Şanlı Bayrağımıza Çirkin Yakıştırma

İngiliz The Guardian gazetesi, İstanbul kaynaklı yorumunda Boğaz’da dalgalanan Türk bayrakları için “nerdeyse rüzgar türbinleri kadar çirkin” ifadesi kullanıldı.

banner227

Şanlı Bayrağımıza Çirkin Yakıştırma

İngiliz The Guardian gazetesi, İstanbul kaynaklı yorumunda Boğaz’da dalgalanan Türk bayrakları için “nerdeyse rüzgar türbinleri kadar çirkin” ifadesi kullanıldı.

16 Haziran 2007 Cumartesi 11:09
1693 Okunma
Şanlı Bayrağımıza Çirkin Yakıştırma

Guardian Gazetesinden Çirkin Yakıştırma

İngiliz The Guardian gazetesi, kıdemli dış politika muhabiri ve köşe yazarı Jonathan Steele imzalı, İstanbul kaynaklı yorumunda Boğaz’da dalgalanan Türk bayrakları için “nerdeyse rüzgar türbinleri kadar çirkin” ifadesi kullanıldı.

Yorumda şu ifadelere yer verildi:

"Türkiye havada da zihinlerde de bayrağa takmış durumda. Dev, kan kırmızı dikdörtgenler İstanbul Boğazı'nın değişik noktalarındaki yüksek direklerde sallanmakta; neredeyse rüzgar türbinleri kadar çirkinler. En son ortaya çıkanlardan bir tanesi de yat limanı ve lüks dairelerin yer aldığı şık yerleşim bölgesi olan İstinye'nin güzelim yeşil tepesini domine ediyor"

DenizHaber.Com

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
BULEND TEMUR 2007-06-16 12:37:41

Genelde bizim gibi pohpohlanmayı seven millete bu adalar, boğaz, şiş kebab güzel derler, ve akıllarından ne geçirdiklerini düşünmeyiz.



Elbette boğazda yüz yıllardır hayalettikleri ( Sözde Büyük Kırallık ) yani ingiltere bayrağı mı olacaktı. Hayallerinizde görürsünüz.



Aşağıdaki sitedeki 600 adet bayrak şiirinden biri

http://www.antoloji.com/bayrak/siirleri/



+++

Bayrak Bağımsızlık Bayrak Vatandır



Rengini al kanla vermiş her şehit.

Üstünde ay yıldız en büyük şahit.

Bayraksız bir millet köle nihayet.

Bayrak bağımsızlık, bayrak vatandır.



Tarihler boyunca bayrak tacımız.

Can verir uğruna ana bacımız.

Bayrak için ölür yaşlı gencimiz.

Bayrak bağımsızlık, bayrak vatandır.



Bayrak için kükrer asil kanımız.

Bayrağın uğruna feda canımız.

Her taşı bir destan çevre yanımız.

Bayrak bağımsızlık, bayrak vatandır.



Bayrak baş tacıdır ey gafil zalim.

Ebedi bu ulus, yok asla ölüm.

Çanakkale yazar her zaman elim.

Bayrak bağımsızlık, bayrak vatandır.



Bayraksız yaşamaz uluslar asla.

Özgürlük uğruna çok çektik yasla.

Bayrağa kalkan el kırılır sesle.

Bayrak bağımsızlık, bayrak vatandır.



Sığırtmaç kurbandır bayrak uğruna.

Vazgeçmez kurşunlar gelse bağrına.

Şehitler dirilir, gider ağrına.

Bayrak bağımsızlık, bayrak vatandır.



Bursa 26/03/2005



Hüseyin Sığırtmaç



Avatar
FATİH ERCAN 2007-06-17 18:18:22

Türk milletine tarihinde, özellikle son asırlarda, en büyük zaraları veren dünyanın en büyük bozguncuları ingilizlerdir. Zamanımızda da abd aynı misyonu görmektedir. Benim zaten onların bu durumlarından bir kuşkum yoktu, ancak bazen o diplomat tavırlarını koruyamayıp içlerindeki nefreti kusabiliyorlar. Anlaşılan bu yazı da bunlara bir örnek.

