Petrolün Varili 100 Dolara Düştü

Ham petrol New York’ta yüzde 1.8 oranında düşerek varil başına 100.2 dolar oldu

banner227

Petrolün Varili 100 Dolara Düştü

Ham petrol New York’ta yüzde 1.8 oranında düşerek varil başına 100.2 dolar oldu

26 Mart 2008 Çarşamba 00:11
1658 Okunma
Petrolün Varili 100 Dolara Düştü

Petrolün Varili 100 Dolara Düştü

Ham petrol New York’ta, ABD ekonomisinin yavaşlamasının tüketimi azaltacağı ve doların kazancının düşeceği endişeleriyle yüzde 1.8 oranında düşerek varil başına 100.2 dolar oldu. Petrol geçen hafta yüzde 7.6 oranında değer kaybetmişti. Goldman Sachs’ın 20 Mart’ta yayınladığı rapora göre, ABD’de ham petrol fiyatları, ekonomi büyümenin yavaşlaması sonrasında işlemcilerin emtia piyasalarından çıkmasıyla baharda 90 dolara düşecek. (AA)

DenizHaber.Com

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
yıldırım DELİDUMAN 2008-03-26 10:55:54

Ben Kenya'dan gelen siyah bir adamla Kansaslı beyaz bir kadının oğluyum. Büyük Ekonomik Bunalım'dan sağ salim çıktıktan sonra ll. Dünya Savaşı'nda Patton'un ordusunda görev yapan beyaz bir büyükbaba ile kocası okyanusun diğer yakasındayken Fort Leavenworth'daki bir bombardıman uçağı montaj hattında çalışan beyaz bir büyükannenin yardımıyla büyütüldüm. "Biz, daha mükemmel bir birlik kurmak için birleştik". 221 yıl önce, hâlâ bu sokakta bulunan bir salonda biraraya gelen bir grup adam, bu basit cümleyle Amerika'nın olağanüstü demokrasi deneyimini başlattı. Çiftçiler ve akademisyenler; devlet adamları ve vatanseverler, yani tiranlıktan ve baskıdan kaçmak için bir okyanusu aşan insanlar, bağımsızlık bildirgelerini nihayet Philadelphia'da, 1787 yılının bütün bir ilkbahar mevsimi boyunca süren bir kongrede açıkladılar. Ortaya koydukları belge bu kongrenin sonucunda imzalandı, ama tamamlanmış bir belge değildi bu. Bu ülkenin kendine özgü kölelik günahı ile lekelenmişti. Bu sorun, kurucular köle ticaretinin en az 20 yıl daha sürmesine ve yasanın, son halini alacak biçimini gelecek kuşaklara bırakmaya karar verene dek kolonileri böldü ve kongreyi çıkmaza sürükledi. Elbette kölelik sorununun cevabı, tam odağında hukuk temelinde eşit vatandaşlık ideali barındıran Anayasamıza nakşedilmişti; zira halkına, özgürlük, adalet ve zamanla kusursuzlaştırılması mümkün ve zaruri bir birlik sözü veriyordu. Ancak parşömene yazılan kelimeler, köleleri zincirlerinden kurtarmaya veya her renkten ve inançtan kadın ve erkeğe ABD vatandaşları sıfatıyla tam haklarını ve yükümlülüklerini sağlamaya yetmeyecekti. Bunu sağlamak için sonraki kuşaklara mensup Amerikalıların sokaklarda ve mahkemelerde protestolar ve mücadele yoluyla bu görevi sırtlanmaya gönüllü olmaları gerekecekti. Söz verdiğimiz ideallerle dönemin gerçekliği arasındaki mesafeyi daraltmak uğruna bir iç savaş verildi ve sivil itaatsizlik eylemleri düzenlendi, bunlar bizi her daim büyük risklerle yüzyüze bıraktı. Bu ülke bir tercihle karşı karşıya. Bölünmeyi, çatışmayı ve karamsarlığı çoğaltan bir politikayı kabul edebiliriz. Bunu yapabiliriz. Fakat bunu yaparsak, size bir sonraki seçimde yeni düş kırıklıkları hakkında konuşacağımızı söyleyebilirim. Ve sonra bir yenisi daha. Ve bir yenisi daha. Ve hiçbir şey değişmeyecek. Seçeneklerden biri bu. Ya da tam şu an, bu seçimde, biraraya gelip, "Bu kez hayır" diyebiliriz. Bu kez siyah çocukların, beyaz çocukların, Asyalı çocukların, Hispanik çocukların ve Yerli çocukların geleceğini çalan kötü okullardan konuşmak istiyoruz. Bu kez bize bu çocukların öğrenemediğini; bize benzemeyen çocukların başkalarının sorunu olduğunu söyleyen sinizmi reddetmek istiyoruz. Amerika'nın çocukları başkalarının çocukları değil, bizim çocuklarımız ve onların 21. asır ekonomisinin gerisine düşmesine için vermeyeceğiz. Bu kez vermeyeceğiz. Bu kez Acil Servisler'deki kuyrukların sağlık güvencesi olmayan beyazlarla, siyahlarla ve Hispaniklerle nasıl dolu olduğundan, tek başlarına Washington'daki özel çıkarlarla başa çıkacak gücü olmayan, fakat biraraya geldikleri takdirde o güce sahip olacak insanlardan konuşmak istiyoruz. .... Bu kez birlikte hizmet eden, birlikte mücadele eden ve aynı şerefli bayrağın altında birlikte kanlarını döken her renkten ve kökenden erkek ve kadınlardan konuşmak istiyoruz. Onları asla onay verilmemiş ve asla başlatılmamış olması gereken bir savaştan çekip evlerine nasıl döndürebileceğimizi konuşmak istiyoruz. Vatanseverliğimizi onlara ve ailelerine kol kanat gererek, onlara hak ettikleri ayrıcalıkları vererek nasıl göstereceğimizi konuşmak istiyoruz. Amerikalıların büyük çoğunluğunun ülkesi için istediğinin bu olduğuna tüm kalbimle inanmasaydım Başkanlığa aday olmazdım. Bu birlik asla kusursuz olmayabilir, fakat kuşaklar geçtikçe her daim kusursuz olmak için çabalayabileceğini göstermiştir. Ve bugün bu ihtimale dair kendimi ne zaman şüphede veya karamsar hissetsem, gelecek kuşakları; tavırları, inançları ve değişime açıklıklarıyla bu seçimde çoktan tarih yazan genç insanları düşünüyorum. Bana en büyük umudu onlar veriyor.

