksa puan düşer. İşte biz de onu söylüyoruz. Kurslar yüzünden talep azalacak puan düşecek üniversite eğitimini yozlaştıracaksınız ne gerek var buna diyoruz.

Yine de Sayın Kahveci2nin pişkinliğine hayran olmamak elde değil. Siz kursla doktor yetiştireceksiniz, sonra da ilköğretim, lise kafa patlatmış üniversitede 6 sene okumuş doktora; "sana ne oluyor senin doktorluğun devam ediyor elinden alan mı var" diyeceksiniz. Bu mantığa ve hak adalet anlayışına tek şey söylenebilir: tebrik ederim.

Avatar
Fikri Kahveci 2005-05-16 13:26:21

Sayın İstikbal’in öfkeli tepkisinin beni şaşırttığını söylemem gerekiyor.

Omurgalı olmak, ilkeli olmak demektir.

İlkeler konusu önemli. Stephen R. Covey isimli önemli bir bilim adamı var. Yaklaşık 30 dile çevrilmiş “Etkili İnsanların Yedi Alışkanlığı” adlı kitabında “ilke” konusu üzerinde özellikle durur. Ona göre, insanların tutum ve düşüncelerinin dayandığı “merkez”ler söz konusudur. Bazıları aile-merkezli, bazıları para-merkezli, bazıları iş-merkezli, bazıları ben-merkezli, bazıları düşman-merkezlidir vs.

Covey’e göre, iş-merkezli bir insan için işsiz kalmak hayatın anlamının kaybolması anlamına gelir. İnsanlara verdiği değer de onların işine göredir. Hayatta işten başka bir şey tanımaz; bu yüzden ailesini de, herşeyi de ihmal eder. Buna karşılık düşman-merkezli bir kimse için hayatta başarı, düşmanına verdiği zararla ölçülür. Doğruları, düşmanının savunduklarının tersidir. Düşmanına zarar verebiliyorsa mutlu olur, aksi takdirde hayatını anlamsız bulur. Para-merkezli biri için de herkes parası kadar konuşmalıdır.

Covey’in önerisi ilke-merkezli olmaktır. İlkeler de şunlardır: Adalet, merhamet, insana saygı, yardımseverlik, alçakgönüllülük, sözünde durmak vs.

Ne var ki ülkemizde ilkeli olmak, birçoklarına göre uzlaşmazlık ve katılık olarak anlaşılıyor.

Sayın İstikbal’in görüşlerinden istifade etmeye hazırım, fakat üslubunun kendisine yakışmadığını söylemek gerekiyor.

Şunu hatırlamak önemli: İnsanları elektrik mühendisi veya teknisyeni yapan onların öğrenimleri değil, yasalardır. Yasalara göre, belirli bir öğrenim kurumunu tamamlamış insan mühendis unvanını kullanır. Onların imza yetkileri de kendi yeterlilik düzeylerinden değil, yasal formalitelerden kaynaklanır. Elektrik teknisyeninin imza yetkisinin olmaması onların doğuştan gelen özellikleri değildir, yasal düzenleme böyledir.

Sayın İstikbal şöyle diyor: “Örneğin Elektrik teknisyeninin imza yetkisi olmaz; elektrik mühendisi imza atabilir. Bütün bunlar hiç bir zaman kurslarla üniversite mezunlarının eşit yeterliğe ulaşmadıklarını gösterir.”

Göstermez, bazı teknisyenler mühendislerden daha yüksek yeterliğe sahip olabilir. Fakat yasal düzenleme ona imza yetkisi vermez.

Şayet yasal düzenleme fiilî gerçeklik anlamına geliyorsa, bütün yasal düzenlemelere saygı duymak gerekir. Halbuki bizim tartıştığımız konuda yasal düzenlemeye itiraz ediliyor.

banner209

banner191

banner148

banner145

banner179

banner176