Avatar
Yavuz Derman 2007-06-18 14:24:42



bayraklarımız her zaman böyle doğmuştur

halk işlemiştir onları

tüm sevgisiyle

onun parçalarını dikmiştir

bütün yoksulluğuyla

ve yıldızı çivilemiştir

canı gönülden

gökte ya da gömlekte vatanın yıldızı için

bir mavi kesmiştir

ve damla damla

kırmızı doğmuştur.



pablo neruda

Avatar
Ali Yılmaz 2007-06-18 14:28:27

ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü...

kızkardeşimin gelinliği, şehidimin son örtüsü,

ışık ışık, dalga dalga bayrağım,

senin destanını okudum, senin destanını yazacağım.



sana benim gözümle bakmıyanın,

mezarını kazacağım.

seni selamlamadan uçan kuşun,

yuvasını bozacağım.



dalgalandığın yerde ne korku, ne keder...

gölgende bana da, bana da yer ver!..

sabah olmasın, günler doğmasın ne çıkar;

yurda ay-yıldızının ışığı yeter.



savaş bizi karlı dağlara götürdüğü gün,

kızıllığında ısındık;

dağlardan çöllere düşürdüğü gün,

gölgene sığındık.



ey şimdi süzgün, rüzgarlarda dalgalı;

barışın güvercini, savaşın kartalı...

yüksek yerlerde açan çiçeğim;

senin altında doğdum,

senin dibinde öleceğim.



tarihim, şerefim, şiirim, herşeyim;

yer yüzünde yer beğen,

nereye dikilmek istersen,

söyle seni oraya dikeyim!..



arif nihat asya

Avatar
Salih Koruk 2007-06-18 14:38:29

Çetin Altan

"Bir yandan ekonomide dışa açılma, bir yandan Kopenhag kriterlerinin içeriye doğru uzanması ve resmen kabul edilen "Kürt sorunu", oligarşik yapıyı da örselediğinden; Hazine'den geçinmeliler kanadında da can havliyle "siyasal milliyetçiliğe" sarılma, iyice yele kabartmaya başladı ve İstanbul'da minareler paralelinde, bayrak direkleri de boy atıp uzayıverdi

Küreselleşme sürecinin hızlandığı yeni bir çağın başında, doğup büyüdüğüm İstanbul'da ilk kez; Selimiye Kışlası'nın öncülüğünde, nedense çeşitli tepelerle burunlara upuzun direklerde 150 metrekarelik bayraklar dikme ihtiyacı duyuldu...

İstanbul'un zaptından, yani 553 yıldan bu yana, il kez duyulan garip bir ihtiyaçtır bu; hem de İstanbul'un azgın bir taşra yağmasına uğrayarak, "çarpık ve çirkin kentleşme"ye berbat bir örnek olduğu bir sırada...

***

Sanki Boğaz'dan geçen yabancı gemilerle, İstanbul'u gezen turistlere gönderler ve bayraklar boyunda bir mesaj verilmekte:

- Gördük görmedik demeyin, burası bizimdir ha!..

Böyle bir mesaj vermeyi doğuran refleks, nasıl bir kuşkuyla tedirginliğin meyvesi olarak serpilmekte acaba; çünkü pek normal değil.

***

Normal değil, çünkü insan kendi evinin içindeki her odanın kapısına, kendi adını büyük harflerle yazmaya kalkmaz; bu oda da benim, bu oda da benim, der gibi...

Başkent Ankara'nın her tepesine, 36 metre yükseklikteki gönderlere 150 metrekarelik bayraklar çekmek, biraz garip kaçmaz ve tuhaf karşılanmaz mı?

***

Evrensel ekonominin Türkiye üstündeki etkileri; köylülerin sokaklarda yalınayak dolaştığı, tarlalarda kara sabana insanların koşulduğu ve okullarda "çıktık açık alınla on yılda her savaştan" marşlarının söylendiği yıllardan; günümüzün "7 kişiye 1 araba" düştüğü bir döneme getirdi ülkeyi.

Ve köylü ağırlıklı taşra insanı böyle bir değişime hiç hazırlıklı değilken; bir anda çok daha zengin olma hırsına kapılmaya başladı.

***

Zengin olma hırsı, yerel siyasetçi kadrolarıyla da kolkola girip; kadastrosuz Hazine arazisi talanından, kaçak elektrik yolsuzluklarına kadar köpürüp köpüklenedursun...

Kadınsız kahkahasız erkek erkeğe kahvelerinin simgelediği "köylü" formasyonu, keseler şişkinleşse dahi, mesleki bir kimlikten yoksundu.

Hiyerarşik payelenmede "makam" sahipliğinin önde geldiği "oligarşik" bir yapıda; özellikle kasaba sermayedarı, TÜSİAD düzeyinde evrenselleşme rotasının çok dışında kaldı.

