Türk Gemisine Sarkozy El Koydu

Sahibi Türk Kiribati bayraklı gemi, 17 Ağustos’ta bir Fransız balıkçı teknesiyle çarpıştı. Tekne kaptanı Bernard Jobard yaşamını yitirdi.

banner227

Türk Gemisine Sarkozy El Koydu

Sahibi Türk Kiribati bayraklı gemi, 17 Ağustos’ta bir Fransız balıkçı teknesiyle çarpıştı. Tekne kaptanı Bernard Jobard yaşamını yitirdi.

28 Ağustos 2007 Salı 10:01
2023 Okunma
Türk Gemisine Sarkozy El Koydu

Fransız teknesine çarpan gemiye Sarkozy el koydu

Fatma AKSU/İSTANBUL
Fransız teknesine çarpan gemiye Sarkozy el koydu Kiribati bayraklı gemi, 17 Ağustos’ta bir Fransız balıkçı teknesiyle çarpıştı. Tekne kaptanı Bernard Jobard yaşamını yitirdi. Fransız donanması, batan teknenin üzerindeki boya izleriyle o sırada seyir halinde olan gemileri karşılaştırarak, Ocean Jasper’ı tespit etti. Gemi, Fransız donanmasına ait savaş gemilerinin eşliğinde Brest Limanı’na götürüldü. Fransa Cumhurbaşkanı Nikolas Sarkozy, Kiribati’den yargılama feragati istedi.

KİRİBATİ bayraklı Ocean Jasper isimli gemi, St Petersburg’tan aldığı 1977 ton sacı, İzmit Yarımca’ya getirirken, Fransa’ya 39, İngiltere’ye 14 mil mesafede bir Fransız balıkçı teknesiyle çarpıştı. Çarpışma sonucu balıkçı teknesi Sokalique’nin kaptanı Bernard Jobard yaşamını yitirdi, altı mürettebat ise kurtarıldı. Fransız donanması, batan teknenin üzerindeki boya izleriyle o sırada seyir halinde olan gemileri karşılaştırarak, Ocean Jasper’ı tespit etti. Gemi, Fransız donanmasına ait savaş gemilerinin eşliğinde Brest Limanı’na götürüldü. Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, Kiribati’den yargılama feragati istedi.

LOTUS’TA FARKLI TAVIR

Oysa geminin bayrak devleti tarafından yargılanmasına yönelik karar bir Fransız kaptanın Türkiye’de yargılanması üzerine Fransa’nın girişimiyle alınmıştı. Hukuk tarihine Lotus Davası olarak geçen olay, 1927’de yaşanmıştı. Türk Bozkurt gemisiyle Fransız Lotus gemisi açık denizde çarpışmış, batan Türk gemisinde sekiz kişi ölmüştü. Lotus, İstanbul’a gelince, Türk adliyesi olaya el koymuş ve nöbetçi kaptan Demons tutuklanmıştı. Dava iki ülke hukukçuları ve basını tarafından günlerce tartışıldı. Lahey Adalet Divanı’na yansıyan dava Türkiye lehine sonuçlanınca, Fransa, uluslararası çağrı yaparak Monteguies Körfezi Sözleşmesi’yle yargılama hakkının bayrak devletinde olmasına neden oldu.

SARKOZY: SERSERİLER

Gemicilerin "Gemi mezarlığı" diye adlandırdıkları bölgede ölen kaptan Bernard Jobard’ın cenazesine Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy de katıldı. Sarkozy, Jobard’ın "Bu son kaza olsun" diyen eşine yargılamanın Fransa’da yapılacağı sözünü vererek, "Deniz serserilerini ben cezalandıracağım. Olayı sonuna kadar takip edeceğim. Vicdansız, kalpsiz insanlar. Bu nasıl kaptan, nasıl personel? Vurup kaçmak olur mu? Fransa’nın bu davayı alması için bütün gücümü ortaya koyacağım" dedi. Sarkozy diplomatik mektupla, Kiribati’den dava için soruşturma, sorgulama, gemiyi ve personeli alıkoyma yetkisi istedi. Kiribati ticari dava için bu yetkiyi verdi ama henüz yargılama yetkisi vermedi. Dava, Brest’te görülüyor. Gemi ve aralarında iki Türk’ün de bulunduğu personel ise halen askeri limanda gözetim altında bulunuyor.