"Biz, daha mükemmel bir birlik kurmak için birleştik". 221 yıl önce, hâlâ bu sokakta bulunan bir salonda biraraya gelen bir grup adam, bu basit cümleyle Amerika'nın olağanüstü demokrasi deneyimini başlattı. Çiftçiler ve akademisyenler; devlet adamları ve vatanseverler, yani tiranlıktan ve baskıdan kaçmak için bir okyanusu aşan insanlar, bağımsızlık bildirgelerini nihayet Philadelphia'da, 1787 yılının bütün bir ilkbahar mevsimi boyunca süren bir kongrede açıkladılar. Ortaya koydukları belge bu kongrenin sonucunda imzalandı, ama tamamlanmış bir belge değildi bu. Bu ülkenin kendine özgü kölelik günahı ile lekelenmişti. Bu sorun, kurucular köle ticaretinin en az 20 yıl daha sürmesine ve yasanın, son halini alacak biçimini gelecek kuşaklara bırakmaya karar verene dek kolonileri böldü ve kongreyi çıkmaza sürükledi.

Elbette kölelik sorununun cevabı, tam odağında hukuk temelinde eşit vatandaşlık ideali barındıran Anayasamıza nakşedilmişti; zira halkına, özgürlük, adalet ve zamanla kusursuzlaştırılması mümkün ve zaruri bir birlik sözü veriyordu. Ancak parşömene yazılan kelimeler, köleleri zincirlerinden kurtarmaya veya her renkten ve inançtan kadın ve erkeğe ABD vatandaşları sıfatıyla tam haklarını ve yükümlülüklerini sağlamaya yetmeyecekti. Bunu sağlamak için sonraki kuşaklara mensup Amerikalıların sokaklarda ve mahkemelerde protestolar ve mücadele yoluyla bu görevi sırtlanmaya gönüllü olmaları gerekecekti. Söz verdiğimiz ideallerle dönemin gerçekliği arasındaki mesafeyi daraltmak uğruna bir iç savaş verildi ve sivil itaatsizlik eylemleri düzenlendi, bunlar bizi her daim büyük risklerle yüzyüze bıraktı.

.....

Ben Kenya'dan gelen siyah bir adamla Kansaslı beyaz bir kadının oğluyum. Büyük Ekonomik Bunalım'dan sağ salim çıktıktan sonra ll. Dünya Savaşı'nda Patton'un ordusunda görev yapan beyaz bir büyükbaba ile kocası okyanusun diğer yakasındayken Fort Leavenworth'daki bir bombardıman uçağı montaj hattında çalışan beyaz bir büyükannenin yardımıyla büyütüldüm.