Ve ya siyasal milliyetçiliğe kaydı, ya siyasal tarikat müritliğine...

***

1947'de ABD'nin baskısıyla başlayan "karayolları seferberliği" sonucu, İstanbul, tam bir taşra yağmasına uğrayınca...

Beyoğlu-Harbiye-Nişantaşı-Maçka-Bebek-Moda-Kadıköy-Suadiye alafrangası; öncelikle gitgide minareleri de iyice uzayarak pıtıraklaşan taze camilerin gölgesinde erimeye yüz tuttu...

***

Bir yandan ekonomide dışa açılma, bir yandan Kopenhag kriterlerinin içeriye doğru uzanması ve resmen kabul edilen "Kürt sorunu", oligarşik yapıyı da örselediğinden; Hazine'den geçinmeliler kanadında da can havliyle "siyasal milliyetçiliğe" sarılma, iyice yele kabartmaya başladı ve İstanbul'da minareler paralelinde, bayrak direkleri de boy atıp uzayıverdi.

***

Türkiye'de; kendine göre bir kalkınma temposunun nabız atışları duyulmada... İhracatın 83 milyar dolara, turizm girdilerinin 20 milyar dolara çıkmasıyla övünenler gırla...

Ama "gelişme" ayrı bir kalite ve birikim istiyor.

O nedenle de gerek "kışla" parfümlü, gerek "cami" parfümlü siyaset; küreselleşme sürecinden kaygılanıyor ve İstanbul'a uzun minareli camilerle, uzun direkli büyük bayraklar dikerek:

- Burası bizim ha...

Deme ihtiyacını duyuyor.

***

Geçenlerde Murat Belge, yüksek direkli büyük bayrak gösterisinin, ırkçı bir faşizme doğru meyillenme işareti de olabileceği üstünde duruyor ve iç çalkantıları koyulaştırma sakıncasına dikkati çekiyordu.

Velhasıl 553 yıldan bu yana ilk kez İstanbul'a dikilen o 35 metre uzunluğundaki 150 metrekarelik bayraklar, çok doğal görünmüyor 21. yüzyıllı bilimsel bakışlara...

***

Yavuz Selim, 1517'de aldı Mısır'ı... Mısır, 300 yılı aşkın bir süre Osmanlı egemenliği altında kaldı.

Kimsenin aklına düşmedi eski Mısır hiyerogliflerini çözme merakı.

***

Napoléon Bonaparte, 1798-99 arasında şöyle bir uğradı Mısır'a...

Birden Mısır hiyerogliflerini çözme merakı başladı Paris'te.

Ve 1824'te Champolléon, hiyeroglifik yazının da fonetik olduğunu saptadı.

Bu konuda BBC'nin hazırladığı ayrıntılı bir belgeseli, NTV kanalı yayınlıyor şimdilerde...

***

Ta lise yıllarından bu yana, bizim sultanların neden hiyeroglifi hiç merak etmemiş olmaları yüreğimi çimdirir.

Şayet merak etselerdi, kim gerek duyardı ki, İstanbul'da tepelerle burunlara upuzun gönderli büyük bayraklar dikerek:

- Gördük görmedik demeyin, burası bizim ha, demeye...

***

Sorun, İstanbul'a büyük bayraklar dikmekte değil, onun doğal güzelliğiyle tarihsel kimliğine "uzay çağı"nda da evrensel bir kalitede layık olabilmekte...



c.altan@prizma.net.tr

Avatar
Şebnem Muzcu 2007-06-18 14:43:31

istanbul'daki on dev bayrak sonrası şirketlerin mini dev ebatlardaki girişimleriyle devam eden, ertuğrul özkök'ün desteklediği ruh hali. daha önce bu fenomene entel dantel çemkirirken, işte bu işyerlerindeki ikinci aşama sonrasında birden psikolojimi doğrudan etkileyen bir hal aldı mesele.

şöyle ki, bundan bir kaç ay önce evimin salonunun bir penceresinden bakınca plazamsı bir şirket binası, o şirketin üzerinden de gökyüzü ve belli belirsiz boğaz köprüsünün silüeti görünmekteydi. ama sözkonusu şirket tam bu manzaranın önüne ansızın bir bayrak dikmeye karar verdi. böylece benim de bayrağın kutsallığı ile kişisel imtihanım başlamış oldu.