Kazadan sonra Fransa’ya gidip Ocean Jasper’ın personeliyle görüşen Onurhan Denizcilik Emniyetli Yönetme Sistemi (DPA) Sorumlusu İzzet Muslu, "Personelin durumu içler acısı. Hepsi şokta. İsmini sorsanız doğruyu söyleyemeyecek durumdalar. Başmühendis Önder Emeksiz ve ikinci mühendis Yusuf İpek’in ailelerinin olaydan henüz haberi yok" dedi.

Kaptan panik halindeydi

Onurhan Denizcilik Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Gömüç, 02.10’da meydana gelen kazayı 17 Ağustos, 11.02’de kaptandan gelen mesajla öğrendi. Kaptanın kendilerine çok geç haber verdiğini belirten Mehmet Gömüç, "Kaptan panik halindeydi. Bize çarpıştığı geminin battığını söylemedi. Sadece, Fransız donanmasının kendisini sıkıştırdığını ve limana yönelttiğini söyledi. Konuşmasından bir şey anlayamadık ve yazılı cevap isteyip, ’Yolunuza devam edin’ dedik. Bunu söylerken teknenin battığını ve ölü olduğunu bilmiyorduk" dedi.

Aynı gün saat 19.10’da Fransız Amiral Miechel Straub’tan mesaj geldi. Donanma, balıkçı teknesine çarpan gemiyi arıyordu. Biri mayın arama gemisi iki gemi, Ocean Jasper’ı Brest Limanı’na yönlendirdi. Kaptanın, ’Biz neden buradayız?’ sorusuna Fransız polisinin yanıtı şu oldu: "Farkında değil misiniz? Siz kendi isteğinizle geldiniz!"

Hürriyet

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
T.Ziya Işıt 2007-08-28 13:29:46

“Lozan’dan üç yıl sonra, bir Türk vapuru bir Fransız vapuru ile açık denizde çarpışıyor. Türk vapuru batıyor. Sekiz Türkün canı da kayboluyor. Lotus vapuru İstanbul’a gelince, Türk adliyesi olaya el koyuyor. Fransız gemisinin nöbetçi kaptanı Demons’u tutukluyor. Fransız Büyük Elçiliği kaptanın serbest bırakılmasını istiyor; biz adliyeye Hükümetin hiçbir suretle müdahale edemeyeceği cevabını veriyoruz. Fransız basını işi kızıştırıyor. Türkiye’nin aleyhinde şiddetli yazılar yazılıyor. Türklerin devletlerarası hukuku bilmedikleri, Lozan’da elde ettikleri neticeye lâyık olmadıkları iddia ediliyor. Bu esnada Mahmut Esat heyecan içindedir. Adliyemizin tuttuğu yolun doğruluğuna emindir. Kuvvetli hukuk tahsili ulusal onuru ilgilendiren konulardaki duyarlılığı ona, yönünü kolayca gösteriyordu. Gazetelerimiz, hukukçularımız arasında tereddüde düşenler, acaba haksız mıyız, Demons’u serbest bıraksak iyi olur diyenler de vardı. Mahmut Esat herkesi ikna etmeye çalışıyor ve bu meselede geri çekilmenin hem uluslararası itibarımızı sarsacağını, hem de çok sevdiği ve inandığı Başbakanının Lozan’da bin bir zorlukla kaldırdığı adli kapitülasyonlara Türkiye kapılarını yeniden aralamak olacağını söylüyordu. Mahmut Esat anlatıyor:



“-Bir gün Atatürk ve İnönü beni nezdlerine çağırdılar. Meseleyi bir daha izah etmemi emrettiler. Anlattım ve sözlerimi şöyle tamamladım: - Paşam, Lahey Adalet Divanına gidelim, kimin haklı olduğu meydana çıksın. Ben hakkımızdan eminim. Müsaade ederseniz davamızı ben müdafaa edeyim. Kaybedersem memlekete bir daha dönmem. Fakat kazanacağız. Hem Adalet Divanı önüne gitmeden Fransızların dediğini yapacak olursak Fransız Devletinin tehditleri karşısında boyun eğmiş olacağız, bu da onlara diğer meselelerde aynı tehditleri öne sürdürmek cesaretini verecektir. Halbuki Lahey Divanına gidersek davayı kaybetsek dahi şeref ve haysiyetimiz zedelenmez. Zira milletlerarası bir mahkemenin hükmüne uymak şerefsizlik değil, bilakis büyük şereftir.”



Bu sözler üzerine (Atatürk) kendisine: “-Güle güle git kazanacaksın, kazanmasan da memleket seni bağrına basacaktır” diyorlar.”