.....

Bu kampanyanın ilk yılı boyunca, bütün tahminlerin aksine, Amerikan halkının bu birlik mesajına ne kadar aç olduğuna tanık olduk. Adaylığıma tümüyle ırksal bir gözle bakma eğilimine rağmen, ülkenin beyaz nüfusun en yoğun olduğu bazı eyaletlerinde ezici zaferler kazandık. Bu ırkın kampanyadaki etkili unsurlardan biri olmadığı anlamına gelmiyor. Kampanyanın çeşitli aşamalarında bazı yorumcular benim hakkımda ya 'fazla siyah' ya da 'yeterince siyah değil' ifadelerini kullandılar. Ancak son birkaç haftadır ırk tartışması bu kampanya dahilinde bilhassa bölücü bir nitelik kazandı. Yelpazenin bir ucunda, adaylığımın her nasılsa bir pozitif ayrımcılık deneyi; yani şaşkın liberallerin ırksal uzlaşmayı ucuza getirme arzusunun bir tezahürü olduğu imasını işittik. Diğer uçta ise eski vaizim Peder Jeremiah Wright'ın, ırksal ayrımı çoğaltma potansiyeli taşımakla kalmayıp ülkemizin büyüklüğünü ve iyiliğini karalayan görüşlerini dinledik. Bu sözler haliyle hem beyazları hem de siyahları incitti.

....

Fakat bu son fırtınaya yol açan sözler sadece tartışmalı değildi. Bir dini liderin hissedilen adaletsizliğe karşı sesini yükseltme çabasından ibaret de değildi. Tam tersine bu ülkeye dair tümüyle çarpıtılmış bir görüşü ifade ediyordu. Bu görüşe göre ırkçılık salgın bir hastalıktı ve Amerika ile ilgili doğru bildiklerimizin hepsi aslında yanlıştı. Yanı sıra Ortadoğu'daki ihtilafların kökeninde, radikal İslam'ın sapık ve nefret dolu ideolojilerinden ziyade, İsrail gibi sağlam müttefiklerimizin yaptıkları yatıyordu. Velhasıl Peder Wright'ın sözleri birliğe ihtiyaç duyduğumuz bir dönemde sadece yanlış değil, bölücüydü; iki savaş, terör tehdidi, kötüye giden ekonomi, sağlık hizmetlerindeki kronik kriz ve yıkım potansiyeli taşıyan iklim değişikliği gibi, sadece siyah, beyaz, Latin veya Asyalıları değil, hepimizi ilgilendiren bir dizi devasa sorunu çözmek için biraraya gelmemiz gereken bir dönemde ırk üzerinden yapılan bir kışkırtmaydı.

....

Gerçek şu: Son haftalarda yapılan yorumlar ve su yüzüne çıkan meseleler, bu ülkede ırka dair yaşanan güçlükleri yansıtıyor. Bu mesele üzerinde, henüz kusursuz hale getiremediğimiz birliğimizin bir parçası mahiyetinde hiçbir zaman gerçekten çalışmadık. Ve şimdi bundan kaçarsak, basitçe güvenli köşelerimize geri çekilirsek, biraraya gelmeyi ve sağlık hizmeti veya eğitim ya da her Amerikalıya iyi bir iş bulmak gibi sorunları çözmeyi asla başaramayız. Bu gerçekliği anlamak, bu noktaya nasıl geldiğimizi hatırlamaktan geçiyor. William Faulkner'ın da vaktiyle yazdığı gibi, "Geçmiş ölmüş ve gömülmüş değildir. Aslında geçmiş bile değildir." Bu ülkedeki ırksal adaletsizlik tarihini burada tekrar sayıp dökmemize gerek yok. Fakat şunu da hatırlamalıyız: Bugün Afrikalı-Amerikalı toplumda mevcut olan birçok sorunun izi doğrudan doğruya, köleliğin ve Jim Crow'un acımasız mirasından çeken önceki kuşağın yaşadığı eşitsizliklerde bulunabilir. Irka göre ayrılmış okullar ikinci sınıf okullardı ve şimdi de öyle; Brown-Eğitim Kurulu davasının üzerinden 50 yıl geçti, fakat bu meseleyi hâlâ halletmiş değiliz. O dönemde ve şu an verilen ikinci sınıf eğitim bugün siyah ve beyaz öğrenciler arasındaki yaygın başarı uçurumunu izah etmeye yardımcı oluyor.

....