şimdi durum şöyle: salonun yarısını kaplayan ve neredeyse yere kadar inen bir pencere ve o pencerenin dörtte birini kaplayan kıpkırmızı bir bayrak. baktığınızda bayrak o kadar yakındaymış gibi duruyor ki dalgalandığı zaman suratıma çarpacakmış gibi geliyor, geri çekiliyorum. hadi ondan da geçtim. sorunu daha da çetrefilleştiren benim bu kadar yakınımda bayrak olunca nasıl davranacağımı bilememem. öyle şey olur mu demesin kimse. oluyormuş. bayrağın kutsallığı hakkında ne düşünürsem düşüneyim, çocukluktan gelen bir şartlanma var. camiiye girerken başını kapatmak gibi başkasının kutsal kabul ettiği bir şeye saygısızlık etmemek tarzı incelikler var. mesela sabah uyanıyorum, salona geliyorum, uyku mahmuru bayrağı görüyorum ve bir anda hazır ola geçiyorum. bu aşamayı atlatıp kahvemi ve gazetelerimi alıyorum, tam koltuğa yayılacağım, bir şeyler dürtüyor:

-kızım, bayrağa karşı da böyle ayaklarını uzatarak oturulmaz ki.

neyse, bayrağı unutayım diye bu sefer de yerimi değiştiriyorum. içimdeki ses yine faaliyete geçiyor:

-kızım, bayrağa sırt dönülür mü?

eh gerisini siz hayal edin, insanın kendi evinde girdiği binbir şekil var. sürekli bir bayrağın önünde olmanın getirdiği ilginç bir gerginlik üzerimde. eve gelen misafirler bile bayrağı görünce irkilip, çok tuhaf bir his olduğunu söylüyorlar. bir akşam içiyoruz, arkadaşın teki

-yaa, kapat şu perdeyi, insan elini ayağını neresine koyacağını bilemiyor,

diyerek duruma müdahale etti. eh, zaten perdeyi kapalı tutmak benim de akıl ettiğim bir şey ama o zaman da kendi evimde perde kapalı yaşamaya mecbur edilmek beni isyan ettiriyor.

Avatar
Deva Demirel 2007-06-18 14:54:48

http://img395.imageshack.us/img395/5724/bigpatriotismph8.jpg



bir ülkede ne kadar çok yozlaşma, kirlilik ve hukuksuzluk varsa yapılan bayrak da o kadar büyük olur çünkü bayrak bunları örtmek ve ardına saklamak için istismar edilen sahte ve içi boş neo-ulusçuluk düşüncesinin bir simgesidir varsayımını doğrulayan durum.bayrağa saygımız sonsuzdur, burada tenkit edilen durum bu simgenin suistimalidir.

ekonomisiyle, bilimiyle, sanatıyla, hukuğuyla, demokrasisiyle büyük bir ülke yaratamamış, atalarının başarılarını kendi başarısı gibi görüp bununla kendini avutan , kısa vadeli çıkarı için birbirine kazığın hasını atıp gelecek nesilleri yakmış, kendine emanet edilen toprağın hakkını verememiş, başarısızlığının sebebini "dış mihraklar" olarak gören, hatalarından ders almayan, kendi uydurduğu yalanlara kendi inanan milletlerin takıntılarından biri.

"bayrakların direklerini ne kadar yükseltirseniz yükseltin, bayraklar o ülkeden ilk kez nobel ödülü almış bir yazar kadar görünemiyor dünyadan... bunu anlamak o kadar zor mu kuzum?"

Ç.ALTAN

Avatar
Agah Üzüm 2007-06-18 15:07:43

insanlara verecek bir şey kalmayınca bayrakların boyu büyüyor, birilerinin son sığınağı vatan sevgisi oluyor.

bu dev bayraklarin altinda hangi ihaleler peskes cekilecek, hangi rantlar paylasilacak, hangi albayrak ferdine yeni is sahasi acilacak, bu kasaba politikacilari sark kurnazlari ulkenin dibine son dinamiti ne zaman patlatacak merak dahi etmiyorum…zira milliyetcilikte ornek aldiklari israil dunyanin pimini cekmis olen her cocukla geriye dogru sayiyoruz zaten …



samuel johnson'ın

"bütün alçakların son sığınağı vatanseverliktir"

"milliyetçilik ayak takımının son sığınağıdır"

banner209

banner191

banner148

banner145

banner179

banner176