Avatar
Esra Kançiçek 2007-08-28 13:36:15

türk hukuk tarihi açısından çok önemli bir davanın ismidir. bozkurt adlı türk bandıralı bir gemi ile lotus adındaki bir fransız gemisi egede çarpışır, türkiye lotusun kaptanını yargılamak ister ama fransa buna karşı çıkar, ihtilaf la haye adalet divanına taşınır. mahmut esat bey zekice bir savunmada bulunur, bir nevi kelime oyunuyla, açık denizdeki suçlara sadece geminin tabii olduğu ülkenin müdahale edip soruşturma açabileceğine ilişkin iddia üzerine, "bana uluslararası hukuk kaynaklarından geminin tabii bulunduğu ülke dışındaki ilgili başka bir ülkenin soruşturma açamayacağına dair bir hüküm gösterin" der ve davayı kazanır.

bu olaydan sonra atatürk kendisine bozkurt soyadını verir. (mahmut esat bozkurt) bu dava türkiyenin uluslararası camiada kazandığı ilk hukuk başarısıdır.

türk ve fransız taraflarının kendi tezlerini savunmasından sonra bozkurt lotus davasını sona erdirmek için toplanan divanda, oylar eşit olarak bölünmüştür. davanın türkiye lehine sonuçlanması başkan max huber'in nitelikli oyu sayesinde gerçekleşmiştir.

mahmut esat bey (bozkurt), bu durumu dostu faruk nafiz çamlıbel'e şöyle aktarıyor:

"mahkemenin kararı ekseriyetle verildi. hatta lehimizdeki reylerle aleyhimizdeki reyler birbirine müsavi(denk) idi. fakat mahkeme reisinin lehimizde verdigi rey iki rey sayıldıgı için, karar lehimize tecelli etti.

davanın seyrine en büyük katkılardan birini mahmut esat bozkurtun "türkiye kaptanı tutuklamak ile devletlerarası hukuka uygun hareket etmiş midir?" olan dava metnini "türkiye kaptanı tutuklamak ile devletlerarası hukuka aykırı hareket etmiş midir?" olarak değiştirtmesi sağlamıştır, çünkü metnin bu şekli tezi ispat sorumluluğunu türk tarafına değil fransız tarafına yükler. ayrıca bu dava, olayı kapitülasyonlara bağlama densizliğini gösteren dallama fransızlara ayrıca bir tokat olmuştur çünkü davanın kazanılması lozanda kabul edilen kapitülasyonların kaldırılmasının fiilen de yürürlüğe girdiğini göstermiştir.

bu davanın tersine, bugün uygulanan uluslararası hukuk, yabancı gemilerin açık deniz, münhasır ekonomik bölge ya da yabacı devlet karasularında bulunduğu sürede işlenen suçlar yüzünden kıyı devletinin sözkonusu gemi karasularından geçerken gemi üzerinde herhangi bir yargı yetkisi kullanılması hakkı bulunmadığını söylemektedir. nasıl söylemektedir? 1958 tarihli cenevre karasuları ve bitişik bölge sözleşmesi'nin 19. maddesinde ve dahi 1982 birleşmiş milletler deniz hukuku sözleşmesi'nin 27. maddesinde yazılmıştır. türk dış politikası da bi yere kadardır... şu anda yürürlükteki uluslararası hukuk kurallarına göre lehimize değil aleyhimize sonuçlanması gereken dava.

mevzubahis dava uluslararası hukuk derslerinde deniz hukukundaki değişimi anlatmak için özellikle anlatılmaktadır ve taraflardan birinin türkiye olmasından ziyade özelliği; usad'ın dava tarihinde günümüzdeki hukuk normlarından farklı bir karar almasıdır.