Siyah erkekler arasındaki ekonomik fırsat noksanlığı ve bu insanların ailelerini geçindireremekten dolayı yaşadığı utanç ve rahatsızlık, siyah ailelerin yıpranmasına yol açtı; onca yılın refah politikalarının daha da kötüleştirmiş olabileceği bir sorundur bu. Ve çok sayıda siyah mahallede temel hizmetlerin eksikliği (çocukların oynayacağı parkların olmaması, polis devriyelerinin dayağı, çöplerin toplanmaması ve bina kodlama uygulaması), hepimizin muhitine bir şekilde uğrayan bir şiddet döngüsünün, keşmekeşin ve cehaletin ortaya çıkmasına neden oldu. Peder Wright ve onun kuşağından diğer Afrikalı-Amerikalıların içinde yetiştiği gerçeklik budur. Irklara göre ayırmanın hala ülkenin yasası olduğu ve fırsatların sistemli bir şekilde kısıtlandığı 50'lerin sonunda, 60'ların başında büyüdüler. Çarpıcı olan ayrımcılığın karşısında kaçının başarısız olduğundan ziyade, kaç kadının ve erkeğin engellerin üstesinden geldiğidir; arkalarından gelecek benim gibiler için duvarda bir delik açmayı kaçının başarabildiğidir.

Fakat Amerikan Rüyası'nın bir parçacığına sahip olmak için dişiyle tırnağıyla bir yol bulabilen herkes için, ayrımcılık nedeniyle o veya bu şekilde yenilip çıkış bulmayı başaramayan birçok insan da vardı. Bu yenilgi mirası gelecek kuşaklara; umudu veya gelecek beklentisi olmaksızın sokak köşelerinde dikilirken veya hapishanelerimizde çile doldururken gördüğümüz o genç adamlara kaldı. Çıkış yolu bulmayı başaran siyahlar için bile ırk ve ırkçılık meseleleri, dünya görüşlerini köklü bir şekilde belirlemeye devam etti. Peder Wright'ın kuşağından erkekler ve kadınlar için aşağılanma, kuşku ve korkudan menkul hatıralar silinmiş değil; keza o yılların öfkesi ve keskinliği de. O öfke beyaz mesaidaşların veya beyaz dostların önünde açıkça ifade edilmemiş olabilir. Fakat berberlerde veya bir mutfak masasının etrafında dile getiriliyor. Bazı zamanlar o öfke siyasetçiler tarafından, ırksal hatlar üzerinden oy toplamak için sömürülüyor; bazı siyasetçiler kendi başarısızlıklarının üstünü bununla örtüyor.

Bu insanlar kendi geleceklerinden kaygılı ve düşlerinin yok olduğunu hissediyorlar; durgunluk dalgalarından ve küresel rekabetten menkul bir çağda, fırsat denilen şey, benim düşlerimin sizin düşleriniz pahasına gerçekleştiği bir 'ölüm-kalım' oyunu olarak görülüyor. Bu yüzden onlara çocuklarını okula göndermek için otobüse bindirmeleri söylendiğinde; bir Afrikalı-Amerikalının kendilerinin hiç dahli olmadığı bir adaletsizlik nedeniyle iyi bir iş bulmak veya iyi bir koleje yazılmak konusunda bir avantaj elde ettiğini duyduklarında; varoşlardaki suça dair korkularının her nasılsa önyargılı olduğunu işittiklerinde, hınçları da artıyor.

....

İşte şu an bu noktadayız. Bu, yıllardır çakılıp kaldığımız ırksal bir çıkmaz. Beni eleştiren bazı siyah ve beyazların iddia ettiğinin aksine, ırksal ayrımlarımızın üstesinden tek bir seçim dönemi veya tek bir aday, özellikle de benim gibi eksikleri olan bir aday marifetiyle gelebileceğimize inanacak kadar saf olmadım. Fakat güçlü bir kanaat öne sürüyorum; Tanrı'ya ve Amerikan halkına duyduğum inanca dayanan bir kanaat bu: Birlikte çalışarak eski ırksal yaralarımızın bazılarını sarabiliriz ve daha kusursuz bir birlik yolunda yürümeye devam edeceksek başka seçeneğimiz de yok. Afrikalı-Amerikalı toplumu için bu yol, geçmişimizin yüklerini, o geçmişin kurbanları haline gelmeden sırtlanmak anlamına geliyor. Amerikan hayatının her veçhesinde tam adalet için ısrar etmeyi sürdürmek anlamına geliyor. Fakat aynı zamanda daha iyi sağlık hizmeti, daha iyi okullar ve daha iyi işler için ortaya koyduğumuz taleplere de sıkı sıkıya sarılmak anlamına geliyor. Bu bütün Amerikalıların, duvarları aşmak için mücadele eden beyaz kadının, işinden atılmış beyaz erkeğin, ailesini doyurmaya çalışan göçmenin de arzusudur. Ve babalarımızından daha fazlasını talep etmek, çocuklarımıza daha fazla zaman ayırmak, onlara kitap okumak ve onlara kendi hayatlarında zorluklar ve ayrımcılıkla karşılabileceklerini, ama asla umutsuzluğa veya karamsarlığa kapılmamaları, kendi kaderlerini çizebileceklerine her zaman inanmaları gerektiğini öğretmek, yani bu şekilde hayatlarımızın sorumluluğunu tam olarak üstlenmemiz anlamına geliyor.