davamiz turkiye ile fransa arasinda gecmekte, yil 1927. cumhuriyetin yeni kuruldugu, demokrasiden henuz bahsedemedigimiz tek partili donem. ne kadar demokrat oldugumuzu ispatlamak adina anitlar dikip en guzel muhitlerimizi mahvetmeye baslamamistik henuz. iste tam bu siralarda ege denizi aciklarinda lotus adli, fransaya ait bir ticari gemi bir turk gemisine carparak batmasina sebep oluyor. fransiz gemisi sag kalan turk murettebati alarak istanbul'a demirliyor. davanin ilginc kismi burdan sonrasi. fransiz gemisinin kaptani tutuklanip yargilaniyor ve olen murettebattan sorumlu tutularak suclu bulunuyor ve kiyamet kopuyor zira bu karar dostumuz fransa'nin izzeti nefsine dokunuyor. fransa careyi uluslararasi daimi adalet divani'na basvurmakta buluyor ve turkiye aleyhine dava aciyor. fransanin gerekcesine gore kaza, turkiyenin kita sahanligi icinde gerceklesmediginden acik denizde cereyan ettiginden turkiye'nin kendi topraklarinda yargilama hakki olamazdi. turkiye antitez olarak verilen zararin tazmininin gelenek hukuku dahilinde oldugunu, gemi guvertelerinin ulke topragi sayildiginin yazili kural olmasa da gelenek hukukunda bulundugunu belirtiyor. adalet divani incelemeleri sonucu fransanin acmis oldugu davayi turkiye lehine dusuruyor. divanin aciklamasina gore turkiyenin yaptıgıyla ilgili bir yazili kural yoktu, o nedenle gelenek hukuku kurallarina gore yapilani yasaklayici bir hukuk gelenegi de olmadigindan dava lehimize sonuclanmistir yani turkiye bir yasa boslugundan faydalanmayi bilmistir.



olay bugun olsa herhalde tesekkur ederdik fransa'ya yaralilari denizin ortasinda birakip gitmedi buyukluk edip istanbul'a getirdi diye. veya bilmem nereye surerdik fransiz kaptani yargilama curretini gosteren bagimsiz(!) yargicimizi. batan gemiye yargicimizin adi olan "bozkurt" u verecek degildik ya....

Avatar
Murat Kaşık 2007-08-28 13:39:59

1926’nın 2 Ağustos gecesi, Midilli Adası’nın on kilometre kadar kuzeyinde bir deniz kazası yaşandı: Lotus adındaki bir Fransız yolcu gemisi, kömür taşıyan Türk şilebi Bozkurt’a çarparak batırdı ve kazada sekiz Türk denizci can verdi.



Bozkurt’un sağ kalan mürettebatını denizden toplayan Lotus, ertesi gün İstanbul Limanı’na geldi ve polis kazayı soruşturmaya başladı. Lotus’un kaptanı Demons ile Bozkurt’un süvarisi Hasan Bey kazada can verenlerin aileleri tarafından yapılan şikáyet üzerine tutuklandılar ve haklarında İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı. Mahkeme kararını 13 Eylül’de verdi: Fransız kaptan Demons, 80 gün hapse mahkûm edilmişti.



Hadise, mahkeme devam ettiği sırada uluslararası bir mesele halini almıştı. Fransa, kapitülasyon döneminden kalma bir alışkanlıkla, Türkiye’nin bir Fransız kaptanı yargılayamayacağını ileri sürüp tutuklamayı ve mahkûmiyeti protesto etti. Taraflar, gerginliğin artması üzerine 12 Ekim günü davanın Lahey’deki Adalet Divanı’na götürülmesi konusunda anlaştılar. Davada Türkiye’yi, zamanın Adliye Vekili olan Mahmut Esat Bey temsil edecekti.



Pasa emir verdi



Mahmut Esat Bozkurt, daha sonra yayınladığı hatıralarında Adalet Divanı’na gidilmesi kararının nasıl alındığını anlatırken, şunları yazıyordu:



‘Birgün, Atatürk beni nezdlerine çağırdılar. Meseleyi bir daha izah etmemi istediler. Anlattım ve sözlerimi şöyle tamamladım:



‘Paşam, Lahey Adalet Divanı’na gidelim. Kimin haklı olduğu orada meydana çıksın. Ben, hakkımızdan eminim. Müsaade ederseniz, davamızı ben müdafaa edeyim. Kaybedersem, memlekete bir daha dönmem; fakat kazanacağız. Hem, Adalet Divanı önüne gitmeden Fransızlar’ın dediğini yapacak olursak, Fransız devletinin tehditleri karşısında boyun eğmiş olacağız. Bu da, onlara diğer meselelerde aynı tehditleri öne sürmek cesaretini verecektir. Halbuki, Lahey Divanı’na gidersek davayı kaybetsek dahi şeref ve haysiyetimiz zedelenmez. zira milletlerarası bir mahkemenin hükmüne uymak şerefsizlik değil, bilákis büyük şereftir.’



Bu sözler üzerine Atatürk bana ‘Güle güle git. Kazanacaksın. Kazanmasan da memleket seni bağrına basacaktır’ dedi.’



Lozan onayi



Tarafların Divan’a başvurularını yapıp gerekli belgeleri vermelerinden sonra, ilk celse 1927’nin 2 Ağustos’unda yapıldı ve duruşmalar 7 Eylül’e kadar devam etti. Fransız temsilci Profesör Basdevant, Türkiye’nin bu konuda dava yetkisinin olmadığını iddia edip Kaptan Demons’a altı bin lira tazminat ödenmesini istiyor; Mahmut Esat Bey ise kazadan iki sene önce imzalanmış olan Lozan Antlaşması uyarınca Türkiye’nin dava yetkisi olduğunu söylüyor ve tazminat talebinin reddini talep ediyordu. Türkiye’nin Divan’a sunduğu bütün savunmaları, bizzat Mahmut Esat Bey kaleme almıştı.



Adalet Divanı’nın 1927’nin 7 Eylül sabahı açıkladığı karar, genç Cumhuriyet’in uluslararası arenada Lozan’dan sonraki ikinci hukuk zaferiydi: Kararda, Lotus gemisinin kaptanı Demons’u tutuklayarak mahkûm eden Türkiye’nin Lozan Antlaşması hükümlerine ve hükümranlık haklarına uygun hareket ettiği söyleniyor, Fransa’nın tazminat talebi reddediliyordu.



***



Bugün artık çoktan unuttuğumuz Bozkurt-Lotus davası, Türkiye’nin gündemini daha sonraki senelerde de işgal etti. Lahey’in kararı milli bir zafer, davayı kazanan Mahmut Esat Bey de kahraman olmuştu. Bazı şairler dava ile ilgili destanlar yazdılar ve zaferin şerefine bir de marş bestelendi. Dava ve Mahmut Esat Bey’in savunmaları, zamanla dünya hukuk literatürüne girecek ve benzer davalarda emsal teşkil edecekti.



İşte, önde gelen bir Yargıtay yetkilisinin ‘Uygar dünyaya açılım adı altında yeni bir dönemin başladığı’ müjdesini verirken ‘Bütün saygınlığıyla 79 yıl boyunca hükümranlığını sürdürdü bu ülkede’ dediği, yani hükümranlığının artık son bulması gerektiğini ima ettiği Mahmut Esat Bozkurt, böyle bir hukukçuydu.



Ve, konunun bir başka tarafını da gözden uzak tutmamamız gerekiyor: Mahmut Esat Bozkurt’un, ‘hükümranlığını’ tesis edip Lahey’de dünya hukuk literatürüne girdiği sırada, henüz 35 yaşında olduğunu!



Mahmut Esat Bey 1892’de, Kuşadası’nda doğdu. İttihad ve Terakki’nin önde gelen simalarından olan dayısı Ubeydullah Efendi’nin teşvikiyle 1912’de İsviçre’ye gitti, Fribourg Üniversite’nin Hukuk Fakültesi’nde kaydoldu ve mezuniyetinden sonra ‘Osmanlı Kapitülasyonları’ konusunda doktora yaptı.



Ege Bölgesi’nin Birinci Dünya Savaşı sonrasında Yunanlılar tarafından işgale uğraması üzerine Türkiye’ye dönen Mahmut Esat, Ege’de kurulan Kuvá-yı Milliye’nin öncülerinden oldu ve Kuşadası’ndaki Milli Müfreze’nin başına geçti. İlk Meclis’e İzmir Milletvekili olarak girdiğinde, henüz 28 yaşındaydı. 1922’de İktisat Vekili, yani Ekonomi Bakanı yapıldı. 1923 Şubat’ında İzmir’de toplanan ilk İktisat Kongresi onun bakanlığı sırasında yapıldı. 1924 Anayasası’nın hazırlayıcılarından ve Ankara Hukuk Fakültesi’nin kurucusu olan Mahmut Esat, o senenin Kasım’ında Adalet Bakanı yapıldı ve 1930’daki istifasına kadar bu görevde kaldı.



Türk Hukuk Devrimi’nin en önemli yeniliklerinin başında gelen Medeni Kanun ve Ceza Kanunu ile beraber daha birçok değişiklik, Mahmut Esat’ın Adalet Bakanı olduğu sırada uygulamaya kondu. Gerekçeleri, bizzat hazırlıyordu.