.....

Peder Wright'ın vaazlarının temel hatası, toplumumuz dahilinde ırkçılık hakkında konuşması değil. Toplumumuzdan değişmezmiş gibi, hiçbir ilerleme olmamış gibi, onun toplumundan biri için ülkenin en yüksek makamına talip olmayı ve beyazla siyahın, Latinle Asyalının, yoksulla zenginin, gençle yaşlının koalisyonunu inşa etmeyi mümkün kılan bizzat bu ülke değilmiş gibi, bu ülke hâlâ geri dönüşsüz biçimde trajik bir geçmişe mahkummuş gibi söz etmesi. Fakat bildiğimiz ve gördüğümüz şu ki, Amerika değişebiliyor. Bu ulusun gerçek dehası da bu. Şu ana dek başardıklarımız, yarın neye ulaşabileceğimiz ve ulaşmak zorunda olduğumuz konusunda bize cesaret ve umut veriyor.

....

Bu ülke bir tercihle karşı karşıya. Bölünmeyi, çatışmayı ve karamsarlığı çoğaltan bir politikayı kabul edebiliriz. Bunu yapabiliriz. Fakat bunu yaparsak, size bir sonraki seçimde yeni düş kırıklıkları hakkında konuşacağımızı söyleyebilirim. Ve sonra bir yenisi daha. Ve bir yenisi daha. Ve hiçbir şey değişmeyecek. Seçeneklerden biri bu. Ya da tam şu an, bu seçimde, biraraya gelip, "Bu kez hayır" diyebiliriz. Bu kez siyah çocukların, beyaz çocukların, Asyalı çocukların, Hispanik çocukların ve Yerli çocukların geleceğini çalan kötü okullardan konuşmak istiyoruz. Bu kez bize bu çocukların öğrenemediğini; bize benzemeyen çocukların başkalarının sorunu olduğunu söyleyen sinizmi reddetmek istiyoruz. Amerika'nın çocukları başkalarının çocukları değil, bizim çocuklarımız ve onların 21. asır ekonomisinin gerisine düşmesine için vermeyeceğiz. Bu kez vermeyeceğiz.

Bu kez Acil Servisler'deki kuyrukların sağlık güvencesi olmayan beyazlarla, siyahlarla ve Hispaniklerle nasıl dolu olduğundan, tek başlarına Washington'daki özel çıkarlarla başa çıkacak gücü olmayan, fakat biraraya geldikleri takdirde o güce sahip olacak insanlardan konuşmak istiyoruz.

....

Bu kez birlikte hizmet eden, birlikte mücadele eden ve aynı şerefli bayrağın altında birlikte kanlarını döken her renkten ve kökenden erkek ve kadınlardan konuşmak istiyoruz. Onları asla onay verilmemiş ve asla başlatılmamış olması gereken bir savaştan çekip evlerine nasıl döndürebileceğimizi konuşmak istiyoruz. Vatanseverliğimizi onlara ve ailelerine kol kanat gererek, onlara hak ettikleri ayrıcalıkları vererek nasıl göstereceğimizi konuşmak istiyoruz.

Amerikalıların büyük çoğunluğunun ülkesi için istediğinin bu olduğuna tüm kalbimle inanmasaydım Başkanlığa aday olmazdım. Bu birlik asla kusursuz olmayabilir, fakat kuşaklar geçtikçe her daim kusursuz olmak için çabalayabileceğini göstermiştir. Ve bugün bu ihtimale dair kendimi ne zaman şüphede veya karamsar hissetsem, gelecek kuşakları; tavırları, inançları ve değişime açıklıklarıyla bu seçimde çoktan tarih yazan genç insanları düşünüyorum. Bana en büyük umudu onlar veriyor. 23/03/2008 Radikal 2

banner209

banner191

banner148

banner145

banner179

banner176