Mahmut Esat, 1926’da kabul edilen Medeni Kanun’un gerekçesinde ‘...Dinlerin sadece bir vicdan işi olarak kalması, günümüz uygarlığının esaslarından ve eski uygarlıkla yeni uygarlığın en ayırt edici özelliklerinden biridir. ...Din, ...vicdanlarda kaldıkça saygındır ve temizdir. ...Yüzyılımızın devleti, dini dünyevi hayattan ayırmakla, ona sonsuz bir taht olan vicdanı tahsis etmiştir’ diyordu. Bu sözleri kanunda 1991’de değişiklik yapılması sırasında yeniden gündeme gelecek ve ‘dindar halkı rencide edebileceği’ gerekçesiyle yeni kanun metnine alınmayacaktı.



1930’da bakanlıktan istifa eden Mahmut Esat, milletvekilliğinin yanısıra üniversitelerde Türk İnkıláp Tarihi dersleri verdi, bu arada gazetelere yazılar yazdı ve çok sayıda yayın yaptı. Hayata 21 Aralık 1943’te İstanbul’da, Yeni Sabah Gazetesi’nin Cağaloğlu’ndaki binasında ‘Yürekler Acısı’ başlıklı son yazısını tamamlamasından hemen sonra veda etti ve Kuşadası’ndaki aile kabristanına defnedildi.



Mahmut Esat, asıl şöhretini Bozkurt-Lotus davasının 1926’da Lahey Adalet Divanı’nda görülmesi sırasında Türkiye adına yaptığı savunmayla ve davayı kazanması üzerine elde edecek, kendisine sonraki senelerde Atatürk tarafından ‘Bozkurt’ soyadı verilecekti.



Lahey’deki hukuk zaferini bu heykel temsil ediyordu



1927’nin Türkiye’sinin gündemini en fazla meşgul eden olay, Lahey’deki Adalet Divanı’nda görülen Bozkurt-Lotus Davası idi.



Davanın Adliye Vekili Mahmut Esat’ın zaferiyle neticelenmesi üzerine, Lahey’deki duruşmalara katılan Türk heyeti tarafından batan geminin adından hareketle tunçtan bir bozkurt heykeli yaptırıldı ve heykel Mustafa Kemal Paşa’ya hediye edildi. 29 santim yüksekliğinde olan heykelin kaidesinde eski harflerle ‘Bozkurt Davası Hatırası, Lahey, 7 Eylül 1927’ yazılıydı. 1960’ların sonuna kadar Anıtkabir’de sergilenen heykel, daha sonra Samsun’da açılan Gazi Müzesi’ne gönderildi, birkaç yıl burada teşhir edildi ve daha sonra ortadan kayboldu. 1998’de gazeteci Kemal Çapraz’ın müzenin deposunda tozlar arasında bulduğu heykel, şimdi aynı müzede yine Atatürk tarafından kullanılmış olan bozkurt şeklindeki bir zille beraber sergileniyor.

Avatar
Yusuf Murat 2007-08-29 00:00:23

OCEAN JASPER GEMİSİNİN BU HADİSEDE Kİ KUSUR ORANINI BİLMİYORUZ DAHA..HADİSE GECE OLMUŞ..BALIKÇI TEKNESİNİN SEYİR FENERLERİ NASILDI? NASIL SEYREDİYORDU? BUNLARI BİLMİYORUZ.HANGİMİZ GECE GEMİNİN SERT BİR CİSME ÇARPTIGINI DUYAN TECRÜBELER YAŞAMADIK..GÖZLERİMİZ KULAKLARIMIZ 3-5 DAKİKA AYNI NOKTAYA TAKILMADI..SARKOZY EFENDİ BUNLARI BİLMEDEN OLAYIN PEŞİNİ BIRAKMIYACAM ZONTALIGINA SOYUNMUŞ..YANİ HAKLIDA OLSA HAKSIZDA OLSA OCEAN JASPER CEZALANDIRACAK..



İKİNCİSİ OCEAN JASPER TAM OLARAK NEREDE ALIKONMUŞ VE SU AN BULUNDUGU LİMANA GİRMEYE HANGİ MEVKİDE ZORLANMIŞ..ULUSLARARASI HUKUK İHLALİ VAR MI YOK MU? BU ÇOK AMA ÇOK ÖNEMLİ BENCE..BİZ DE ULUS OLARAK BU İŞİN PEŞİNİ BIRAKMAYALIM O ZAMAN..BIRAKIRSAK NE OLUR? BÜTÜN ARMATÖRLERİMİZ ULUSLARARASI DENİZ HUKUKUNUN DISINDA Kİ MUAMELELERE AÇIK DURUMA GELİR..BENDEN SÖYLEMESİ..

banner209

banner191

banner148

banner145

banner179

banner176